Merhaba. Umarım beğenirsiniz.
İyi okumalar.
Elimdeki ağır sopayı yanımda duran eskimiş binanın köşesine attım. Önümde duran on kişilik grup bana sinirle bakıyorlardı. Yani, haksız da sayılmazlardı. Bende arabamı parçalayıp yakan birine şefkatle bakamazdım herhalde. Grubun biraz daha önünde duran kısa boylu adam bir adım daha çıkıp gözlerime baktı, "sen mi yakıp parçaladın arabamı?" Beni küçümseyen bakışları çok sinir bozucuydu. Yüzündeki alaylı gülüşü ile arkasındaki gruba bakıp tekrar bana döndü. "Evet. Ben parçaladım, ben yaktım. Niye? Yapamaz mıydım?" Alaylı gülüşü hafif bozulur gibi olurken onu pek umursadığım söylenemezdi. Şuan umursadığım tek şey bu çıkmaz sokakta sıkışmışken buradan nasıl kaçacağımdı. Arkamda çıkmaz sokağı bitiren biraz uzun bir duvar vardı, oradan atlarsam, ki kesin atlayabilir miyim o da belli değildi, yere indiğimde neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Önümdeki yani grubun durduğu yerde çıkmaz sokağın girişi vardı. Oradan gitmeliydim. Ama önümdekilerin de beni oradan geçireceğini sanmıyordum.
"Sen! dinlemiyor musun beni!?" Kızgın bakışlı adamın bağrışıyla gözlerimi yerden ayırıp ona baktım. Aslında, dinlemiyorum.
"Ne demiştin?" adam sinir bozucu bir gülüşle gülüp iki parmağıyla burnunun kemerini sıkıp bir adım daha yaklaşıp bana baktı. "Sen benimle dalga mı geçiyorsun?" Gözlerimi kocaman açıp bir elimi kaldırdım ve adama doğru tuttum. "Aa, ne münasebet, sizinle neden dalga geçeyim. Sadece sizi dinlemiyordum." Adam kocaman açmış olduğu gözleri ve ağzı ile bana baktı şaşkınlıkla. Arkasında duran adamlarına bakıp bağırdı. "Yakalayın şu kadını!" Adamlar bir anda harekete geçince bende harekete geçip arkamı döndüm. Bir saniye duvarla bakışıp yanımda duran eskimiş binanın kapısını gördüm. Açık olmasını dileyerek koşarak kapıyı açmayı denedim. Kapı açılmayınca adamlara döndüm. Onlarda benim gidemeyeceğimi anlayıp durmuşlardı. Kısa boylu olan gülüp adamlarının yanına geldi. "Ne oldu? Kaçamadın?"
Arkamdan, kapıdan gelen tık sesiyle hemen oraya döndüm. Birisi dışarı çıkmak için içeriden kapıyı açmıştı. Onun çıkmasını beklemeden hemen içeri daldım.
İçeri girip hemen kapıyı dışarıdaki adamların yüzüne kapattım. Bir kaçı kapıyı zorluyorlardı. Kısa boylu olan adamda diğerlerine arkadan dolaşıp başka kapı olup olmadığını bakmalarını söylemişti. Kapıyı zorlayarak açamayacaklarını anladığımda yaslandığım kapıdan çekildim. İçeri girerken kendimle birisini daha sürüklediğim aklıma gelince arkamı dönüp kimi sürüklediğime baktım.
Karşımda ki çocuk uzun boylu, dalgalı kahverengi saçlı ve saçıyla aynı renkteki gözleri ile yüzündeki garip ifade ile ne yaptığıma bakıyordu. "Özür dilerim, seni olayın içine katmak istememiştim. Burada arka kapı var mı?" Çocuk kafasını iki yana salladı. Şimdi nasıl çıkacaktım ben buradan. "Ama iki üç kat yukarıda, yandaki binaya bağlanan bir kapı var." Gözlerimi açıp sevinçle gülümsedim. "Çok teşekkür ederim." Başını sallayıp önemi olmadığını söyledi. Tam ben merdivenlere gidecekken durup ona baktım. "Bence sende benimle gelmelisin. Eğer dışarı çıkarsan benim nerede olduğumu sana sorup, seni sıkıştırabilirler." Pek önemsemeyip kafasını salladı ve yanıma geldi. Aslına ben içeri girerken onu görmemişlerdi ve eğer dışarı çıkarsa sadece beni görmediğini, yeni evinden çıktığını söyleyerek işin içerisinden sıyrılabilirdi, fakat o benimle geldi. Bu seçeneği düşünmüş müydü bilmiyorum ama benimle gelmesi garipti.
Üç kat yukarıda sağdaki binayı kendine bağlayan bir kapı vardı. Neden böyle bir kapı olduğunu bilmiyordum ama şuan bunu düşünüp kafa yoracak ortamda değildim. Kapıdan geçip binanın içindeki merdivenlerden indik. Kapıyı açıp adamların bizi görüp göremeyeceğine baktım. Hepsinin sırtı bize dönüktü. Ses çıkarmadığımız sürece buraya bakacaklarını sanmıyordum. Arkama, çocuğun olduğu yere baktım. O da adamlara bakıyordu, ben ona bakınca o da bana bakmıştı. "Ne yaptın da adamlar bu kadar kızgın?" Gözlerimi hala kapıyı zorlamaya çalışan adamlara çevirdim. "Başlarındaki kişinin arabasını yakıp parçaladım. Onlarda sanki canlarına kast etmişim gibi benim peşimi bırakmıyorlar. Halbuki bok gibi paranın içinde yüzüyorlar, isterlerse o arabalardan bir sürü alıp galeri bile açabilirler." Kısık bir şekilde güldüğünü işittim. Tekrardan ona döndüğümde biraz daha yanıma geldi. "O zaman üç dediğimde koşuyoruz, tamam mı?" Kafamı sallayıp üç demesini bekledim. "Bir... iki...üç." Aynı anda koşmaya başlayınca adamlarda ayak seslerimizi duyup bize baktılar. Onlar da peşimizden koşmaya başlayınca tedirgin oldum. Buraları tanımıyordum ve nereye gitmem gerektiğini bilmiyordum.
"Şurada arabam var oraya gidelim." Yanımda ki çocuk eliyle ilerideki siyah arabasını gösterince kafamı sallayıp onu onayladım. Adamlar hala arkamızdalardı ama aramızda mesafe çoktu. Biz arabaya binene kadar yanımıza ulaşmaları imkansızdı.
Arabaya gelip kapıyı açıp aynı anda oturduk. Hemen arabayı çalıştırdı. Bu sırada ben arkaya dönmüş adamlara bakıyordum. Pes etmişlerdi çünkü yetişemeyeceklerini biliyorlardı. Aradan beş dakika ya geçti ya geçmedi konuşmaya başladım. "Bana yardım ettiğin için teşekkür ederim. İsmim Lara." Başını sallayıp gözlerini bir kaç saniye bana değdirdi. "Bir şey değil." İsmini söylemediği için önüme döndüm. Garipti. Bugün yaşadığı şey çokta normal sayılmazdı ama gerçekten o çok normal davranıyordu. Belki her gün böyle şeyler yaşadığı için öyledir diye düşündüm. Alıştığı için. Ya da bir nedene sığınmaksızın o öyledir diye düşündüm. Nedene ihtiyacı yoktu ki sonuçta. Ben bir kaldırım da inecek hayatıma devam edecektim. O da hayatına öyle devam edecekti. Yaptığım şeyin şuan çok salakça olduğunu fark ettim bir an. Tanımadığım, hayatımda ilk kez gördüğüm bir adamın arabasında nereye gittiğimizi bile bilmeden oturuyordum. Şuan gerçekten ne yapıyordum. Ağzımı açıp konuşmaya başlayacakken o konuştu. "Çağıl." Kaşlarımı kaldırıp ona baktım. Ne? "Ne?" Yoldan gözlerini ayırıp bana baktı. "İsmim... çağıl." ağzımı hafif bir şekilde açıp başımı salladım. "Güzel isimmiş." Kafasını sallayıp arabayı soldaki sokağa soktu. Durduğunda ona baktım. Gözlerini bana çevirip gülümsedi, "Geldik." Başımı hızlı hızlı sallayıp emniyet kemerimi çözdüm. "Tekrardan bana yardım ettiğin için teşekkür ederim, çağıl."
Gülüşünü bozmadan torpidoya eğildi, orayı açıp içinden küçük bir kağıt çıkardı. " Bu kağıdı kabul et lütfen." Gözlerimi elinde tuttuğu kağıda çevirdim. Onu elinden alıp kapıyı açtım. Dışarı çıktıktan sonra el sallayıp gidişini izledim. Elimde duran kağıdı açıp içindekine baktım. Geçişli binalar tanıdık gelmedi mi Lara Çolpan. Şaşkınlıkla kağıda ve soy ismime baktım. Nasıl yani diye düşündüm. Ben ona soyadımı söylememiştim. Bu kağıdı neden buraya koymuştu? Oraya geleceğimi biliyor muydu? Biliyorduysa, nasıl biliyordu? Kafamda dönüp duran sorularla beni indirdiği yere bakmak geldi aklıma. Kafamı kaldırıp olduğum sokağa baktım. Burası... benim evimin önüydü.
İçime ne kadar sinemediyse o kadar sinemedi yazmış olduğum şey. Pek kendimde değilim ve cümleleri birleştirmeye çalışırken bile yoruldum. Olmayan okuyucularıma selamlar.
