"Hassas bir kalbe sahipsen dünya seni elbette incitir."
Dostoveyski.
9 Mart 2014.
Sarılmak, sözlük anlamı tam olarak ne bilmiyordum ama bana göre bir ruhun tamamlanışıydı. Sana başka bir ruh ellerini uzatıp bende varım diyordu sanki... Oldum olası huzurlu hissettiğim tek şeydi. Kendimi hiç düşünmeden güvenmediğim kollara atarım anlamında demiyordum bunu, bana göre birine sarılmak onunla ruhunu paylaşmaktı. Sarılmak için güven gerekti.
Puding karıştırken düşüncelerimizin derinliği ile odaklanıp düşünmemizin derinliği asla aynı değildi, ne kadar odaklanırsam odaklanayım en iyi puding karıştırırken düşünebiliyordum.
Pudingin dibini tutturmamak için olağanüstü çaba sarf ediyordum. Sağ el bileğimi antremanda incitmiştim, acısı tahmin ettiğim gibi sonradan çıkıyordu.
Aygazın altını kapattığımda puding tenceresini tezgaha koydum. Telefon bildirimlerimi kontrol ederken Buğra'dan gelen mesaja yukarıdan göz atmıştım;
Buğra: Bileğin nasıl oldu? Suçlu hissediyorum, silahı elinden almaya çalıştığım için özür dilerim. Görürsen cevap ver lütfen Açelya, seni merak ediyorum...
Üstten okuyabildiğim kısım bu kadardı, nefesimi vererek mesajına tıklayarak devamını okumaya başladım,
Buğra: Açelya bileğin kötü biliyorum hatta Sezgin'i ikna etmeye çalıştım ama operasyona senin öncülük etmeni istiyor. Bunu reddettiğini ona mesaj atarak belirt lütfen. Senin yerine ben gideyim unutma amacım yerini almak değil duydun mu? Sadece dinlenmeni istiyorum.
Benim yöneteceğim bir operasyon?
İşte şimdi kendimi daha iyi hissediyordum. Beni düşünmek istemesini anlayabiliyordum ama Sezgin'in teklifini reddedemeyecektim.
Buğra'ya haber vermediğim için özür mesajı atarak iyi olduğumu yazmıştım, vicdanımı rahatlatmak için operasyonu kabul edeceğimi ve bunun için ondan özür dilemeyeceğimi de eklemiştim.
Ben pudingleri kaplara yerleştirirken Buğra'dan bir mesaj daha gelmesiyle telefonum titredi,
Buğra: İtiraz etmeyeceğim ama beni de operasyona dahil etmeni istiyorum hatta rica ediyorum.
Operasyon için kafamda daha şimdiden plan vardı. Ne operasyonu olduğu hakkında fikrim yoktu ama Sezgin beni istediğine göre gayet tehlikeli ve heyecanlı bir görev olacağı kesindi.
Buğra ile aramızdaki ilişki bir yana keskin nişancılığı gerçekten iyiydi bunun için hangi operasyonu yönetirsem yöneteyim onu yanımda isterdim. O da aynı şekilde her halükarda beni operasyona dahil ederdi. Sırf ben onun için omzumdan vuruldum diye kendine operasyona çıkma cezası verebilen bir operasyon yöneticisiydi. Onun adaletine inanıyordum.
Sezgin'in mesaj sayfasına girdiğimde bana bir tane bile mesaj atmadığını fark etmiştim. Normalde benimle iyi anlaşmaya çalışır hatta ne dersem yapmaya çalışırdı. Çünkü biliyordu, beni dinlemedikleri zaman aksilik peşlerini bırakmıyordu ya da bırakamıyordu bu da benim garip bir ileri görüş yeteneğimdi ya da sadece tahminden ibaretti.
Şaşırdığım tek bir nokta vardı o da Sezgin'in araya aracı sokmasıydı, her ne kadar bu kişi Buğra olsa bile.
Sezgin aslında tipik lider özellikleri taşıyordu, aslında kimsenin onu lider olarak taktığı yoktu özellikle de benim.
Akademi binasına gittiğimizde sözü geçiyordu çünkü orada sadece yapacağımız işi nedenleri ile anlatıyordu. Buradaki kimse salak değildi, bir şeyleri asla nedensiz yapmazdık. Bunun uğruna çok kavgalar olmuştu, hepsinde de bir şekilde biz haklı çıkmıştık. Sezgin hiç birimizden çok haz etmezdi, ama bize ihtiyacı vardı. Bazı zamanlar özellikle bana ihtiyacı varmış gibi davranıyor hatta planları bile benim yapmama izin veriyordu. Akademideki tek kız ben değildim, bir de Öykü vardı. Ama tam eğitimi bitmiş değildi, tabii bu onların deyimiyle bana göre ortada eğitim bile yoktu.
YOU ARE READING
HİCRAN
Teen FictionAma onca işini mahvettik, neden şantaj yapmadı bize? Bu işte bir iş var," verdiğim tepkiler Deha'yı eğlendiriyordu. Anlatacağı şeyi çoktan anlamıştım ama ondan duymak istiyordum. "Aynen öyle bu işte bir iş var ve tarihe yazılacak bir işbirliği," • H...
