Son..

By _ssudennn

218 29 38

Umut uyanık insanların rüyasıdır... Herşey bir kavgayla başladı.. Nereden bilecektik ki o bodrumda kendi kanl... More

2-Sona son...
3-Sona son...
4-Sona son...
Duyuru
5- Sona son...
Yabancı
6-Sona son...
7- Sona son...
8- Sona son...

1-Sona son ...

47 5 0
By _ssudennn

"Gece kalk!" Ecenin sesini duymamla yataktan yere düştüm . Ranzanın üstünde yatmanın dezavantajlarından biriside buydu işte.

"Sen hala yatıyor musun.. hih yere mi düştün?" canım ikizim yere düştüğümü görünce yine dayanamamıştı. Yanıma gelip beni kaldırdığı gibi duşa sokması bir oldu. Tabii yine söyleniyordu.

"Of yine geç kaldık Nazife cadısı kesecek bizi!!" Ecenin laflarını dinlerken bir yandan da duştan çıkmaya çalışıyordum. Nazife Hanımdan hiç hoşlanmazdım. Kaldığımız yurdun müdiresiydi kendisi. Buradaki en eski kızlardan olduğumuz için biz alışmıştık onun azarlarını dinlemeye ama yeni gelen kızlar buna dayanamıyorlardı. Her ne kadar gaddar görünse de Nazife Hanımda bazen iyi kalpli olabiliyordu. Ama bazen yani daha çok nadiren.

Duştan çıktıktan sonra kurulanıp okul eteğimle gömleğimi giydim. Siyah pileli etek ve beyaz gömlekti bizim okulun üniforması. Asla başka kıyafet giymemize izin vermiyorlardı ama az da olsa makyaj yapabiliyorduk.

Ben giyinirken Ece de maskarasını sürüyordu. Eceden sonra hemen bende biraz süslendim ve ikizimden önce odamızdan çıktım. Çıkışa doğru Nazife'ye yakalanmamak için yavaşça gizlenerek ilerlemeye başladım. Tam zafere ulaşacakken Ece "Gece" diye bağırınca arkama baktım ve Nazifeyi gördüm. "Ece koş" diye bağırmamla birlikte yurdun çıkışına doğru koşmaya başladık. Nazifeyse arkamızdan Rüstem amcaya bağırıyordu. "Tut onları Rüstem yine geç kaldılar okula!"

İkizimle büyük bir ustalıkla Rüstem amcayı atlattık ve gelen ilk otobüse bindik. Eeee ne de olsa 17 yıllık tecrübemiz vardı. Rüstem amca hiçbir zaman bizi yakalayamamıştı. Yakalayamayacaktı da...!

Okulun önüne gelince otobüsten indik. Okuldan içeriye gelince direk müdür yardımcısının odasına doğru yöneldik. Merdivenleri çıkarken karşı duvarda tik tak diye ses çıkaran saat dikkatimi çekti. Koridordaki tek ses oydu çünkü. Eceyi durdurdum ve birinci dersin bitmesine 20 dakika kaldığını girmemize gerek olmadığını söyledim. Oda beni onayladı ve kantine gittik.

Sabah kahvaltıyı da kaçırdığımız için hemen bir şeyler alıp kantindeki masalardan bir tanesine oturduk. Yemeği yerken düşüncelerim eskilere doğru yol almıştı. Biz 89 günlükken yurda bırakılmıştık. Yüklü bir miktar parayla ama. Bu parayı elbette bize vermiyorlardı fakat bizi özel okula yazdırmışlardı. Harçlıklarımızı da düzenli bir şekilde veriyorlardı. Para sıkıntısı çekmiyorduk çok şükür. Anne babamızdansa nefret ederdik. Bizi bıraktıkları için. Bu yüzdende onları şimdiye kadar hiç aramaya kalkışmadık.

Düşüncelerimden çalan zille birlikte ayrıldım. Zaten birkaç dakika sonrada bizim tayfa gelmişti. Ece, Ben, Uzay, Çağla, Poyraz, Rüzgar. Uzay benim kardeşim gibi gördüğüm arkadaşımdı. Çağla Uzayın sevgilisi. Poyraz benim canım ve Rüzgarda Ecenin odunu.

Kantinde oturma düzenimizse benim sağımda poyraz solumda uzay, uzayın yanında çağla, onun yanında ece ve poyrazla ecenin arasında da rüzgar oturuyordu. Biz poyrazla 2 yıldır çıkıyorduk ve çok mutluyduk . Ecenin rüzgarla henüz 7 ay olmuştu. Uzaysa çağlayla daha 2 aylıktı. Çorap değiştirir gibi sevgili değiştiriyordu.

Herkes kendi aleminde sevgilisiyle oynaşırken kantine okulun başarılı kısmı girdi. Burak, Hakan, Zeynep ve İrem. Onların doksandan aşağı notları yok. Güya arkadaşlar fakat birbirlerinin kuyularını kazdıklarından emindim.

Masamızın yanından geçerlerken ikizimle göz göze geldik. Biraz eğlenmekten zarar gelmezdi. Ece Zeynep'e çelme taktı ve Zeynep yanından geçen birisine tutundu. Tutunduğu kişinin bizim sınıfın sonuncusu Necati olduğunu fark ettiğin de olacakları yanlış anlamış olmalıydı ki kaçmaya çalışmıştı. Necati ise tüm iyi niyetiyle Zeynep yere düşmesin diye onu sıkı sıkı tutuyordu. Ece kahkaha atarken kantindeki herkes fısıldaşmaya başlamıştı bile. Sıra bendeydi artık. "Zeyneple Necati çıkıyormuş arkadaşlar ama bunu bizden saklamışlar bence bir öpücüğü hak ediyor Necati hadi öp öp öp !" Herkes öp öp diye bağırırken İrem daha fazla durmadı ve saçıma yapıştı. Zeynep ise Eceyi dövmeye çalışıyordu. Sadece çalışıyordu çünkü ece tekvando biliyordu ve hiç şansı yoktu. Bu yüzden İrem bana saldırmış olmalıydı ben tekvando bilmiyorum çünkü. Zamanında ece tekvandoya gitmek isterken ben jimnastiğe gitmiştim ve ülkelerle yarışmıştım ama kolumu sakatladığım için elenmiştim.

Bizim kavgaya başladığımızı gören Rüzgarla Poyraz Hakanla Burak'a yumruklarıyla girişmişlerdi. Çağla korktuğu için kenara kaçılırken Uzay bana yardıma gelmişti. İrem'i kollarından tuttuğu gibi üstümden aldı ve bana saldıramayacağı şekilde kilide aldı. Bende yüzüne yüzüne çalışmaya başlamıştım. Poyraz yanıma gelmiş beni durdurmaya çalışıyor Rüzgar'sa Ece'yi Zeynep'in üstünden almaya çalışıyordu.

Biz durmayınca sesi çıkmayan Hayrettin hoca -ki müdürümüz olur kendisi- bağırmaya çalıştı . Biz artık yorulduğumuz için durmuştuk. Hatta çok sonradan fark etmiştim müdürü.

"DERHAL ODAMA!!" diye kükredi adam resmen. Ben yerimden sıçramıştım sayın müdürümüzün kükremesiyle. O önden biz arkasından giderken mırıldanmadan edemedim.

"Bir gün kalp krizinden gidecek bu adam benden söylemesi!" herkes -bizim tayfa- gülmüştü söylediğime.

Müdürün odasına geldiğimizde biz hemen koltuklara yayıldık. Çağla korktuğundan ayakta kalmıştı. Tıpkı inekler gibi.

Müdür bizim oturduğumuzu görünce kalkmamız için bağırdı yine çıkmayan sesiyle. Kalkıp karşısında durduk. Olay ne diye sorduğunda Ece de en ufak bir detay atlamadan anlattı. Her ne kadar kavgayı başlatıp suçlu bizde olsak yalan söyleyemezdik. Nazife hanımdan aldığımız en önemli özelliğimiz bu olsa gerek..

Müdür olayları dinledikten sonra ineklere uyarı cezası verdi. Sicillerine işlenecek bu uyarı cezası onlar için büyük bizim için küçücük bir şeydi. Onlar gittikten sonra bizeyse disiplin cezası verildi. Bizim hiç umurumuzda olmadı tabi ki de bir sürü disiplin cezamız vardı zaten.

Bizi böyle rahat gören müdür bu cezanın yeterli olmayacağını okulun bodrum katını temizleyeceğimizi söyledi. Orası neredeyse 3 yıldır kullanılmayan bir yermiş. Ve orası tertemiz olana kadar cezamız bitmeyecekmiş.

Müdürün tek amacı biraz olsun akıllanmamızı sağlamaktı. Nerden bilebilirdi ki o bodrumda kendi kanlarımızı temizleyeceğimizi. Nerden bilebilirdi ki bizi ölüme gönderdiğini...

Müdürümüzün uzun konuşmasını dinledikten sonra sınıflara dağıldık. Ders edebiyattı ve ben edebiyattan nefret ederdim. Yeşim hoca kendi kendine şiirlerden bahsederken ben poyrazın omzunda uyumakla meşguldüm. Uzayla Çağla da sıranın altından sessizce pubg oynuyorlardı. Ece edebiyatı sevdiği için dersi dinliyor rüzgarla poyraz da taş kağıt makas oynuyordu. Bu arada oturma düzenimiz cam kenarı en arka sevgilimle ben orta sıra en arka eceyle rüzgar duvar kenarı en arka uzayla çağla. Hiçbirimiz önde oturmayı sevmiyorduk. İllaki en arka olacaktı herkes istediği gibi oturmuş hepimiz arka sıraları kapmıştık.

Uykunun güzel kollarına kendimi teslim ederken Yeşim Hocanın "GECE" diye cırlamasıyla poyrazın beni kaldırması bir oldu. Boşluğuma geldi "ne var" diye söylenmiş bulundum. Sınıftakiler gülerken Yeşim yine bağırdı önce herkesi susturdu sonrada bana döndü.

"Söyle bakalım Gece hanım 'redif' nedir?" oha daha zoru yok muydu diye düşünmeden edemedim. Bir şeyler söylemem şarttı yoksa sözlüme sıfır verirdi o zamanda dersten kalırdım zaten notlarım 45 i geçmiyor...

"eeee hoca şimdi şöyle, şiirlerde eee şiir böyle kafiyeli kafiyeli olur böyle dizelerin sonu uyumlu falan olur bu renif de böyle şiirin olmazsa olmaz parçasıdır."

"renif mi! kızım ne diyorsun sen yahu renif nedir ben redif diyorum sana sen renif! Hay Allah'ım ya"

Saf saf hocaya bakarken kulağıma poyraz fısıldadı "mısra sonunda..."

"hocam biliyorum aslında size şaka yaptım ben . Redif mısra sonunda görevleri olmayan yani böyle bomboş duran sözcüklerin tekrar edilmesidir." lafım biter bitmez herkes kahkaha atmaya başladı. Etrafa bakıp ne gülüyorsunuz dedim. Sonra rüzgar beni kolumdan tutup oturtturdu ve kendisi ayağa kalkıp renif ne demek açıkladı.

"Redif mısra sonunda görevleri aynı olan sözcüklerin tekrar edilmesidir hocam"

Poyraz oturduğunda haaa diye bir ses çıkardım. İstemeden çıkmıştı ama poyrazın hoşuna gitmiş olacak ki önce hocayı kontrol etti ve sonrada alnıma bir öpücük kondurdu. Ardından da kafamı omzuna yaslayıp hadi uyu dedi. Omuz silkip uyumaya çalıştım. Ama çalan öğle molasının zili buna engel oldu.

Bahçeye indiğimize okulun içine bir araba girdi. Bizim tayfa bankımıza doğru ilerledik. Banka oturduğumda gözüm arabadan inen kişiye takıldı. Sanki daha önce görmüştüm ama çıkaramıyordum.

"Ece şu çocuğu tanıyor musun?"

"Tanıdık geliyor ama çıkaramadım kim ki?"

"Bana da ama bende çıkaramıyorum boşver bence tanımıyoruz"

Çocuk gözlüğünü çıkarıp bana ters ters baktı. Ve yanımıza doğru gelmeye başladı.

"Gençler yeni öğrenciyim biriniz müdürün odasını gösterebilir mi?" diye soğukça konuştu. Gözleri gri renkti . Bir an içince kaybolacağımı sanmıştım.

"Ben gösteririm zaten lavaboya gidecektim."

"Seninle gelmeme gerek var mı sevgilim?"

"Gerek yok hayatım ben hallederim"

Poyraz hiçbir zaman gereksiz kıskançlıklar yapmamıştı. Bu yüzden onu çok seviyordum.

Müdürün odasına doğru giderken düşünmeye başladım. Poyrazın çimen gibi yeşil gözleri mi yoksa yanımdakinin ürkütücü buz gibi gri gözleri mi? Kesinlikle poyrazı tercih ederdim. Neden bilmiyorum ama sevgilimle yanımdaki yabancıyı karşılaştırma ihtiyacı hissetmiştim. Düşüncelerimden sıyrılıp yanımdakine soru sordum.

"Adın ne?"

"Güneş"

"Kaçıncı sınıfsın?"

"12. sınıfım."

"Burası" müdürün kapısının önüne geldiğimizde kapıyı işaret ettim. Hiçbir şey demeden içeriye girdi. Bende lavaboya gidip yüzümdeki maskaradan kurtuldum. Daha sonraysa hizmetlilerin yanına gidip bodrum katının anahtarlarını aldım. İki ders sonra aşağı inecektik ve ben nedeni bilinmez oraya önceden bakmak istemiştim.

Okulun yangın merdivenleri bir yerden sonra ikiye ayrılıyordu. Bir taraf dışarı bir taraf da bodruma gidiyordu. Genelde bu merdiveni kullandığım için biliyordum. Ama her zamankinden farklı bir şekilde bu sefer çıkışa değil de bodrum katına yönlendim. Merdivenleri indim yavaşça ilerledim ve kilitli kapıyı açtım. Okulun bodrum katı da tıpkı okulun katları gibiydi. Ortada koridor ve kenarlarda sınıflar vardı ama okulun katlarından tek farkı koridorda da sıralar vardı karma karışık bir şekilde. Kapının hemen kenarında ışık düğmesini bulmaya çalışıyordum ki bir sıraya çarptım. Acıyla inlerken sonunda ışığı açabilmiştim. Gördüklerimle ağzım açık kaldı. Burası o kadar korkutucuydu ki nasıl oldu da tek başıma buraya gelebildim diye düşündüm. Sıralar çok tuhaftı ve sınıfların içinde tahtaların üstünde tuhaf tuhaf yazılar yazıyordu. Ne ara girdiğimi fark etmediğim sınıftan çıkıp koridorda ilerlemeye başladım. Bir anda ışıklar gitti ve ağzımdan bir çığlık firar etti. Ben karanlıktan çok korkardım. Adımın özelliklerini asla taşımıyordum. Üstelik panik atağım da vardı. Delirirdim. Hemen duvara doğru yerde emekleyeme başladım. Duvara sırtımı verip dizlerimi kendime çekip kendi kendime mırıldanmaya başladım.

"Sakin ol gece sakin ol sadece ışık yok birazdan gelecekler yanına bağır İMDAT!! dokunma bana çek ellerini üstümden İMDAT YARDIM EDİN!" sanki birileri bana dokunuyormuş gibi hissediyordum. Duvarlar üstüme üstüme geliyordu.

Yavaş yavaş sakinleşmeye çalışıyordum. Az da olsa işe yarıyordu. Sonra aklıma telefonumdan mesaj atmak geldi. Telefonumu çıkarıp mesaj atmayı denedim ama telefon çekmiyordu. Telefonun ışığıyla yukarı çıkmak geldi aklıma ama etrafıma bakacak cesaretim yoktu. Gözlerimi kapattım ve sessizce beklemeye devam ettim. Bir süre sonra korkudan ağlamaya başlamıştım.

Uzun süredir buradaydım ve kimse gelmemişti. Çok zor tutuyordum kendimi. Biraz daha aynı şekilde bekledikten sonra ecenin sesini duydum. Buradayım diyemeyecek kadar korkmuş ve üşümüştüm. El fenerleriyle beni bulduklarında hemen ece bana sarıldı. Ardı ardına sorular sorarken uzay çoktan ışıkları açmıştı.

" Gece niye ışıkları kapattın ki?" diye sorunca rüzgar kafam daha yeni yeni yerine geliyordu.

" B-ben ka-kapatmadım ki bi-birden gitti" diyebildim. Sonra poyraz bana sarılıp alnımdan öptükten sonra hadi deyip kucağına aldı. Tam gideceğimiz zaman Çağla "O ne be!" diye bağırdı. Hepimiz aynı anda işaret ettiği duvara baktık. Gördüklerimle gözüm karardı. Poyrazın kucağında bilincim kapandı. Bayılmadan önceki son hatırladığım duvarda kırmızı renkle yazılmış yazıydı.

"Sana dokunabilmek çok güzel..."

Continue Reading

You'll Also Like

ELİM SENDE [BXB] By DEREN

Mystery / Thriller

6.2K 845 23
Elim sende oynuyoruz, ebe her zaman benim. Polisiye kurgu. [+18, BXB.]
11.5K 6.4K 21
Hiç kapanmamış bir dosya gibiydi Sinem'in geçmişi. Üzeri tozlanmış, adı anılmayan, ama hep orada bir yerlerde duran... O gece acil servise giren ya...
Ölüm Oyunu By Miss Marple

Mystery / Thriller

17.8K 1.9K 50
Dediler, madem kabul ettin son şansı, gir oyuna da kazan ölümle olan yarışı. -------- Bu hikâye yirmi altı yaşındaki otopsi yardımcısının, dört kişiy...
Wattpad App - Unlock exclusive features