Suların belli bir ahenkle kıyıya vururken çıkardığı sesler içimde huzurlu bir his yaratıyordu. Bunun dışında başka hiçbir ses duyamıyordum. Gözüme yansıyan ışık huzmesi hafiften gözümü acıtmaya başlamıştı ve güneş ışınlarının vücuduma her değişinde vücudum alev alıyormuş gibi hissediyordum. Bu his gitgide daha fazla artıyordu. Nerede ve ne halde olduğum hakkında hiçbir fikrim yoktu. Beynimi biraz zorlayınca en son kayalıklardan düşüşümü hatırladım ve içimdeki korkuyla bir betondan daha ağır olan göz kapaklarımı aralamaya çalıştım. Birkaç zorlamada göz kapaklarım biraz aralanabildi ve ışık huzmesinden yüzünü seçemediğim ve sarışın kıvırcık saçlı olduğunu anladığım kaslı bir çocuk bana doğru bakıyordu. Aman Tanrım! Cennetteyim.
"Uyandı galiba, Ceyda?" dedi cennetten bana bakan huri. Sesi sanki en güzel şarkının melodisi gibi bir ahenkte çıkmıştı. Elinde sesinin tınısına eşlik eden bir arpta olabilirdi. Bu zamana kadar neden ölmemiştim ki?
"O gülüyor mu gerçekten?" Kim olduğunu anlayamadığım, uzaktan boğuk bir şekilde gelen ses bunu söylemişti. Bu kimdi ki? Zebani. Fakat bir kadın sesiydi. Belki de bu tarafın hakimi kadınlardı ve dünya gerçekten tersine dönmüştü. Daha fazla göz kapaklarımın ağırlığına dayanamadım ve yenik düşerek tekrar karanlıklara daldım.
...
Uyandığımda ilk gördüğüm şey bembeyaz duvardı. Vücudumu hiçbir şekilde hareket ettiremiyordum. Sanki bedenim bana ait değilmiş gibi ya da vücudumda harcayabileceğim tüm enerjiyi tüketmişim gibiydi. Bir anda o bembeyaz duvarda bir kafa belirdi. Huri!
O anın heyecanıyla bütün enerjim bedenime tekrar dolmuş ve ani bir hareketle yatağımdan doğrulmuştum. PAT! Huriyle kafa tokuştuk. Cennette bile rezilliklerimden ödün vermiyordum!
Huri "Ah!" diye inleyip kafasında çarptığım yeri tutarak arkasını döndü. Şimdi görüşüm çok daha netti ve beyaz tişörtünün altında kasları çok daha net ve mükemmel duruyordu.
"Gerçekten cennette miyim? Burası cennetteki odam mı şimdi? Biraz zevksiz ve aşırı sade olmuş fakat bir iki dokunuşla düzeltebilirim." dedim en sevimli ses tonumla. Huri bana doğru dönüp masmavi iri gözlerini üzerime dikti. "Ne?" Bu gözleri bir yerden hatırlıyordum fakat bir türlü çıkaramıyordum. Belki de hayallerimin en korkunç yerinde, bembeyaz atıyla ufukta belirip belimden tutarak atına bindiren ve sonra da hızla oradan uzaklaştırıp yemyeşil verimli topraklardaki sarayına götüren prensimdi.
"Ceyda iyi misin?" dedi şaşkın bakışlarla bana bakarken. O an gerçekten cennette olup olmadığımı anlayabilmem için kendimi cimcirdim. Cennetteki insanların canı acımamalıydı. Fakat "Ah!" sanırım cennette değildim. Bu sefer korku dolu gözlerle karşımda duran adama baktım.
"Sen de kimsin be?"
"Seni denizden çıkardım ve hayatını kurtardım. Beni gerçekten tanımadın mı?" Bu ses tonu, bu gözler, kalbim gitgide çarpmaya başlamıştı fakat mantığım onu öyle bir yere gizlemişti ki bana hatırlatması gerçekten zor olacaktı.
Hayır anlamında başımı salladım sadece ve şaşkın mavi bakışlarından gözlerimi ayırmadım.
"Can ben. Gerçekten unutmuş olamazsın!" Onu hatırladığım ve hiçbir zaman sevemediğim o ukala yandan gülüşünü attı. O an, gözardı edip kimseye lafını dahi etmediğim anılarım, ilk aşkım, ilk ihanetim, ağlayarak terk ettiğim bu şehir, her şey gözümün önünden film şeridi gibi geçmişti. Buna hazır değildim. Bu karşılaşmaya hazır değildim. Hızlıca yatağımdan fırladım ve arkamdan "Ceyda, daha iyileşemedin, nereye?" diye seslenişini duymazdan gelerek var gücümle koşmaya başladım. Hastaneden çıkınca karşısındaki parka girdim ve ağaçların arasından uzaklaşarak izimi kaybettirdim.
YOU ARE READING
Sabahın İlk Işıkları
General FictionBu hayatta herkesin bir yasak elması olmuştu. Havva'nın büyük bir istekle dalından koparmak istediği, pamuk prensesin güzelliğine dayanamayıp bir ısırık aldığı... Benim ise yasak elmam karşımda duruyordu. Daha onu ilk gördüğümde kalbimin derinlikler...
