"Her şeye rağmen nasıl bu kadar umutlusun?" sorusu yer alırdı hayatımda her seferinde. Kimi zaman çevremdeki bir avuç insandan, kimi zaman parklarda dertleştiğim küçük çocuklardan, kimi zamansa ekmek almak adına uğradığım emektar, tonton teyzeden. Aslında anlamı derin, açıklaması zor, kişiden kişiye değişen bir durumdu cevabı. Kimisi umudu keser ve kendini dert deryasına bırakırdı, kimisi ise umut insanın ekmeğidir der ve teselli bulurdu. Evet, fakir değil insan, çünkü her insanın umuda ihtiyacı vardır, kanımca bu bir duruma bağlı değil.
Benim buna cevabım hep basit olurdu. Kaldırırdım mavi semaya gözlerimi, ne zaman onu görsem gözümde oluşan o pırıltıyı hissederek, tüm kalbimle söylerdim. "Benim umudum o çünkü, ondan vazgeçemem." Belki çoğunuza klişe gelebilecek bu kelimeler, kalp sevgiyle dolup taştığında ne de anlam doluyormuş, bunu Hendery'le anlamıştım ben de. Hem belki bunun için sizin de zamana ihtiyacınız vardır.
Aranızdan biri çıkıp da bana "Neden böyle bir soru alasın ki?" diye soracak olursa diye, kürsüye cesaretle çıkıp size hikayemizi anlatmak isterim. Dinlemek isteyenler varsa eğer, lütfen karşıma oturun ve kulak verin. Kıkırtımı duyuyor musunuz? Siz böyle yapınca kendimi torunlarını etrafına toplayıp ona masallar anlatan büyükanne gibi hissettim. Komiğime giden de bu oysaki. Çünkü size anlatacağım şeyler şehir efsaneleri değil de, benim içimden kopup gitmeye elvermeyen o hisler.
Ah, konuştukça konuşasım var. İnanın nereden başlayacağımı, nerede neler söyleyeceğimi bile bilmiyorum. Sadece dolan gözlerimden o kimine göre güçsüzlüğü, kimine göreyse gücü simgeleyen yaşların akmasını engellemeye çalışıyorum. Bununla beraber kelimeleri toparlamak özüm adına çok zor. Bundan sebep eksik anlattığım ne varsa özür dilemek istiyorum, dile getirdiğim ya da getiremediğim her şey için de.
Gelelim artık kalbimde çiçekler açtıran o adama, genç oğlana. Huang Guanheng, Hendery. Ya da benim onu uzaktan görmeyi bile özlediğim, biricik sevgilim. Artık siz nasıl duymak isterseniz öyle. Lise yıllarımda hayatıma giren ve serçe parmağımdaki kırmızı ipin görünür olmasını sağlayan o adam, o genç oğlandan bahsediyorum, evet. Onu anlatırken bile heyecanlı mı gözüküyorum dersiniz, gözlerinizi kapayın ve yüce yaradanı bir kez bunu sorarak anın. "Liu Yangyang, kaç defa onu görebilmeyi diledi?" Çünkü bunu ne kadar çok yaptığımı sadece o bilir.
Sürekli neden adam ve genç oğlan kelimeleri arasında dönüyorum derseniz de, onun gençliğinden bir adam oluşuna kadar tuttum elini. Benim gözümde her ikisi de oldu, ve sadece ikisini değil, hepsini sevdim ben tüm kalbimle.
Lisedeyken sakin, mülayim bir gençti Hendery, benim aksime. Ben koşturur dururdum bahçede, dersliğimizdeki oğlanlarla anlaşamadığım için gider hep kendi başıma ya da arka bahçenin duvarıyla oynardım. Bilirsiniz, eski algılar benim gibi cılız gençleri beğenmezdi. Onların anlayışları yiğit olmak için, yapılı ve kendini üstün görüp kaba olmayı erkekliğe sığdıracak kadar kapalıydı. Ve kızlar da onlarla bir süreliğine de olsa takılabilmek için görmezden gelirdi. Kanımızdan gençlik akıyor tabi, neyin ne olduğunu yeni yeni seçmeyi öğreniyoruz, bundan dolayı suçlu görmüyorum hiçbirini. Tek umudum gittikçe akıllanmış olmaları.
Ki ilk tanışmamız da bu sebeptendir, bu yüzden belki de kızamıyorum onlara. Hatt şimdi de size bunu anlatarak başlayacağım, kalbimde açan o çiçekler için toprağımın eşildiği, hava almaya bırakıldığı ilk gün, yani Hendery ile tanıştığımız gün.
Hava güzel, bahar havası. Kızlar ip atlıyor, bahçede dolanıyor ya da kantine inip muhabbete dalıyorlardı. Bense itilen kakılan bir çocuk olarak, kenarda oturuyordum. Yine yüzüme top yediğim o günlerdendi, ders beden eğitimiydi. Malum, bilirsiniz; klasik, komik olmayan o şakalardan kastım.
YOU ARE READING
i missed you so much | henyang
Fanfiction"Papatyalar ölünce kokar, bir baktım her yer kokunla dolmuş. Seni çok özledim sevgilim." angst au by hiraisem 200121
