This Child (Yaoi / BoysLove...

By annemariye

12K 917 199

Webb Cramster, normalde olsa yüzüne bile bakmayacağı ezik bir okul görevlisiyle ne zaman karşılaşsa başına kö... More

1 Have a Nightmare Darling
While a Lond Along Night I Meet you
4 Be end Please
5 Coming Madness
6 Tonight's the Night
7 Rising With
Maybe Sun Will Rise Up, Maybe...
Feeling Odd
Freaks Dance
11 Having with Hunger
Half Truth (part 1)
Half Truth (Part 2)
14 Evil Veins
Eye to Meat
Intimate Secrets
Lies Sounds like Luluby from a Liers Lips
In Night Things May Look Diffrent
More Bitter Truths And Solution
Creepy Friendly Demon Stuff
Six Hundred Sixty-Six Family Rules

3 Echoes Of Cursed Life

684 56 3
By annemariye

Webb ayağını firene götürdü ama arabayı durdurmaya cesaret edemedi. Eğer tekrar çalışmazsa en yakın insanlardan bir kaç kilometre uzakta yaratık sürüsünün içinde kalma ihtimalleri vardı.

“O şeyler arabaları bozabiliyor mu?”

Jotham kafasını iki yana salladı, dudakları söyleyecek bir şey bulamıyormuş gibi titriyordu.

“Daha önce bozduklarını görmedim ama göstergeleri böyle yaptıkları olmuştu...”

“O yüzden mi okula iki saatlik mesafede oturmana rağmen araban yok?”

Webb karşılık alamadı sadece çocuğun -evet bu minik şeye adam demek kafasındaki tabire uymuyordu- kucağına koyduğu ellerin tutuşunun sıkılaştığını gördü. Hala korkuyordu.

Jotham'ı Clare'in evine götüremezdi. Eğer yine garip bir şeyler olursa Scott kafayı yerdi. İç çekti. Başka şansı yoktu. Umarım o yaratıklar bir şeyleri kırmaya kalkmaz, diye içinden geçirip üniversitenin yanındaki kavşaktan sola döndü.

Birkaç dakika içinde arabadan ineceklerini bilmese Jotham için klimayı açardı. Henüz eylül ayında olmalarına rağmen geceler aşırı soğuk geçiyordu ve zavallının üstünde sadece ince bir sabahlık vardı. Kendi üstünde de uyurken giydiği ince tişört vardı ama Webb alışkındı, kaç kez yağmur altında yarı çıplak maç yapıp burnunun bile akmadığını hatırlıyordu. Jotham ise ince kol ve bacaklarına bakılacak olursa genelde evinde soğuktan ve her şeyden uzakta oturan biri gibi görünüyordu.

Birkaç saniyeliğine gözünü yoldan ve delirmiş göstergelerden alıp ona baktı. Kollarını kavuşturmuş hafifçe titriyordu. Arabaya ilk bindiklerinde klimayı açmalıydı. İçinden kendine sövüp parmaklarını saçlarının arasından geçirdi.

Neyse ki gelmişlerdi. Ay ışığının altında gri gibi görünen mavi renkli, altı katlı bir apartman.

Arabadan hızla inip Jotham'ın tarafına geçti. Kafasına çocuğu çıplak ayaklarla yürütmemeyi koymuştu bir kere.

O kalkıp, kendi kapısını kapatıp Jotham'ın tarafını yürümüşken Jotham daha sadece kendi kapısını açabilmişti.

Yine izin almadan onu omzunun üstüne atıp arabanın kapısını kapattı. Arabayı kilitlediği halde göstergeler ve silecekler çalışmaya devam ediyordu. Umarım bu aküyü harcamıyordur, diye içinden geçirip arabaya arkasını döndü.

Yürürken Jotham'ın uzun saçları ensesine değip biraz gıdıklıyordu. Bu onu rahatsız ettiğinden değil gereksiz yere hoşuna gittiğinden bunu engellemek için Jotham'ı omzunun üstünde biraz aşağı kaydırdı. Çocuktan ufak bir şaşkınlık sesi yükseldi. Herhalde Webb'in onu düşüreceğini sanmıştı.

Webb cebinde apartmanın dış kapısının anahtarını ararken kendini sırıtır halde buldu. Tabii ki onu düşürmesinin imkanı yoktu, haftanın iki günü üniversitenin spor salonunda boşuna ağırlık kaldırmıyordu. Ayrıca Jotham çok hafifti. Cidden biraz yemek yemesi gerekiyordu.

Sonunda anahtarı bulup karanlık yüzünden biraz zorlanarak kapıya taktı ve sessiz apartmanın içine girdiler.

“Şey...”

Webb bir an yaratıklardan biri sanıp irkildi ama konuşan omzunun üstündeki Jotham'dı.

“Beni artık bıraksanız?” diye sordu kısık bir sesle.

“Saçmalama, apartmanın ne kadar kirli olabileceğini bilmiyor musun?” diye sordu yüzündeki hafif sırıtışı sesine yansıtmamaya çalışırken.

“Ha?”

“Her kapının önünden tek tek sürüklenen onlarca çöp poşetini düşün.” dedi, içinden Jotham'ın inanması için dua ederken. Demin onu biraz kaydırdığında çıkardığı ses nedense hoşuna gitmişti, şimdi Webb her basamadığın sarsıntısıyla o sesin ufak bir parçasını daha duyabileceğini umuyordu. Bu çocuk nedense içindeki sadist tarafı uyandırmıştı.

Webb için Jotham'a bunu yapmak yavru köpeklere topu atma numarası yapıp aslında elinde tutarak onlara sağda solda topu aratmak kadar masum bir şeydi.

“...Ama... Şey... Taşıdığınız için teşekkür ederim ama... Böyle aşağı sarkınca biraz midem bulanıyor...”

Daha biraz önce yemek yedirmeyi düşünürken şimdi çocuğu kusturmak Webb'in bile etik kurallarının dışında kalıyordu.

“Daha kaç kere sizli bizli konuşma diyeceğim?”

Onu omzundan kucağına kaydırıp merdivenleri çıkmaya başladı. Şimdi bir eli sırtında bir eli dizlerinin altındaydı.

“A- Ama-”

“Ne?” dedi bir anda aşağı bakıp. Jotham kendisinden kırk santimden fazla uzun olan adamın bakışları altında sindi.

“Kollarınız- şey yani kolların demek istedim... Yorulmayacak mı?” diye mırıldandı kesik kesik, bakışlarını Webb'den ve onun koyu renkli delici bakışlarından kaçırarak.

“Onu düşünme sen.” diyerek gözlerini Jotham'ın kızarmış yanaklarında gezdirdi. Bir yandan da hiç duraksamadan merdivenleri çıkmaya devam ediyordu. Webb çocukken bu basamakları o kadar çok çıkmıştı ki, artık gözleri kapalı halde bile en üst kata beş dakikada ulaşabilirdi.

Zaten o anda da gözleri kapalı gibi bir şeydi. Gözleri sürekli basamakların değilde Jotham'ın üstünde dolaşıyordu.

En üst kata geldiklerinde Webb'in nefesi kucağındaki Jotham'a rağmen en ufak bir hızlanma belirtisi bile göstermemişti.

Webb onu üstünde “Eğer günlerden Pazar değilse, HOŞGELDİNİZ!” yazan paspasa bırakıp kapıyı açarken Jotham biraz şaşkın halde gözlerini kırpıştırdı.

Hala Webb'in amacını anlamış değildi. Normal insanlar gibi onunla konuşmaktan yada ona dokunmaktan korkmuyordu. Aksine onu dakikalarca kucağında tutmuştu. Evindeki yaratıkları görmesine rağmen de çığlık atmamıştı. Ayrıca Jotham yüzünden arkadaşının peşine bir şey takıldığı halde sinirlenmiş gibi de değildi.

Jotham'ın hiç karşı koymadan arabaya binmesi ve buraya gelmesinin tek nedeni bunlardan etkilenmiş olmasıydı. Gerçi karşı koysa bile sonuç pek farklı olmazdı. Yan yana durduklarında açık bir şekilde belli olduğu gibi Webb Jotham'dan neredeyse yarım metre daha uzundu ve ellerini Jotham'ın belinin iki yanına koysa başparmaklarıyla orta parmaklarını birleştirebilirdi.

“Aha!” diye bir zafer sesi çıkarıp kapıyı açtı Webb.

Jotham çekinerek içeri bir adım attığı sırada apartmanın ışıkları zemin kattan başlayarak sönmeye başladı.

Webb Jotham'ı kapı aralığından çekip kapıyı hızla kapattı ve işe yaramayacağını bilmesine rağmen kilitledi.

Karanlıkta birbirlerine kısa bir bakış attılar. Webb ışık düğmesine bir kaç kez bastı ama nafileydi. O yaratıkların elektriği kesmesine bile gerek yoktu. Bu ev iki yıldır boştu ve büyük ihtimal anne ve babası elektrik ve su faturasını ödemeyi buradan taşındıktan hemen sonra bırakmışlardı. Yine de bir umut denemişti.

“Mum yaksak yangın çıkarırlar mı?”

Jotham yüzüne bakmadan “Büyük ihtimalle.” diye mırıldandı.

Webb eğilip hemen diplerindeki ayakkabılığın alt çekmecesini karıştırmaya başladı. Birkaç saniye sonra kapıyı açtığındaki gibi bir zafer sesi çıkararak feneri havaya kaldırdı.

Ayağa kalkıp düğmesine bastı. Karanlıkta kalmaya devam ettiler. Webb feneri iki kez avucunun içine vurdu. Bir değişiklik olmadı.

Elinde evirip çevirirken aklına pilleri kontrol etmek geldi ve baktığında pil deliğinin boş olduğunu gördü. Feneri aldığı çekmeceye geri fırlattı ve çekmeceyi kapamakla uğraşmadan Jotham'ın elini kavrayıp yürümeye başladı.

Jotham minik bir ses çıkarsa da itiraz etmedi. Bir şeylere takılıp düşmek yada kırmak istemiyordu.

“Burası senin evin mi?” diye sordu. Koridorun iki yanındaki kapısı kapalı odalara bakarak.

Webb koridorun sonundaki yatak odasının kapısını açıp “Sayılır.” dedi.

“Çocukken burada oturuyordum. Şimdi ev arkadaşlarımla birlikte başka bir yerde kalıyorum.” diyerek iki kişilik yatağın üstündeki naylonu kaldırıp Jotham'ı yatağa oturttu.

“O halde annen ve baban...”

Webb odanın diğer ucundaki dolabı bırakıp ona baktı. Hafifçe gülümsüyordu. “Yaşıyorlar. Sadece başka bir kente taşındılar ve burada çok fazla anımız olduğu için satmak istemediler.” dedi, bir yandan dolabı çeviriyordu.

“Ne yapıyorsun?”

“Yaratıkların saklanma yerlerinden birini dışarı çıkarıyorum.” dedi Webb komşuların uyanmasını takmadan dolabı büyük bir sesle iterken.

Jotham ayaklandı. “Yardım-...”

Webb'in ona attığı bakışla gerisin geri yatağa oturdu. Mavi gözleri tahra döşemelerin üstünde geziyordu.

Webb son bir homurdanmayla dolabı odanın dışına itti. İki hızlı soluk aldıktan sonra Jotham'a döndü. “Bir yere kıpırdama.” dedikten sonra karanlık koridorda yürüyüp gözden kayboldu.

Jotham kollarını ovuşturdu. Ev arabadan daha sıcak olmasına rağmen yine de soğuktu.

İçeriden takırtılar ve bir şeylerin dökülme sesi geldi. Jotham kafasını kaldırıp koridorun karanlığında bir şeyler görmeye çalıştı. Webb'in küfrettiğini duyana kadar yaratıkların evin içine girdiğine emindi. Ama neşeli küfürüne bakılırda Webb iyi durumdaydı.

Birkaç saniye içinde karanlığın içinde fazlasıyla göze batan sarı saçlarıyla ortaya çıktı. Kolunda bir battaniye ve elinde yuvarlak bir şey vardı.

Battaniyeyi Jotham'ın üstüne atıp ayağıyla kapıyı kapattıktan sonra yanına oturdu.

Elindeki yuvarlak şey mısır konservesiydi.

Kaşığının arka tarafını konserve kutusunun sert yüzeyine saplayınca Jotham irkildi. Çıkarıp bir kez daha sapladı. Herhalde açılana kadar bunu yapmayı planlıyordu. Bu adam ne kadar güçlüydü böyle. Jotham'ın normalde konserve bir şeyi açmak için konserve açacağıyla bile yirmi dakika uğraşması gerekirdi ve elinde bir kaç tane kanlı kesik olurdu.

“Bıçakla açman daha... Kolay olmaz mı?” diye sordu seçtiği kelimeden emin olamayarak. Webb kaşığın arkasıylada bu işi gayet kolay yapıyor gibiydi çünkü.

“O şeyler eşyaları fırlatabiliyor değil mi? Odaya bıçak getirirsem sabaha sağ çıkamayız dedim.”

Jotham yine gözlerini kırpıştırdı. Kendi evindeki bıçakların hepsinin uçları köreltilmişti bu yüzden sorun olmuyordu ama sivri uçlu bir bıçak cidden sorun çıkarabilirdi. Webb'in sadece kastan ibaret olmadığını anlayınca daha da şaşırıp bir kez daha gözlerini kırpıştırdı.

Webb sonunda konserve kapağını açarken Jotham'ın kırpışan gözlerine baktı. Gözlerini her kapadığında koyu renkli uzun kirpikleri beyaz suratında fazlasıyla belirgin oluyordu. Belki de ay ışığı yüzündendi. Evet kesinlikle ay ışığı yüzündendi. Zaten bir erkeğin dudaklarının bu kadar güzel, öpülesi bir pembe olması da imkansızdı.

Webb düşüncelerinin nereye kaydığını fark edip kafasını iki yana salladı ve ağzına koca bir kaşık mısır tanesi tıktı.

Aslında... İki, üç, dört! Dört gündür sevişmemişti. Arkadaşları arasında nimfomanyak olarak bilinen biri için bu çok uzun bir süreydi. Şu an kafasından geçen bütün düşünceleri azgınlığına veriyordu.

Kapının dışından gelen sesle ikisi de irkildiler. Neredeyse kapı kırılacaktı.

Webb homurdandı. “Şu gerizekalı şeyler. Dolabı kapıya yaslamış olmalılar.” Jotham'ın gözleri büyüdü.

“Merak etme ben açabilirim. Zaten sabaha kadar buradan çıkmayı planlamıyorum.”

“Ama-...Mmph-”

Ağzına tıkılan bir kaşık mısırla Jotham'ın sesi kesildi. Ağzındakileri neredeyse çiğnemeden yuttuğu sırada kaşık tekrar dudaklarına bastırıldı. “İstemi-...”

“Saçmalama, demin omzumdayken hissettim, Afrikalı çocuklar gibi kemiklerin çıkmış. Mıymıylanma da ye hadi.” diye Jotham'ı susturdu Webb dördündü kaşığı dudaklarının arasına iterken.

Karşında ay ışığı yüzünden -evet kesinlikle ama kesinlikle ay ışığı yüzündendi- mükemmel görünen çocuğun ağzına bir şeyin girip çıkmasının görüntüsü bile Webb'in aklını garip yerlere götürüyor, pantolonunun içindeki minik -aslında çok da minik olmayan- dostunu dürtüyordu.

Webb öksürüp mısırın son kaşığını kendi ağızına attı.

“Eee, şu yaratıkların senle olayı ne? İlk başta onları sen kontrol ediyorsun sanmıştım ama senin de burnundan getiriyor gibiler.” dedi düz bir sesle.

“Bilmiyorum.” diye mırıldandı Jotham, bir eliyle de dağılmış saçını düzeltiyordu.

“Birinin mezarına falan mı işedin?”

Jotham irkildi, gözleri kocaman olmuştu. “N- Neden öyle bir şey yapayım ki?”

“Ne biliyim, sarhoşken, uyuşturucu almışken falan?”

Webb'in her kelimesiyle Jotham'ın gözleri biraz daha büyüyordu.

“Ben içki bile içmem.”dedi Webb'in o ana kadar duyduğu en yüksek sesiyle.

“Yani durup dururken peşine takıldılar, öyle mi?” diye sordu Webb, inanmadığını belirtmek ister gibi kafasını eğmişti.

Jotham kızardı. “Doğruyu söylüyorum, doğduğumdan beri varlar!”

Webb'in suratındaki ifadeyi fark edince “Gerçekten!” diye ekledi.

“Annen ve baban, hiçbir şey yapmadılar mı?”

Karşısında duran çocuğun bir anda bütün ruh hali değişti. Omuzlarını düşürüp aşağı baktı, biraz önceki bütün savunmasını kaybetmiş gibiydi.

“Annem ben daha iki aylıkken ölmüş. Babam... Babam da hastanede ölmüş.”

Webb ne diyeceğini bilemeden bakakaldı. Çocuklarının etrafında garip şeyler olduğu için onu terk ettiklerini düşünmüştü. Bu başka bir şeydi, büyük ihtimalle onu takip eden şeyler yüzünden ölmeleri başka bir şey.

“Üzgünüm... O zaman-”

“Yetimhanede büyüdüm.” Webb'e bakıp gülümsemeye çalıştı. “İlk başlarda bu kadar kötü değildi. Sadece seslerini duyuyordum, görmezden gelmek kolaydı. Sonra görmeye başladım, eşyaları hareket ettirebilmeye başladılar. Liseye başladığım sene bana yaklaşanların başına garip şeyler gelmeye başladı. Şimdiyse-”

“Diğer insanlar da onları görebiliyor.” dedi Webb neredeyse lanet okur gibi. Birinci elden şahit olduğundan çocuğu inkar etme gibi bir şansı yoktu. Aslında inkar etmek istemiyordu. Jotham'ı bulmaya çalışırken aklında sadece Scott delirmeden bu işin içinden çıkmak vardı, şimdiyse onu kurtarmak istiyordu. Nasıl yapacağını bilmese de.

Birde insanlar ona bencil derdi. Peh, gerçi böyle bir şeyi ilk kez yapacaktı, başarabilir miydi onu bile bilmiyordu ama Jotham'ı yalnız bırakamazdı. Arkasını dönüp gitse bile çocuğun bir şekilde aklına takılacağını biliyordu.

Yatağa uzanıp onun kendine sarılmış minik şekline baktı. Daha fazla üstüne gitmek istemiyordu ama merak ediyordu ve yapacak başka bir şeyleri yoktu.

“Peki, yetimhanedeki bakıcılar falan bir şey yapmadılar mı?”

“Kiliseye götürmeye çalıştılar, sanırım şeytan çıkarma ayini yapacaklardı... Ama kiliseye giremedim.”

“Hmm?” Webb daha iyi dinleyebilmek için hafifçe doğruldu ve çenesine avucuna yasladı.

Jotham omuzları üstündeki battaniyeye iyice sarınıp kıpırdandı, ya yeniden savunmaya geçmişti yada hala üşüyordu. Webb soğuk konusunda gayet iyi durumdaydı. Yattığı için tişörtü kayıp karnının yarısını açıkta bırakmıştı ama oda ona sadece biraz serin geliyordu ki soğuğu seven biri olduğu için bu onu üşütmekten çok hoşuna gidiyordu.

“Tam olarak hatırlamıyorum ama Bayan Margret'ın dediğine göre kiliseye girdiğim an titremeye ve ağlamaya başlamışım. Kusmadan önce zar zor dışarı çıkarmışlar. Birkaç saat sonra uyandığımı hatırlıyorum. Hemşire küçük bir sinir krizi geçirdiğimi söylemiş.” diye sözünü bitirdi aşağı bakarak, saçları gözlerinin önüne düşmüştü ama pek farkında değil gibiydi.

“Pek sinirli bir tipe benzemiyorsun.” dedi sırıtarak Webb, ortamı dağıtmak için dalga geçiyordu.

Jotham kızardı. “Değilim... Zaten...” diye mırıldandı gözlerini kaçırarak.

Bu kadar kolay kızardığını görmek Webb'in gülümsemesinin genişlemesine neden oldu.

“Gel buraya.” dedi elini uzatıp. Jotham anlamadığı için şaşkın şaşkın ona baktı. Yine yapmıştı, o kirpiklerini belli eden sevimli hareketi. Webb kendini durduramadan kolunu tutup onu kendine çekmiş bulundu. Jotham şaşkın bir ses çıkardı. Yapabileceği bir şey yoktu onu omzuna atmasını sağlayanla aynı refleksti. Bir kolunu ona sarıp battaniyenin birazını kendi üstüne çekti.

“Hala üşüyorsun değil mi?”

Jotham ses çıkaramayacak kadar şaşırmış ya da utanmıştı. Webb demin kızardığını düşünmüştü ama şu anki haline kıyasla biraz önceki hali açık pembe gibi kalıyordu. Jotham sesine güvenmediği için kafasını sallamakla yetindi.

Webb bu kadar küçük bir şeyle kızarmasını sevimli mi bulsa, garipsese mi bilemiyordu. İkisi de erkekti ama... Onu yakından ilk gördüğü andan beri dudaklarına bakmayı kesemeyen Webb'di.

Gerçi Jotham temasa alışık değildi.

Bir an düşününce bunun bakir olduğu anlamına geldiğini fark etti Webb. Yani, çarpıştıkları için bir araba neredeyse üstünden geçmişti. Biriyle seviştiyse bile büyük ihtimalle şu an hayatta değildi. Garip bir şekilde bu hoşuna gitmişti. Yani birilerinin ölü olması değil de, Jotham'ın biriyle birlikte olmadığını bilmek, Webb'in onunla daha fazla uğraşmak istemesine neden oluyordu.

Webb kafasını iki yana salladı. Şimdi de porno sitelerine girdiğinde direk 'virgin' etiketine giren bir tip mi olacaktı? Şu yaratıkların bilgisayarını bozmalarını tercih ederdi. Porno demişken, eğer yakın zamanda kendine bir kız bulamayacak gibi olursa biraz izleyip kendini rahatlatması iyi olacaktı yoksa zavallı Jotham'ın üstüne atlama ihtimali çok yüksekti.

“Şey... Umm-”

Webb gözlerini kırpıştırıp gerçek dünyaya geri döndü. Bir süredir gözlerini Jotham'ın mırıldanırken oynattığı dudaklarına kilitleyip kalmıştı herhalde. Cidden, başparmağıyla alt dudağını okşayıp göründüğü kadar yumuşak ve dolgun olup olmadığına bakmak istiyordu.

Ne şimdi, eşcinsel miyim ben? Yok, aptal araba kazası ve yokluktan sadece. Bir de bu eleman çok tatlı. Yoksa çok önceden çakardım lan. Haftanın beş günü on-on beş herifle duşa giriyorum, hem spor salonunda hem basketbol kulübünde. Birine karşı bir şey hissederdim illaki.

Kafasında mikser görevi gören düşüncelere rağmen Jotham'a düzgün bir sesle “Bir şey mi dedin?” demeyi başardı.

“E- Evet. Şey, biraz garip gelecek ama h- hala adını bilmiyorum...” diye mırıldandı, battaniyenin altına kaçmamak için kendini zor tutuyor gibiydi. “B- ben Jotham-”

“Alden, biliyorum.” dedi Webb, hafifçe gülümseyerek, çocuk ne düşündüğünü bilmeden dik bakışlarından korkmuştu. Ne düşündüğünü bilse daha çok korkma ihtimali de vardı gerçi.

“Webb Cramster.” duraksadı. Hayır, kendine tutamayacaktı. Çocuk uğraşmamak için biraz fazla sevimliydi.

“Her zaman adını bile bilmediğin adamların arabalarına biner misin Jotham?” diye sordu saati sorar gibi düz bir sesle.

Jotham'ın yanakları yine pembeleşti. “A- Ama beni arabaya zorla koydun! Ya... Yani beni k- kurtarmak gibi bir şeydi yaptığın. Hem Webb'i daha önce ü- üniversite de görmüştüm... Yani tanımıyor değildim...”

Webb kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu. Nerdeyse şu yaratıkların neden onunla uğraştıklarını anladığını söyleyecekti.

Aralarında yumuşayan hava odanın dışından ayak seslerinin gelmesiyle tekrar ağırlaştı.

Webb fark etmeden Jotham'ın üstüne eğilmişti, doğrulup omzunun üstünden odanın kapılı kapısına baktı.

Ayak sesleri gittikçe yaklaşıyordu ve yaklaştıkça sesler değişiyordu. Duyulan yine ayak sesleriydi ama sanki ayaklar normal insan ayağından at gibi toynaklı bir şeye dönüşmüştü.

Webb ne yapacağını bilmeden kapıya döndü.

Gelen her neyse yerin üstünde sesi ağır bir şeymiş gibi çıkıyordu.

Gözlerini kapıdan ayırmadan “Bu şeylerin hiç direk olarak saldırdıkları oldu mu?” diye sordu.

Jotham da dikleşmişti, yine de sesi Webb kadar endişeli çıkmıyordu.

“Hayır, tuttukları ya da merdivenlerde ayağımı kaydırdıkları oldu ama hiç 'saldırmadılar.'”

Webb kaslarındaki gelirimin biraz azaldığını hissetti.

Odada üstlerine atabilecekleri bir şey de yoktu. Tabii...

“Jotham, bunlar yatağın altından-”

Hemen dibinden gelen hışırtıyla sözü kesildi.

Biraz önce bitirip yatağın kenarında bıraktığı konserve kutusunun içinden başparmağının ucu büyüklüğünde karıncalar çıkıyordu. Webb irkilip geri çekilirken Jotham garip bir şekilde öne çıktı. Konserve kutusunu karıncalardan hiç tiksinmeden yada korkmadan alıp odanın diğer ucuna fırlattı. Elinde kalanları yere silkti ve yataktakileri hızla yere süpürdü.

Webb yere düşen konserve kutusundan çıkan karıncaların durduğunu fark etti. Yerde dolaşmaya devam ediyorlardı ama kutunun içinden daha fazlası gelmiyordu.

Jotham ona yaklaşıp tekrar battaniyeyi üstlerine örttü.

“Uyuyalım, eğer uyursak bizi rahatsız edemeyeceklerini anlayıp giderler.”

Webb battaniyenin altında rahat bir pozisyon almaya çalıştı ama nafileydi.

“Uyuyabileceğimi pek sanmıyorum.” dedi fısıldar gibi, kapının önündeki şeyin onları duymasını istemiyordu.

“O halde vücudunu dinlendir. Uyumak zorunda değilsin.”

Webb iç çekip gözlerini kapattı ve vücudunu rahatlatmayı denedi.

“Jotham, şu böcekler tekrar yatağa çıkmazlar değil mi?”

“Çıkamazlar.”

“Emin misin?”

“Hı hım.” diye mırıldandı Jotham gözleri kapalı.

 Webb bir kez daha onun uzun kirpiklerini sıra dışı renkli dudaklarını ve yüzüne düşen saç tutamlarını süzdü. Bir an için yerde yürüyen dev karıncaların ayak seslerini bile unutmuştu.

Continue Reading

You'll Also Like

ÖTEKİLER By AS

Paranormal

993 146 40
Evinde yaşayan cin Gökçe'nin tüm hayatını değiştirdi. O zamana kadar hiç ağlayan bir cin görmemişti. Gökçe Dilek bankacı bir hanımdır. Yeni evi herke...
7.8K 371 18
Kuzeninin ısrarıyla meşhur tenebris şatosunu gezmeye giden bir kız ve yıllardır onu bekleyen imparator.
133K 8.9K 29
Genç kadın uyumak üzereydi ki, aşağı kattan gelen seslerle irkildi. Yattığı yerden hızla doğruldu ve duyduğu sese kulak kabarttı. Aşağıdaki sesler ge...
4.9K 748 20
❝SENİ BÜTÜNÜYLE İLAHİ BİR VARLIĞA DÖNÜŞTÜRECEĞİM...❞ İsekai zayıflar için değildir. Özellikle de kendini, dinin her şeyden üstün tutulduğu bir korku...
Wattpad App - Unlock exclusive features