"Igneel..." Natsu babasının elini sımsıkı tuttu. "Bu güvenli değil. Lütfen, geri dönelim..."
"A hadi ama, sakin ol Natsu! Sadece ufak bir kavga, bana hiçbir şey olmayacak. Baban çok güçlü!" Natsu'nun içi yine de huzursuzdu. Yanaklarını şişirdi.
"Gidiyorsun falan da, neden beni de götürüyorsun? Kavga ederken beni de koruman gerekecek." Igneel oğlunun bu dediğine göz devirmekle yetindi. Natsu korkağın tekiydi.
Bir Dragneel böyle olmamalıydı.
Ara sokağa girdiler. Igneel sırıttı.
"Seni neden getirdiğimi sormuştun değil mi, Natsu?" Natsu küçük başını hafifçe aşağı yukarı salladı.
"Nasıl kavga edilir öğren diye." Natsu'nun gözleri kocaman olurken Igneel onu yere itti ve Natsu'ya saldırmak üzere olan adama bir yumruk attı.
Adamın kafası yumruğun etkisiyle sağa yatarken Igneel Natsu'yu kucakladı ve çöplerin arasına attı. Natsu kafasını tenekelere çarptı. Kanayan başına elini dayadı.
Igneel sırıtıyordu hala.
"Sen beni tenekelerin arkasından izle ve sakın yerinden ayrılayım deme!" Natsu'nun alt dudağı titriyordu. Çok korkmuştu.
Igneel yumruk attığı adam yere yıkılırken ona arkasından saldıran adamın karnına tekme attı. O adam da yere düştü.
Derken 5 adam Igneel'in etrafını sardı. Igneel hala korkusuzca sırıtıyordu. Natsu alt dudağını ısırıyor, içinden bildiği bütün duaları okuyordu.
Gerçi daha 5 yaşındaydı, ne kadar dua bilecekti?
Igneel birine saldırırken arkasındaki bir adam ona kilit yapınca tekmelerini boş yere savurmaya başladı. Önündekiler ise fırsattan istifade yumruklarını sakura saçlı adamın vücuduna geçiriyorlardı.
Natsu gözlerini yumruklarıyla sildi. Babasını böyle görmek istemiyordu.
Adamlar yumruk atarken bağırıyorlardı.
"Sen cidden tek başına bizi yenebileceğini mi sandın Dragneel??" Igneel sırıtmayı kesti.
Sonunda tekmeleri işe yaradı ve en baştaki adamın diyafram bölgesine geldi. Adam acıyla yüzünü buruşturup sendelerken arkasındaki adamın ayağına bastı. Duvara doğru gidiyorlardı.
Tekme yiyen nefes alamıyordu. Bayıldı. Altında kalan ise kafasını yere çarpınca bayıldı.
Igneel'in cesareti yeniden gelmişti. Sırıttı. Geriye 3 adam kalmıştı.
Pusuya düşmüştü (!). Aynı anda biri tekme atan, diğeri yumruk atan iki adama blokla karşılık verdi. Güçlü hissediyordu.
Tekme atanın ayak bileğinden tutup havada çevirdi ve diğerinin üzerine düşmesini sağladı. İki adam da düşmenin etkisiyle bayılırken geriye bir adam kalmıştı.
Sadece 1 adam.
Adam çok korkuyor gibiydi. 5-6 kişiyi yere sermişti Igneel. Ne yapacağını çok iyi bilse de bir türlü cesaret edemiyordu.
Igneel bağırdı.
"Dövüşmeye cesaretin yok mu yoksa, hm?" Igneel adama doğru yürümeye başladı.
"Yaklaşma!"
"Hadi ama, sen cidden korkuyor musun?"
"Yaklaşma dedim!"
"Bu kadar korkma, sadece ufak bir dayak yiyeceksin o kadar-" Adam belinden bir tabanca çıkardı. Eli tir tir titriyordu.
Igneel birden ciddileşti.
"Hey, tamam sakin ol dayak atmayacağım. Sadece onu yere bırak."
"Sana güvenmiyorum pis Dragneel!"
"Gerçekten, sakin ol. Elindeki bir oyuncak değil!"
"Aynen! Birazdan bunu çok iyi anlayacaksın." Adam tetiği hazırladı.
Natsu korkuyla bakıyordu. Ya babası oracıkta ölseydi? O zaman ne yapardı?
Tenekelerin arasından fırladı ve bağırarak ağlamaya başladı.
"Igneel, bu adam seni vuracak mı??" Adam Natsu'yu görünce tabancayı hafifçe yere indirdi.
Igneel biraz adama baktı, sonra oğlunun yanına diz çöktü.
"Öyle bir şey olmayacak Natsu. Bak gördün mü, bir kavga ettik bitti. Hadi eve gidelim de o kara abine neler öğrendiğini göster." Natsu burnunu çekti, sonra gülümsedi.
"Hai..." Igneel ayağa kalktı. Adamla son bir kez bakıştılar. Adam az daha bir insanı öldüreceğinin farkına yeni varmıştı. Elinde bu silah varken sağlıklı düşünemiyordu.
Igneel Natsu'yu kucağına aldı. Natsu'nun kafası Igneel'in sol omzuna yaslıydı. Adamı görünce kendini tutamayıp bağırdı.
"Pislik!" Ve dil çıkardı.
Adam bunu görünce yine sinirlendi. Silah elindeyken ne yaptığının farkında bile değildi halbuki...
Silahı Natsu'ya doğrulttu. Eli tetikteyken Igneel kafasını sağ omzundan yana çevirdi ve adama baktı.
Gözleri büyüdü ve Natsu'yu yan tarafına attı. Attığı gibi başında bir acı hissetti.
Natsu gözleri sonuna kadar irileşmiş bir şekilde bakıyordu babasına. Igneel'in sol şakağından kan boşalmıştı adeta. Üstelik taş yarası gibi değildi. Daha fazla kan vardı.
Natsu yere yıkılan babasının yanına çöktü ve sakura saçlı adamı sarsmaya başladı.
"Igneel... Igneel uyan... Uyan lütfen..!" Silahı tutan adam titreyen elleriyle silahı yere attı ve kaçtı. Natsu bir ona bir de yerde ona cevap vermeyen babasına bakıyordu.
Adamı sırtüstü çevirdi. Normalden daha ağırdı sanki. Yanaklarını hafifçe tokatlamaya başladı. Kan adam her yerine bulaşmıştı.
"Igneel uyan... Zeref de bekliyor... Hani kavgaydı bu sadece?! Igneel! UYANSANA!" Adam kafası sağa düştü. Natsu o zaman tam görebildi derin silah yarasını. Kurşun başını delip geçmişti.
Gördüklerinin şokuyla elleriyle ağzını kapattı. Babası uyanmıyordu. Başında derin bir silah yarası vardı. Bunların ise tek bir anlamı olabilirdi...
Kabul etmedi. Edemezdi. Babası yaşıyordu. Sadece her zamanki gibi numara yapıyor olmalıydı, başka açıklaması yoktu!
Tenekelere çarpan ve kanayan kafasını umursamadan saçlarını avuçladı ve bağırmaya başladı.
"BİRİ YARDIM ETSİN LÜTFEEEEEN!" Bağırarak ağlıyordu ve yardım istiyordu.
Çevredekiler Natsu'nun başına toplandılar. Üzerine oturduğu babasının cesedini görünce ise donakaldılar. Natsu ambulansı aramaları için yalvarıyordu. Babası belki kurtulabilirdi?
Öyle umuyordu.
Ambulans geldi. Babasının cansız bedeninin boynuna sarıldı ve tuhaf bir şekilde gülümsemeye başladı gözyaşlarından sırılsıklam olan yanaklarını gererek.
"Bak Igneel, ambulans geldi! Hani, haberlerde herkesi kurtarıyorlardı. Hatırlıyor musun??" O hala cesetle konuşurken ambulanstaki görevli kadınlardan biri Natsu'yu kucağına aldı ve cesetten uzaklaştırdı.
"Adın ne bakalım senin?"
"N-Natsu. Beni nereye götürüyorsun, ben Igneel ile kalmak istiyorum!"
"Kaç yaşındasın sen?"
"Beni Igneel'e götür!" İkinci bir ambulans geldi. Kadın Natsu'yu ilk ambulansa sokmaya çalışıyordu ama çocuktaki inat inattı, babasıyla kalmak istiyordu.
Natsu sonunda kadının kollarından kaçtı. Ama gördükleri, kanını dondurmuştu. Bugün ikinci defa...
Babasını yeşil, çuval gibi bir şeye koymuşlardı. Ama haberlerde ambulansa binenler hep sedyeyle giderdi?
Çuvalı taşıyan adamlardan birinin yanına gitti ve bağırdı.
"Hey, Igneel neden o çuvalın içinde?! Çıkarın onu!" Adam cevap vermedi. Ambulansa gitmeye devam ettiler.
Natsu çevredekilerin yanına koşturuyor, babasının hala yaşadığını söylüyordu. Sonra ekliyordu.
"Neden o çuvalın içine koydular, sedyeye koyulması gerekmiyor muydu??" O etrafta koştururken yaşlı bir adam küçük çocuğun omzundan tuttu. Ve diz çöküp konuştu.
"Adın ne?"
"Natsu. Natsu Dragneel. Beni babamın yanına götürür müsün amca?"
"Natsu..." Adam başını eğdi. Natsu anlamamıştı. Adam sonunda mırıldandı.
"Başın sağ olsun evlat..." Natsu akan gözyaşlarına inat gülümsedi.
"Hayır amca, Igneel ölmedi. Sadece şaka yapıyor!"
"Evlat..." Natsu adamın gayet ciddi olduğunu gördü. Her ne kadar kabul etmek istemese de...
Igneel, ölmüştü.
***
Akrabalarının omzunda taşınan tabuta baktı Natsu. Ağlamıyordu. Çünkü Igneel, kesinlikle arkasından ağlanmasını istemeyecek bir adamdı.
Tabut toprağa verilirken abisi alt dudağını ısırıyordu. O da ağlamıyordu. Babalarını onlardan iyi kimse tanıyamazdı.
Natsu tabut tamamen toprakla kaplanmadan önce mırıldandı.
"Huzur içinde uyu, baba..." O sırada kafasının içinden bir kadın sesi duydu.
"Igneel senin yüzünden birinci sırada. Farkındasın değil mi, Natsu?"