Eve vardığımda bilekliğimdeki tarihe baktım. Roma rakamlarıyla 21.04.2000...
Gerçekten de neyin nesiydi bu tarih?
Anneminde yardımıyla tüm albümleri çıkardım. "O albüm" derken neyi kast etmişti acaba?
Tüm albümlere teker teker bakmama rağmen ne o tarihe dair birşey vardı ne de özenle hazırlanmış bir albüm.
Tüm fotoğraflara tekrar baktım. Ama sonuç yine sıfırdı. Albümleri yerine koymaya gittiğimde dolabın ücra bir yerinde bir albüm farkettim.
Albümü ellerime aldım. Üzerinde "en iyi arkadaşım ve ben" yazıyordu. İçini açmamla gözlerim dolmuştu. Ben bu albümü hatırlıyordum fakat arkadaşımı hatırlamak oldukça zordu. Henüz beş yaşlarındayken. Albümün içinde fotoğraftan çok geçmişte yaptığım abuk subuk çalışmalar vardı.
Ve bir resim geçti elime. Fotoğraf değildi sadece pastel boya ile çizilmiş bir resim. Bu resmi hatırlıyordum. Üzerine de benim ve arkadaşımın resmini çizmiştim. Arkasına baktığımda babama yazdırdığım o yazıları buldum. "Nehir ve Emre'nin dostluğu. (Sonsuza dek...)"
Gözlerimden düşen yaşları tutamazken ağzımı elimle kapattım. Bu sayede hıçkırıklarım duyulmasada boğuk inlemelere dönüşmüştü. Emre... Çocukluk arkadaşım... Eski ortaklarımız...
Nasıl unuturum? Annemin annesinin ölümünden dolayı kaç gece ağladığını nasıl unuturum. Zaten ben dört yaşından altı yaşıma kadar ondan başka arkadaşım yoktu. Onunsa bir sürü arkadaşı vardı. Onu çok kıskanırdım. Ve biz bu yüzden küsmüştük.
Albümün en son sayfasında bir fotoğraf gözüme çarptı. Resimde elimi tutan Emre vardı. O zamanlar saçları sarıymış. Ama bakışları hep aynı... Sıcacık... Masmavi...
Resmin üzerindeki tarih ise 21.04.2000'di. Nasıl olurda ben bunu unuturum. Hafızama lanet okudum. Herşey şimdi yerine oturuyordu. Emre'nin babasının neden öyle davrandığı, annemler, Emre...
Gerçekten benim bunları öğrenmem iki buçuk yıl mı sürmeliydi? Üstelik bileğimin tam üzerindeydi. Ve ben hiçbir şeyi bilmeden Emre'yi suçladım. Yinede bilmiyorum. Bir yanım onu affetmek istesede, diğer yanım onu affetmemem için ikna edici deliller sunuyordu önüme.
Komodinin üzerindeki bilekliği aldım elime. Biraz oyalandıktan sonra fotoğrafı çantama koyup bir ip aldım ve bilekliği boynuma taktım. Artık orada durmalıydı bence. Ağrıyan kalbimin üzerinde...
Göz yaşlarımı sildim ve ağlamamak için kendimi şartladım. Çantamı alıp evden çıkmıştım ki eve girmem bir oldu. Nedeni de bir yığın paparizinin üzerime gelmesi oldu. İçeri girdiğimde annem endişeli gözlerle bana bakıyordu.
"Anne ben biraz sıkıldım" dediğimde birden yanıma gelip "Noldu? İyisindir inşallah?" dedi ateşimi ölçerken.
"İyim de sanki biraz hava alsam daha iyi olucak. Hem özlemişim buranın deniz havasını" dedim ben de.
"Kızım tamam da gördün dışarıyı" dedi annem. "Hem sen ağladın mı?" dedi devam ederek.
Ben "Yok ya hava değişimi" dedim geçiştirerek.
Annem "İyi öyle olsun bakalım" dedi razı olmamışcasına.
Ben "Neyse annecim ben arka taraftan çıkacağım" dedim elimi sallarken.
Annem "Hangi arka taraf? Off Nehir bak bi tarafını falan kırıcaksın" dedi sitemle.
"Yok yok bana birşey olmaz. Hadi güle güle" dedim odama koşarken.
Annem de arkamdan "Dikkatli ol ama! Bak dinliyo mu?!" diye söylenmesine devam etti.
Hemen odamdan şapka, şal, gözlük gibi aksesuarlar aldım. Tabiki eski Türk filmlerindeki gizlenmeye çalışan kadınlar gibi değildim. Ayrıca gerçekten de şık duruyorlardı. Hem saklanmak için de ideallerdi.
Alt kattaki pencerelerden birinden atlayıp bahçeye çıktım. Kafamı eğerek bahçe duvarına ulaştım ve hemen tırmanarak çıktım. Duvara tırmamanmamla dişli demirlere dizimi geçirmem bir olmuştu. Ağzımdan acı dolu bir inleme çıktığında hızla ağzımı kapattım.
Dizimde büyük sayılabilecek bir çizik olmuştu. Ayrıca çok sevdiğim pantolonumda yırtılmıştım. Acıya aldırmadan yürümeye başladım.
Deniz kenarına vardığımda rahatlamıştım. İşte simdi rahatça ağlayabilirdim. Kayalıkların üzerine oturup Kızkulesi'ni izledim. Aklıma geceleyin okuldan Emre ile kaçışımız geldi. Peki ya benim için dayak yemesine ne dememeli. Ahh ama sonra benim yediğim dayak daha ağır olmuştu.
Bütün bu anılar yüzüme bir tebessüm ve göz yaşı olarak yansıyordu. Aslına düşününce Emre bana birçok şey öğretmişti. Kendimi hiç bu kadar güçlü ve zayıf hissetmemiştim. Göz yaşlarımı canlandıran oydu. O yokken -Ki hep vardı- ağlamıyordum. Onu görünce zayıflıyordum. Hakim olamıyordum kendime. Onca güzel anıyı nasıl unutabilirdim ki ben.
Telefonumun çalmasıyla düşüncelerimden ayrıldım. Telefon açmamamla Kaan'nın sinirli ses tonunu duymam bir oldu.
"Nehir neredesin sen?"
"Sahildeyim Kaan. Bir sorun mu var?"
"Saatlerdir seni arıryorum! Birde birşey mi oldu diye soruyor! Hayır evine gittim yoksun, arıyorum cevap yok!" dedi atarla. Telefonuma bakmamala 6 cevapsız aramayı farkkettim. Oysa seside açıktı. Belkide derin düşüncelerde olduğumdan duymamışımdır.
"Nehir! Orda mısın?!"
"Evet evet. Şeyy ben biraz hava almak istedim de sorun yok yani" dedim.
Kaan "Peki şimdilik birşey demiyorum Nehir. Tam olarak neredesin sen? Oraya geleceğim" dedi.
"Kaan biraz yalnız kalmama izin ver lütfen. Sadece.. Sadece farklı hissediyorum" dedim.
"Peki Nehir. Öyle olsun" diyerek telefonu kapattı. Ben de kendi sessizliğimde boğuldum...
..... ..... ......
Telefonum çaldığında hemen uzandım ve telefonu aldım. Jhon'du arayan. Donuk ifademle telefonu açtım.
"Efendim" dedim. Türkçe konuşmuş olmalıyım ki Jhon sertçe "İngilizce konuş!" dedi.
"Şey üzgünüm. Bir sorun mu var Jhon?" dedim bende.
"Canım bir saat sonra dans derslerine başlıyoruz. Adresi de mesaj olarak atacağım. Görüşürüz" dedi ve telefonu kapattı. Bacağımda yeni bir sargı yaptım ve hemen üstümü giyinip Aleyna ile dışarı çıktık. Sorular soran paparazileri umursamayarak arabaya bindik. Aleyna eve, ben de dans salonun bulunduğu yere doğru yol aldık...
Aleyna'dan
Bilgisayarla facebook'da takılırken odaya Can girdi. "Aleyna bilgisayarımı gör-" derken beni gördü.
Bir oh çekip "Bende kayboldu sanmıştım" dedi. Gülümseyip yanıma oturan Can'ın yanağına bir öpücük kondurdum. "İşin varsa veriyim" dedim.
"Yok yok rahat ol" dedi gözünü ekrandan alamazken. Bakışlarını takip etmemle gelen mesajı farkettim. Fareye uzanıp mesajı açtı ve kaşlarını çattı.
Can sinirle "Amına koyduğumun çocuğu! Ben şimdi sana gösteririm taşı" dedi.
Gözlerim şaşkınlıkla açılırken "Sakin ol Can. Birşey yok engellerim şimdi" dedim onun zıttına sakinlikle.
Hayretle bana bakıp "Ne demek engellerim ya! Hayır senin ilişki durumun falan yok mu kızım?!" dedi sinirle. Evet Can kıskanınca -genellikle- kıro olabiliyor. Tıpkı bana kısa giydirmediği gibi. Bütün yaz onun yüzünden denize bile giremedim.
"Merak etme ilişki durumumda 'İlişkisi var' yazıyor. Sakin ol tatlım" dedim.
"Aç şu mesaj kutunu!" diyince sinirlendim.
"Allah Allah ya! Sen bana güvenmiyor musun Can?!" deyince Can kızgın ve tatlı bakışların bana çevirip "Ne alakası var şimdi! Tabiki sana güveniyorum, ben çevredeki abazalara güvenmiyorum. Sen ver şu şifreni de ben şu ergenleri bir kovalayayım" dedi sakinleşerek.
"İyi o zaman sen şifreni ver ben de veririm" dedim kışkırtıcı tavırlarımla.
"Ya ne alakası var şimdi?! Hem senle ben bir miyiz?" diyince sinirle oturduğum yerden kalktım. "Değil miyiz Can? Ne yani sen benim herşeyime karışırsın ama ben senin Facebook şifreni alamam öyle mi Can?" dedim sinirle.
Can Küçük Emrah bakışı atıp "Yani Aleyna'cım ben öyle demek istememiştim... Yani-"
"Kapa çeneni Can! Çık dışarı!" dedim sinirle.
"Ama bebeğim-"
"Can sen hala daha burda mısın?" derken dolabı açıp boşaltmaya başladım.
Can kolumdan tutup "Aleyna ne yapıyorsun?" dedi.
"Gidiyorum Can! Kendi evime!" dediğimde kaşlarını çatıp "Ama bunları konuşmuştuk!" dedi.
"Dışarı Can!" derken onu kapıdan dışarı itiyordum. Kapıyı ardına kitlediğimde hala daha affetmem için bin tane iltifat yağdırıyordu.
Hemen boşalttığım dolabı doldurmaya başladım. Ne yani ciddi ciddi küçücük bir tartışmada gitse miydim?
Can kapıyı vururken "Aleyna! Yapma böyle. Özür dilerim... Hay dilimi eşek arısı soksaydı da söylemeseydim! Aleyna..." diye söyleniyordu.
"Keşke soksaydı Can!" diye bağırdım arkasından. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıyordum. O sırada Can "Telefonuna bak" diye seslenince telefonuma gelen mesajı açtım.
Mesajı görmemle kahkaha atmam bir oldu. Can e postasını ve şifresini yazmıştı. Kapıyı açtığımda karşımda harap olmuş Can'ı gördüm. Dudağına küçük ve masum bir öpücük kondurup "Teşekkür ederim" dedim ve hemen aşağı indim. Can ise arkamdan şaşkınlıkla bana bakıyordu...
Nehir'den
Jhon'un konum yolladığı yere vardığımda hemen üzerimi değiştirdim. Elime bir su şişesi alıp dans odasına ilerledim. Yaklaştıkça kulaklarıma dolan müzik beni benden aldı. Emre'yi ilk gördüğüm de dans ettiği şarkıydı.
Dans odasına geldiğimi farkedince yere eğdiğim kafamı kaldırdım ve içerideki dans hocama baktım.
Gözlerim istemsizle büyümüş, elimdeki su şişesi ise yere düşmüştü. Nasıl olurdu bu? Ben bu kadar unutmak isterken o nasıl olurda bu kadar diretirdi?
Beni görünce müziği durdurdu ve saate bakıp "Geciktin" dedi. Bense sadece bakıyordum.
Emre yerden su şişesini aldı ve bana uzattı. Titreyen ellerim ile aldım elinden. Eli elime deyince birden daha tuhaf oldum. Her ne kadar bazı soruların cevabını biliyorsam da onun beni terk ettiği gerçeği var. Nasıl olurda onu affetmemi bekler ki?
Emre neşeyle - ya da sadece öyle görünerek- "Hadi başlayalım" dedi.
Kafamı sallayıp onu onayladım. Yeni şarkımın melodisini açtı ve bana figürleri gösterdi. Ben yapmaya çalışırken tıpkı eskiden olduğu gibi arkama geçip daha doğru yapmamı sağlıyordu. Sadece kokusu beni sarhoş ederken bana deyen teni ile hareket edemez olmuştum.
Dudaklarımızın fazla yakın olduğunu fark edince onu ittim. Bir anda "Emre yapma bunu!" diye bağırdım.
"Neyi Nehir?!" dedi o da sesini yükselterek.
"Bana işkence çektirmek hoşuna mı gidiyor?" dediğimde hırsla müziği kapattı ve beni duvarla arsına aldı. Yüzümü elleri arasına alıp "Asıl sen bana işkence çektiriyorsun Nehir! Sesinle, kokunla... Dudaklarının her harektiyle... Bakışlarınla... Biliyor musun o bakışlarının tekrar bana aşk dolu bakmasını öyle çok isterdim ki. Tekrar bana ait olmanı..." dedi.
Gözlerimden akan yaşlarla "Öyleyse sen bir aptalsın Emre! Benim sana olan bakışlarım değişti mi sanıyorsun. Sen olmadan hayatımın işkence olduğunu nasıl anlamazsın?bSence acı çekmiyor gibi mi görünüyorum. Ama yapamam Emre! Yapamam! Canım acıyor! Beni bir kere terk ettin, yine edeceksin! Senden nefret ediyorum! Neden? Neden hayatımdan siktir olup gitmiyorsun ki?" dememle Emre'nin dudaklarımızı birleştirmesi bir oldu.
Özlemle, aşkla öpüyordu beni. Kollarımı bonuna dolayıp saçlarını ellerim arasına aldım. Ellerimi boynunda asılı olan ipe indirdiğimde korkmuştum. Rüyamın gerçek olmasından. Bu yüzden hemen elimi çektim.
Elimizde olsa hiç ayrılmazdık birbirimizden. İkimizde nefes nefese ayrılmışken kafamı iki yana salladım. Onu ittim ve koşarak salonu terk ettim. Ağlıyordum. Evet zırıl zırıl ağlıyordum. Hayatımdaki en saçma şeyi yapmıştım. Kendi kendime acı çektiriyordum. Ama afferdemiyordum işte. Onun özlem dolu dudaklarına, kokusuna, ellerine... Karşı koymak... Tam bir işkenceydi...
Lavaboya gidip yüzümü yıkadım. Biraz olsun sakinleşmiştim. Elimi kalbine götürememiştim bilekliğini orada bulmaktan korkmuştum aslında. Aynaya baktım ve ellerimi dudaklarımda gezdirdim. "Bu olmamalıydı" dedim kendimce. Arabama atladım ve evime sürdüm.
Eve girdiğimde kimse yoktu. Çantamı yere atıp öylece durdum. İçimdeki sinire engel olamayıp kenarda duran vazoyu yere fırlattım. O sırada kapı çalmıştı. Kapının ardındaki sesi duymamla ağlamaya başladım. Piskolojim alt üst olmuştu resmen.
"Nehir bak nolusun aç kapıyı!" dedi Emre.
"Emre git burdan!" dedim hıçkırıklarımın arasından. Kapıya yaslanıp yere çöktüm.
"Nehir bilmediklerin var! Nolursun aç kapıyı!"
"Bilmek istemiyorum Emre! Git buradan!" dedim.
"Nehir!"
"Emre!" dedim. "Git!" diye devam ettim.
..... ..... .....
Aradan birkaç gün geçmiş ve ben herşeyi boşlamıştım. Ne telefonlara bakıyor ne de dışarı çıkıyordum. Sevgilisinden ayrılmış ergen gibi yatağımın altından çıkmıyordum. Aleyna, Can ve Kaan günlerdir benimle uğraşıyorlar ama onları takmıyordum. Telefonum -tekrar- çalınca açasım geldi ve kimin aradığına bakmadan açtım.
"Ne var?" dedim bağırarak.
"Alo Nehir ile mi görüşüyorum acaba" dedi bir bayan sesi. Bu telefonu bir yabancının araması neredeyse imkansızdı çünkü sadece yakınlarımla konuşuyordum.
"Evet de kimsiniz?" dedim biraz öncekine göre oldukça nazikçe.
"Şeyy benim Nehir, Sevde" dedi. Öylece kalmıştım. Ne diyebilirdim ki?
Sevde şaşırdığımı anlamış olucak ki "Şeyy aslında seninle konuşmak istediklerim var. Eğer müsaitsen. Yani aslında biliyorum çok yoğunsun ama sadece beş dakika" dedi.
"Pe-peki. Sen bana adresi at. Bir saate oradayım" dedim şaşkınlığıma devam ederken.
"Çok sağol. Görüşürüz" dedi ve telefonu kapattı.
Günlerdir tuvalet ihtiyacı hariç ilk defa yatağımdan kalkıyordum. Hazırlanmaya koyuldum ve odamdan çıktım. Beni gören annemler şaşkınlıkla beni izliyorlardı.
Sevde ile buluacağımız kafeye vardığımda büyük bir zorluk ile içeri girdim. Korumalar ve kafe sahipleri paparazileri içeri almıyorlardı. Sevde'yi ve Berke'yi gördüğümde yüzüm solmuştu. Bana yaptıkları o iğrenç şeyi hatırladıkça böyle oluyorum. Hoş tüm o iğrençlikleri yapan sadece onlar değildi de neyse.
Sevde beni görmesiyle ayağa kalktı ve bana samimice sarıldı.
Aynı şeyi Berke de yapınca da çok gerildim. Üçümüzde oturduğumuzda Sevde direkt lafa girdi "Nehir ben yaptıklarım için özür dilerim" dedi.
Berke de lafa girip "Aynı şekilde ben de özür dilerim Nehir. Sen benim çok iyi bir arkadaşımdın. Ve ben hayatımdaki en saçma hatalardan birini yaptım" dedi pişmanlıkla.
Ben de "Bakın sorun değil tamam mı? Zaten geçmiş bitmiş olaylar. Kafaya takmaya değmez" dedim onlardan kurtulmak istercesine.
Sevde şaşkınlıkla "Nasıl böyle düşünürsün? Bizim yaptığımızı düşman yapmaz! Biz.. Biz sadece Emre-" derken sözünü kesim ve "Bak bu konuya hiç girmeyelim bence. Hem Emre ile ayrılmamızın nedeni kendisiydi. Siz değilsiniz arkadaşlar. Bu yüzden kafanıza takmayın. Alt üstü bir lise aşkı" dedim kalbime inatla.
Berke "Pek öyle sayılmaz. Yani bizim suçumuz da değil ama bu ayrılığı isteyen son kişi Emre'ydi" dedi.
Kaşlarımı çatıp "Nasıl yani?" diye atıldım.
Sevde "Babası... Babası tehtid etti. Onu seninle tehtid etti Nehir. Onun bir suçu yoktu inan bana" dedi tüm pişmanlığı ve samimiyeti ile.
Duyduklarım karşısında yıkılmıştım. Her ne kadar güçlü görünsem de artık bitmiştim. Yorulmuştum ve artık yeni şeyler öğrenmek istemiyordum. Çünkü öğrendikçe içimdeki fırtına daha da şiddetleniyordu. Kalbim daha çok ağrıyordu.
Ben şaşkınlığımla "Şeyy ben... Eğer söylemek istediğiniz birşey yoysa ben-" derken Sevde "Bir dakika" dedi ve çantasından süslü bir zarf çıkarıp bana uzattı.
"Bunu almanı istiyorum. Eğer gelirsen bizi çok mutlu edersin" dedi.
Zarfı açıp baktığımda bunun Sevde ve Berke'nin düğün davetiyesi olduğunu fark ettim.
"Siz evleniyor musunuz?" dedim şaşkınlıkla.
Sevde yanakları kırmızılamış bir şekilde Berke'ye döndü ve kafasını salladı. Doğrusu bu kızı böyle göreceğim hiç aklıma gelmezdi. Resmen utanmıştı.
İçten bir şekilde gülümseyip "Mutluluklar dilerim. Orda olacağım" dedim ve onlarla vedalaşıp oradan çıktım.
Ağlamamaya çalışıyordum. Ne olursa olsun kimse eskisi gibi olamazdı sonuçta. Pes edip mücadele etmeyen oydu. Telefonumun çalması üzerine açtım.
"Alo Nehir hanım?" dedi bir erkek sesi. Yine mi yabancılar.
"Efendim" dedim tükenmişlikle.
"Nehir hanım acilen buraya gelmeniz gerekiyor. Emre bey-"
"Nolmuş Emre'ye?!"
"Bir.. bir trafik kazası. Telefondaki tek numara olduğundan sizi aradım. Lütfen hemen gelin!" dedi adam.
Kalmıştım.fark etmeden ağlamaya başlamıştım. Adresi alıp hızla hastahaneye gitmiştim. Koşarak Emre'nin bulunduğu odaya yöneldim. İçeri girebilmek için beni hazırladılar ve içeri girdim.
Çok ilginçti. Ben ağlamaya devam ediyordum ama o hiç birşey olmamaış gibi aynı güzelliğiyle uzanıyordu.
Baş ucuna oturdum ve elini ellerim arasına aldım. "Emre... Özür dilerim. Ben.. Ben hep seni suçladım. Ama sen... Sen-" hıçkırıklarım konuşmama mani oluyordu.
"Emre nolursun geri gel! Sana yemin ederim herşey istediğimiz gibi olur. Yeniden biz oluruz... Yine benim Züppe'm ol! Lütfen.. Emre yalvarırım" derken Emre "Söz mü?" dedi.
"Söz tabi aptal!" derken bir kaç saniye sonra hızla kalktım ve "Doktor! Konuştu!" diye bağırmaya başladım. Emre gözlerini açmış oksijen maskesini çıkarıyordu. Maskeyi çıkarmasıyla sırıtışını gördüm. Ne bekliyordum ki?! Yarasız bir beden!
"Emre sen.." derken kolumdan tutup beni yanına oturttu. "Evet Nehir ben kaza falan geçirmedim" dedi elini koluma sürterek.
Şaşkınlıkla gözlerim açılmış öylece kaldım. Emre bir süre sonra "Nehir iyi misin?"dedi.
"Birde pişkin pişkin soruyor!" derken kolunu ve omzunu yumruklamakla meşguldüm. "Ne kadar çok korktum biliyor musun?! Aptal! Hayır hangi özürlü böyle bir eşşek şakası yapar?" derken Emre acı dolu inliyordu.
"Nehir dur lütfen" derken kollarımı tuttu ve munzurca güldü.
"Bak hala gülüyor!" diye atıldım. O ise sözümü dudaklarıyla kesmişti. Küçük bir öpücükten sonra benden ayrıldı ve "Evet sanırım kötü bir şaka oldu. Ama bak sendebeni sevdiğini itiraf etmiş oldun" dedi bana sarılırken. Boynumdaki iplik dikkatini çekmiş olmalı ki boynumdaki ipliği kıyafetimin altından çıkarttı.
Şaşkınlıkla bakarken "Sen de mi?" dedi.
Aşkla kafamı salladım. O da bunun üzerine kendi bilekliğini boynundan çıkardı. O benim bilekliğimi bileğime takarken ben de aynı şeyi ona yaptım.
Emre yastığının altından bir yüzük çıkartıp "Parmağını ver" dedi emredercesine.
İkiletmeden parmağımı uzattım. Yüzüğü sol elimin yüzük parmağına geçirdi ve yüzümü koca avuçlarının arasına alıp "Şunu bilmeni istiyorum, benim için sensiz bir dünya cehennemden farksız. Nehir sen yokken geceleri uyumak istemiyor, sabahları ise kalkmak istemiyorum. Eğer sen yanımdaysan geceleri kokunla uyuyabilmek için uyumak, sabahları ise o melek yüzünü daha çok görebilmek için sabırsızlıkla kalkmak istiyorum. Nehir Her sabah kalktığımda mükemmel gülüşünü görmek istiyorum. Benim kadınım ol istiyorum... Çocuklarımın annesi sen ol istiyorum. İkimiz bir bütünü oluşturalım istiyorum. Nehir şimdi soruyorum... Bir ömür boyu Züppe'n olmama izin verir misin?" dedi.
Dolan burnumu çekip "Red etme şansım var mı?" diye sordum.
Emre yüzündeki gülümsemeyi çarpıyarak "Hiç sanmıyorum" dedi.
"Eğer bir daha böyle bir şaka yapacak olursan sana kendi arabamla vururum Emre!" dediğimde saçımı yüzümden çekip kulağımın arkasına koydu ve "Senden gelebilecek herşeye razıyım" dedi burnuma bir öpüçük kondurarak.
Kim derdi ki bir hastahane odasında bu kadar mutlu olacağımızı. Dudaklarımı Emre'ninkilere bastırdım. Bir ömür boyu öpeceğim dudaklara...
...SON...