TANIK

By MaybeIcan

8K 452 80

O gün sadece bir cinayete tanık olduğumu sanıyordum. Aslında o gün, hiç bilmediğim bir dünyaya tanıklık etme... More

Cinayet
Sinema
Fotoğraflar
Paket
Not Kağıdı
Mezarlık
Islak
Asansör
Telefon
Eldivenler
Korkuyorum
Hatırlıyorum

Hazır mısın?

590 31 4
By MaybeIcan

Ergenliğe girdiğim dönemlerde, bazı zamanlar içimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. Böyle hissettiğim anlarda, bana dünyanın herhangi bir yerinde istediğim bir şekilde olma şansı verseler yine de odamda, yatağımda öylece yatmayı tercih ederdim. Zamanla bu daha sık olmaya başladı ve ben saatlerce düşünen, düşünceleriyle arkadaşlık kuran bir kıza dönüştüm.

Baş gösteren korku, iki gündür yaşadıklarım ve en önemlisi de Çağan Gürmen bana çok uzaktı. Gözlerindeki öfke, sert duruşu, insanı korkuya sürükleyen tavrı... Onunla ilgili her şey, sıradan hayatıma çok ama çok uzaktı. Ve şuan bana dünyanın başka bir yerinde olma şansı verseler, hiç tereddüt etmeden kabul ederdim. Ama burada, Çağan Erkan'ın yanındaydım.

"Al! " Elindeki son model telefonu bana uzattığında, ses tonundaki emire karşılık hemen telefonu aldım. "Dosyalar bölümünü aç ve ses kaydını dinle! " Anlamıyordum. Benden neden böyle saçma bir istiyordu? Birkaç saniye düşündüm. Zaten olup biten her şey saçmaydı.

Telefon çok pahalı bir şeye benziyordu ve garip bir ana ekranı vardı. Dosyalar kısmını bulmam zor olsa da sonunda buldum ve dediğini yaparak ses kaydını açtım.

"Merhaba, Gürmen." Ses kaydından gelen ses irkilmeme sebep olmuştu. Korku filmlerindeki psikopat katillerin tehdid konuşmalarındaki ses tonuna benziyordu. "Nasılsın diye sormak isterdim ama şuan çok iyi olduğunu düşünmüyorum. Malum, görüntüler senin pek seveceğin tarzdan değiller. "Kayıttaki kişi bu cümleyi söylerken, ona baktım. Kahverengi gözleri öfkeden büyümüş, büyük bir dikkatle yine gözleri gibi kahverengi olan yerdeki kuru toprağı izliyordu. "Bizde düşündük ki sen ve yanındaki o tatlı kız..." Tatlı kız diye benden mi bahsediyordu? Allah'ım ben neler yaşıyordum böyle? "İkiniz istediklerimizi yapmazsanız bu görüntüler Eskişehir Emniyet Müdürlüğünün yeni malzemeleri olurlar. Düşünmek için yarına kadar vaktin var. Sana biz ulaşacağız. Kendine ve tatlı kıza dikkat et. " Telefondan adice bir kahkaha yükseldi ve kayıt sona erdi.

Çağan -evet ona iç sesimde Çağan diye hitap etmeye başlamıştım- arabanın yanında duran boş teneke kutuya bir tekme atınca korkudan birkaç adım geriledim. Bu kaydı ilk kez dinlemediğine emindim. Ve şuan ki öfkesine bakılacak olursa, ilk dinlediğindeki halini düşünmek bile istemiyordum.

"Anlamıyorum." dedim korkak bir sesle. Yine sert bir tepki vermesinden korkuyordum. "Tüm bunlar ne demek?"

"On sekiz yaşını doldurdun değil mi?" diye sorduğunda şaşırdım. Konumuzla ne alakası vardı? Konuşmak istemediğimden, başımı evet anlamında salladım. Üç ay önce doldurmuştum. "O zaman eğer istediklerini yapmasak, hayatının geri kalanını hapishanede geçirmeye hazır ol küçük kız!"

Kanım donmuştu. Vücudumun bu kadar kalp çarpıntısına dayanabilecek gücü olduğunu düşünmüyordum. Başımın hafiften dönmesiyle bir kaç adım sendeledim ama hemen kendimi topladım. Korkuyordum. Hayatımda hiç korkmadığım kadar korkuyordum.

"Niye yapıyorlar bunu?" dedim yeniden gözlerimi nüfus eden gözyaşlarına aldırmadan." Bizden ne istiyorlar?" Manzaraya bakan gözlerini bana çevirdi ama hiç bir şey söylemedi. Neden susuyordu? Tüm bu olanlar zaten işkence gibiydi. Bir de onun bu tavırlarını çekemezdim.

"Senden değil benden istiyorlar." dedi bana asırlar gibi gelen bir süre sonra ama sesi sakindi. Meraklı bakışlarımı ona yöneltince konuşmaya devam etti." Ne istediklerini bilmiyorum ama dertleri benimle."

"Benimle ne alakaları var o zaman?"

"Cinayeti birlikte işlediğimizi düşünüyorlar." dediğinde kalbimin göğüs kafesimden çıkacakmış gibi attığını hissettim. "Ve bugüne kadar ben kimseyi işlerime ortak etmedim. Sen ilk kişisin. Yani onlar öyle sanıyorlar. Bu da, seni de hedef yapıyor." Anlamıyordum. Bu hayatımda duyduğum en saçma şeydi. O görüntüleri çekenler benim sonradan oraya geldiğimi görmemişler miydi?

"Benim sonradan geldiğimi görmüş olamazlar mı?"

"Görseler bile bir şey değişmez!" diye bağırdığında şaşırmıştım. Bir önceki cümlesini sakince söylemişti, şimdi ise delirmiş gibiydi. "Sen aptallık yapıp kapıdan içeri bakmasaydın, kapının önünde öylece dikilmeseydin belki sokaktan geçen sıradan bir insan olduğunu düşünürlerdi. Ama senin salaklığın yüzünden büyük ihtimalle sana güvendiğimi falan sanıyorlar!" Bana aptal, salak diye hitap etmesi sinirimi bozmuştu ama şuan çok düşünecek daha önemli konularım vardı.

Hiçbir şey söylemedim, sadece sessizce ağlamaya devam ettim. Mantık yürütmeye çalışıyordum. Vücudumun ve ruhumun ağırlığına rağmen yine de aklımı kullanmaya denedim. Ben buydum çünkü. Benim hayatımda ciddiyetsizliğe yer yoktu. Her şey düşünür öyle yapardım. Hatta çok fazla düşündüğümden dolayı konuşmaya gerek duymuyordum. Benim hayatım boş cümleler yerine, ardı arkası kesilmez düşüncelerle doluydu.

Birkaç dakika ikimiz de sustuk. Sonradan aklıma gelen fikirle, arabasına yaslanmış boş gözlerle manzarayı seyreden ona baktım.

"Bunlar bir şey kanıtlamaz ki!" dedim bağırarak. Bağırmam gözlerinin bana yönelmesine sebep olmuştu "Herhangi bir gecede çekilmiş olabilir bu fotoğraflar." Kafasını iki yana salladı ve bana aşağılayıcı bir bakış fırlattı.

"Tarih ve saati belirten video kayıtları da var. Emniyette incelenirken, tarihin ve saatin sonradan eklenmediğini anlarlar."

"Video da mı var?" dedim sevinirken. Benim geliş anımı çekmiş olabilirdi. O zaman suçsuzluğumu kanıtlardım. "Videoyla o gün sadece oradan geçtiğimi kanıtlayabilirdim."

"Video sen tam evin önündeyken başlıyor küçük kız." dediğinde tüm umutlarım suya düştüler.

"Polise gidelim." dedim son bir çare. Bana inanamayan gözlerle bakınca sözüme devam ettim. "Bak yemin ediyorum seni ele vermem. Senin de benim gibi o akşam sadece cinayete tanık olduğunu, silah sesi duyunca birlikte kapıyı açıp baktığımızı söylerim." Büyük bir kahkaha attı. Gözlerindeki alay sinirimi bozuyordu.

"Ölen kişinin kim olduğunu biliyor musun?"

"Hayır." derken başımı iki yana salladım.

"Mehmet Arısoy!" Tanıdığım bir isim olup olmadığını düşündüm ama hafızamda bu isme dair hiçbir iz yoktu. "Eski milletvekili. Yani küçük kız, bırak kapıyı açıp içeriye bakmayı sırf o caddeden geçmemiz bile bizi birinci derecen şüpheli durumuna sokar!" Yıkılmıştım. Bu işten sıyrılmak için aklıma gelen her yeni fikrin suya düşmesiyle biraz daha yıkılıyordum.

"Ne yapacağız?" derken sesim titriyordu.

"Bizden istedikleri gibi pis işlerini yapacağız. Tabii ki sadece belli bir süre. Ben bunu kimler yapıyor bulduğumda ve onlara kim olduğumu hatırlattığımda, sende hayatına devam edersin. Kimseye bir şey söylemeden!" Son cümlesindeki uyarıyı hissetmiştim. Şuan karşımdaki kişiden değil, bu fotoğrafları çekenlerden korkmam ne kadar normaldi bilmiyordum ama ona dair içimdeki tüm korku yerini başka bir korkuya devretmişti.

"Ne gibi pis işler?" dedim pis işler kelimelerini bastırarak söylerken.

"Kızım sen aptal falan mısın? Pis işler derken ne demek istediğimi anlamıyor musun?" Sesi çok sertti.

"Anlamıyorum."

"İyi o zaman yakın bir zamanda anlarsın." derken direk gibi hareketsiz durduğu yerden arabaya yöneldi. "Bin, gidiyoruz." dediğinde itiraz etmek istedim. Sonuçta hiç tanımadığım bir insanın arabasına biniyordum. Evet, daha deminde binmiştim ama o mecburiyettendi.

"Kızım ne bekliyorsun? Hadi!" Etrafıma bakındım, kimsenin olmadığı bir tepedeydik. Bu durumu da bir mecburiyet olarak görüp arabaya bindim.

Yol boyunca ikimiz de hiç konuşmadık. Ağlamam kesilmişti. Beni nereye bırakacağını sormak istedim ama daha deminki hararetli konuşmamızdan sonra bu sessizlik bana ilaç gibi gelmişti ve bozulmasını hiç istemiyordum. Hemen eve gitmek ve tüm bu olanları aklımda yeniden canlandırmak için can atıyordum. Korku yüzünden mantığım devreye girememiş, hislerim hep onu yenmişti. Evde güvende olmamla birlikte, sağlıklı bir şekilde düşüneceğimi umut ediyordum.

Evimin yakınlarındaki sokağa geldiğimizde önce şaşırdım ama sonra karşılaştığımız gün büyük ihtimalle beni eve takip ettiği aklıma geldi. Oturduğum apartmana yaklaşık elli metre uzaklıkta bir marketin önünde yavaşça arabayı durdurdu.

İnmek için harekete geçtiğimde kolumdan sert bir şekilde tutarak durmamı sağladı. "Sana ulaşırım. Sakın birilerine bir şeyler söylemek gibi büyük bir aptallık etme!"

"Tamam" diyip kolumu saran elinden kurtuldum ve arabadan indim.

Eve doğru yürümeye başladığımda, kafamda cevap bekleyen o kadar çok soru vardı ki, hangisinden başlasam diye düşündüm. Olanlar çok saçmaydı. Hiç tanımadığım adamların, yine hiç tanımadığım bir kişiyle ne olduğu bilinemeyen bir sıkıntıları vardı ve ben sadece o sokakta yürüdüğüm için bu işe dahil oluyordum. Böyle söyleyince olanlar gözüme daha da saçma gözüktüler ve beni yeni bir karmaşanın içine doğru sürüklediler.

Eve geldiğimde evde kimse yoktu. Hemen üstümdeki formadan kurtulup, rahat bir şeyler giydim ve mutfağa giderek kahve makinasının tuşuna bastım. Şuan beni birazcık olsun iyi hissettirebilecek tek şey sıcak bir kahveydi. Kahve makinasının, kahvenin hazır olduğunu belli eden sesiyle kahveyi büyük kupo bardağa döktüm ve mutfağımızda bulunan kapalı balkonumuzun rahat koltuğuna kendimi attım. Şuan düşünmek açısından en iyi olduğum yani nötr olduğum bir zamandı. Beni etkileyebilecek hiçbir şey yoktu. Hemen düşünmeye, incelemeye koyuldum. Her şeyi aklımda yeniden kuruyordum. Sorularımın hiçbiri cevap bulamasa da, mantığım birazcık olsun yerindeydi. Kendime kızgındım. Daha önce birilerin önünde çok nadir zamanlarda ağlayan ben, aptal gibi onun karşısında şiddetli bir şekilde ağlamıştım. Aslında öyle bir durumda ağlamamam hiç normal olmazdı ama yine de bir daha susmayacak gibi ağlamama da gerek yoktu. Bu adamlar kimdi? Ondan ne istiyorlardı? Daha da önemlisi benden ne istiyorlardı? Pis işler derken neyi kast ediyordu? Daha onlarca soru vardı aklımda ama hiçbiri için tatmin edici bir cevabım yoktu. İçlerinden en çok merak ettiğim ve belki de öğrenmek için en çok can attığım soru diğerlerini ezdi ve birkaç adım öne çıktı.

Çağan Gürmen kimdi? İşte asıl bu soru benim içimi kemiriyordu. Onunla ilgili bildiğim tek şey, ismiydi. Ha, bir de işlediğini cinayet vardı ama o tercihlerim arasında değildi. O cinayete tanık olmamayı o kadar çok isterdim ki... Sanırım benim olayım, yanlış zamanda yanlış yerde olmaktı.

------

Dershaneden çıkıp otobüs durağına doğru yürürken, hala düşünüyordum. Sorularım eksilmek yerine giderek artıyorlardı ve bu beni çileden çıkartıyordu. Aynı zamanda çok korkuyordum. Eğer o fotoğraflar polisin eline geçerse, dediği gibi hapis benim için kaçınılmaz olurdu. Dün gece yaklaşık bir saat boyunca, internetten cinayeti ve ölen adamı araştırmıştım. Çağan dediklerinde haklıydı, neredeyse tüm Eskişehir Emniyet'i bu cinayeti araştırıyorlardı. Aradan beş gün geçmesine rağmen, cinayet hala haber sayfalarını süslüyordu. Bu daha da korkama sebep olurken, içimdeki polise gitmemi ve her şeyi anlatmamı söyleyen taraf iyice sessizleşti.

Telefonumun çalmasıyla elimi cebime attım ve telefonu çıkardım. Yabancı bir numaraydı. Yabancı numaralara karşı hep bir antipatim vardı ama içimden bir ses açmak gerektiğini söyleyince, yeşil tuşa bastım.

"Efendim."

"Benim." Telefonun diğer tarafından gelen ses ürpermeme sebep oldu. Karşılıklı konuşurken sesinin bu kadar etkileyici olduğuna dikkat etmemiştim. Belki de ses tonu telefonda bu kadar harika çıkıyordu. Telefon numaramı nasıl bulduğunu merak etmiştim ki bu onun için hiç zor olmazdı diye düşündüm.

"Evet." dedim sessiz bir şekilde.

"Aradılar ve gece bir bara gitmemizi istiyorlar. Bardan almamız gereken bir zarf varmış." Benim şaşkınlığımın ve korkumun aksine, sesi hiç bir duygu karışımı barındırmıyordu.

"Gitmek zorunda mıyız?"

"Evet küçük kız gitmek zorundayız." Küçük kız derken sesinde alay hissettim. "On ikide hazır ol!"

"Ne? Delirdin mi sen? Annemler evdeyken nasıl evden çıkayım ben o saatte? " Kesinlikle çıldırmış olmalıydı. Annem o saatte asla bir yere gitmeme izin vermezdi.

"Umurumda değil. Kapatıyorum. Dediğim gibi tam on iki..."

"Dur! Bu seferlik sadece sen..." daha cümlemi bitirmeme gerek kalmadan telefonu kapattı.

Biran sinirle telefonu yere atacak gibi oldum ama kendimi tuttum. Kendimi çok çaresiz hissediyordum. Ne yapacağımı bilmeden yürürken otobüs durağında tam gitmek için hareketlenen otobüsü görmemle, koştum ve otobüsü durdurup bindim. Ne de olsa acele etmem gerekiyordu. Gece tam saat on ikide tanık olduğum cinayetin, katili tarafından bir bara götürülecektim!

-----

Saati kontrol ettiğimde, on ikiye on vardı. Her zaman olduğu gibi ev halkı saat tam on birde yatağa girmişlerdi. Annem ve babam düzenli bir uykunun sağlık için çok önemli olduğunu savundukları için, Ege' de basketbol antrenmanlarında çok yorulduğu için her gün erken yatarlardı. Bense en iyi ihtimalle bu saatlerde yatağa girerdim ama şuan evden kaçıyordum, ne kadar güzel(!). Evet, tüm akşam boyunca oturup, düşünmüş ve kimseye haber vermeden evden çıkma kararı almıştım. Tekrar geri döndüğümde kapıyı açmak için anahtarlıktan fazla ses çıkarmamaya özen göstererek anahtarlarımı aldım. Tam kapıdan çıkacakken kapının girişindeki boy aynasındaki görüntüm dikkatimi çekti. Normalde hep örülü olarak gezdiğim saçlarım açıktı ve belime kadar uzanıyorlardı. Niye böyle bir değişiklik yaptığımı bilmiyordum. Sanırım bir bara örülü saçla gitmek saçma olur diye düşünmüştüm. Kendime kızdım. Saçımın ne önemi vardı ki? Sanki bara eğlenmeye gidiyordum!

Merdivenlerden inerken birinin beni görmemesi için içimden dua ediyordum, birinin beni görmesi felaketim olurdu. Zaten şuan çok stresliydim, eğer annemler evde olmadığımı öğrenirlerse deliye dönerlerdi. Neyse ki çok ağır uykuları vardı ve mahremiyete önem verirler, pat diye odama dalmazlardı. Ama yine de içim hiç rahat değildi.

Apartmandan çıktığımda beyaz arabayı görmememle, hem korku hem de rahatlama içimde belirdiler. Rahatlamıştım çünkü gecenin bu saatinde sokakta yalnız olmam çok korkutucu olurdu. Aynı zamanda korkmuştum çünkü beni yalnız olmamamı sağlayan kişi de oydu. Çağan Gürmen'di.

Sessizce sürücü koltuğunun yan tarafındaki koltuğun kapısını açtım ve koltuğa oturdum. Kafamı ona çevirdiğimde, tam karşıya baktığını gördüm. Bana göz ucuyla bile bakmıyordu. Hiçbir şey söylemedi, ben de söylemedim. Şu dakikadan itibaren düşünmeyi de reddediyordum. Düşündükçe şuan yaptığım şeyin çılgınlığı beni sonu gelmez pişmanlığa sürüklüyordu çünkü.

"Küçük kız." dediğinde daldığım için biran irkildim. Arabanın anahtarını çevirdiğinde gözleri üzerimdeydi. "İlk oyunumuza hazır mısın?"

Continue Reading

You'll Also Like

1.3M 77.3K 37
Arkadaşına yardım etmek isterken yanlış numaraya mesaj atan Alara. Arda: Ben Arda değilim. Siz: Ne? Arda: Öyle işte Arda değilim. Siz: Kimsin lan o z...
171K 11.6K 29
Gerçek Ailem serisinin 1. Kitabı 🖤 Yetimhanede büyümüş, gerçek ailesini hiç tanımamış, bebekken çöpe atılan bir kız 16 yıl sonra ortaya çıkan ailesi...
76K 3.3K 79
Bi anlık hevesle yazıyorum işte oku sende😝
318K 18.8K 37
Gerçek Ailem ve Asker Kurgusudur. . Ben Okyanus, büyük bir Yangın'dan çıkmayı başarmış ama Kül'e dönmüş bir İstihbarat Ajanı. Karanlık ve fırtınalı...
Wattpad App - Unlock exclusive features