Sonunda Güle oynaya parka ulaşmıştık. Yağmur ve Efe de arkamızda belirdi. Kendimi tutup melisa lara karşı atar yapmıycaktım. En azından hislerim o yöndeydi. Bankın üstünde birikmiş karlardan birazını avucumda birleştirdim. Heyecanla fırlatırken bağırıverdim.
- kuzey kar ye!
Ensesine yapışan kar ile yerinden sıçradı. Arkasına baktığında beni gördüğünü sanmıyorum. Çünkü ben çoktan kaydırağın arkasına saklanmış siper almıştım. Sesimden tanımış olmalıki parkın içinde beni arıyordu. Onu kaydırağın kenarından seyredebiliyordum. Biranlık göz kırpmamla görüş alanımdan kaybolduğunu fark ettim. Arkama döndüğümde kuzey karşımda dikilmiş elindeki kar topuyla, doğru zamanı bekliyordu.
- bakalım kim kar yiyor? :D
- ben değil... Dedim onun attığı kara karşı eğilerek.
Iska :)) yere çömeldiğimde biraz daha kar alarak saklandığım yerden çıktım. Kime atsam da şoka uğratsam diye düşünürken aklımdan geçen isim yağmur oldu. Uzun zamandır onunla kara çıkmamıştık. Çünkü geçen sene kar yağmamıştı. Yağmuru da vurduktan sonra isimler teker teker aklımda belirmeye başladı. İşte Bu sefer bana karşı bir örgütlenme oluşmuştu. Hepsi birden üzerime geliyordu.
- sakin olun gençlik! :-)
Yağmur : -sen bize atarken iyi oluyo...
Buğra: sen istedin elif :D
Kuzey: saldırıııııııııııı!!!!
Üstüme gelen topluluktan kurtulmak için koşarak olduğum yerden uzaklaştım. Mermi gibi gelen kar toplarının bazıları isabet ediyor bazıları ise ıskalıyordu. Parkın hemen yanındaki ormana dalıverdim. Ağaçların üstü bembeyazdı. Dallarından yere sarkan kar parçacıkları, donmuş buz kristalleri etrafı kaplamıştı. Ormanın içinde ilerlemeye devam ettim. Arkamdan gelenleri unutmuş ormanın büyüsüne kaptırmıştım kendimi. Etrafta gezinirken kapşonuma çarpan bir ağırlık hissettim. Göz ucuyla arkama baktığımda saldırının devam ettiğini anladım. Bir süre ormanın içerisinde koşturduktan sonra bana en yakın ağacın arkasına saklandım. Derin bir nefes aldım. Ceplerime doldurabildiğim kadar kar sokuşturup tekrar karşılarına çıktım. İşte şimdi karşılıklı bir mücadele olucaktı. Olduğunca yüksek bir sesle bağırdım:
- vurulan yanar!
Hepsinin bu kuralı onayladığı belliydi. Çünkü 4 e tektim. Bu iş pek de zor olmayacaktı onlar için . Bu sefer yanlış bir karar verdiğim kafama dank etti ve tekrar seslendim.
- bi dakka bu hiç adil olmadı galiba :-)
- kızlara erkekler! Dedi yağız
- bana göre hava hoş... Diye sırıttı yağmur.
Böylece oyuna öyle devam etmeye karar verdik.
- bize biraz zaman verin. Saklanalım dedim nefes nefese.
- kaçabilirsiniz ama saklanamazsınız diye araya girdi kuzey .
Yağız bize döndü:
- aynen pek fazla umutlanmayın. Birkaç dakika içerisinde zaferimizi kutluyor olucaz.
- öhhöhö görücez dedi yağmur imalı imalı.
Efe güldü:
- bu kadar eminsen yağmur hemen başlayalım.
Gülüşmeler, eğlenceli dakikalar geçti gitti. Ormanın içerisindeki oyunumuz bir süre devam etti.
30 dk sonra
Soluk soluğa parkın oraya vardığımızda kalbim küt küt atıyordu. O yorucu oyunun ardından bir de koşu yarışı. Nerden geliyor bu enerji ? Banka dayanmış derin derin nefes alıyordum. Sadece ben değil herkes öyleydi. Bir süre dinlendikten sonra kuzey konuşmaya başladı:
- ne oldu elif koşu yarışında beni geçemedin :D
- kar topu savaşında yenmemişiz gibi konuşup durma 3 kişiye karşıydık zaten
- nerdeyse hepimizi yağmur eledi.
Lilly kızarmış ama kendisiyle gurur duymuştu. Burnu ve kulakları ise soğuktan pembeleşmişti. Sarı saçlarının üstü beyaz kar parçacıklarıyla örtünmüştü. Saç örgüsü darmadağan olmuş bazı tutamları yüzünü kapatıyor, deniz gibi mavi gözlerinin görülmesine engel oluyordu. / O anda kar toplayıp yine eskisi gibi bir top haline getirdim. Ardından kuzey ile göz göze geldik. Lakin Koluma hakim olamamış, topu fırlatmak için erken davranmıştım. Kuzey da bunu fark etmiş bu sefer o benim topuma karşı eğilmişti. Iska!Diye bağırdı. Off yanlış zaman! Başımı başka bir tarafa çevirdimde gelen bağırışmalar için tekrar kafamı eski tarafına döndürdüm. Kuzey in eğilmesiyle attığım kar topu melisa nin tam suratına yapışıvermişti. Sinirden kıpkırmızı olmuş burnundan soluyordu. Öfkesinden püskürdüğü ateş, suratındaki karı eritmeye yeterdi. Onunla göz teması kurmamaya çalışarak arkamı dönüp sıvışmaya istedim ancak melisa dan kaçmak neredeyse imkansızdı. Hangi deliğe girsem oradan bulup çıkartırdı beni.
- bunu bilerek yaptın! Dedi melisa yüksek bir sesle. Bu ses sokaklar arasında yankılanıp durdu. Onu susturmak ve kendimi savunmak için araya girdim:
-saçmalama melisa bunu isteyerek yapsaydım ilk geldiğimde zaten sana kar atmış olurdum.
- anlaşılmasın diye yaptın işte !
- aynen. Planı da kurmuşsun bide hala yüzsüz cevap veriyorsun! Diye olaya çıkıştı yasemin.
- ben yüzsüz falan değilim sizinle daha fazla uğraşamıycam! Nasıl anlamak istiyosan öyle anla...
Arkamı döndüm bu gereksiz olayı oracıkta bırakıp gidicekken birinin beni çekiştirdiğini fark ettim.
- şimdide öylece kaçıyor musun yani?!
- ne kaçmasından bahsediyorsun melisa? Bu uzatılacak bir olay değil...
- öyle mi ? Sana aynı şey olsaydı peki!
İşte o anda benim ona yanlışlıkla attığım karın bir benzerini suratımda hissettim. Evet soğuktu. Eğilip yüzümdeki buz parçacıklarını yere dökerken aralarında bir kahkaha duyuldu.
- nasıl güzel bir his mi ? Diyerek gülmeye devam etti yasemin.
- ama bunu bilerek yaptın! Sen istedin! / tam da yasminin üzerine yürüyordum ki kuzey önümü kesti. Eğildi , fısıltıyla:
- buna gerek yok. seni kışkırtmak için yapıyorlar. Sakin olmaya çalış.
- nasıl sakin oliyim ? Dedim onun kulağına eğilerek.
- eğer haddini biraz daha aşarsa o zaman ben de olaya karışıcam.
Peki anlamında kafamı salladım. Ancak benim bitti dememle olay kapanmıyordu. Yaseminin ikizi çağatay ve basket takımından iki kişi de yanımızda belirdi. İşler giderek kızışıyordu.
- neler oluyor burda! dedi sert bir şekilde
- sizi ilgilendirmez onlar kendi aralarında halledicekler. Diye onu susturdu yağız.
- ne demek bzii ilgilendirmez! Sinirli bir şekilde çıkıştı basketçilerden birtanesi.
- basbaya bu kadar büyütecek bir şey yokk! Olayı kapatmak istercesine bu sefer kuzey konuştu.
- hayır benim kız kardeşimi ilgilendiriyorsa beni de ilgilendirir👊
O anda çağatay kuzey e aşırı sinirlenmiş bir şekilde onun üstüne doğru yürüdü. Ben gözlerimi kapamış o kötü sahneyi görmek istemiyordum.
- asıl seni ilgilendirmez ! Anlaşıldı mı?
Gözlerini dikmiş kuzey e bakıyordu çağatay.
- hayır pek anlayamadım . Diyerek çağatay ı itti. İkiside birbirine doğru yürüdü ve olucakları tahmin edebiliyordum. Ellerimi gözlerimde birleştirdim. Ancak beklediğim sesler duyulmadığında parmaklarımı biraz araladım ve kendimi yine olayın içinde buldum. Tam da o sahnede ikisinin arasına uzun boylu hafif yaşlı bir adam girdi ve bağırmaya başladı.
- susun artık. Ne yapıyorsunuz siz parkın ortasında! Ayrılın ve hemen boşaltın parkı. Bidaha sizi bu halde parkta görmiycem! Evet bunu söyleyen parkın güvenlik görevlisi Hakan abiydi.
Şükürler olsun diye içimden geçinirken lilly suspus kenarda kalmış, Derin bir oh çekti. İki taraf kötü bir şekilde parktan ayrıldı. Kendimi aşırı derecede suçlu hissediyordum ve bu sorunumu gruplan paylaşmak istedim:
- arkadaşlar çok üzgünüm böyle olsun istemedim. Aynı zamanda bilerek de yapmadım. / başımı öne eğdim. Birinin konuşmasını bekledim.
- önemli değil sorun çözülememiş olsa bile herkes senin haklı olduğunu biliyor. Dedi yağmur
Sarıldım ona. Hem de sımsıcak. Bu soğukta bile içimizi ısıtabilecek türden.
- artık bu konuyu kapatalım ne dersiniz?
Herkes başını evet anlamında salladıktan sonra efe konuşmasına devam etti.
- haydi az ilerideki kafeye gidelim. İçim dondu. Sıcak çikolata falan içeriz.
- iyi fikir :) diye devam etti yağız.
- ben tabiki salep içicemmm! Yürümeye başladım ve arkamdan geldiler. Şimdi oradaki sobanın hemen yanında oturucaz ve günü güzel bir şekilde bitireceğiz diye aklımdan hayaller kuruyordum.
Birkaç dakika sonra....
Yağmur konuşmaya benden önce girdi:
- yer var mı acaba?
- birazdan iki masam boşalıyorr sizi büyük olana alırız.
- tamamdır biz kenarda bekliyoruz.
Hepimiz yağmur un bahsettiği kenara yöneldik. Kısa bir zaman sonucunda çalışan kadın bize yöneldi:
- teras olsa fark eder mi?
- hayır sorun yok hangi taraf uygunsa. Dedim yumuşak bir sesle.
Hepberaber kadını takip ettik. Öncelikle her hafta sonu gelip gördüğümüz bu taş merdivenlerden yukarı çıktık. Kadın yeni olmalıydı ki bizi tanımadı.endrew sordu:
- murat bey burda mı?
- siz onun yakını mısınız?
- hayır ona " yağız ve arkadaşları geldi" derseniz bizi tanır.
- tabiki. Bu arada bana bayan dilara diyebilirsiniz. Size menüyü veriyim.
- aslında biz ne söyliyceğimizi biliyoruz.
- tamam ben garson arkadaşı çağıriyim.
Bayan dilara yanımızdan ayrıldığında herkesten ayrı bir ses çıktı. Bn ise arkama yaslanmış etrafı seyrediyordum. Birbirleri ardınca koşturan çocukları, Yağan kardan kaçmak için elindeki çantasını kafasını korumaya tutan kadınları, ya da şemsiyesi olup da yanındakiyle paylaşma çabası içinde bulunanları, soğuktan üşümüş ve ortalıkta havlayan sokak köpeklerini... Bu uğultuda bizimkilerin neyden bahsettiğini anlamam pek kolay olmazdı zaten çünkü kendi sesimi zor duyuyordum.
Garson yanımıza vardığında bizimkileri susturmayı bildi.
- çocuklar lütfen teker teker konuşun yan masadakiler şikayet ediyorlar.
Hepimiz bir anda yan masaya baktığımızda bir kadın ve yanında da küçük bir erkek çocuğu oturuyordu. Kadın ile göz göze geldiğimde gerçekten bize sinirlenmiş olduğu bakışlarından okunuyordu. gürültüden rahatsızlık duyuyordu sanırım.
- garson abi şimdi ben sana herkesin siparişini vericem.
- hadi bakalım bekliyorum ;)
- yağmur buğra siz sıcak çikolata içiyorsunuz değil mi?
- evet
- evet ama yanında minik çikolatalardan koyar mısınız? Diye sordu yağmur
- tabiki hanfendi.
- ben, yağız ve kuzey da salep istiyoruz. Benimkinin üzerine tarçın dökülmese? / gamzelerimi belli edicek şekilde gülümsedim.
Garson da kafasını olur anlamında aşağı salladı ve siparişlerimizi girmek için başka tarafa yöneldi.
Birkaç dakika içeceklerimiz gelene kadar sessizce oturmayı tercih ettim. Koltuğuma yaslandım. Kimseyi duymayacaktım aslında.
- elif neyin var? Diye sordu yağmur. Mutsuz olduğumu anlamış olmalı. Aynı zmaanda ne kadar konuşmak istemesem de biri bana seslenince onu görmezlikten gelicek değildim.
- bir şeyim yok sadece yoruldum.
- gözlerin öyle söylemiyor ama.
- kızım müneccim misin sen? :D
- ama belli olmuyo mu yani?!
- istersen bir de küre getirelim bana geleceğimi oku.
Kahkahalar, kıkırdamalar... Ama o sorusunun cevabını galiba merak ediyordu...Ciddileştim.
- ya olanlar biraz can sıkıcı. Yani böyle bir tatsızlığa gerek yoktu diye düşünüyorum.
- bence de bu kadar büyütülcek bir şey değildi.
- kızlar boş verin artık olmuş bitmiş bir şey. Okulda konuşmayız bir daha da bu konu açılmaz. Diyerek bizi yatıştırdı kuzey
- neredeyse çağatayla birbirinize giriyordunuz?! Dedim alçak bir sesle.
- ama girmedik sonuçta önemli olan da bu.
Bir sessizlik ortalığı kaplamıştı. Nedense kimse kuzey ın bu sözünün üzerine bir şey diyememiş.
Suskunluğu bozan şey ise garson abinin getirdiği sıcacık içeceklerdi. Salepimi önüme koydu ve ben hemen ellerimi bardağa yapıştırdım. Soğuktan kurumuş ellerimi ısıtmaya ihtiyaç duyuyordum.
- ooo içecekler geldiii! Heyecanlanmıştı efe yerinde duramıyordu. Yerinden kalktı garson abi ye yardım etmek istercesine sonra bir an tereddüt etti ve tekrar oturdu.
- sakin ol efe içeceksin.! :D
- bugün servisleri ben yapacağım. Diye heveslendi bu sefer de...
- buğra sen şimdi dökersin yapma :D
Diyerek güldü kuzey.
- aynen sen ne anlarsın bu işlerden . Diye devam etti yağız.
Evet gerçekten de ne anlardı ki. Keşke hiç ayağa kalkmasaydı.
- garson abi hadi tepsiyi bana ver hadi.
- yok otur sen şimdi dökücen
- hadi ama hadi ... / efe tepsiyi almak için garson abiden çekmeye çalışıyor aynı zamanda da bir şeyler geveliyordu ağzında.
İşte her şey tam da o anda oldu. Garson abinin elindeki tepsi kayıp düştü. Yağmurun kafasını sıyıran bardaklar onun sandalyesinin hemen yanında kırıldı. Bir şeyin farkında olmayan yapmurun üzerine sıcak çikolata ve salep döküldü. İlk başta gözlerini sıktı ve gelen damlaların verdiği acıyı görmezden geldi. Ayağa fırladım ona yardım etmek istercesine ancak yapabileceğim bir şey yoktu. o da olduğu yerden sıçrayıp merdivenlerden aşağı koştu. Herkes olanlar karşısında donmuş kalmıştı.
Terastan aşağıya baktığımda dış kapının kenarında oturmuş olduğunu fark ettim. Koşarak merdivenlerden indim. Korkmuştu. Salep ve sıcak çikolatanın döküldüğü yerlerin üstüne bir miktar kar koymuştu. Onun verdiği acıyı hissedemesemde yine de halinden belliydi. Yanına oturdum. O çok dayanıklı bir kızdı. Yüzüne baktığımda gözünden bir damla yaş aktı.