Sen Farklısın

By neerdowel0

475 16 5

More

Sen Farklısın
2.bölüm
3.bölüm
4.bölüm
5.bölüm
7.bölüm
8.bölüm
9.bölüm
10.bölüm

6.bölüm

20 2 3
By neerdowel0

Bir Hafta Sonra

Dişlerimi sıktım öfkeyle. Ve başımı onlardan Azra’yaçevirdim. Azra’nın kahvelerine bakarak ona odaklanmaya çalıştım. “Hadi amaMiray… Kız şurada önemli bir şey anlatıyor… Odaklan” diye geçirdim içimden. Amahayır… Olmuyordu. Görüntü vardı ses yoktu. Anlayamıyordum dediklerini… Çünküaklım…

“Miray!” diye bağırınca Azra sevinçle kaşlarımı kaldırarakona baktım. Ne olmuştu? “Beni duydun mu sen? Alo! Emre diyorum beni öptüdiyorum”

“Ge- gerçekten mi?” dedim şaşkınlıkla. “Nasıl oldu?” diyesordum sonra saf saf.

Ve karşılığında Azra’nın hüsrana uğradığını belli edenbakışlarıyla karşılaştım. Omuzları çökmüştü birden. Dudaklarıysa çizgi halinegelmişti sinirden.

“Miray var ya… Senin ağzına sıçarım…” dedi ters bir bakışeşliğinde. “İki saattir ne anlatıyorum ben burada? Tebrik ederim yani… Tümheyecanımı söndürdün”

Ona bakıp “Valla çok özür dilerim Azra” dedim başımı yanaeğip samimiyetle. “Aklım başka bir yerdeydi. Kendimi verememişim. Affet beni neolur”

Kollarını göğsünde birleştirmiş beş yaşındaki çocuk gibisurat asıyordu bana. Üstelik yüzüme de bakmıyordu.

“Hadi ama ya… Benim senden başka kimim var Azra… Yaptım birhata affet beni.” dedim ona eğilerek.

Ama o sadece omuz silkti huysuzca.

“Ya sanki beni bilmiyorsun. Aklımda önemli bir şey olmasadinlemez miyim seni ben?” diyerek sitem ettim bu sefer.

Sitemim işe yaramıştı. Aniden yüzüme bakıp kıstığı gözleriniyüzüme dikti.

“O zaman anlat bakalım neymiş şu önemli şey…” dedi. Halasinirliydi. Bakışları “Hele bir önemli olmasın yakarım seni Miray” diyorduadeta.

Bunun bilinciyle arkadaşıma karşı dürüst olmaya kararverdim.

“Arkandaki masaya bak ama çaktırmadan” dedim fısıldayarak.

Azra beni başıyla onaylayıp dediğim yere çoğu aptalınyapacağı gibi dik dik bakmak yerine sanki sandalyesinin arkasını kontrolediyormuş gibi yaparak ustalıkla baktı.

Ardından bana dönüp boş bir bakış eşliğinde “Eee Miray? Neolmuş?” diye sordu.

“Aptal numarası mı yapıyorsun Azra?” dedim öfkeylefısıldayarak. “Ne demek ne olmuş ya? Görmüyor musun? Utanmasalar önümüzdesevişecekler”

“Kim?” dedi büyük bir şaşkınlıkla “Doruk ve Buse mi?” diyesordu.

“Yok Azra… Senle ben” dedim daha çok sinirlenerek.

Azra ise benim öfkeme karşılık sırıtarak masanın üzerindebana eğildi.

“Abartma ama Miray… Alt tarafı öpüşüyorlar”

“Öpüşmek o kadar basit mi Azra? Alt tarafıymış” dedim enaksi halimle. “O zaman niye az önce Emre’den aldığın öpücüğü ballandıraballandıra anlatıyordun?” diye de ekledim hemen.

“Bu öpücükten öpücüğe değişir Miraycım” dedi bilmiş birtavırla. “Mesela şekil A da görüldüğü gibi hemen arkamda yiyişen Buse ileDoruk’un sergilediği öpüşme tamamıyla basit…”

“Öyle mi Bayan Öpüşme Uzmanı?” dedim alayla. Ama onların buhaline basit demesi hoşuma gitmemiş değildi. “Niyeymiş o?” diye sordum.

Dediğimle şımararak ellerini önünde birleştirdi ve ciddi birşekilde konuşmaya başladı. “Çünkü… Birbirini gerçekten seven ya da birbirindengerçekten hoşlanan” dedi elleriyle kalp işareti yaparak “İki insan asla” dedihavada bir çarpı çizerek “Asla ama asla toplum içinde bu şekilde öpüşmez”  dedi üstüne basa basa.

“Yalana bak… Uydurukçu” dedim sırıtarak.

Saatine bakarak “Hiç de uydurmuyorum ben bi kerem…” dedi veyerinden kalkarken “Bu arada affedildin. Ama senin Doruk’a karşı beslediğin bukarışık duyguları bir ara çözmeliyiz. Fakat şimdi benim gitmem ve Emre ilegörüşmem gerekiyor. Anlaştık mı?”

Derin bir iç geçirip “Öyle olsun bakalım” dedim.

Bana havadan bir öpücük gönderip yanımdan uzaklaşırken hafifbir gülümsemeyle onu izledim.

FLASHBACK Bir HaftaÖnce O Akşam

 

“Aslında senden bir yaş büyüğüm.” dedi sırıtarak. Ardından bana doğrueğilip “Gördün mü ilişkimize bir isim koyduk”

 

Yüzüme yaklaştırdığı yüzüne afallayarak bakakaldım bir süre. Ardındankaşlarımı çatarak geriledim. Abi mi? Ne yani bana abilik mi yapacaktı? Ben onunhiç olmayan küçük kız kardeşi gibi mi olacaktım? Mideme biri sıkı bir yumrukatmışçasına nefesim kesildi. Düşüncesi bile felaketti. İğrençti…

 

Sinirlendim sonra… Kaşlarımı çatıp bana gülümseyerek bakan ve meleklerikıskandıracak kadar güzel olan yüzüne diktim bakışlarımı. Buna hayatta müsaadeedemezdim. Nasıl bana benim abim olmayı teklif ederdi ya? Beni kardeşi gibi migörüyordu? Tüm o bakışmalarımız o konuşmalarımız… Beni böyle gördüğü içinmiydi? Bu düşüncelerle midem bulanmaya başlarken daha çok sinirlendim. Şu anyüzüne yumruk atasım geliyordu Doruk’un.

 

“Üzgünüm” dedim kesin bir tavırla. “Böyle bir şey asla olamaz.”Elimdeki dosyayı göstererek “Bunun için minnettarım ve sana çok büyükborçlandım. Ancak… Olmaz”

 

Bana bakıp keyifle “Peki neden olmazmış?” dedi. Yine aynı şeyihissettiriyordu bana. Sanki teklif ettiği bu saçmalığa tam da beklediği tepkiyiveriyordum. “Bari mantıklı bir nedenin olsa…” dedi bastırılmış birgülümsemeyle.

 

Bu hali beni daha çok sinirlendirmişti.

 

“Bir nedeni olması mı lazım? Ağzından çıkanların saçmalık olduğununfarkında değilsin herhalde?” dedim küçümseyici bir tavırla. “İstemiyorum. Bukadar basit…”

 

“Onu anladık zaten…” dedi ciddiyetle. “Benim merak ettiğim nedenistemediğin?”

 

“Allah’ım!” diye çığlık atmak istedim. Ardında da Doruk’u bir güzelpataklamak… Bu çocuk nasıl oluyordu da beni bu denli sinirlendirebiliyordu?

 

“Çünkü…” dedim artık sabrım taşmak üzereyken. “Seni hayatımdaistemiyorum.”

 

Aslında bu cümlenin ardından bir “Dediğin şekilde…” ifadesi gelmeliydi.Ancak bunu söyleyememiştim. Çünkü o zaman ne soracağını biliyordum. Vesoracağını bildiğim “O zaman ne şekilde?” sorusuna verecek bir cevabım yoktu.Aslında vardı ama öldürse söylemezdim. Ama iş o raddeye geldiğinde söylememe degerek kalmazdı zaten. Anlardı çünkü. İşte o yüzden eksik bırakmıştımkonuşmamı.  Ve az önce kurduğum cümlenineksiliği anlamının da bir o kadar ağır olmasına neden oluyordu şimdi.

 

“Öyle mi?” dedi şaşkınlığı koca bir kayıtsızlığa dönüşürken.

 

Bunu söylememi beklemediği ortadaydı. Aslında ben de böyle olmasını hiçbeklemiyordum.

 

“O zaman…” dedi ben pişmanlıkla yanarken. “İstediğin gibi olsun.”

 

O arkasını dönüp tereddüt dahi etmeden uzaklaşırken bense sadece nutkumtutulmuş bir şekilde ardından baktım. Allah’ım ben ne kadar da aptaldım böyle?

 

***

 

İşte böyle bir aptallık yaparak hiç istemediğim haldeDoruk’u hayatımdan (!) çıkarmıştım. Daha doğrusu o beni hayatından çıkarmıştı.Artık o bakışmalarımız bile son bulmuştu. O akşamdan beri yüzüme bilebakmıyordu.

“Naber Miray?”

Başımı kaldırıp bakınca Oğuz’u gördüm.

Kaşlarım yukarı kıvrılırken “De javu…” diye mırıldandımtatsız bir havayla.

Gözüm hala Doruk ve Buse’deydi. Neyse ki öpüşmeyibırakmışlardı. Ama bu canımı daha az sıkmıyordu.

“Boş mu?” diye sordu Oğuz karşımdaki sandalyeyi göstererek.

Onu dalgınlıkla onayladım ve böylece masaya oturmasına nedenoldum.

“En son tepemde dikilip “Selam” dediğinde benim için iğrençhaberlerin vardı.” diyerek yüzüne baktım.

“Merak etme…” dedi geniş bir gülümsemeyle. “Bugün moralinibozmayacağım”

Başımla onaylayıp “Barış nerelerde?” diye sordum. Aslındaumurumda değildi. Gerçekten. Sadece öylesine sormuştum.

Kaşlarını çatıp omuz silkti ve “Bilmiyorum” dedi.

Barış’tan, Doruk’un bana dosyayı verdiği akşamın ertesi günüayrılmıştım. Ve sonra… Puf olmuştu Barış. Okula gelmiyordu kaç gündür. Kimse debilmiyordu nerede olduğunu. Belki kulağa çok acımasızca gelebilirdi ama hiçmerak etmiyordum onu. Ya da endişelenmiyordum onun için. “Gebersin” diyegeçirdim içimden.

“Aranız bozuk mu hala?” diye sordum. Aslında bu da umurumdadeğildi.

“Onunla tartıştığım daha doğrusu kavga ettiğim günden berikendisiyle konuşmadım. Açıkçası Barış ile bir daha görüşeceğimi sanmıyorum”

Başımla onaylamakla yetindim. Bu Oğuz için iyiydi. Barışiğrenç bir insandı sonuçta.

“O gün onunla senin için kavga ettiğimi biliyorsun… Değilmi?” dedi Oğuz gözlerini gözlerime dikerek.

Bunu biliyordum. Aslında “senin için” ifadesi biraz ağırdı.Oğuz sadece Barış’ın iğrençliğine tahammül edememişti o kadar… Ve sonra banaher şeyi anlattığını ona haykırmıştı. Gerisi malumdu. Kavga etmişler ve Barışsoluğu benim yanımda almıştı. Sen bunları nereden biliyorsun diyenlere cevap:Kavga esnasında orada olan Tunç anlatmıştı Azra ile bana. Normalde anlatmazdıherhalde ama zavallım Azra’dan hoşlanıyordu.

“Abartma Oğuz…” dedim gülümseyerek. “Yerimde hangi kız olsaaynı şeyi yapardın”

“Hayır. Yanılıyorsun. Yerinde başkası olsa Barış’la böylekavga etmezdim. Tamam belki uyarabilirdim seni uyardığım gibi ama kavgaetmezdim”

Bunun beni etkilemesi gerektiğini biliyordum. Ama pek deetkilenmemiştim. Yine de gururum okşanmıştı ama.

“Teşekkür ederim öyleyse.” dedim samimiyetle.

Derin bir iç geçirip gülümsedi ve “Gerçekten öyle kuru birteşekkürün yeterli olacağına inanmıyorsundur umarım” dedi.

Kaşlarımı havaya kaldırıp “Aslında olacağını düşünüyordumama madem yetmiyor aklında ne var söyle bakalım” dedim.

“Peki öyleyse…” dedi keyifle. “Şu an benimle okulu asıp senibir yere götürmeme ses çıkarmazsan… İşte o zaman teşekkür etmiş olursun” dedi.

“Çok özür dilerim ama öğleden sonra ki derslerim önemli.”dedim.

“Sen bilmiyor musun?” dedi kaşlarını yukarı kıvırarak. “Buöğleden sonra boşuz. Seminer yapacaklarmış. Tabii sen seminere katılmayıistiyorsan o başka…”

“Cidden mi?” dedim şaşkınlıkla.

O beni başıyla onaylayınca iç geçirip teklifini kafamdatartıp iyice düşündüm. Ve sonunda kafamı dağıtmak için iyi olacağına kararverip cevap verdim.

“Peki öyleyse. Hadi gidelim”

Gülümseyerek memnun bir şekilde beni onayladı. Berabermasadan kalkarken son bir kez Doruk’tan tarafa baktım. Ve şans eseri o da banabakıyordu. Gözlerimiz buluşunca heyecanlansam da bu uzun sürmedi. Çünkü hemenkaçırmıştı bakışlarını.

***

 

“Kim olabilir ki?” diye sordum Azra’ya.

“Ne biliyim ben? Benden başka kim biliyordu? İyi düşün…”

“Kimse… Kimse gelmiyor aklıma” deyip ofladım.

Azra yatağımdan doğrulup “Aradan o kadar zaman geçti… Şimdimi aklına geldi kim olduğunu bulmaya çalışmak?” diye sordu anlam vermeyerek.

Sevgili arkadaşım haklıydı. Şimdi mi aklıma gelmişti benimpsikoloğa gittiğimi Barış’a kimin söylediğini bulmak? Hayır… Aslında dosyaelime geçince gelmişti aklıma bunun peşine düşmek ama vazgeçmiştim. Şimdiysevazgeçmekten vazgeçmiş ve kimin söylediğini bulmaya karar vermiştim tekrar…Bunun nedeniyse aklımın sürekli Doruk da olmasıydı. Onun dışında düşünecek birşeylere ihtiyacım vardı. O yüzden...

Azra’nın sorusunu es geçerek “Acaba biri söylemedi de kendimi öğrendi?” dedim düşünceli bir şekilde.

“Valla sana bir şey diyeyim mi Miray? Böyle tahminleryürüterek hayatta bulamayız biz bunu. Sorup sorgulamak lazım milleti…”

“Ne yapayım Azra? Gidip Barışı mı bulayım? Onu mu sorguyaçekeyim”

“Artık orasını bilmem ama ben sıkıldım. İki saattirreziiiil, piiiis bir kısır döngünün içindeyiz. Hafta sonumuzu böyle odanatıkılmış rezil ediyoruz. Şu an bir AVM de mağazalara saldırıyor olmalıydık.”

İç geçirip hakikaten sıkılmış gibi görünen Azra’ya baktım.Ve ona acıdım. Hiç de ona göre olmayan şeyleri sırf benim için yapıyordu. İçimısındı birden.

“Haklısın” deyip saatime baktım. “Henüz hiçbir şey için geçdeğil ama... Gidebiliriz hala AVM’ye”

Ben böyle deyince gözleri parlayarak ayağa kalktı.

“Tamam o zaman…” dedi hemen.

O aynamın karşısına geçip saçını başını düzeltmeyebaşlayınca keyifle gülümsedim. Azra’yı seviyordum.

***

“Biricik nasıl? Göremedim onu bugün?” diyerek sırıttı Azra.

Neredeyse benimle yaşıt olan üvey annemden bahsediyordu.

“Aman ne bileyim… Umurumda mı sanki?” dedim yürüyenmerdivene binerken.

“Ya anlamadığım bir şey var” dedi Azra gözlerini yuvalarındayukarı çıkarırken. “Şimdi baban Biricik’i sık sık aldatıyor de mi?”

Derin bir iç geçirip “Evet, öyle” dedim. Bu konudanbahsetmek canımı sıkıyordu aslında.

“E bunu sen bile biliyorsan Biricik de biliyordur değil miama?”

“Herhalde”

“O zaman bu kadın nasıl dayanıyor? Hayır yani hiç mi gururunyok?”

“Onun gibilerini bilmiyormuş gibi konuşma” dedim birmağazaya girerken. “Onlar gururlarını paraya satmış olan insanlar… Unuttun mu?”

“Evet ama en azından hala babana sadık olması çok acayip.Madem öyle free takılıyorlar ben olsam ben de babanın onu aldattığı gibialdatırdım babanı”

“Ay Azra ne saçmalıyorsun sen? Moralimi mi bozmayaçalışıyorsun?!” diye çıkıştım bunun üstüne dayanamayarak.

“Tamam tamam. Sustum kızma” dedi eline bir elbise alarak.

“Bence de sus… Başka konu mu yok sanki konuşacak?” diyesöylenmeye devam ettim. Ve ekledim “Ayrıca o elindeki de çok gıcık”

“Öyle mi?” dedi elbiseyi aldığı yere asarken. “O zaman bende konuyu değiştiririm” diye devam etti kollarını göğsünde birleştirerek. “Senve Oğuz hakkında konuşmak ister misin mesela?” dedi.

“Ben ve Oğuz mu?” diyerek kaşlarımı çattım.

“Evet… Dün beraber geçirdiğiniz romantik dakikalar hakkındahenüz beni aydınlatmadın.”

“Azra sen ne saçmalıyorsun?” dedim.

“Ya hani siz beraber okulu astınız ya… Bir kafeye gittinizya… Onu diyorum”

“Bir dakika bir dakika… Sen bizi kafeye gittiğimizi neredenbiliyorsun”

“Ohooo senin dünyadan haberin yok. Oğuz fotoğrafınızı koymuşİnstagram’a.”

“Hadi canım!” dedim hayretle. “Bir şey yazmış mı peki?”

Sırıtması genişlerken “İnanamıyorum… Senin hiçbir şeydenhaberin yok” dedi.

“Adamı hasta etme de söyle Azra!” dedim

“Şey yazmış ‘Hayallerim gerçeğe dönüştü’” dedi ve birkahkaha patlattı.

Etrafımızdakiler bize bakarken ben şok geçirmekle meşguldüm.Azra koluma girip konuşana kadar bir şey diyemedim.

“Vay anasını… Sen ve Oğuz… Bence çok yakışıyorsunuz ama”

Şoktan sıyrılıp Azra’ya ters bir bakış atınca o benitınmadan devam etti.

“Niye ama öyle bakıyorsun ki? Oğuz çok taş çocuk… Benim içinlistede üçüncü sırada. Bir tabii ki Doruk… Sonra Emrem… Ve sonra da Oğuzgeliyor… Valla bak” dedi gözlerini kırpıştırarak.,

“Of Azra ya! Günümün içine ettin” dedim onun kolundançıkarken.

“Ne oldu ki bebeğim ya? Ne dedim şimdi ben?”

“Sen bir şey demeden zaten…” diye söylendim. “Hep o aptalOğuz yüzünden. Yanlış anlamış beni salak.”

“Sıkma güzel canını” dedi Azra benim aksime neşeyle“Konuşursun onunla olur biter. Halledilemeyecek şey mi?”

Azra’ya bir bakış attım. Hem beni sinirlendiriyor ardındanda böyle sakinleştiriyordu. Dengesizsem bunda Azra’nın rolü büyüktü.

“Neyse ne…” dedim raftaki kıyafetlere dönerken. “Şimdilütfen sadece alış verişe odaklanalım. Giysiler dışında bir şeyden bahsetmekyasak”

“Anlaşıldı” deyip o da benim gibi kıyafetlere döndü.

Sonraki birkaç dakika sessizce elbiselere bakındık. Ben pekelbise giyen bir kız değildim. Azra ise tam tersi… Severdi elbise giymeyi. Veher fırsatta bana da giydirmeye çalışırdı. Her alış verişe çıkışımızda mutlakaonun zoruyla bir tane elbise alırdım. 

“Miray bu çok güzel!” dedi Azra bir elbiseyi çekiphayranlıkla bakarken.

Bunun üstüne ben de bakışlarımı elbiseye diktim. Elbisesiyahtı ve üzerinde kurukafa desenleri vardı. Önü kapalı olduğu için bir sırtdekoltesi vardı.

“Benim tarzım değil ama bu tam senlik…” dedi elbiseyiüzerime tutarak. Ardından gözlerime bakıp “Lütfen deneyeceğini söyle.” dedi.

Aslında itiraz ederdim ancak elbisenin tarzı benim de hoşumagittiğinden kabul ettim. Ben kabul edince sergilediği aşırı sevinç üzerineAzra’nın bir kere daha manyak olduğunu düşünüp sırıttım.

Elini belime koyup beni deneme kabinlerinin olduğu tarafayönlendirirken “Sen git dene. Ben şurada o elbiseye uygun manyak güzelayakkabılar görmüştüm. Onları getireceğim sana” dedi. Ve uzaklaşırken seslendi “Oelbiseyi ben görmeden çıkarırsan seni öldürürüm. Bekle beni”

Gözlerimi devirip soyunma kabinlerinin olduğu geniş koridoragirdim. Bir yandan da tebessüm edip söyleniyordum Azra’ya. Ama sonra sustum.Çünkü bir oğlan vardı koridorda. Herhalde sevgilisini ya da kız kardeşinibekliyordu. Çocuk başı önüne eğik arkası ise bana dönüktü ben koridoradöndüğümde. Ancak ben girince içeri bana döndü ve ben günün en büyük ikincişokunu yaşadım.

Bu Doruk’tu.

Bir süre şaşkınlıkla birbirimize baktık. Bu sefer bakışlarınıkaçıran ilk ben oldum ve kendimi boş bir kabine attım. Kapıyı kilitleyinceağzımda atan kalbimi, elimi göğsüme bastırarak zapt etmeye çalıştım. Arkamıdönüp aynadaki yansımama bakınca ne kadar aptal göründüğümü fark ettim vesinirlendim. Ona böyle mi bakıyordum gerçekten?

Sonra sessizce fısıldadım aynadaki aksime “Seni öldürürümMiray! Kendine gel”

Ardından sakinleşmek için biraz daha bekledim hareketetmeden. Sonra yavaşça soyunup elbiseyi giymeye başladım. Bunu yaparkendışarıdaki Doruk’u düşünmemeye çalışıyordum. Hem belki de şimdiye çoktangitmişti hı… Olamaz mı yani?

Giyindikten sonra aynaya bakmaya başladım. Üstüme tamoturmuş olan elbiseyi kendime yakıştırmıştım. Elimle saçlarımı şöyle birhavalandırıp kendime baktım bir kere daha. Sonra kabinin dışından Azra’nınsesini duydum.

“Miray?” diye seslendi yerimi tespit etmek için.

“Buradayım” diye bağırdım.

“Tamam… Giyindin mi?”

“Bekle geliyorum” deyip kapıya döndüm ve kilidini açtım.Acaba hala orada mıydı?

Heyecanla dışarı çıktım sonra. Ve Azra beni ilgiyleincelerken ben hala burada olan Doruk’a kısa bir bakış attım. Allah’ım! O dabana bakıyordu. Ama gözlerime değil elbisenin içindeki vücuduma.

“Miray ya çok güzelsin…” diye iç geçirdi Azra samimi birgülümsemeyle.

“Olmuş mu sen onu söyle” dedim gergin bir sesle.

Azra kaşlarını kaldırıp sırıttı ve nedense bu hareketi benimhiç hoşuma gitmedi.

Sonra “Bilmem… Sence Doruk? Elbise Miray’a yakışmış mı?”diye sordu.

Ve ben o an ölmek istedim.

Continue Reading

You'll Also Like

2.6M 152K 37
Lüks ve ihtişam içinde büyüyen Melek, babasına meydan okumasının ardından kendini Karadeniz'in bir dağ köyünde öğretmenlik yaparken bulduğunda kaderi...
261K 3.8K 113
"Seni buraya zorla gönderdilerse s*ktir git, ben kimsenin a*ına zorla girmem!" "Bilakis, koynuna girmek için ben ısrar ettim!" "Yani s*kilmek mi isti...
20.1K 1.6K 15
İşin yorgunluğuyla yatağa uzanan Sofia, gözlerini kapattığı anda kendini bambaşka bir evrende bulur. Bu dünya; kasvetli gölgelerin ve nostaljik bir h...
114K 7.5K 23
Nadir kedi türlerinden biri olan pars, bir insan bedeni ile bütünleşmişti. Pars Bera Sarkan.. Yarı insan yarı pars. Koyu kahverenginde yırtıcı gözle...
Wattpad App - Unlock exclusive features