trauma + dojae

By eunwooluvu

34.8K 4.4K 1.7K

jaehyun dünyaca ünlü, başarılı bir hırsızdır. doyoung ise hayallerini gerçekleştirememiş bir muhasebecidir. [... More

chapter 1
chapter 2
chapter 3
chapter 4
chapter 5
chapter 6
chapter 7
chapter 8
chapter 9
chapter 10
chapter 12
chapter 13
chapter 14
chapter 15
chapter 16
chapter 17
chapter 18
chapter 19
chapter 20
chapter 21
chapter 22
chapter 23
chapter 24
chapter 25
chapter 26

chapter 11

1.1K 187 131
By eunwooluvu



    Şimdi gülme sırası Jaehyun'daydı. Bir an Claude'un 'iş' ve 'yatmak' kelimelerini içeren bir şeyler dediğini zannetmişti ki bu kesinlikle imkansızdı... değil mi? Yani ne zaman bu iki kelime aynı anda kullanılmıştı ki?

"Dur bir saniye. Ben yanlış duydum sanırım."

"Dedim ki," diye bağırdı Claude yarı gülümser bir şekilde "benim parana ihtiyacım yok."

"Bu sevişmemiz gerekiyor anlamına gelmiyor!" diye homurdandı Jaehyun.

"Öyle, ama vücudun dışında istediğim hiçbir şeye sahip değilsin."

Claude daha önce de -birçok kez- Jaehyun'la sevişmek istediğini söylemişti ama Jaehyun onu hiçbir zaman ciddiye almamıştı. Yani hangi erkek başka bir erkekten böyle bir teklif alınca ciddi olduğunu düşünür ki? Bir an bu işi başkasına verip veremeyeceğini düşündü. Evet, başka bir hırsız bunu Claude gibi sahte evrak satan birinden çok daha kolay yapabilirdi.

Ona verilen sadece bir gün kalmıştı, şansı yaver giderse yeterince iyi bir hırsız bulabilirdi. Kesinlikle bu işi yapanın Claude olması gerekmiyordu!

"Hemen cevap vermem gerekiyor mu?" diye sordu Jaehyun eğer birini bulamazsa Claude'yi seçmek zorunda kalacağının bilinciyle tedirgin olurken.

Claude gülümsedi, "Elbette hayır. İstediğin zaman cevap verebilirsin. Sonuçta ben sana yardım etmeye çalışıyorum."

Ne yardım ama!

Jaehyun gözlerini devirdi. Nereden çıkmıştı şimdi bu sevişme olayı? Jaehyun tam da işlerin yoluna girdiğini düşünmüştü ki bam! Bu aralar Jaehyun'un çok şanslı olduğunu söylenilemezdi doğrusu.

"Yine de planı görmende fayda var, ne olur ne olmaz."

"Evet, ne olur ne olmaz." diye onayladı Claude bilmiş bir edayla.

Yarın bu soygunun yapılmış olması gerekiyordu, bu da Jaehyun'a başka birini bulması için yaklaşık on sekiz saat veriyordu. Eğer bulamazsa en azından bir B planı olmalıydı. Claude yayıldığı siyah koltuktan kalkıp geniş pencerelerin önünde duran ahşap çekmeceden kalem ve kağıt çıkardı.

Jaehyun binanın kabataslak planını çizdikten sonra planı hızlıca anlatmaya başladı.

...

Bu, çok yakışıklı olduğu için Jaehyun'u kıskanan piç kaderin bir oyunu muydu yoksa lanet bir tesadüf müydü? Jaehyun hangisi bilemiyordu ama bütün çabalarına rağmen kimse, ama kimse Jaehyun'un soygununu yapmaya yanaşmamıştı. Herkes öyle bir bankayı soymanın onların boyunu aşacağını ve kalan hayatlarını hapishanede geçirmek istemediklerini söylüyordu.

Jaehyun ne kadar onlara soygunun tereyağından kıl çekmek kadar kolay olacağını söylese de kimse ona güvenememiş "Sizin için elbette öyledir!" demekle yetinmişlerdi, gerçi Jaehyun'a bunu söyleyen elemanlardan birinin sesinde o kadar bariz bir gönderme vardı ki Jaehyun onu dövmek zorunda kalmıştı...

Neyse, asıl konuya dönmek gerekirse, ona verilen süreden geriye sadece beş saat kalmıştı ve Jaehyun'un elinde seçmemek için çabaladığı Claude'den başka kimse yoktu... İki erkeğin bir yatakta neler yapabileceğini hayal etmeye çalışmak umudunu yitirmiş Jaehyun'a son bir güç verdi ve Jaehyun kendini yine sokaklara attı.

Bildiği bütün hırsız pansiyonlarına, evlerine gitti, hatta bir ara yer altı pazarına bile indi. Sonuç aynıydı. Kimse ona yardım etmiyordu, Jaehyun kendi dengi hırsızlara bile gitti. Hepsi ya meşgul ya da yurt dışındaydı. Sanki lanet dünyada soygunu Claude'den başka yapacak kimse kalmamıştı!

Geriye iki saat kaldığında Jaehyun sokaklarda dolaşmaktan yorulmuş bir şekilde Claude'nin evine gitti. Claude sanki yüzünde sinsi bir sırıtışla Jaehyun kapıyı çalmasını bekliyormuş gibi hemen açtı kapıyı. Cidden yüzünde sert bir yumrukla bozulması gerekilecek türden bir sırıtış vardı.

"Jae!" diye haykırdı Claude onu beklemiyormuş gibi şaşkınlıkla. "Başka birini bulamadın sanırım?"

"Kapa çeneni Claude." diye hırladı son derece gergin olan Jaehyun, Claude'nin omzuna çarparak içeri dalarken. Claude, kızgın bir boğa gibi soluyan Jaehyun'u takip etti. "Neden bu kadar sinirleniyorsun ki?" diye sordu Claude kendini Jaehyun'un yanına atarken. "Sanki daha önce hiç bir erkekle beraber olmamışsın gibi."

"Olmadım çünkü!"

Jaehyun'un cevabı üzerine Claude'nin mavi gözleri dışarı fırlayacak kadar pörtledi. Ne yani, erkeklerle beraber olan birine mi benziyordu? Tamam, onun yakışıklılığı kadınlarda etkili olduğu kadar erkeklerde de etkiliydi ama Jaehyun asla ama asla bir erkekle beraber olmayı istememişti.

Tabii, Doyou... -neyse-

Claude limon yalamış gibi yüzünü buruşturdu "O zaman ilk seferde zevk alamayacaksın, sanırım." sonra devam etti, "Çünkü alttakiler için ilkler pek iyi geçmez."

'Alt' kelimesini duymak Jaehyun'un iyice gerilmiş sinirlerini koparttı ve Jaehyun vahşi bir haykırış eşliğinde Claude'nin üstüne atladı. Elini tam Claude'ye yumruk atmak için kaldırmıştı ki Claude'nin kahkahası onu durdurdu. Komik olan neydi?

"Sakin ol Jae, acıtmamak için elimden geleni yapacağım."

Jaehyun yumruğu altlarındaki koltuğa geçirdi -ona vurmak onun soygun hakkındaki düşüncelerini değiştirebilirdi- ki bu çok kötü bir hamleydi. Claude anında ondan beş santim uzaktaki Jaehyun'un güzel dudaklarına saldırdı. Jaehyun geri çekilmek için bir hamle yapsa da Claude onu kendine bastırıyordu.

Claude'nin ısrarcı dudakları Jaehyun'un birbirine kenetlenmiş dudaklarını açmaya çalışıyordu. Jaehyun bir erkekle öpüşmenin bir kızla öpüşmekten farkı olmadığını fark ederken nasıl yapacağını bilmese de en yakın zamanda Doyoung'u öpmeyi aklının bir kenarına not etti.

"Soygunu yapmadan hiçbir şey yapmam Claude." diye homurdandı Jaehyun Claude dudaklarını serbest bıraktığında. Jaehyun tesadüfen karşılarında duran saati gördüğünde panikle ayağa fırladı. "Sadece bir saat kalmış! Hadi kalk!" Jaehyun hala uzanmakta olan Claude'yi omuzlarından tutup çekti.

"Tanrım!" diye homurdandı Jaehyun, Claude'ye yanında getirdiği mini cihazı takmaya çalışırken. "Sana yapman gerekenleri bu cihazdan söyleyeceğim, tamam mı?"

"Sakin olsana biraz!"

"Ve...ve..." Jaehyun paniklediğini fark etti.

"Bana güven Jae, hadi."

...

Dudaklarını Claude'den zar zor kurtarabilen Jaehyun"Bekle! Yorulmadın mı sen?" diye homurdandığında 'muhteşem' soygunun üzerinden sadece bir saat geçmişti. Kabul etmeliydi ki Claude işi iyi becermişti. Kolayca çalmıştı gümüş kutuyu. Üstelik bunu sadece birkaç yalan söyleyerek yapmıştı ki bu Jaehyun'u fena etkilemişti.

Kolay olacağına emindi ama bu kadar kolay olacağını hiç düşünmemişti. Jaehyun eğer Claude düşüncelerini bölmese bütün gece soygunu düşünmeye devam edebilirdi. "Kesinlikle yorgun değilim, beni atlatamazsın."

Jaehyun tam başka bir bahane üretmek için ağzını açmıştı ki Claude bu fırsatı kaçırmadı ve Jaehyun'un dudaklarını öpmeye başladı. Bu sefer Jaehyun dudaklarını Claude'den uzaklaştırmaya çalışmadı, sonuçta ona bir söz vermişti ve Jaehyun sözünde duran biriydi.

Jaehyun'un da onu öptüğünü gören Claude iyice cesaretlendi ve ellerini Jaehyun'un siyah tişörtünden içeri sokup onu okşamaya başladı. Jaehyun, Claude'nin soğuk ellerini teninde hissettiği an ürperdi. Claude'nin dudakları Jaehyun'un boynuna kayarken Claude Jaehyun'un pantolonuna uzanıp fermuarını açtı.

Claude'nin elini kendi organında hisseden Jaehyun zevkle inlerken içinden bunları Doyoung'a karşı yapmayı planlıyordu. Bunların hepsini öğrenmeli ve en yakın zamanda Doyoung'a uygulamalıydı. Jaehyun Doyoung'u düşünmenin verdiği ateşle iyice erirken Claude'nin onu soyduğunu fark etmemişti.

Bir an altındaki soğuk çarşafı hissetmek Jaehyun'u kendine getirir gibi olsa da bu etki kısa sürdü. Jaehyun'nun Doyoung'un hayaliyle ısınan bedeni Claude'nin elinde daha da alevleniyordu. Jaehyun, Doyoung'un hayaliyle iyice sersemlerken neler olduğunu anlayamadı.

Her şey bir anda olup bitmişti. Jaehyun Doyoung'u düşünmeye devam ederken göz yaşartıcı acıyı hiç hissetmemişti bile.

...

Herhalde, bana istediğim bir günü yok etme gücü verseler pazarı seçerdim. Yani, kim seçmez ki? Pazarlardan nefret ediyorum, insan ne yapacağını şaşırıyor. Bir saniye bu domatesler... diye düşünüyordu Doyoung, kesme tahtasının üstünde can çekişen domatesleri kesmek için sabitlemeye çalışırken. Kırmızı bir topa benzeyen domatesi yuvarlanmaması için son bir kez dürttükten sonra bıçağı bütün gücüyle tahtaya indirdi. Her yeri domates suyuna bulanırken Doyoung bir domates kesmenin bu kadar zor olmaması gerektiğini homurdanıyordu. Doyoung ikiye ayırabildiği domatesi büyük bir zaferle daha küçük parçalara bölmek için hazırlanmıştı ki çalınan zil bütün evi doldurdu. Pazar gününün son saatlerinde bir misafir beklemeyen Doyoung kaşlarını çatarak domatesli elleriyle kapıyı açtı.

Ve geleni görür görmez kapıyı tekrar kapatmamak için kendini zor tuttu. Onun burada ne işi vardı ki? Üstelik elinde bir pastayla?! Ve birde yüzündeki şişlik vardı. Yine de hala yakışıklıydı. Doyoung'u anında deliye çevirecek kadar yakışıklı...

Kaşları çatılmış Jaehyun "Sen içeride birini mi kesiyorsun?" diye sordu son derece ciddi bir ifadeyle.

Doyoung Jaehyun'un yakışıklılığı ve yorumu üzerine kestiği domateslerden bile fazla kızarırken "Onlar do-doma-tes." diye kekeledi. Jaehyun pastasını Doyoung'un domatesli ellerine koymayı ret edermiş gibi kendine bastırdı ve Doyoung'un ona izin vermesini beklemeden içeri, nerede olduğunu çok iyi bildiği salona daldı.

Doyoung Jaehyun'un peşinden deliler gibi korkmasına rağmen salona girerken Jaehyun'un bir garip yürüdüğünü fark edip "Yaraların nasıl?" diye sordu.

Jaehyun yüzünü acıyla buruşturarak Doyoung'un -Jaehyun'a göre- küçük olan koltuğuna oturdu ve kumandayı kurcalamaya başlarken "Çoktan geçtiler bile." diye cevapladı. "O zaman neden hala bir garip yürüyorsun?"

Jaehyun birden kızardı -ki Doyoung bunun nedenini anlamadı- ve Doyoung'un duymadığı bir şeyler mırıldandı. Doyoung tam onun burada ne aradığını soracaktı ki mutfaktan gelen fokurdamalar ona yapmakta olduğu makarnayı hatırlattı. Doyoung makarnayı taşmadan ocaktan aldı ve süzdükten sonra tencereye geri koydu.

Domates sosuna bir tencere bulmak için arkasını döndüğünde burnu bir kumaşa sürttü. Jaehyun tam karşısında, hatta dibinde duruyordu. Doyoung Jaehyun'un birkaç santim uzağındaki vücuduyla tekrar kızarırken geriye sıçradı. "Neden gelmiştin?" diye homurdandı mutfakta dört dönerken.

"Güzel kokular geldiğini duydum."

"Hayır hayır, neden buraya geldin?"

Jaehyun'un iri iri açılan gri gözleri kendisinin de cevabı bilmediği izlenimini verdi Doyoung'a. "Özür dilemek için. Yani sana attığım yumruk için falan filan... Makarna mı yaptın?"

Doyoung birden Jae nereden çıkmıştı bilemiyordu ama... "Evet ve şimdi izin verirsen sosu yapacağım." Jaehyun'un ona göre devasa yapısı Doyoung'u sıcak bir tedirginliğe boğuyordu boğazının kurumasına ve terlemesine neden oluyordu. Jaehyun omuz silktikten salona gitti. Doyoung da sosu yaptıktan sonra ikisi televizyonun karşısında makarnalarını yediler.

Sonraki birkaç saatte film izledikten sonra ikisi de koltukta sızıp kaldı...

Continue Reading

You'll Also Like

25.6K 267 5
Bir kızın okul hayatı
783K 77.2K 64
bir ipe bağlanmayı öğretmek fwb texting / düzyazı slowburn⚠️
196K 17K 56
jswang "naber sürtükler" grubunu oluşturdu. jswang sizi gruba ekledi.
954 114 4
"Sarayıma hoş geldin, Jeon Jungkook."
Wattpad App - Unlock exclusive features