BÖLÜM BİR-MAYIS

24 5 0
                                        




Günaydın. Ne ara sabah olmuştu da güneş doğmuştu? Dün akşamdan sonra geceyle gündüzü bile birbirinden ayırabilmem mucize. Bana bunu nasıl yapabilirdi, nasıl gözlerime baka baka şu hayatta en sevmediğim şeylerden birini bana yapabilmişti, hala aklım almıyordu. Liva nasıl yapabilmişti bunu düşündükçe düşündüm parçalandıkça parçalandım. Sanırım burada size ne olduğunu anlatmam gerekiyor mağlum ordan biraz eksiğimiz var. Her şeyin başlangıcı tam dört ay önce o erken yazı yaşadığımız mayısın son haftasının sıcağının vurduğu güne uzanıyor. 

İzmir'deki evimize yeni taşınmıştık, moralim pek yerinde değildi. E tabi insanın ciddi anlamda tüm hayatını geride bırakıp başka bir hayata ömrünün yarısında sıfırdan başlaması zor bir olay. Ama kendimden çok emindim ki burada da İstanbul'daki gibi amaç gönüller bir olsun diyen bir arkadaş grubu bulacağıma. Ve aynen dediğim gibi buldum da. Büyüğü, küçüğü; içe kapanık, dışa dönük; hiperaktif, sakin... Hepimiz bir aradaydık onca farklılıklarımıza rağmen, işte diyorum ya amaç gönüller bir olsun. 

Mobilyalarımız geldikten sonra evdeki işçilerden bunalıp hem biraz hava almak hem de biraz çevreyi keşfetmek içi dışarı çıktım. Biraz gezindikten sonra bir park buldum ve hazır yorulmuşken biraz oturup öyle eve geçiyim dedim. Parka gittiğimde yaşıtım gibi gözüken iki kız gördüm. Aklımdan yanlarına gidip 'Tanışsam mı? Belki yakınlarda oturuyorlardır.' diye geçirdim. Kulaklıklarımı çıkarttım ve yanlarına gidip 'Merhaba ben Kumsal, yakınlarda mı oturuyorsunuz ben yeni taşındım eğer öyleyse bana biraz çevreyi gösterebilir misiniz?' dedim. Kızlar kısa süre birbirlerine baktıktan sonra 'Merhaba ben Defne bu da Rojin tanıştığımıza memnun olduk. Bizde buralarda oturuyoruz, tabii ki sana etrafı gösteririz hem de daha da yakından tanışmış oluruz.' dediler. O kadar mutlu olmuştum ki size anlatamam. İşte o gün grubumuzun biricik kızları ile tanışmıştım. Defne ve Rojin bana etrafı gösterdikten sonra ev ne halde diye merak edip ayrılmam gerektiğini söyledim onlara. Onlar da bana ayrılmaları gerektiğini söylediler ve evimin nerede olduğunu sordular. Şansa bakın ki aynı sitede oturuyormuşuz. Böylece eve kadar birlikte gitmiş olduk ve ayrılırken daha sonra görüşmek üzere birbirimizin telefon numaralarını aldık. 

Eve gittiğimde gördüğüm manzaraya inanamadım, odam tamamlanmış ve hayallerden bile daha güzel bir odaya sahip olmuştum. Odamın tadını çıkarmaya çalışırken annem beni yemeğe çağırdı. Yemekte annemle babama Defne ve Rojin'den bahsettim. Annemler benim için çok sevindi en büyük kaygıları burada arkadaş bulamamam olduğu için ayrı bir sevinç yaşadılar. Yemekten sonra odama çıkıp kolilerimi boşalttım nasıl gaza geldiysem hepsini o gece bitirdim. Ertesi sabah bilgisayarımı açtım ve yeni okulumun ilk dersine girdim. Okulda yeni olmak yeterince gerici değilmişçesine bir de okuldaki yeni öğrenci olarak online sistemde sınıf arkadaşlarımla ve hocalarımla tanışıyordum. İlk günüm beklediğimden çok daha sakin ve keyifli geçti, sağolsun sınıf arkadaşlarım bana yeni olduğumu hissettirmeden sıcak davranışlar sergilediler. 

Okul bittikten sonra hava almak için dışarı çıkma kararı verdiğim sırada annemler bana seslenip 'Sitemizde basket sahası varmış!' dediklerinde gözlerim parlayıp üstümü değiştirip topumu alıp dışarı fırladım. Çok sürmeden sahayı buldum ve küçük bir siteye göre saha fazlasıyla büyüktü. Daha da yaklaştıkça farkettim ki sahada biri vardı ama dediğim gibi saha çok büyük olduğundan beni etkilemeyecekti. Sahaya girip biraz ısınmaya başladım, corona sebebiyle o kadar uzun süredir elime top değmemişti ki az daha değmese oynamayı unutacaktım. Antrenmanımı yaparken arkamdan bi ses duydum: 'Daha çok sıçra o zaman yüzde yüz isabetli olur.' arkamı döndüm ve baktım kimdi bu sesin sahibi diye. Sahaya geldiğimde karşı potada oynayan çocuktan gelmişti bu ses. Çocuğun böyle bir giriş yapması beni rahatsız ettiği için 'Sana da merhaba.' dedim. O da 'Ah pardon, önce tanışsak daha güzel olabilirdi haklısın.' dedi. İsmi 'Liva'ymış. Ne kadar güzel bir isim diye geçirdim içimden. Liva'yla daha yakından tanıştık ve çabucak kaynaştık. Hatta üstüne enerjilerimizin yettiği kadar basket de oynadık. Hoş o deveyi savunmak çok kolay olmadı ama buna rağmen ben kazanmıştım. Beyefendiye göre bu avansıymış, tanışmamızın ilk gününün birlikte son günümüz olmasını istemezmiş, bana çok yüklenmemiş falanca bir sürü saçmalık. Liva'yla o akşamüstü çok kaliteli vakit geçirdikten sonra ertesi gün aynı saatte sahanın önünde buluşmaya karar verdik. Ama yarın için antrenmana gelmelik değil dışarı çıkmalık kıyafet giyerek gel dedi bana tamam deyip çok irdelememiştim. Eve geldiğimde önceki akşamki gibi aileme neler yaptığımı anlatıp odama çıktım, ödevlerimi yaptım ve yattım. 

Sabah kalktığımda yine derslerime girdim bitince de hazırlanıp Liva'nın yanına gittim. Liva ortalıkta yoktu ekildim mi acaba diye çok düşündüm üç buçuk dakika içerisinde ama olay o ki kendisi cüzdanını evde unuttuğu için evden çıkar çıkmaz geri girmek zorunda kalmış. Yanıma gelince sordum ona 'Eeee bugün beni nereye götürüyorsun?' o da bana 'Gidince görürsün, sen bana şunu söyle saat sınırın var mı bakalım ?'dedi. Aldığım cevap gidince görürsün olunca ister istemez sinir olmuştum ona ama buraları bilen biriyle birlikte olduktan sonra saat sınırımın olmadığını söyledim ona. Liva da buna sevinerek 'Süper tüm akşam benlesin, eğlenceli bi akşama hazır ol.' dedi. E beyefendi madem bu kadar emindi kendinden güvenelim bakalım ona bu akşam eğlenceli geçecek dedim kendime. Beş dakikalık yürüyüşümüzden sonra karşımıza bir minibüs çıktı ve ona bindik. Minibüste olup bitenden hiçbir haberim olmadığı için gideceğimiz yeri iyice merak ettim. On beş dakika sonra 'Eveet geldik Kumsal, umarım seversin bu sürprizimi.' dedi. Minibüsten inip kafamı kaldırdığımda bir de ne göreyim, beni lunaparka getirmiş! Liva'ya dönüp 'Sen dalga mı geçiyorsun!' dedim. Kıyamam bunu duyunca 'Yoksa lunapark sevmez misin seversin diye düşünerek getirmiştim çok özür dilerim Kumsal,  böyle olacağını bilsem getirmezdim. Ah aptal kafam ah!' dedi bende bunun üstüne bi kahkaha patlatınca çocuk şok geçirdi tabi. Ona lunaparkı çok sevdiğimi söyledim ve bununla birlikte derin bir oh çekti. O gece lunaparkta deliler gibi eğlendik bana o kadar güzel bir gece yaşatmıştı ki Liva asla unutamayacağım. İşte o zaman anlamıştım ki Liva benim  buradaki en yakın arkadaşım olacaktı. Lunaparkta bolca eğlendikten sonra dönüş yoluna geçerken elimize pamuk şeker ve bardakta mısırlarımızı aldık tabii ki. Siteye geldiğimizde ona teşekkür edip iyi geceler dileyip evime gittim.

 Eve geldiğimde evde ufak bi kıyamet kopuyordu. Kıyametin sebebini anlamaya çalıştım ama çözdüğüm an annemin EVE GELMİŞSİN diye bağırdığı anda oldu. Size anlatırken ufak bi detayı atlamış olabilirim, lunaparktayken telefonumun şarjı bittiği için bana ulaşamayıp meraklanmışlardı buydu bu tantananın sebebi. Anneme sakin olması gerektiğini söyleyip Liva'yla birlikte lunaparka gidip orda şarjımın bittiğini anlattım. Annemin siniri bir nebze de olsa geçmişti ama hala sinirliydi gözüne gözükmeyeyim diye odama çıktım çıkar çıkmaz üstümü değiştirip kendimi yatağa attım o kadar yorulmuştum ki direk uyuya kalmışım.

YILWhere stories live. Discover now