Sen de Kimsin?

13 2 13
                                        

Alışılmadık bir şekilde boş olan, Seul'un sokaklarında yürüyordum. Elimde market poşeti, yağmur yağmış olmasına rağmen iki dakika da gider gelirim kafası ile giydiğim terlikler, kulağımda kulaklık, paspal halime zıt bir şekilde dinlediğim -insanı dünyada ki tek kutsal varlıkmış havasına sokacak olan Abel'ın müzikleri..

Neyse ki hasta olmayacaktım. Yaz yağmuruydu sonuçta. Çoraplarım ıslana ıslana gidiyordum. Havanın sıcaklığına zıt bir şekilde üstümde olan o soğukluk tuhaf bir şekilde iyi hissettiriyordu.
Her zaman böyle bir havayı yakalayamazdınız.

Kafamı kaldırıp baktığımda kazı çalışması olduğunu gördüm. Gelirken küçük bir çalışma olacağını söylemişlerdi ama şuan baya bir kazı vardı, geçemezdim. Bi diğer yol daha vardı. Kestirmeydi zaten fakat akşam saatleri ne kadar güvenli tartışılırdı. Başka çarem olmadığını düşünerek kestirmeden gittim.

 Başka çarem olmadığını düşünerek kestirmeden gittim

Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.

Şansıma (!) sokak lambalarından biri patlamıştı. Ve bu olağan dışı bir karanlığa sebep olmuştu. Etrafı pek seçemiyordum. Fener açmak için telefonumu çıkarmıştım ki şarjımın %5 kaldığını gördüm. Telefonumu değiştirmeliydim. Fazla hızlı bitiyordu şarjı. Dinlediğim müziği kapatıp parlaklığımı kısmıştım. Kulaklıklarımı çıkartmam ile arkamda yalpalayan adım sesleri duymam bir oldu.

Hataydı. Koca bir hata! Bu sokağa girmemeliydim. Ah aptal kafam. Adımlarımı hızlandırmıştım. Onun da hızlandığını duyabiliyordum. Lanet sokak bomboştu. Çünkü her zeki insan bu zifiri karanlıkta ki sokağa girmemeyi seçerdi. Ah kendime çokça sövesim var ama bunu sonraya saklamalıydım.

Lanet olsun.. Lanet olsun.. Ben hızlandıkça hızlanıyor. Ayak seslerinden sarhoş olduğu anlaşılıyordu. Koşsam yetişebilir miydi ki? Denemeliydim. İlerde ışık vardı sonra da döndüğüm gibi kalabalığa girecektim. Bir anda koşmaya başladım. Adam ilk başta anlamamış kalakalmıştı.

Ama sonrasında o da arkamdan mırıldanarak koşmaya çalışıyordu. Of aptal herif bırak peşimi. Bir kaç kez bağırmıştı.

"HEEY! GÜZEL KIZ BEKLE AMCAYI. O KOŞAMIYOR. YAKALAMACALIK MI OYNAMAK İSTİYORSUN? SONRA OYNAYALIM. ŞİMDİ USLUCA AMCAYA GEL."

"SANA USLU BİR SÜRTÜK OL VE GEL DEDİM! HEEY!"

Arkamı dönüp bir tane çakasım vardı. Ağlayan bir yapım yoktu. Evet şuan korkuyordum fakat sinirleniyordum da. Böyle hastalıklı kişilerin dışarıda dolanmasına izin verilmesi kadar acınası bir durum yoktu.

Işığa yaklaşmıştım. Dönüp dümdüz gidersem caddeye çıkardım. Dönmemle sert bir şeye çarpmam bir oldu. Dengemi korumaya çalışırken kolumu sertçe tutmasıyla düşmedim. Kafamı kaldırıp ona baktığımda yüzünü tam göremedim. Göremememin sebebi karanlık değildi. Başını tamamıyla örten kapüşonlusuydu.

Ama çenesinde ki küçük bir ben dikkatimi çekmişti. Bu kadar incelememin sebebi burnumun dibinde oluşuydu. Direkt konuşmaya başladım:

"Şu adam *elimle onu işaret ediyordum* beni takip ediyor. Bana yardım et."

Hazır fırsatım varken yardım istemeliydim.

Bana dik dik baktı. Sonra o adama baktı. Ardından beni bıraktı. Arkasını döndü ve sokağın çıkışına yani benim gitmek istediğim yere doğru yürümeye başladı. Ben orada durmuş ne olduğunu çözmeye çalışırken sol tarafımdan gelen ses beni harekete geçirdi. Adam düzgün yürüyememiş ve çöplere takılıp düşmüştü.

Bende aptal gibi ona takılı kalmıştım. Çocuk arkasını döndü ve:

"Gelmeye pek niyetin yok galiba çirkin ördek?"

Hızlıca arkasından gittim ve ona yetiştim.

"Bu nasıl yardımcı olmak anlamadım ama teşekkür ederim. Ve ayrıca sen bana mı dedin o çirkin ördek lafını?"

"Yoo. Yerde yatan piçe dedim."

"Ağzında bozuk ne güzel."

"Eh bizim de sinir atma yöntemimiz bu çirkin ördek."

"Bak hala diyor ya."

Küçük bir kıkırdama döküldü ağzından. Tatlı denebilirdi.

Sokağa çıkmıştık. Diğer caddeye göre burası hala kalabalıktı. Bir daha kestirme kullanmayacağım!

Sessiz adımlarla yürüyorduk. Gerçi bizim eve gidiyor gibiydik. Ama o sanki yolu ezbere biliyormuş gibi yürüyordu yanımda.

"Şey beni eve kadar mı götüreceksin?"

"Aslında seni o sokaktan çıkardıktan sonra durumla ilgilenmeyi bıraktım. O adam da orada sızdı."

"Evin mi bu tarafta?"

"Çok da meraklı bir çirkin ördeksin."

Kafamı ona çevirip tip tip bakmaya başlamıştım. Nerden çıktı şimdi bu çirkin ördek muhabbeti?
Bu halim ona komik gelmiş olacak ki gülmeye başladı. Çok sürmedi tabii.

"Şu halinle tıpkı ona benziyorsun da. Sarı bir yağmurluk, ıslak saç ve terliklerle."

Kendime biraz daha baktığım da hak verdim.

"Tabii şu durumda güzelim desem de inandıramam ya."

"İnanırım."

Ona anlamsızca baktım 'ne diyorsun' dercesine. Sadece gülümsemişti. Bu sefer yüzü daha aydınlıktı. Sol yanağında ki gamzeyi gördüm. Çok güzeldi. Onu incelemeyi bırakıp önüme döndüm.

Evimin olduğu mahalleye girdik sayılırdı. Buradan yürümelik bir 15 dakikam vardı. O daha sokağın başında durmuştu. Ona baktım ve:

"Neden durdun?" diye sordum.

"Evime gireceğim?" Bana biraz baktı ve devam etti, "Tabii istiyorsan sende benimle gel ördek yavrusu."

Bu rahat hareketleri beni hem sinir ediyor hem de tatlıydı.

"Şaşırdım doğrusu. Bu sefer çirkin demedin?"

Yüzünde ufak bir sırıtma ile bana bir adım daha yaklaştı.

"Yüzüne ışık vurunca çokta çirkin olmadığını fark ettim. Ama çok istiyorsan dememi derim seni mi kıracağım?"

Kaşlarımı çatmış dik dik bakıyordum. Boyu uzundu. Cidden. Boynumun kopacağını düşünüp kafamı yukarı kaldırmayı bıraktım.

"Aman aman kalsın. Sen en iyisi seslenme bana."

Üzülmüş gibi yapıp:

"Senin gibi çirkin ördek yavrusunu bir daha nerde bulurum? Kaçıramam seni."

'Ciddi misin bakışlarımı' atıyordum. Hayır yolda o şekilde tanıştığın insanla da böyle konuşmazsın yani. Derin bir iç çekerek:

"Buraya kadar beraber gelmemize bir şey demediğin için teşekkür ederim. İyi akşamlar."

Dedim ve bir şey demesine zaman bırakmadan arkamı dönüp eve doğru yürümeye başladım. Garip çocuktu. Her neyse kafamı ona yoramazdım. Bir an önce eve gitmek istiyordum.

"Sana da iyi akşamlar çirkin ördek yavrusu. Tekrar görüşelim."

Tekrar görüşelimmişmiş. Kesin görüşürüm bende ya. Adımlarımı hızlandırdım ve arkamı hiç dönmedim.

Gözden kaybolduktan sonra sokağın sonuna yürüyerek eve vardım. Aldıklarımı mutfak masasının üstüne bıraktım ve direkt odama çıktım. Bugün cidden tuhaf ve açıkçası iğrençti. En az o adam kadar, o adını bilmediğim çocukta garipti.

Sıcak bir duş alıp yemeğe indim. Bugün olanları unutmak en iyisi sanırım..

---

Selam yeni bir kurgu. Umarım güzel ilerler. Şimdiden teşekkürler<3

SonbaharWhere stories live. Discover now