Amaçsız yaşayabilir miydi bir insan, her hangi bir nedeni olmadan? Mesela bunda bir ay önce benim için hayat gelip geçici sıradan bir şeydi kurtulsam diye umduğum. Öylesine işte ne gelirse ne giderse kafana göre. Bağlanmayı her zaman tehlikeli buldum ondan korktum. Ruhumun evrenden silinmesinden değil de ruhumun eşsiz bir acı çekmesinde korktum. Her zaman her ne kadar cesur ve soğuk görünsem de korkmuş, tedirgin bir kuş yatıyordu içimde. Fazlasıyla duygusaldım aslında ben her ne kadar yok görünsem de bir o kadar arasındaydım insanların. Her ne kadar sevmem desem de onlara olan sevgimeydi kızgınlığım. İnsanlığa kızdım, küstüm ben. Hem içimdekine hem dıştakilere... Bundandır yalnız olduğum, uzak durduğum. Sevmekten kaçtığım, kendime koştuğum, arkadaşsız kendim olduğum. Korkuyorum ben aşktan bağlanıp da kaybetmekten. Son bir şans veriyorum belki de kendimi en yakıcı ateşe atıyorum ama hissediyorum her batan gecenin bir güneşi güneşin getirdiği baharı olur. Kalbim artık hazırdı huzur doluydu bir yandan en içten bir inanca sahiptim ki batmakta olan bir güneşi bile yeniden doğururdu. Cesaretim beden buldu şu son zamanlarda. Kendime inandım, ona inandım, yani tüm kalbimle inanıyorum. Aptalım, beni de bu hale soktun ya dünya helal olsun. Sonunda toprağa kazınmayacak mı vücudum varsın Leonard ın ateşinde yansın ruhum...
Sabah evi bangırdatan müzik sesleriyle uyandım. Yine her sabah olan uyku sonrası sarhoş haldeydim. Aşağıda neler döndüğüne bakmak için salına salına iniyordum ki o müziğin bile sesini bastıran sesi duydum. Bir erkek sesi. Leo şarkı söylüyor olamazdı değil mi? Bu ses ona mı aitti gerçekten daha iyisini beklerdim. Ama onunla dalga geçecek bir şey bulduğuma da sevinmiştim. İlk salondaki müzik setini kapatıp mutfağa geçtim. Fakat yumurtalarına şarkı söylemeya dalan Leonard beni farkedememişti. Ben de saygısız bir insan olmadığıma göre alkışlamalıyım değil mi?Kopardığım alkışla kahkaha atmaya da başlayınca ben assolistimizin dikkatini çekebildim. Şaşkınlıktan kocaman açılmış orman gözleri hafifçe havalanmış kaşlarıyla o kadar tatlı ve çekici gözüküyorduki beni bir kez daha duraksattı. İkimizde birbirmize şaşkın ördek yavruları gibi bakarken gözüme yumurta tavası ilişti. ''Yumurtaaaa...'' ''Hastır..'' diyen Leo'yla beraber. Tavaya koştuk elinde spatulasıyla omleti ters çevirdi. Gayet başarılıydı. Şaşırtıcı... ''Neyseki yakmadınız Leonard Bey.'' diye kıkırdadım. ''Dikkatimi dağıtan sensin küçük cadı'' ''Ben mi beceriksiz şaşkın seni hem daha iki yumurtayı kırama bir de benim gibi bir insana cadı de, teessüf ederim yani.'' ''Dırdırdır bi susmak bilmedin ya sabahın köründe nerden buldun bu enerjiyi benim güzel sesimle dimi ne kadar harika bir sesim var benim büyüleyici, etkileyici, çekici...'' Son kelimteleri söylerken çoktan pişmiş olan omleti söndürdü, beni tezgahla arasına alırken bana yaklaşarak beni çıldırtmayı başarıyordu. ''Sağır edici, kulaklarımı parçalayıcı...'' ''Nereleri acımıştı, hala acıyor mu? Hıh'' Derken kulağımın altına hafif bir öpücük ''Yoksa burası mı?'' kulağımın arkasına nefesini üflediken sonra içimi titreten bir öpücük ''Hımm'' dedikten sonra dilini kulak mememin altında dolaştırıp emmeye başladı, yaptıkları her zamanki gii farkını yansıtıyordu bedeni tutkuya esir edip kanatlarımı uçuşturuyordu beni kölesi haline getirirken kanatlandırıyordu ruhumu. Ellerim nefeslerimiz senfonisine eşlik ederek boynuna omuzlarına tutundum okşayarak onu hissetmek yaşamak istiyordum. Dünyamın onun etrafında dönmesini beni ısıtmasını diliyordum yalvarırcasına. Tutkum hafif bir inlemeyle dile geldiğinde. Ateşlenmiş gözlerini gözlerime dikti. Bu sefer soluğu dudaklarımı buldu beni o eşsiz tada davet etti. Ondan kendimi kabetmek uçurtucu ruhumu doldurucu hazlara kavuşturkmataydı beni. Elleri kalçalarımı kavradığı gibi beni tezgaha oturttu. Bacaklarımın arasına yerleştiğinde o sertliği içimi akıttı bacaklarımı ona doladım o arada dudaklarımı talan eden dudaklarından bir inleme döküldü. Ellerim saçlarında geziniyor bacaklarım bacaklarının arkasını okşuyordu onun beni çıldırttığı gibi çıldırtmak istiyordum onu dibine kadar. Dudaklarımı ısırıyor yalıyor dillerimizi dansa kaptırıyorduk. Ardından dili tüm ıslaklığıyla çenemden nabzımın can noktasına kadar indi. Etrafında çevirdi, sonra öpücükleriyle emdi, nefesini verdi. arada yemek kokusu burnuma gelince, ''Ben acıktııııım.'' ''Ben de sana acıktım.'' ''Ya çok acıktııım'' Beni bıraktı ve bir tane dolabın kapağını açtı içinden tabak çıkarıp omleti içine bıraktı sonra sert bir şekilde tabağ masaya bırakıp ''Afiyet olsun.'' dedi ve bir şey söylememe izin vereden yukarı çıktı. Ne olduğunu anlayamamıştım, sadece acıktığımı söylemiştim. Zaten aç karnına kafam da pek çalışmazdı. Karnımı doyurup bir tost da Leonarda yapıp yukarı çıktım. Belinde sadece havluyla mitolojiden fırlamış gibi uzanıyordu. Yutkunduktan sonra yanına gittim. O seksi vücuduna bakmamaya çalışıyordum. Yanağına sulu bir öpücük bırakıp yanına oturdum. ''Bak elimde ne var, senin yemeni bekleyen bi tostçuk.'' Ciddi yüzü hafif bir gülümsemeyle ışıdı. ''Hadi kaykılda aç ağzını bakiyim bak ellerimle yaptım.'' Kaşlarını çattı ve arkasını döndü bacaklarındaki havlu azıcık sıyrılmıştı. Ama her an ateşler içinde yürütüyorsun beni Leonardım aslan gralım. Ofnoldu bana yok yok bu Türkiye havası iyi gelmedi bana diyip bir sirkelendim. Tabağı çift kişilik kocaman yatağın,ki Leo bunun 3te 2sini kaplıyordu, bıraktım. Dizlerimin üstünde yatağaçıktım. Huzurun kaynağı,boynuna, bir öpücük bıraktım. Bu seferde boynunu kapattı. Küçük bir tatlı şeker bebek gibiydi insana mutluluk katan. Onu sarmak istiyordum her şekilde. ''Nazlanma Leo, hadi söyle neye darıldın.'' Bu kadar yüzsüzleştiğime inanamıyorum ama yaptım. Yanına uzandım her ne kadar kalbim yer değiştirse de çıplak sırtına sardım kolumu nemli kollarından geçirerek. İçine bir nefes çektiğini duydum. Biliyordum her şekilde etrafımız sarılıydı alevle. Dudaklarında teninde sönüyordum onunlan kendimi buluyor avutuyor bir anka gibi yeniden doğuyordum her içime çektiğim nefesinde kalp atışlarıyla hızlanıyor gözlerinde duruyordu kalbim ben o oluyordum onun kalbi olayım istiyordum bencildim bir okadar gözü dönmüş bağımlı. Özgürlüğe koşuyordum köleliğe, ondan bir özgür bir köle bir dert bir güneş bir o oluyordu onda hayat bulan bir oluyordum ona nefes olan. İstediğim bir şey kalmıyordu ne amaç ne hedef yaşamdı kana kana susanan vazgeçtiğimdi yıllar önce, imkansızı bana kavuşturan kalbimi duvarlarımı sıcaklığıyla eriten insan. Bana aşkı öğreten ey aşığı olduğum adam nasıl bırakır döner giderdim sen burda her bir nefeste kırık cam parçaları çekip yırtarken kalbini cam parçaların kadar dikişçin iğnen ipliğini soluğun kalbin değil miyim? İtiraf ediyorum kendime ama şimdi sana değil o lanet buldu beni sana kavuşmak ile senle bir olmak ile çözüne bu lanet bu ölüm bu döşek kırılsın ve sen benim tek yuvam yerim soluğum ol sadece sen...
''Hep aynı şeyi yaıyorsun IB hem ruhen hem fiziksel canımı yakıyorsun. Her ne kadar senin dokunuşların beni hayata döndürsede bir uçurumdan atıyorsun çakılıyorum yere. Her zaman dişi bir kaplan gibi başladığın işi son tırmıkla tepede bırakıyorsun ben buna dayanamıyorum anlamıyosun. Ben kendimi tam bir ergen gibi hissedip kendimi aşan şeyler yaparken sırf seni gülerken görebilmek için sen bana acı veriyorsun. Sadece seni anlamaya çalışıyorum ama bu bana verdiğin bir ceza mı yoksa kendini benimle buluşturman bir ödül mü bilemiyorum. Sabredeyim diyorum ama çok acayip yeni hem benim hem senin için. Bana ne istedğini açık açık söylemen gerek. Çünkü biz erkekler anlamıyoruz lanet olsun ki anlamıyoruz kadınların bu anlamlı anlamsız oyunlarında amaçlarında hiç bir sikim anlamıyoruz açıkla sadece...'' Haklıydı belki de kendimi yaşarken bencilce davranıyor onu göz ardı ediyordum ama her şeyden önce daha fazla ileri gitmek bilmiyorum. Duygusuz bir insanın bu kadar dıuygu yüklemesi yaşamasını anlamıyorum. Her şey karışmış bir durumda o ve ben ama fazlası yok. Onu yaşamak istiyorum, her anında her damlasında ama ona da yapıyorum yapacağımı onu istiyorum peki sevdiğimi nasıl acıtırım. Yapmam, yapamam... Her kelime dökülürken ağzından bir okadar umutsuzluk mutsuzluk acı duydum sözlerinde benim neden olduğum dediğim nasıl? Bİr insan en değerlisine değerli olduğundan verir miydi ki zarar? Veriyordum, ama düzeltecektim, onu yaşamalıydım her türlü yanlışa rağmen ama doğruca ne benden vazgeçecektim, ne de onu ondan vazgeçirecektim.
''Haklısın bencillik ettim. Ben sadece seni istedim yaşamayı ama bilemeden bırakamadım kendimi rüyaya düşmek istemedim bulutlardan. Sadece gözerinde canlanmak istedim ama bilmiyorum bir an duygu yüklemesi sadece bu kadar yoğun duygular içerisinde olmak beni ve kontrolümü zorluyor keşke sana bırakabilsem ve yaşasam her anı ama yok ben buyum ve yapamıyorum. Ama senle sadece bir inanç ,ki dünyayı dünya yapan inançlardır, sen ve ben bunun bir ortasını bulabiliriz ne senden az ne benden fazla. Öğret bana paylaşmayı bir kalbi.'' Kolum hala sarılıyken döndü bana gözlerinde yeşilimsi pırıltılar aydınlanmışlıklar yüzünden hafif semboli bir tebessüm vardı. Derin bir nefes aldı. ''Öğreteceğiz birbirimize paylaşmayı. Ama sen de denemekten vazgeçme beni. Çünkü ben bir sağlıklı erkeğim unutma!'' ''Erkekliğin batsın Leo, ne uyuz şeysin ya bir huzurlu nefes bile aldırmıyorsun.'' diyip kolumu çekip bir çıkış yapacaktımki beni kolumdan geri çekip beni kucağına düşürdü. Ve tekrarlıyorum altında sadece beline kadar bir havlu havlu vardı. Göğsüne yapışmış bir şekilde ona bakıyordm. Koltuk altlarımdan beni yukarı çekti. Yüzlerimiz denkleşmişti. Çıldırtıcı bir yavaşlıkla ''Bence batmasını pek istemezsin,tanışınca seversin'' deyip alt bölgesindeki kabarıklığı bana sürttü. Erotik ve çıldırtıcı. Hafif bir inleme saldım. ''Hadiii, derslere başlayalım.'' diyip nefesini dudaklarıma bıraktı. Beklenti içersinde onu dudaklarımda hissetmeyi umarken beni yatağa fırlattı. ''Dersleri çok boşladık yeniyetme Aysalcık. Hadi bakalım elini yüzünü yıka hormonlarına sahip çık ve aşağı gel.'' Göz kırpıp ''Çok bekletme bebiğim'' Derken niyeti beliydi. Onun hissettiklerini hissetmemi istiyordu ama bir kadın asla arkada bırakılmazdı değil mi? Eğer provaları istiyorsa seve seve. Doğuştan gelme iç güdülerimle hayali bir duvar kurdum havadaki atomların toplanıp son derece sert fakat hava halinde bir duvar oluşturduğu. Leo farkına varamamıştı hızlı yapmaya çalışıyordum. Son adımıyla hala sabit tuttuğum duvara kafasını geçirdi. ''Hastır..'' diyip yakıcı gözleri kırmızı görmüş bir boğayı anımsatarak bana baktı. Bu sefer dıra bendeydi. Flörtöz bir göz kırptıktan sonra ''Havanı mı aldın, babayı mı aldın Sprinter?'' Arkamdan küçük ama çarpıcı ve kışkırtıcı bir kahkaha attı. ''Havayı değil ama babandan seni alacağım.'' diyip yanımdan geçti. Yine beni şaşırtmıştı. ''Al beni aslan gralıığım'' diyip sırtına atladım. Biliyordum normal değildik ve olmaya hiç gözümüz yoktu, abaza veya elit önemli değildi her nefesi ondan almak almak istiyordum, tüm tuhaflığımızla sınırsızca...