“sen!” diye bağırdı cea yun ofisine girerken. O kadar öfkeliydi ki ses ayarı tamamen bozulmuş avazı çıktığı kadar bağırıyordu... Polis merkezine girerken görevliler tarafından eline kocaman bir kutu tutuşturulmuş birde üstüne bıyık altından gülünüp, dalga geçilmişti. Yapmadığı bir şey yüzünden yâda min woo’nun beceriksizliği yüzünden cezalandırılamazdı.
En çok sinirlerini bozan ise Eun hye tarafından kutunun üzerine yazılan kocaman “Güle güle” yazısı olmuştu. Sabrının son kırıntılarını da yazıyla birlikte bırakırken elindeki kocaman kutuyu fırlatır gibi bir yere koyup hızla merdivenlere yöneldi.
Yürürken de “Bunların yaptığı yeter artık!” diyordu. İçeri girerken avazı çıktığı kadar bağırıyor diğer ekiplerin odalarından çıkıp kapının önüne toplanmasına sebep oluyordu. Bu onlar için bir ilkti. İlk defa biri min woo ya kafa tutmaya cesaret ediyordu hem de bunu tüm polis merkezinin önünde yapıyordu.
İçeri girerken bağıran sesi kısılmış gıkı çıkamayacak hale gelmişti. Kimsenin hesaba katmadığı bir şey vardı. Cea yun öfkeli bakışlarla, min woo’nun tam yanında duran sevgili babasını gördüğünde bir adım geri atıp kaçmak isterken arkasında duran polis memurlarından birine çarpınca olduğu yerde kalıp babasını başıyla selamlamak zorundan kaldı.
Diğer yandan arkasında biriken kalabalık yüzünden kaçamayışına sinirleniyor içinden “Ne var? ayı mı oynatıyoruz burada!” diyordu. Dışındansa sadece bakıyor gıkı çıkamıyordu. Babasının “Polis memuru Han cea yun!” diye gürlemesiyle o bilindik dik başlı cea yun olurken bundan bir kaç saat önce çektiği azarın ve nutuk’un aynısını çekiyordu.
Kız sinirle ellerini yumruk yapıp sakin kalmaya çalışırken içinden sabır çekiyor ama beceremiyordu. Sinirleri yaydan farksız hale gelirken “Derhal şefinin önünde diz çöküp, Özür dileyeceksin!” diye bağırdığında kız son gurur kırıntılarının da babası yüzünden kırılıp gitmesine izin vermişti.
Min woo adamın yanında göğsü kabarmış ben yarattım bu küçük dağları edasında kasılıp dururken kız artık buna dayanamadığını hissedebiliyordu. Mesleği bırakırdı yine de bu adamın önünde diz çökmezdi. Kız yumruk yaptığı ellerini bırakırken “Bu kadar yeter baba!” diye bağırdı.
Kimse bu sözü beklemiyordu kızdan, işin açığı cea yun bile ağzından böyle bir cümle çıkacağını tahmin edemiyordu. Geldiği günden bu yana iki tarafın ortak isteği üzerine saklanan gerçek kızın kopan sinirleriyle ortaya serilmişti. Adam duyduğu sözle kızına salladığı parmağı havada kalırken çaktırmadan yanında duran min woo ya baktı.
Cea yun’un sözleri hemen arkada uğultulara sebep olurken jun suk ağzı bilmem kaç karış açık kıza bakıyordu. “Demek şefe benziyordu.” Dedi ilk gördüğü gün birine benziyor ama kime diye düşünmüş bulamamıştı... Şef ise kızının yaptığı patavatsızlığın şokunu yaşıyordu.
Yaşaması da çok normaldi çünkü 20 küsürlük hayatı boyunca 10 yaşına kadar baba demiş ondan sonra çok nadir baba demişti. Adam kızına bir şey söyleyemeden cea yun kırdığı pot yüzünden zaten başım bela da diye düşünüp aklından ne geçiyorsa tüm kalabalığın arasında bağıra bağıra dile getirdi.
“Bu benim suçum mu?” demişti başını daha çok dikleştirip. Yıllardır yakalayamadığı kişinin kadın olduğunu bile anlayamayan her şey bir yana hemen dibinde olan kişi olduğunu bilmemesi ona daha komik geliyordu.
“Onun beceriksizliği yüzünden beni ekipten atamazsınız! Elime aldığım davaların hiç birini pürüz çıkarmadan çözdüm ve suçluları ait olduğu yere gönderdim. Ayrıca onun dikkatsizliği yüzünden yürüttüğü operasyonda yaralandım ve benden bir özür bile dilemedi. Her şeyi geçiyorum yanında olan bir polis memurunun hayatını önemsemesi gereken kişi yine bir polis memurudur ve o benim sağlığımı tam iki kez tehlikeye attı hayatımı tam iki kez hiçe saydı! Ben yeni mezun olmama rağmen onun on katı daha becerikli daha zeki daha iyi bir polisim!!” demişti.
Nasıl olsa bir kez kopmuştu dana’nın kuyruğu bundan sonra daha ne kadar kopabilir diye düşünüyordu. Bağırarak başladığı sesini alçaltarak daha sakin bir ses tonu takınmaya çalışıyordu... Arkada ki izleyiciler baba sözü üzerine fısıldaşırken cea yun’un sözleri yüzünden kıkırdıyorlardı… Min woo; henüz baba kız şokunu yaşamaya fırsat bulamazken devamda gelen sözler yüzünden şaşkınlığından kurtulup öfkeyle cea yun a bakarken içinden “Bekle min woo” “sabret min woo” “Elbet o senin eline düşecek min woo” diye sabır çekerken derin derin nefes alıyordu.
Sabırlarına karşılık alırken Şef kızının kolundan yakaladığı gibi peşi sıra sürükleyerek odadan dışarı çıkarırken cea yun babasına direniyor olsa da sabrını koruyamamanın bedelini ödemek zorunda olduğunu biliyordu. Adam kızını odasına fırlatır gibi içeri sokarken hiç konuşmuyordu.
Masasına geçip temiz bir A4 kâğıdı ve birde kalem önüne koyarken “İstifa dilekçeni ister yaz ister yazma kağıdı imzala ve çık dışarı! Ben yerine savunma dilekçesini yazarım” dedikten sonra koltuğuna iyice gömülüp kızına dik dik baktı bir süre sonra cea yundan tepki alıp almamanın önemli olmadığına karar verip önünde duran dosyalardan birini açıp ona bakmamaya karar verdi.
Cea yun bir süre babasının gözlerinin içine baktıktan sonra aldığı tepki yüzünden önüne bırakılan kâğıda iki kelime yazıp havalı bir şekilde imzasını attıktan sonra kalemi havadan masaya bırakırken babasına nefret dolu bakışlarla bakıyordu.
20 küsürlük hayatı boyunca babasının aşağılanması hor görmesine maruz kalmış şimdide mesleğinden men edilmesine tanık oluyordu artık bu gibi durumlara şaşırmıyor bu nasıl bir babadır diye düşünmüyordu. Kendisinin babasının gözünde bir hiç olduğunu düşünüyordu.
İki kız kardeşin hastalıklı bir bela olduğunu düşündüğünü düşünüyordu cea yun. Çünkü hep öyle muamele görmüştü. Adam masaya sekerek düşen kalem yüzünden çalıştığı dosyadan başını kaldırıp kızına bakarken hala durumun ciddiyetinde olmayan kızına içinden acıyor dışındansa umursamaz gözüküyordu. Kız babasının gözlerine nefretle bakarken içinden ne biliyorsa sayıyor adaleti sağlaması gereken kişinin adalet duygusuna sahip olamamasına ise tabiri caiz kıçıyla gülüyordu...
Adam dosyasını içini çekerek kaparken “Cea yun!” dedi. Bir baba olamayışı yüzünden böyle ası ve inatçı olmuştu kızı. Belki de bu kızların bir babadan çok anneye ihtiyaçları vardı ama o da olamamıştı. Yapa yalnız büyümüşlerdi. Aile sevgisinden yoksun biri anne biri baba olmuştu. Adam bu yüzden aklı sıra kızlarına çok yüklenmiyordu. Böyle olmasa belki daha çok yüklenirim diye düşünse de sadece düşüncede kalıyor kalbinin kapılarını özellikle de cea için kapalı tutuyordu.
Çünkü cea yun zeki ve kıvrak bir polis memuruydu. Kız burnu Kaf dağına ulaşmış bir şekilde babasına bakarken “Bu sizin suçunuz!” dedi. Nasıl olsa babasını bir daha görmeyecekti. En son bu polis karakoluna atanmadan önce mezuniyet töreninde konuşmacı olarak görmüş hemen arkasından geçen 4 ay boyunca da bir daha babasını görmemişti.
Adam koltuğuna yaslanıp kızının yine asi ve kendini beğenmiş konuşmalarını beklerken beklediğini bu sefer bulamamıştı. “Sizin yanınıza geldiğimde bir baba olduğunuzu hatırlarsınız sanmıştım ama yanılmışım!” dedi sesindeki nefret insanın tenini bile kesip geçebilecek kadar keskinken adam kızının sözleriyle nutku tutulmuş bakıyordu sadece... Bunca yıl sonra ne diye bilirdi. “Tabi ki de babanım mı?” cea yun bunu duysa neresinden gülerdi kimse bilemezdi.
Min ah’ın aksine o kendini hep öksüz görmüştü. Düştüğünde kanayan dizini temizlemesi için hep bir anne yâda baba beklemiş onun yerini biricik kız kardeşi almıştı. Âşık olduğunda, terk edildiğinde, sakatlandığında, kazandığında kaybettiğinde sadece yanında kız kardeşi olmuştu... Onun babası da, annesi de oydu...
Mezarda olan annesine bile kızıyordu. Böyle korkunç bir adamın eline bırakıp gitmişti bu iki yetim kızı. Kız son kez babasına acıyarak baktı. Bundan sonra asla onu baba olarak düşünmeyecekti. Tüm hayatını vermeye hazır olduğu mesleğine burada noktayı koyarken babasına da son kez burada bakacak ve son burada bu gün baba demiş olacaktı. Kız titreyen sesiyle son kez “Baba” derken içinden geçen son sözcükleri de dışa vuruyor belki de babasına böyle veda ediyordu.
“Neden bizi yetimhaneye bırakıp da bizden bu şekilde kurtulmadın!” dedi dişlerini sıkarak midesinin bulandığını hissedebiliyordu. Yanmış parçalara ayrılmış cesede bile bakacak cesareti olan bu kız babasına bakmaya tahammülü olmuyor midesinin bulanmasına sebep oluyordu. Adam kızının sözleriyle gözleri kocaman açılmış içi yanarken yine sükûnetini koruyor sadece onu dinliyordu.
Ne diye bilirdi. “Sizi seviyorum” mu? Buna kimi inandırabilirdi. Sevdiğini nasıl söyleyebilirdi ki. Karısı inatla karnında ki bebeği karnındaki iki kızı istediği için ölmemişmiydi. Ondan geriye kalan üç beş parça kıyafet toka alyansı dışında kalan belki de son parçalarıydı bu iki kızda... Ama adam kadının eşyalarına nasıl sahip çıktıysa bu kızlara da o tezatlıkta bakmıştı.
Görüneni buydu tabi ki de bir baba nasıl yarısından vaz geçebilirdi ki. Sadece susuyordu ama. İçinde yaşadığı hastalıklı aşkı yüzünden boynundan bir saniye bile çıkarmadığı ucunda alyans’ın olduğu iki yüzüğü de kalbinin üzerinde tam orada birleştirirken onların nasıl kendisiyle acı çekmesine müsaade edebilirdi ki.
Cea yun cevap alamayacağını biliyordu. Ne zaman asilik etse cevap alamazdı. Muhtemelen babası bunu da asilik olarak görüyordu ama değildi. Bunlar yüreğini parçalayan gerçeklerdi ve bu gerçeklerle baş edemiyordu. Her şeyle baş edebilirdi ama bununla edemiyordu işte.
Yüreği burkuk arkasını dönüp odadan çıkmaya hazırlanırken son kez babasına fısıldadı. “Bizi birazcık bile sevemez miydin?” adam oturduğu yerden aldığı darbeyle kalbinin sızlamasına yenik düşerken zoraki fısıldayabildi “Cea yun...” sevdiğini yine söyleyemiyordu. Ne zordu bu iki kelime ki ağzından çıkamıyor yüreğinin ortasında çöreklenmesine izin veriyor kendisiyle birlikte kızının da azı çekmesine izliyordu...
Kız kapıya yönelip yavaşça açarken bir daha bu kadar zayıf olmaması gerektiğini kendine hatırlatıyordu. Ayrılık sadece kalbine değil ona ihtiyacı olan insanlara da zarar verebilirdi ve bunu yapamazdı. Hala yapması gereken bir görevi vardı işte bu yüzden acıyan, sızlayan kalbini bir kenara bırakıp açılan kapıyla önünde beliren beyaz ışık bulutuna bir adım attı.
Bundan sonra hayatı daha başka olacaktı. Açtığı yavaş kapıyı yavaşça arkasından kapatırken içeri dolan beyaz ışık azalıp babasını karanlığa mahkûm etti. Yüreği, dileği bir gün babasının ben buradayım diyip hiç tutmadığı elini sıkıca tutmasından yanaydı ama bu olmamıştı hiç. Çocukken bile uzatılan eli geri çevrilmişti ve bu gerçekle onu kendi karanlığında baş başa bırakmaya karar almıştı. Yapabilecek hiç bir şeyi kalmamıştı...
Adam kızının arkasından karanlığa gömülürken içinden belki de ilk kez “Seni seviyorum kızım...” dedi...
Bölüm sonu...