MAYSA

By cilem_ozkara

475K 38.6K 6K

Umutsuz bir kadın ve hırsız bir adamın hikayesi. Kitap en başından değiştirilerek yeniden yazılıyor... More

1. Bölüm
2. Bölüm
3. Bölüm
4. Bölüm
5. Bölüm
6. Bölüm
7. Bölüm
8. Bölüm
9. Bölüm
10. Bölüm
11. Bölüm
12. Bölüm
13. Bölüm
14. Bölüm
15. Bölüm
16. Bölüm
17. Bölüm
18. Bölüm
19. Bölüm
21. Bölüm
22. Bölüm
23. Bölüm
24. Bölüm
25. Bölüm
26. Bölüm
27. Bölüm
28. Bölüm
29. Bölüm
30. Bölüm
31. Bölüm
32. Bölüm
33. Bölüm
34. Bölüm
35. Bölüm
36. Bölüm
37. Bölüm
38. Bölüm
39. Bölüm
40. Bölüm
41. Bölüm
42. Bölüm
43. Bölüm
44. Bölüm
45. Bölüm
46. Bölüm
47. Bölüm
48. Bölüm
49. Bölüm
50. Bölüm
51. Bölüm
FİNAL

20. Bölüm

8.2K 716 21
By cilem_ozkara

Bayılmak için insanın gözlerinin kapalı olmasına gerek olmadığını öğrendiğim dakikalardan birini yaşıyordum. Gözlerim açıktı, yine de kocaman bir karanlığın içine düşmüştüm. Bedenim ayaktaydı ama ben uçsuz bucaksız bir boşlukta öylece savruluyordum.

Karaltı yavaş adımlarla geriye doğru yürüdüğünde gözümün önünde yalnızca siyah bir nokta gibi kalmıştı.

Sürekli dönen siyah beyaz bir sarmalın etkisi altında gibiydim. Beynim hipnozun bir parçası olurken, bu sarmalın ortasında ki siyah nokta odaklandığım tek ayrıntıydı.

Kalbim kulaklarımı bile sağır edecek şeklide göğüs kafesime baskı uyguluyordu. Gözlerim etrafta ne olup bittiğinden habersiz ağır ağır kararmaya başladığında kucağımda ki bebeğin ağlama sesi beni kendime getirdi. Korkuyla yerimden sıçradığımda ağlayan bebeği bana doğru dönderdim ve sıkıca sarıldım.

O sesli bir halde ağlarken ben onun aksine sessiz sessiz ağlıyordum.

Neydi şimdi bu? Kimdi? Hele o camın önüne bıraktığı mavi emzik? Düşündükçe başıma ağrılar giriyordu. Dahası öyle bir korkuyordum ki ne yapacağımı bilmiyordum. Çok sonradan, artık kucağımda ki bebeğin ağlaması  şiddetlendiğinde harakete geçebildim.

Neredeyse koşar adımlarla üst kata çıkarak bana ayrılan oda yerine Bartu'nun odasına girdim ve hızla kapıyı kapattım. Bu odayla ilgili aklımda yalnızca büyük kıyafet dolabı kalmıştı. Kendime doğru çektiğim ikili sürgü kapıları açarak daha boş olan taraflardan birine girdim. Saniyeler sonra sürgü kapıları tekrar kapattığımda kucağımda ki bebeğe sarılarak beklemeye başladım.

Minik bebeğim ağlamayı kesmişti ama hâlâ derin derin soluyor huysuzlanıyordu. Eğilerek ıslak yanaklarını öptüm. Kucağımda onu ileri geri hareket ettirdim. Belki uyurdu.

İki büklüm zor sığdığım dolabın içinde korkuyla bekledim. Eve biri girecek diye bekledim. Üst kata çıkacak ve beni saklandığım bu dolabın içinde bulacak diye korkuyla bekledim.

Karanlık alanda gözümü ne zaman kapatsam karların arasında ki o siyah görüntü geliyordu aklıma. Bana doğru yaklaşması, el sallaması ve kısılan gözleri...

Çocukluğumdan beri böyleydim ben. O zamanlarda da mahallede oynadığım arkadaşlarım bile beni korkutsa günlerce etkisi altında kalır, her geceyi büyükannemin yanında geçirirdim. Beni etkileyen ve bilinç altıma işleyen çoğu olayın etkisinden kurtulamazdım.

Şimdi de öyle olacaktı. Ben ne zaman mutfak camından dışarı baksam orada bir karaltı görecektim. Ne zaman salon camlarının önünde dursam bana doğru bir karaltı yaklaşacaktı. Ve ben ne zaman yalnız kalsam hep bir yerlerden değişik sesler duyuyormuşum gibi hissedecektim. Sürekli kilitli kapıları kontrol edecek camları kapatacaktım. Sonuç olarak bu olay beni ruh hastası Maysa'ya çevirecekti. Belki bu davranışlarım Bartu'nun gözünde beni deli yerine bile koyacaktı.

Bartu demişken...panikle salondan ayrıldığım için telefonumu almayı akıl edememiştim. Acaba aramış mıydı? Belki de bana ulaşamadığı için hemen yola çıkmıştı ve geliyordu. Beni merak etmiş miydi? Ya da bana bir şey olduğunu düşünmüş müydü? Bilmiyorum ama umarım bir an önce yanımda olurdu.

Saklandığım dolabın içinde dakikalarca hatta belki de saatlerce öylece durdum. Bu süreç içerisinde bir sürü akıl hastası Maysa senaryosu yazdım. Hâlâ korkuyordum. Bu korkum Bartu'nun gelmeyişi ile daha da şiddetleniyordu.

Derin bir nefes alarak kucağımda hareketlenen bebeğin üzerini açtım. Muhtemelen ortam karanlık olduğu için birazdan korkudan ağlamaya başlayacaktı. Onu hafif hafif sallamaya başladım ama o çoktan ağlamaya başlamıştı. Onu en son sabah doyurduğum aklıma geldiğinde sessiz bir küfür mırıldandım. Acıkmıştı ve kesinlikle şuan bu yüzden böyle şiddetli ağlıyordu, bir de dolan bezi bunu iyice destekliyordu.

Ne yapacağımı şaşırmış bir halde derince soludum. Evde biri olsa şimdiye kadar çoktan gelir beni bulurdu. Hem şiddetle ağlayan Umut onlara yerimizi rahatça belli bile ediyordu.

Onun böyle ağlaması beni daha çok üzerken sürgülü kapıları tutarak yavaşça açtım. Dışarısı da dolabın içinden farksız değildi. Hava çoktan kararmıştı ve etraf karanlıktı. Uzun bir süre dolabın içinde iki büklüm durduğum için doğrularak çıkmakta bir hayli zorlandım fakat sonunda saklandığım yerden dışarı çıktım. Yavaş adımlarla ilerleyerek odanın ışığını açtığımda kucağımda ki bebeğin ağlaması biraz da olsa durmuştu.

Yatak odasının kapısını yavaşça araladığımda evde ki sesleri dinlemeye başladım. Umut'un ağlama sesinden başka bir ses yoktu. Bu bana biraz da olsa cesaret verirken ağır adımlarla odadan çıktım. Yürüdüğüm koridor boyunca geçtiğim her lambanın düğmesine basarak ışıkları açtım.

Alt kata indiğimde ilk işim kucağımda ki bebeği koltuğun üzerine bırakarak lambaları açmak oldu. Ardından da camdan dışarıya bakmamaya özen göstererek büyük perdeleri kapattım. Umut'u yattığı yerden alarak bu kez mutfağa gittim. Aynı perde kapatma işlemini burada da yaptığımda kucağımda ki bebeğin sütünü hazırladım. Onunla birlikte mutfaktan çıkarak tekrar salona döndüm ve sonunda bebeğimin sütünü içirmeye başladım. Ardından daha önceden salon çekmecesine koymuş olduğum bezi ve pamuğu alarak Umut'un altını değiştirdim. Çıkardığım bezi mutfağa götürüp çöp kovasına atana kadar kalbim korkuyla atmıştı.

Gözüm sürekli çevrede, kulağım duyacağım herhangi bir sese odaklıydı. Masanın üzerinde duran ve bildirim ışığı yanan telefonuma uzanarak elime aldım. Bu sırada karnı doyan Umut'u koltuğun üzerine bırakarak ön tarafını yastıklarla doldurdum. Ekran kilidini açtığım telefonum ile hemen çağrı bölümüne girdiğimde beni arayanların hepsinin Gökçe olduğunu gördüm. Bartu aramamıştı. İsminin üzerine basarak telefonu kulağıma götürdüm. Fakat telefon hiç çalmamıştı. Önceden aradığımda meşgul demişti, oysa şimdi ulaşılamıyor diyordu. Telefonunu mu kapatmıştı? İyi de niye?

Bedenim korkuyla ürperdiğinde kalbimin ritmi yine haddinden fazla hızlanmıştı. Ya Bartu bugün hiç gelmezse? O zaman ne yapacaktım? Kesinlikle sabaha kadar korkudan ölürdüm ben!

Elimde ki telefonu bir kez daha kulağıma götürdüğümde aradığım kişinin açması için içimden dualar ettim.

"Maysa?"

Hattın diğer ucundan duyulan endişeli sesi ile derin bir nefes verirken "Gökçe." diyebildim yalnızca. Sonrası koca bir hıçkırık ve uyuyan bebeğim uyanmasın diye ağzıma kapattığım parmaklarım olmuştu.

"Maysa? İyi misin? Neler oluyor?"

O ardı ardına sorularını sıralarken ben oturduğum yerden kalkarak uyuyan bebekten biraz uzaklaştım. Biliyordum, elimi ağzımdan çeksem sesli bir şekilde ağlayacaktım. Öyle de oldu. Ben şiddetle ve sarsılarak ağlamaya başladığımda hattın diğer ucunda ki Gökçe'nin sesi de kötü gelmeye başlamıştı. Biraz daha sakinleştikten sonra derin bir nefes aldım.

"Bartu mu bir şey yaptı? Bir şey mi oldu Maysa? Cevap ver güzelim, iyi misin?"

"Gökçe..."dedim ama devamını getiremeyerek sustum.

"Söyle canım dinliyorum. Maysa lütfen konuş, cevap ver güzelim. Korkuyorum..."

"Yanıma gel Gökçe lütfen." dedim yalnızca. Yalnız kaldıkça daha çok korkuyordum.

"Neredesin güzelim, söyle hemen geliyorum."

"E-evdeyim."

"Tamam hemen geliyorum."

Telefonu kapatacağını anladığımda çabucak "Dur!" dedim.

"Bir şey mi söyleyeceksin?"

"Hayır." dedim. "Telefonu kapatma korkuyorum."

Bunun üzerine kısa bir süre diğer taraftan ses gelmedi.

"Beni endişelendiriyorsun Maysa. Neler oluyor?" diye sorduğunda asansörün ve telaşlı Mert'in sesini duyabiliyordum.

"Gelince anlatacağım Gökçe. Ama lütfen gelene kadar bana bir şey sorma." Çünkü olanları anlatarak tekrar o korkuyu yaşamak istemiyordum. Dahası yeni yeni göz yaşlarım durmuştu ve tekrar bir ağlama krizine girmek şuan için isteyeceğim son şeydi.

Tekrar Umut'un yanına giderek koltuğa oturdum ve uyuyan bebeği izlemeye başladım.

"Tamam canım yanına gelene kadar bir şey sormayacağım."

"Ve telefonu kapatmayacaksın." diyerek bir kez daha tembihledim onu.

Telefonun diğer tarafından derin bir nefes yankılanırken "Peki." dedi. "Kapatmayacağım."

Bacaklarımı kendime çekerek bir kolumu etrafına doladım. Kafamı da dizlerimin üzerine yasladığımda gözlerim Umut'taydı. Gökçe'nin çok sessiz olduğunu fark ettiğimde sinirle "Nefes al!" dedim. Bunun üzerine derin bir nefes sesi doldu kulaklarıma. Bu bile inanılmaz iyi gelmişti bana.

"Bize tam olarak evin adresini gönderir misin?"

Telefonu kulağımdan çekerek haritalar bölümüne girdim ve anlık konumu Gökçe'ye mesaj olarak attım. "Tamamdır." diyen sesi ile yanında ki Mert'e bir şeyler söyledi. Onların yola çıktığını anlamamla birlikte derin bir nefes çektim ciğerlerime.

"Hatırlıyor musun, bir babaya oğlu olduğu müjdesini vermiştik." dedim biraz sonra.

Gökçe'nin kıkırdayan sesi neyden bahsettiğimi anlamış gibiydi. "Hatırlamaz mıyım?" derken artık iyice gülüyordu.

Bunun üzerine daha çok rahatlayarak konuşmaya devam ettim. "Bana o ebeyi çağırın,diyerek tüm koridorda bağırıyordu." derken sesimi kalınlaştırmıştım. O anlar gözümün önüne geldiğinde yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu.

"Tabii biz seni çağırmaya geldiğimizde sen elin ayağın titreye titreye adamın karşısına çıkmıştın." diyen Gökçe ufak bir kahkaha attı.

"Acemiydim o zamanlar." derken yüzümü buruşturdum. Göreve başladığım ilk gün ve benim ebe olarak yer aldığım ilk doğumumdu. E haliyle adamın beni öyle çağırması korkmama sebep olmuştu.

"Ama sonrasını hiç unutamıyorum." dedi Gökçe derince soluyarak.

Evet bende unutamıyordum.

"Dile benden ne dilersen!" diye hafifçe bağırdım. Hemen ardından Gökçe ile ikimiz aynı anda gülüştük.

Meğersem doğan bebek bir aşiret ağasının ilk çocuğuymuş. Her ne kadar kız-erkek evlat ayrımı yapılmasından nefret ediyor olsam da, her yörenin ve topluluğun inanışı farklıydı. Karısının ultrasona girmesini istememiş, doğacak olan çocuğunun cinsiyetini o dünyaya geldikten sonra öğrenmek isteyen bir babaydı. Karısını ben doğuma hazırlarken o Gökçe ile uzunca bir süre sohbet etmişti. Hatta ona, doğacak olan çocuğunun kız ya da erkek olmasının onun için bir önemi olmadığını söylemişti. Fakat eğer çocuğu erkek olursa da dünyaya gelmesine yardımcı olan kişiye, yani bana, vaatleri varmış. İşte bu yüzden de beni çağırmıştı. Fakat ben bütün bu olanlardan bir haber olduğum için oldukça endişelenmiş ve korkmuştum.

"Ben sana demiştim külçe altın iste diye!" derken Gökçe'nin sesi biraz yüksekti. "O zamanların değeriyle hem senin hayatını kurtarırdın hem de benim."

Bu kez ben güldüm.

"Adamın bir ara sana hayran hayran bakışını da görmedim sanma!"

Evet az kalsın aşiret ağasıyla (!) Gökçe birbirine girecekti.

"Auram çevremdekileri sarıyorsa ben ne yapabilirim." derken böbürlendim.

"Başlatma ne haltsa işte onuna! Resmen kuma gidiyordun."

Bir kez daha sesli güldüm. Bunun üzerine uzunca bir süre ikimizden de ses çıkmadı. Arada bir onun derin nefeslerini duydum. Bu süreç boyunca korkum yavaş yavaş son bulmuştu ve gerçekten de çok rahatlamıştım. Gökçe her anımda bana iyi gelen bir insandı.

"Maysa?"

Adımı seslenen sesinden sonra daldığım boşluktan sıyrıldım ve onu duyduğuma dair homurtular çıkardım.

"Bir an uyudun sandım." dedi gülerek.

"Hayır buradayım. Seni bekliyorum." derken sesim sonlara doğru kısık çıkmıştı.

"Az kaldı bebeğim, birazdan yanında olacağım."

Acaba Bartu neredeydi? Saat gittikçe ilerliyordu ve hâlâ ondan bir haber yoktu. Gözüm sürekli Gökçe'nin adının yazılı olduğu ekrandaydı. Bartu'dan herhangi bir bildirim almayı bekliyordum ama yoktu.

Gökçe'nin tekrar duyulan sesiyle birlikte dikkatimi ona verdim. Bana Umut'u sormuştu, onu ne kadar özlediğini ve gelince uyuyor olmasını hiçe sayarak seveceğini söylemişti. Gökçe'yle uzun bir sürede Umut'tan konuştuk. Yine tüm korkumu unutarak kendimi tamamen onun sohbetine adapte ettim.

Yaklaşık bir saatin ardından son cümlesini söyledi. "Geldik biz."

İçim kıpır kıpır oturduğum yerden kalkarak hızla kapıya gittim. Kilitleri elim titreye titreye çevirdiğimde sürgülü zinciri açtım ve kapıyı araladım. Soğuk hava hemen içeriye dolduğunda bana doğru gelen Gökçe'ye bir adım atarak yaklaştım ve sıkıca sarıldım. Bu sarılışıma aynı şekilde karşılık verirken, ben ağlamamak için burnumu çekiyordum.

"Hanımlar, ayıp olmazsa içeride sarılsanız olmaz mı? Malum ben dondum!"

Mert'in sesinden sonra Gökçe ile birbirimizden ayrıldık. Mert'e kötü kötü bakarak başımı salladığımda Gökçe'yi kolundan tuttuğum gibi içeri çektim. Mert'te geldiğinde kapıları tekrar bir çok kez kilitledim. Onlara salonu işaret ettiğimde hepimiz o yöne doğru yürüdük.

"Amanın teyzesinin paşası uyuyor muymuş?"

Gökçe üzerinde ki montu çıkarır çıkarmaz soluğu Umut'un yanında aldı. Mert'te onun yanına gittiğinde ikisinin de ilgi odağı uyuyan bebekti. Saniyeler sonra Gökçe kafasını kaldırarak hâlâ ayakta duran bana baktı ve "Bartu yok mu?" diye sordu.

İşte tüm filmin koptuğu soru oydu.

Bir kolumu belime sararak diğerini çenemin altına getirdim ve parmaklarımdan birini ağzıma aldım. Gözlerim iyice dolduğunda Gökçe yavaşça oturduğu yerden kalkarak yanıma geldi.

"Neler oluyor Maysa? İyi görünmüyorsun."

"İyi değilim Gökçe." dedim sessizce ve ağlamaya başladım.

"Gel şöyle otur."

Koluma girerek beni koltuklardan birine oturttu. Mert'in bakışları da bizdeyken kaşlarını çatarak "Sana bir şey yapmadı değil mi?" diye sordu.

Yalnızca kafamı olumsuz anlamda sağa sola salladım. "O bir şey yapmadı."

"Neler oluyor o zaman Maysa? Anlat güzelim."

Derin bir nefes aldım. "Bartu bugün işi olduğu için  şehre gitti." dedim anlatmaya başlayarak. "Uyumuşum ya da bilmiyorum, mutfağa gittiğimde bahçede bir adam gördüm." dedim o anlar aklıma geldiğinde tüylerim diken diken olmuştu. "Kim olduğunu bilmiyorum." derken elimle perdesini kapattığım camı işaret ettim. "Tam oradaydı. Bana el salladı..." derken ellerimle yüzümü kapattım ve sesli bir şekilde ağlamaya başladım.

Bedenime dolanan kollar ağlamamı şiddetlendirirken ellerimi yüzümden çektim.

"Bartu'ya ulaşamıyorum. Nerede bilmiyorum. Çok korktum Gökçe." dedim tek nefeste.

"Tamam güzelim geçti. Bak ben yanındayım."

Evet onun gelişi ile rahatlamıştım ama yine de içimde bir yerlerde korku pusu kurmuş yatıyordu.

"Adamın yüzünü hatırlıyor musun?"

Mert'in sorusundan sonra Gökçe ona ters ters bakarak susmasını işaret etti.

"Şikayet ederken işimiz kolay olur diye sormuştum." diyen Mert masumca omuzlarını silkti.

"Onu bir şekilde hallederiz." dedi Gökçe ve tekrar bana döndü.

"Ağlama lütfen. Bak ben buradayım. Korkma."

Bir elini yanağıma koyarak akan yaşlarımı sildi. Tıpkı bir anne gibiydi Gökçe. Ve bana bunu kesinlikle hissettiriyordu.

Derin bir nefes aldım. Ağlamaktan başıma ağrılar girmişti. Oturduğumuz koltukta biraz geriye giderek başımı Gökçe'nin göğsüne yasladım ve gözlerimi kapattım. O adam tekrar tekrar gözlerimin önüne gelerek bana el sallıyordu. Dayanamayarak gözlerimi tekrar açtım. Yine boşluğa daldığımda uzun bir süre kimseden ses çıkmadı. Bir ara Mert ortadan kaybolarak salondan çıkmış, geri gelişinde elinde üç fincan kahveyle dönmüştü.

Doğrularak Mert'in uzattığı fincanı aldım. Aslında ihtiyacım olan tek şey ağır bir ağrı kesiciydi ama yine de kahveyi içtim.

"İki gün sonra Umut'un aşısı var. Size yakın bir sağlık merkezi var mı?"

Umut'un aşısı olduğunu bile unutmuştum. Kaldı ki buralarda bir yerde sağlık merkezi olup olmadığını zerre bilmiyordum.

"Bilmiyorum." dedim yalnızca.

Bunun üzerine Gökçe bendeki bakışlarını alarak olan bitenden bir haber uyuyan bebeğe çevirdi. "Büyümüş tosun." dedi yüzündeki gülümsemeyle. "Bir uyansın ben ona yapacağı biliyorum." derken yalandan dişlerini sıkmıştı.

"Sıraya gir hayatım, onu önce ben seveceğim."

"Hiçte bile! Önce ben dedim."

Onlar tatlı bir kavgaya tutuştuğunda ben onlardan bağımsız olarak bakışlarımı artık sönmüş şömineye çevirdim. İçeri yavaş yavaş soğumaya bile başlamıştı. Demek Bartu olmasa ev hep soğuk olacaktı.

"Sen ne diyorsun Maysa?"

Mert'in bana seslenen sesinden sonra bakışlarımı şömineden alarak ona çevirdim. Tam ona anlamadığımı söyleyeceğim sırada salonda yankılanan kapı sesinden sonra korkuyla yerimden sıçradım.

Korku dolu gözlerle Gökçe'ye baktığımda onun kolları çoktan bana dolanmıştı.

"Ben bakarım." diyen Mert oturduğu yerden kalkarak salondan çıktı. Gözüm hemen duvarda ki saati bulduğunda gece yarısı üç olduğunu gördüm. Bu saatte kim gelmiş olabilirdi?

Aklıma gelen isim ile oturduğum yerden kalkarak Gökçe'nin "Nereye gidiyorsun?" sorusu eşliğinde salondan dışarı çıktım. Hızlı adımlarla dış kapıya doğru yürüdüğümde Mert'in kapının önünde donup kaldığını gördüm. Onun bu hali beni daha çok korkuturken arkadan duyulan Gökçe'nin sesi "Kim gelmiş?" diyordu.

Bir adım atarak Mert'in yanına vardım. Korkuyla bakışlarım soğuk havanın içeri savrulduğu kapıyı bulduğunda, bakışlarım ağır ağır geleni buldu.

Gördüğüm manzara karşısında istemsiz tiz bir çığlık dudaklarımdan firar ettiğinde elimi korkuyla ağzıma bastırdım.

Karşımda yüzünün yarısı boydan boya kanlarla kaplı, üzerinde yalnızca ince bir kazak ve kucağında kedisi ile doğrudan bana bakan kişi Bartu'dan başkası değildi.









.

Continue Reading

You'll Also Like

Vera Gece' By Sud

General Fiction

106K 11.5K 9
Kimliği dahi olmayan, dünyayı kaldığı gecekondunun rutubetli dört duvardan ibaret sanan iki yaşında bir kız... Sert mizaçlı ve konuşmaktan nefret ed...
1.8M 99.9K 58
Geceyi dinliyordu Onur. Cırcır böceklerinin sesi her yerden geliyor, hafif bir esinti yüzünü yalıyordu. Deniz'in kokusu burnuna geldi ve derin bir ne...
176K 2.2K 17
!ÖNEMLİ OKUYUCU UYARISI! Şiddet, BDSM temaları, güç ve kontrol ilişkileri, psikolojik ve duygusal bağımlılık (itaat/sub dinamikleri), uyuşturucu ve z...
ARAZ | bxb By Umay&Kayra

General Fiction

44.3K 5.1K 17
"Sana o telefonu sessize alma iznini verdiğimi hatırlamıyorum, doktor." Kayra için hayat basit bir denklemdi: Gündüzleri ucuz florasan ışıkları altın...
Wattpad App - Unlock exclusive features