Medya: Hazal
Uçurumun en tepesinden bakarken
kendimi hız treninin en üstündeki korkak gibi hissediyordum, tıpkı çocukluğumda hissettiğim gibi ama artık aradaki ince çizgiyi öğrenmiştim, korkudan içim titreyebilirdi fakat karşımdaki trenin veya denizin bunu anlamasına izin vermezsem korkmamış sayılırdım. İnsanlar için de bu böyleydi korkmamış gibi gösterirsen kendini korkmadın sanarlardı, kırılmamış gibi durursan sanki hâlâ kırıp geçebilecek bir benliğinin var olduğunu düşünürlerdi. Herhangi bir şey yüzünden sevgini belli edemiyorsan dünyanın en kötü insanı sen olurdun. Çünkü insanlar sevilmek değil sevildigini duymak isterdi. İnsanlar korkunu da hissetmez fakat duymak isterlerdi. Böyle zamanlarda Shakespeare'nin şu sözü gelirdi aklıma:
"Sevgisini bağıra çağıra anlatmıyor diye sevgisiz diyemezsin kimseye."
Tekrar aşağı baktığımda atlarsam özgür olurmuşum gibi hissettim. Karşımdaki denizin içinde olursam onlar gibi görünmem zannettim fakat beni yaşama karşı inadım mıdır yoksa intikam arzum mudur bilinmez bir şeyler ayakta tuttu.
Hayat bana bir tekme attıysa ona iki tekme atmayı istiyordum belki sırf inadımdan belki de adalet değil intikam arzumdan.
"Aşağıya atlamam gerekmiyor, yenilmez hissediyorum."
Avazım çıktığı kadar bağırdım. Artık hayat değil ben güçlüydüm, benim kaybedecek tek bir şeyim yok ve oyun yeni başlıyor dedim. Bu da benim kendimi hazırlama veya motive etme şeklimdi işte fakat yine de hayatta en haklı olduğum an şu andı gelecek kaygım yoktu, para kazanmayı düşünmüyordum hayatımda yapmam gereken tek bir şey olduğu ilk an bu andı. Bu, hayatı ıskalamadığım ilk ve tek andı.
Geriye döndüm ve arabama bindim. Ehliyet olmadan kullanmanın en iyi yanı elinden alacakları bir ehliyetin olmamasıydı. Okula doğru sürdüğümde kafamdaki tilkileri sayamazdım, saymaya bile çalışmazdım, arabada yankılanan şarkının da dediği gibi bugünlerde ruhumda korkunç bir ur vardı ve ben o uru yenmeye değil bulaştırmaya çalışıyordum.
Okulun kapısından içeri girip arabamı park ettim ve kendime sakinleşmek için bir müddet süre verdikten sonra arka koltuktaki çantama yönelip tek hareketle elime geçirdikten sonra kucağıma yerleştirdim. Dikiz aynasından kendime baktığımda gözlerimin biraz yorgun göründüğünü fark ettim. Hayatım boyunca hiç makyaj yapıp dışarı çıkan biri olmamıştım, günlük hayatımda, ama bu dönemler varlıklı olmanın getirdiği güçlü durma zorunluluğuyla veya dışarda bir yerlerde bir düşmanın olduğunu bilmemin getirdiği içgüdü ile gözlerimin altına kapatıcı ve yanaklarıma allık sürdüm.
Sakin hareketlerle arabadan indim ve direkt Doruk'u karşımda buldum. Bana bir süre değişik bakışlar gönderdikten sonra önümden çekildi ve görüş alanıma kocaman okulum girdi 'Yılmaz Koleji'. Annemin okullarından biriydi, buradaysam okuldaki başarım bile anneme bağlanırdı, ben şu ana kadar sadece bir gölgeydim. Şimdiyse asıl kişi olmak beni tedirgin hissettiriyordu. Sürekli sevildiği söylenilen ve girdiği bir ortama kendinde önce annesinin adı gitmeyen biri anlayamazdı belki bunu ama ben şu an ilk defa gölgesinde bulunmaktan nefret edip kendisini sevdiğim çınarın kıyısında bir yerde değildim. Ben artık koca bir çınardım ve bu bana çıplak gibi hissettiriyordu.
Okula girdiğimde yine bakışlara aldırmamaya çalıştım. Bir hafta önce her şeyini kaybetmiş biri olarak kusursuz görünüyor olmalıydım, kusursuzlukla uzaktan veya yakından bir alakam olmasa da insanların kusursuz olduğumu düşündüğümü sanmaları işime gelirdi. Kimse acıyarak bakmaz kimse yanaşmazdı. Hızlıca geçtim koridorları ve anıları. Gözüm bir sınıfa ilişti '12/B'. Sırasında onu her zamanki kibirli tavrıyla gördüm, bana gönderdiği meydan okuyan gülüşle yerinden kalktı ve yanımdan omzuma çarparak geçip gitti. Bunca sene arkadaşım olan bu insan şimdi bana düşmandı ve ben henüz onurlu bir düşmandım. Bana omuz atması sadece onun küçüklüğünü gösterirdi bunun için onu dövecek veya rezil edecek değildim ona sadece acıyabilir, onu sadece anlayabilir ve onun için sadece birgün büyüyebilmesini dileyebilirdim.
VOCÊ ESTÁ LENDO
Alev
Ficção AdolescenteTüm sağlam duvarlar daha sağlam zeminler gerektirir. Birbirlerine duvar örmek için çok sağlam zeminleri olan yedi kişinin hikâyesi. Birden çok katilin ve birbirini öldürmek için iyi sebepleri olanların hikâyesi. Ölüm ve yaşam arasındaki incecik ipli...
