Odasındaki küçük ışıkla beraber uyumaya çalışan genç adam, karanlıkta uyuyamadığını bir kez daha hatırlamış oldu. Rüyalar alemine dalacaktı, ve muhtemelen yine bir kâbus ile karşılacaktı ama onu telefonun titreme sesi durdurdu.
Heyecanla arayan kişiye bile bakmadan telefonu açtı, zaten bu saatten sonra artık uyuyamazdı.
"Efendim?" Titrek sesi sessiz odasında yankılandı.
"Alo?"
"Pete? İyi misin?" Onun sesini duyunca heyecanlandı. Onu heyecanlandıran şey ise Pete'in sesindeki ağlamaklı havaydı, ayrıca onun o rahatlatan sesini aylardır duymamıştı.
Pete, Patrick'in onu unuttuğunu sanıyordu, ve her zaman neden bu kadar uzaklaştıklarını düşünmekten kendisini alamıyordu. Fakat Pete, Patrick'in hayatında başına gelen en güzel şeydi, dolayısıyla unutmayacağı tek insandı.
"Sence biz ölünce ne olacak, 'Trick?" Patrick sorusu karşısında şaşırmıştı, Pete'in gece yarısı onu aramasına da anlam verememişti.
"Sanırım göç edeceğiz. Yani, sadece bedenlerimiz ölecek. Biz ruhumuzla beraber bedenlerimizi terkedeceğiz. Ama ileride ne olacağını bende bilmiyorum." Kendi fikirlerini Pete'e açıkladı ve Pete, Patrick bitirene kadar sesini çıkarmadı.
"En sevdiğin renk ne? Ve neden?" Pete sorusunu Patrick'e yöneltti.
"Turuncu, çünkü gün batımını seviyorum."
"Beni özlüyor musun?" Tabi ki de özlüyordu. Çocuklarla tura çıktıkları zamanları, albümlerini yayınladıklarında ki heyecanı arıyordu. Sahnedeki hareketlerini, hep beraber olmayı özlüyordu.
Ama Pete'in merak ettiği bu değildi. Pete'in merak ettiği, onu özlüyor olup olmadığıydı. Ve Patrick onu özlüyordu, Pete onun en yakın arkadaşıydı. Küçük Skype görüşmeleri ve bunun gibi telefon konuşmaları yapıyorlardı. Ama bu ikisine de yetmiyordu.
"Evet, özlüyorum." Biraz sessizlikten sonra cevabını verebildi.
"Ah, şey ben... bu hafta Şikago'dayım. Eğer görüşmek istersen..."
"Tabi ki de isterim, Pete. Bende bu hafta ailemi ziyaret etmeye geldim." Patrick mutlu olmuştu, onu görmek istiyordu.
"Eskiden sürekli gittiğimiz parktayım. Eğer gelmek istersen... seni bekleyeceğim." Ve telefon kapandı. Patrick hala Pete'le konuşmanın heyecanını yaşıyordu.
Hemen yataktan atladı, üzerine kalın bir şeyler giydi. Saat gecenin ikisiydi ve ocak ayı Şikago'da hep sert geçerdi.
Ayakkabılarını giydi ve dışarı çıkıp dondurucu soğukla karşılaştı. Her nefes verdiğinde ağzından çıkan duman ile birlikte arabasına ilerledi. Sürücü koltuğuna yerleşti ve arabayı çalıştırıp parka doğru sürmeye başladı.
Radyodan gelen hafif ve loş müzik Pete ile olan anılarını hatırlamasında yardımcı oluyordu. Pete'i en son beş ay önceki şovunda görmüştü. Pete seyircilerin arasındaydı ve Patrick'i daha net görebilmek için bir hayranın sırtına çıkmıştı. Patrick onu gördüğü an şarkının sözlerini unutacak duruma gelmişti ve ona hep gülümsemişti. Şovdan sonra ise sahne arkasında biraz laflamışlardı.
Pete'in 27. doğum gününü hatırladı. Doğum gününe yetiştirmek için aylar öncesinden başlayarak bir şarkı yazmıştı ve doğum gününde onunla paylaşmıştı. Pete şarkıyı duyduğu an gözleri dolmuştu ve ağlamaya başlamıştı. Pete hayatında ilk kez o kadar özel hissetmişti kendisini.
Pete'i otel odasında baygın halde bulan da Patrick'ti. Onu kollarının arasına alıp hasteneye koştuğu zaman istediği tek şey hayattaki tek dostunun yaşamasıydı.
Patrick'in utangaçlığını kapatmaya çalışan kişi Pete'di. Patrick insan içine çıkamazdı, sahnede gerilmemek için gözlüklerini takmazdı ve Pete'in peşinden ayrılmazdı. Patrick'i rahat ettirebilen tek insandı Pete.
Patrick Pete'in en çok gözlerini seviyordu. Her şeye rağmen parıldayan gözleri, yaşadığı bütün karanlık dönemleri gölgesinde bırakıyordu.
Patrick Pete'e biseksüel olduğunu söylediği zamanı hatırladı.
"Ashlee'den ayrıldığım için mutluyum."
"Ben de, Petey." Birbirlerine bakıp gülümsediler. Patrick Pete'in gülümsemesini çok hoş buluyordu, o güldüğü zaman Patrick kendisini daha mutlu hissediyordu. Patrick Pete'i defalarca ağlarken, kendisinden nefret ettiğini sayıklarken görmüştü ve elinden hiçbir şey gelmemişti. Gelememişti. Şu anda Pete'in gülümsemesini görmek onun için en önemli şeydi.
"Gerçekten çok sıcaksın." Pete Patrick'e biraz daha yaklaştı.
"Mmm," diye huzur içinde mırıldandı Patrick. Ve başını diğer genç adamın omzuna koydu.
"Bazen çok tatlı olduğunu düşünüyorum, 'Trick." Patrick başını kaldırıp dikkatli gözlerle Pete'e baktı.
"Ben sanırım biseksüelim. Kızlardan hoşlandığımı biliyorum ama erkeklerden de hoşlanıyorum. Sanırım erkeklerden hoşlanıyorum, Pete." Patrick cümlesinin ciddiyetine rağmen kıkırdamasını durduramıyordu. Patrick'in kollarının arasında olan Pete gülmeye başladı. Pete'in bacakları Patrick'in bacaklarının arasındaydı. Soğuğa karşı geliyorlardı.
Patrick, Pete'in gözlerindeki kıvılcımın ilk defa bu kadar parlak olduğunu hissetti.
"Bana bunu söylediğin için seninle gurur duyuyorum. Seninle gerçekten gurur duyuyorum. Teşekkür ederim, 'Trick." Patrick gülümsedi. Elini Pete'in yüzüne götürüp yanağını okşarken kendisini engelleyemedi. Pete ilk başta şaşkınlıktan dolayı donup kalsa da Patrick'in elinin sıcaklığına karşı boynunu eğdi, yumuşadı.
"Bazen tenis oynamaya gidiyorum." Pete'e neden eski kız arkadaşlarına bile söylemediği kişisel şeyleri söylediğini bilmiyordu, ama Pete'le böyle konuşmak hoşuna gidiyordu. Kısa bir sessizlik oluştu, Pete daha sonra gülmeye başladı.
Pete gerçekten gülüyordu, sesli ve içten. Patrick de Pete'e katıldı ve beraber gülmeye devam ettiler. Pete başını kaldırdı, gözlerinin içine baktı. "Seni seviyorum, 'Trick." Patrick gülmeyi kesti. Pete'in parlayan gözlerine bakmaya devam etti.
"Bende seni seviyorum, Petey." Ellerini yavaşça kaldırdı, bassçısının yanaklarını kavradı ve yanağını yanağına sürttü. Pete'in yanağını yavaşça öperken bu anı asla unutmayacağını tekrarladı.
Dediği gibi, unutmamıştı. Aklında canlanan bu sahneyle beraber parka sürmeye devam etti.
Parka ulaştı, arabayı kenara çekti ve bankta uyuyakalmış olan Pete'i gördü. Kendi kendisine gülümsedi ve arabadan inip yanına gitti. Bu soğukta Pete'in ne zamandan beri burada olduğunu merak ediyordu, çünkü yanakları ve burnu kıpkırmızı olmuştu. Daha fazla burada kalmaması gerekti.
Pete'i kucakladı ve arabaya bindirdi. Tabiki de Pete'in evini hatırlıyordu, Pete'in evine doğru sürmeye başladı.
Evi yakındı. Bir yandan da Pete'e bakıyordu. Pete'in görüntüsüne karşı gülmeye başladı; bir şapka, iki tane mont, bir tane kalın kayak pantolonu, iki çift eldiven.
Eve ulaştıktan sonra arabayı kenara çekti ve Pete'i tekrar kucakladı. Onu uyandırmak istemiyordu, bu yüzden evin önüne geldiği zaman anahtarın nerede olduğunu hatırlamaya çalıştı, yanda duran saksının altı. Anahtarı aldı, kapıyı yavaşça açtı ve kalçasıyla ittirdi.
Pete hala uyuyordu, ilk önce Pete'e daha sonra eve baktı. Bu eve belki de en son geçen sene girmişti. Ama unutması imkansızdı. Yeri geldiğinde bu evde beraber yaşamışlardı.
Yukarı kata çıktı ve bir kaç kapı denedikten sonra Pete'in odasını buldu. Pete odasının yerini değiştirmişti. Pete'i yatağa bıraktı ve biraz bekledikten sonra Pete'i uyandırmaya karar verdi.
"Pete," Patrick'in dokunuşuyla Pete'in gözleri birden açılıverdi. "Bunca zaman boyunca uyanık mıydın sen?"
"Evet, önemsenmek hoşuma gitti." Patrick Pete'e bakıp güldü ve yanına oturdu. Pete ise hala yatakta yatıyordu.
"Üzerimdekilerden kurtulmak istiyorum ama bunun için fazla üşengecim." Pete de artık gülüyordu.
"Pete, eğer üzerindeki kardanadam postunu çıkartmazsan öleceksin," dedi Patrick. Ve Pete, Patrick'in onun yanında olduğu sürece ölümünün daha iyi olabileceğini düşündü.
"Patriiiiiiick," Pete tatlı bir ses tonu takınmaya çalıştı. "Benim için yaaaaap," ve Patrick Pete'in botlarını çıkarmaya başladı. Botlarını çıkardıktan sonra Pete'i montundan tutup kaldırdı ve montunu çıkardı.
"Kıyafetlerimi çıkarırken biraz seksi görünüyorsun," Pete gülmeye başladı.
"Evet, bence iyi bir modda olduğum için şükretmelisin," Patrick kafasını kaldırıp Pete'e baktı ve her zamanki içten gülümsemesini takındı. Tekrar Pete'in ikinci montunu çıkarmaya dönmek istiyordu, ama pek de içinden gelmiyordu. Pete'in suratına baktığında huzuru bulduğu bir gerçekti ve şuan içinde bulundukları durum Patrick'teki gereksiz huzurun sebebini ortaya çıkarıyordu. Yatakta yatan bir Pete, montunun ipini çözmeye çalışan bir Patrick, beraber yalnızlar, dünya onların etrafında dönüyor.
"Nasıl bağladın bu lanet ipi, Pete?" Pete kahkahalarına hakim olamadı ve biraz doğrulup ipi eline aldı.
"İşte bunda kötüsün." Eline aldığı ipi bir kerede çözen Pete, tekrar yattı.
Patrick yataktan kalıp yere çömeldi ve Pete'in pantolonunun paçalarından tutup pantolonunu çekmeden bekledi. "Lütfen bana bunun altına bir pantolon daha giydiğini söyle."
"Belki," dedi Pete, Patrick pantolonu çekti. Pete içine ördekli bir pijama giymişti, Patrick kendisini gülmekten alamadı.
"Ördekler demek, gerçekten mi?" Genç adam en yakın arkadaşına güldü, onunla tekrar bir arada olmaktan zevk alarak. En iyi şey ise garip bir buluşma yoktu, 'hayat nasıl gidiyor,' ya da 'çocuklar nasıl,' yoktu. Ne zaman tekrar buluşsalar birbirlerine hiç sahip olmamışlar gibi davranıyorlardı ve bu Patrick'in Pete'deki en sevdiği özelliğiydi.
Pete Patrick'in düşüncelerinden ayrılmasını sağlamak için konuştu. "Evet, bunları sevdiğini biliyorum." Patrick buna karşı gelemezdi.
Patrick kalkıp Pete'e doğru uzandı ve atkısını çıkarmaya başladı. Atkıyı nazikçe başının etrafından döndürerek çıkardı, bir yandan da söyleniyordu. "Tanrı aşkına Pete, neye hazırlanıyordun? Tundra mı?"
"Seni ne kadar bekleyeceğimi bilmiyordum. O yüzden biraz aşırıya ka-"
"Seni beklettim değil mi? Özür dilerim Pete, söz veriyorum seni bir daha asla bekletmeyeceğim. Söz veriyorum." Patrick tek nefeste konuştu, ikisinin de suratı düşmüştü.
"Önemli değil, Patrick."
"Söz veriyorum. Bir daha beni beklemek zorunda kalmayacaksın, ne zaman ihtiyacın olursa ben hemen yanında olacağım, senin için ölebilirim, Pete." Pete Patrick'in neden bu kadar ciddiye aldığını bilmiyordu ve kendisi de biraz huzursuz olmuştu.
"Neler oluyor, Patrick? Kötü bir şey söylemek istemedim, sadece beklediğim sürede sıcak olmak istedim."
"Bir daha beklemek zorunda kalmayacaksın, söz veriyorum." Pete ile yüz yüze gelmek için kendisini kaldırdı. Artık yüzleri paraleldi, Patrick yavaşça Pete'i öpmek için hazırlandı. Ama onu gerçekten öpmek çok zordu. Ayrıca Pete'in gülümsemesi Patrick'in onu öpmesini zorlaştırıyordu.
Pete'i öpmek hakkındaki en iyi şey, diye düşündü Patrick, Patrick nasıl hissediyorsa Pete daha fazlasını hissediyordu. Her zaman birbirleriyle paylaşacakları bir tecrübeleri oluyordu. Pete'in gözleri yavaşça açıldı, "Patrick," mırıldandı. Artık ikisi de bu öpücükten geri dönüş olmadığını biliyordu, zaten istemiyorlardı.
Vücutları uyum sağlıyordu ve sanki bunu yıllardır yapıyorlarmış gibi hissediyorlardı. Pete ellerini Patrick'in yumuşak saçlarına geçirdi, hayatında daha önce hiç bu kadar mutlu hissetmemişti.
Patrick yavaşça geri çekildi. Öpücükleri çenesinden köprücük kemiğine doğru yayılıyordu, kafasını kaldırdı. "Pete," fısıldadı. Kendisini iki kelimenin dudaklarından çıkması için hazırladı, ama Pete onu kendisinden daha iyi biliyordu.
"Bende seni seviyorum, Patrick." Pete aniden söyledi, gülümsedi ve devam etti. "Sen benim en yakın arkadaşımsın."
Patrick gülümsemesini durduramıyordu, Pete'in burnuna bir öpücük kondurdu ve Pete'in kıkırdamasını sağladı. "Sende benim, Pete." En yakın arkadaşlarına sarıldılar ve beraber uykuya dalmaya çalıştılar.
Okuduğum an bunu Türkçe'ye çevirip sizinle paylaşmalıyım dediğim bir Peterick oneshot'ı, kendim de bir şeyler kattım ve güzel bir şey ortaya çıktı.
Kitap kapağı için yagmurishere 'a teşekkürler💖