Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
***
depeche mode - personal jesus • metallica - the unforgiven
***
Gerçek şu ki, yarın geberip gideceksen, sakızını bugün çaklatman gerekir.
Kütüphanede sessizce sakızımı çiğnerken veledin teki söylemişti bunu bana. Velet değildi aslında, biyolojik yaşı büyüktü benden ama biyoloji değil her şey. Akıllarımızın yaşlarını karşılaştırdığımızda veledin tekiydi. Neyse efendim, o gün geldi oturdu yanıma, sabahın körüydü, kütüphane her saat açıktı, ben en çok sabahın köründe severdim burayı. "Yarın geberip gideceksen, sakızını bugün çaklatman gerekir. Öyle sessiz sessiz de çiğnenmez, o sakızın hakkını vereceksin." demişti bana, bir sandalyeyi gürültülü biçimde yanıma çekerek.
Gözleri deli bakıyordu, saçlarını cart bir kırmızı ve parlak bir maviyle, karman çorman boyamıştı. Saat dört buçuktu, sabahın körüydü. Güvenlikler onu nasıl almıştı içeri? Hiç anlayamadım onu. Göğsündeki cepten bir şişe çıkardı, çıkarmaya çabaladı daha doğrusu. Küçük görünümlü cepten sakız paketleri, bira şişesi etiketleri, şarap şişelerinden biriktirilmiş mantar tıkaçlar yerlere saçıldı; nefes nefese her birini toparlayıp ceplerine geri tıktı. Sonunda şişesinin kapağını açtığı an anladım ki viskiydi, epey eski bir tanesi, kokusu yüz metre öteden duyulacak kadar ağırdı adetâ. Bana uzattı, almadım; tıpçıydım ben, ayık olmam gerekirdi, derslerim vardı. Omuz silkti, normal zamanda benim alacağım türden bir yudumu yine kendisi aldı.
"Uyardım seni, sessiz sessiz çiğniyorsun hâlâ, hiç olmazsa patlat be bir kere!" dedi sonlara doğru sesini yükselterek; uyuyanlar, çalışanlar vardı, onu susturmak adına sakızımı patlattım. Gözlerini bir gülüş aldı bu defa. Şaşkındı, şaşırmışlıkla doğmuştu sanki, tuhaftı. Boş verdim onu, kulak tıkacımı takıp kitabıma döndüm. Birkaç dakika öylece durdu, sonunda sanırım sıkıldı; kitaplarımın üzerine yattı, ceplerinden boş ton balığı konserveleri ve tanıyamadığım bir sürü farklı dilden cips markasının paketlerinden kesilmiş etiketler döküldü.
"Babam Koreli, annem Çinli. Annemin annesi Yahudi, babası Çinli. Babamın babası Koreli, annesi Portekizli. Onlardan öncekilerde de Tay, Farsî, Boşnak, Çingene olan bir dolu insan var, karman çorman evlenip, gezip durmuşlar. Birinin bile kültürü, kanı bir değil. Bak, benim gözüm bile bu genetik karmaşadan ötürü çift yönde çekik, bir gözümde iki, diğerinde tek göz kapağım var. Tenim bile esmer, bu rengin hiç alâkası olmaz yoksa buralarla. Büyüdüğüm eve girip çıkan birileri Tayca konuştu, bazıları Rusça, annem ve babam Korece ve Çinceyle kavga etti ki kimi zaman onların ağzında tanıyamadığım nice dilde küfürler savurdular birbirlerine, anneannem beni İbranice ilahilerle uyuttu senelerce, istesen sana bile söylerim şimdi bi' tane. Yani anlayacağın-"