KUZİNE' DEN GELEN SESLER

12 11 0
                                        

" Habu ineklerune dikkat et, kurbana bırakmam kavurma ederum". 

"Oyyy geçen gün tavukleruni mangal etmedum ya suçli benim tabi". Neredeyse her bir pencereden gülümseten anlar yaşanırdı. Tıpkı tiyatro gibiydiler. Sabah namazıyla güne başlanır, yatısıyla son bulurdu. Elektrik yok, su yok, teknoloji yok ama katıksız tertemiz yaşamlar vardı. Gündüzleri ne kadar sıcak olursa olsun, geceleri yorgansız yatamazdık. Odamın penceresinden başımı kaldırdığım gibi Bediha Halanın evini görürdüm. Zaten bizim köyde evler çok yakındı. Bediha Hala her sabah kuzinesini yakar, bacasından çıkan dumanlarla dağlara selam gönderirdi, sonra ahıra iner inerken de o meşhur türküsünü derdi;

"Derdum doksandokuz, yüze ne kaldi

ağır gelir, bedene bu nasil aci.

çarelerum yokdi, azap edenum çokti

derdum doksandokuz di yüzi buldi". Yüzündeki çizgiler, yetmiş beş yıllık mıydı? bilinmez onda çok daha fazlası var gibiydi. Asiye ile ben çay toplamak için can atardık ama annelerimiz izin vermezdi, küçüktük bir taraflarımızı keseriz diye korkarlardı. Ama yaramazlık diz boyu komşunun ahırına iner gizlice çay makaslarını alır, olmamış taze çayları toplayıp kaçardık.

" İsmet! gene biri toplamiş, dokmiş çayları"

"Bişe olmaz Ayşem iki makastan, çoçuklar  yapmiştur". Duvar diplerinden dinlemeyi de ihmal etmezdik. Asiye beşinci sınıfa giderdi ben dördüncüye. Yirmi iki haneli bir köydü bizimkisi ama her evde çocuk çok du, gelinler, kayınlar, dedeler, nineler... 

"Asiye be, herkes birbiriyle akraba hiç yabancı göremeyecek miyiz? biz bu köyde"

" E var da köyün imamı ile öğretmeni " Çok farklı bir kızdı, her seferinde espri yapar güldürürdü.

" Onu demiyorum, karşı ki köyde yabancı gelinler var, amcasının kızıyla evlenmek istemedi gurbete gittiği yerden gelirken getirdi"

" HA buna bak hele, neler de biliyorsun sen. Bizde olmadı demek ki bir evden aldılar öbür eve koydular". Asiye benden bir yaş büyük olduğu için onun aklına güvenirdim hep her şeyin iyisini bilirdi . Patika yollardan dağlara tırmanırdık, annelerimiz bilse kızardı tabi. Bir gün okul çıkışı Mayıs ayıydı, küçük yabani çilekler toplamak için Asiye ile anlaştık. 

" Asiye ekmek arası pekmez yiyeceğim ben sana da yapsın mı annem?"

" Yok ya babam çarşıya indiğinde helva aldı, onu yiyeceğim ben yarım saat sonra çay ambarının orda buluşalım. Sözleştik yemeklerimizi yedik tekrar buluştuk. Yokuştu hep bizim oralar, hızlı hızlı çıkmıştık. Diğer çocuklar keşfetmeden o çilekleri biz toplayacaktık. 

"Şşş ses etme, Reşat öğretmenin yanın da biri var". Kolumu tuttu aşağıya çekti beni. Uzun eğrelti otlarının arkasına saklanmıştık. 

" Asiye ! bu Mediye abla, e bunlar ne konuşuyorlar ki". Tabi ben anlamamıştım, ama benim ikinci beynim Asiye anlamıştı. Reşat öğretmenin elinde bir sürü mektup vardı. Mediye ablaya verip uzaklaştı. Biraz zaman sonra da Mediye abla gitmişti, mektupları koynuna güzelce saklamıştı.

" Aha sana, bunlar aşıklar birbirine. Mediye ablanın babası duysa kırar bacaklarını kimseye demeyelim". Diye Asiye bana iyicene tembih etmişti. Ondan küçük olduğum için ağzımdan kaçırmamam gerektiğini anlattı. Korkmuştuk çünkü bunu köy halkı duysa Mediye  ablayı ayıplayacaklardı ailesi kızacaktı en önemlisi ayıracaklardı. Tişörtlerimizi katlayıp topladığımız çilekleri karnımıza doldurduk. Bir yandan patikadan geldiğimiz gibi yavaş yavaş indik, bir yan dan da çilekleri yedik. Hava kararmaya başladı pencereden bana bakan annem;

"Akşama gez, hade bu bidonlari al ırmak da doldur su kalmadı evde". Kızmasın diye koşa koşa gidip suları doldurdum. Yarın olacak Asiye ile serüvenlerimiz devam edecekti. Zaten gaz lambalarıyla bir yer aydınlık olurdu. Yatısı namazını kıldıktan sonra annem babam uyurdu. Bende ablamla odada koyun koyuna yatardım.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Feb 11, 2021 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

ANDER KALSUNStories to obsess over. Discover now