“Buyrun Tülin Hanım Azra Hanım içerde sizi bekliyor.”
“Ayy çekil be!”diyerek hizmetli kadını iten Tülin boya küpüne düşmüş izlenimi veren suratına yılışıkça bir gülümseme yerleştirerek güya en yakın arkadaşına doğru yürüdü. Öpücükleri havada uçuştuktan sonra yanına oturdu ve “Eee şekerim nasıl gidiyor?”diye sordu. Azra ultra mini elbisesini çekiştirerek bacak bacak üstüne attıktan sonra “Her şey plana uygun bir şekilde tıkır tıkır işliyor. Neyse ki şu Yağmur denen kızdan kolay kurtuldum. Yoksa fazlasıyla ayak bağı olacaktı…” Yardımcının kahveleri getirmesiyle konuşması bölünen Azra kadına öfkeyle bakıp “Kapıyı arkandan kapat Nesrin!”diye çıkıştı.
“Yusuf’la aranız nasıl hayatım?”
“Çok iyi. Bir de şu bebek işi hallolsa da sonuca daha bir yaklaşsam artık dayanamıyorum Tülin. Yusuf salağı her şeyden habersiz ama aylardır denememize rağmen hamile kalamıyorum. Ondan habersiz doktora gittim bende bir problem yok.”
“O zaman sorun onda!”
“E yani…”
“Peki ne olacak?”
“Ben ona da bir çözüm buldum şekerim. Serdar’ı hatırlıyor musun? Hani lisedeyken bana aşıktı…”
“E-evet. Azra yoksa sen?”
“Evet canım Serdar’a yakınlaşmaya çalışıyorum o da dünden razı zaten, salak liseden beri kimseyle çıkmamış, evli de değil. Yani bu iş çocuk oyuncağı!”
“Ciddi olamazsın! Gerçekten Serdar’la birlikte olmayı mı planlıyorsun. Halime kalmak için?”
“İntikamın da bedeli vardır Tülincim. Bu bedel intikamımı aldığımda yaşayacağım hazzın yanında bir hiç.”
“Sen delisin!
“Belki…”
*-*-*-*-*-*-*-*
“Gel buyur Ali Bey.”dedi Adnan Bey masasında doğrularak. “Şey Adnan Bey biliyorsunuz Yağmur Londra’dan dönüyor. Onu karşılamaya gitmek için izin isteyecektim.”
“Aaa bak bu hiç olmadı ama. İzin istemek ne demek Ali Bey? Sen bu şirketin ortaklarından birisin.”
“Haklısınız. Ama kızım için yaptıklarınızdan sonra ben şirketin tamamına da sahip olsam yine sizden rica ederdim. Size minnet borcumuzu ödeyemeyiz.”
“Aşk olsun. Yağmur şirketimize çok şey kattı. İyi ki onu işe almışım diyorum her gün. Ecrin’le de süper bir ikili oldular. Neyse hadi geç kalmadan git sen. Hatta dur ben şoförle göndereyim seni. Ecrin’i de alır buraya gelirsiniz. Londra’da işler ne âlemdeymiş bir öğreniriz ne dersin?”
“Teşekkür ederim. Görüşmek üzere.”dedi Ali Bey gülümseyerek ve odadan çıktı.
*-*-*-*-*-*-*-*
“Efendim, kızmazsanız bir şey söyleyebilir miyim?”
“Söyle Nesrin.”dedi Azra Tülin gideli hayli olmuştu.
“Şey… Bu insanlar, yani Yağmur Hanım ve babası… Gayet masum insanlar. Onları… Bu işe karıştırmasanız?”
“Sen Yağmur ve babasını nereden tanıyorsun?”
“Bir arkadaşımın babasının şirketine ortak Ali Bey. Yani Yağmur Hanım’ın babası. Arkadaşımı ziyarete gittiğimde tanışmıştım.”
“Yaaa, demek öyle. Kimmiş bu arkadaşın? Adı ne?”
“Ecrin efendim.”
“Babası?”
“Şey…”
“Babası. Nesrin.”
“Adnan Bey.”
“Gidebilirsin.”
“Ama efendim?”
“Ne diyorsam onu yap!”
“Peki efendim.” Nesrin’in bu işe ihtiyacı olmasa bu kadına iki dakika daha katlanmazdı. Yaptığı şeyin ne kadar kötü sonuçlar doğuracağını ise henüz bilmiyordu.
*-*-*-*-*-*-*-*
“Hah! İşte orada!”
“Baba!”
“Kızım!”dedi Ali Bey büyük bir özlemle kızına doğru koşarak. Ecrin gülümseyerek yavaşça peşinden gelirken Yağmur da babasına doğru koşuyordu. “Babam!”dedi karşısında büyük ve sağlam bir dağ varmışçasına güvenle bakıp sarılarak. “Bir daha bu kadar uzaklaşmak yok tamam mı?”
“Tamam babacığım söz.”
“Hey! Bana bakın muslukları açmamı istemiyorsanız bir an önce gidelim. Benim babam gelmemiş zaten sap gibi kaldım ortada.”dedi Ecrin biraz buruk.
“Gel buraya!”
Ali Bey Ecrin’i kollarının arasına aldı ve şefkatle sarıldı diğer kızına. “Aman da aman kıskanır mıymış kardeşini benim kızım.”
“Belki, birazcık.”
Yağmur ve babası kahkahalarla gülerken Ecrin “Teşekkür ederim Ali amca.”diye fısıldadı.
*-*-*-*-*-*-*
“Alo!”
“Büyükbaba benim Yusuf, lütfen kapatma konuşmak istiyorum.”
“Ama ben istemiyorum!”
“Büyükbaba!”
“…”
Azra ile evlenmelerinden sonra büyükbabası onunla bir daha konuşmamıştı. Eve gelmişler içeri dahi almamıştı. Sebebi ise kızgınlığı ya da kırgınlığı değil korkusuydu. Ertan Bey evlilik sürecinde Azra’nın geçmişini biraz araştırmış ve buldukları onu hiç de memnun etmemişti. Zaten geçmişine ait kötü bir şeyler arıyordu torununu o kızdan vazgeçirebilecek ama bulduğu “kötü” şeylerin ucunun kendisine dokunacağını tahmin etmemişti doğrusu. Ne yapacağını kara kara düşünürken torunundan gelen telefon onu daha da üzmüş bu konuyu halletmeden onunla görüşmek istememişti ancak tehlikede olabilirdi ve bir şekilde uzaktan da olsa onu koruması gerekiyordu…
YUSUF
Yağmura yaptıklarının üstünden yıllar geçmişti ancak Yusuf onu unutamıyordu. Geceleri kabuslar görmeye başlamıştı. Onu görüyordu. Ona yaptığı şeyi… Pisliği… Düşünceleri atmak istercesine kafasını sağa sola salladı.
“Hayatım sen beni dinliyor musun?”
“Evet canım, tabi ki, iş gezisi diyordun?”
“Evet, ama biraz uzun sürebilir. Yani birkaç ay yurt dışında olabilirim. Hatta bir yıl.”
“Azra sen ne dediğinin farkında mısın? Bir yıl ne demek, oraya taşınsaydın bari!”
“Böyle yapma sevgilim, kariyerim için çok iyi olacak, bunu biliyorsun.”dedi Azra yüzünü buruşturarak. İntikam planına uymak zorunda olsa da bu adama sevgi sözcükleri söylemek kolay olmuyordu.
“Peki.”
“Ne yani kabul ediyor musun?”
“Eğer sen istiyorsan?”
“Evet, evet istiyorum. Hem de çok.”dedi sahte bir heyecanla.
“Detayları evde konuşuruz işe dönmem gerek.”dedi Yusuf.
“Kolay gelsin aşkım.”
“Sağol canım.”
Azra telefonu kapatır kapatmaz Serdar’ı arayadursun Yusuf can sıkıntısını biraz olsun giderebilmek için kendini işine verdi. Saat 19:30 olduğunda sekreteri çıkmak için izin istedi ve hazırladığı dosyaları bırakıp odadan çıktı. Şirkette pek kimse kalmamıştı.
Yusuf sandalyesinde başını arkaya yasladı ve derin düşüncelere daldı. Yine Yağmur süzülüyordu beynine. Onu gördüğü ilk andan itibaren yaşadıkları geliyordu bir bir gözünün önüne. Yağmurla dans ederken hayal etti kendini. Onun elini tutarken.
“Kendine gel Yusuf! Sana yaptıklarını ne çabuk unuttun!”derken Azra ise telaşla önündeki kamera görüntülerine bakıyordu. “Hayır Yusuf sakın bana yeniden o kızın aklına geldiğini söyleme!”diye yakındı. Bir tedbir almalıydı artık. Kızın yerini de öğrendiğine göre…
*-*-*-*-*-*
“Baba gerçekten gitmek zorunda mıyız? Yani ben gelmesem olmaz mı? Bu tür durumlar beni kasıyor biliyorsun?”
“Aşk olsun Yağmur beni yalnız mı bırakacaksın?”diye sitem etti Ecrin. “İkimizde yakışıklı kavalyelerimizi kolumuza takıp gidelim de şu partiye insanlar çift görsün. Yakıp kavuralım kızım ortalığı.”dedi babasına bakarak.
“Hadi Yağmur, Ecrin doğru söylüyor sizi genç kurtlara bırakmaya hiç niyetimiz yok bilesin.”dedi Adnan Bey gülerek.
“Ha siz de yaşlı kurt mu oluyorsunuz yani?”
“Sen gelmeyi kabul et de ben yaşlı kurt olurum. Ama öyle bir şey olmadığını herkes biliyor. Yani yaşlılık kim ben kim, baksana şu karizmaya.”
“Haklısın galiba Adnan amca.”dedi Yağmur da şakaya katılarak.
“Bu geliyorsun demek yani öyle mi?” Ali Bey beklentiyle bakıyordu kızına. Ondan gelen “Evet.”cevabı ile “Oh be!”dedi rahatlayarak.
AKŞAM-PARTİ ZAMANI
Müziğin uğultusu mekânın dışına taşarken kızlar birbirlerine baktılar. Babaları arabalarını park ederken kol kola girmiş kapıda bekliyorlardı.
“Sence o da gelir mi Ecrin?”
“Kim?”
“Kimden bahsettiğimi biliyorsun.”
“Yu…”
“Evet, evet o.”dedi Yağmur korkuyla dostunun sözünü keserek. Adını dahi duymaya hazır değilken ondan nasıl intikam almayı planlıyordu ki.
“Bilmem.”dedi Ecrin kaçamak bir cevap vererek. Yağmur bir şey daha söyleyecekti ki babaları gülüşerek yanlarına geldi. “Hadi bakalım güzeller, düşman çatlatma zamanı.” Dedi Adnan Bey kızına girmesi için kolunu uzatarak. Kapıda bir görevli içeri giren herkese maske veriyordu.
“Bu da nerden çıktı şimdi?”
“Konseptimiz bu hanımefendi.”dedi görevli çocuk. Kızlar çaresiz maskeleri takarken içeri doğru yürüdükçe müziği içlerinde hissetmeye başladılar.
*-*-*-*-*-*-*-*
“Efendim daha şık daha resmi bir şeyler giyseniz fena olmazdı?”
“Bence bu gayet iyi Özlem.”dedi Yusuf sekreterine. İş konuşacağız ama biraz şey kaçabilir…”
“Partide iş konuşulmaz. İş konuşmak isteyen olursa şirkete gelir. Kapımız açık.”
“Siz bilirsiniz efendim.”
Yusuf parti mekanına geldiğinde piyanodan çıkan ses içeriyi dolduruyordu. Maskeli insanlar dans ediyor. Narin kollar ve bacaklar oradan oraya savruluyordu. Partiden çok baloya dönmüştü ortalık. Yusuf sıkılıp gözündeki maskeyi çıkardı. Önündeki küçük yuvarlak masaya koydu ve o an sanki gözünün önünden perde kalkmışçasına onu gördü. Kahkahalarla gülüyordu. Yusuf öfke hissetmiyor oluşuna şaşırmıştı. Sadece garip bir şekilde özlemiş olduğunu hissediyordu. Kararını verip Yağmur’a doğru yürümeye başladığında genç kız da onu fark etti. Bir anda nefesini tuttu ve gözlerini kapattı. Halüsinasyon olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Gözlerini tekrar açtığında tam karşısında tüm heybetiyle dikiliyordu Yusuf. Gözünde maske olmasına rağmen onu tanımış olduğu için tedirgindi. Diğerleri masalarına yaklaşan bu gencin farkında değildiler. Koyu bir sohbete dalmışlardı. Yağmur Yusuf’un konuşmasına fırsat vermeden masadan ayrıldı ve dışarı doğru hızla yürüdü. Mekândan çıkınca gözünden maskeyi çıkardı ve yere attı. Bulduğu ilk taksiye binip sadece “Sür!”dedi ve arkasına yaslanıp hıçkırıklarını bastırmaya çalışarak ağlamaya başladı.
YUSUF
Yağmur’un tek kelime etmeden gitmesi karşısında şaşıran Yusuf bir süre hareketsiz bir şekilde kaldı masada. Adnan Bey onu fark ettiğinde konuşmasına fırsat vermeden “İyi eğlenceler!” diyerek çıkışa doğru koştu. Yağmur’un taksiye bindiğini görüp arabasını istedi hemen. Yağmur arada buğulanan gözlerinin görebildiği kadarıyla arkasında bakıyordu. Ve onu hemen fark etti. Normalde anlaması imkansızdı. Yusuf’un arabasını değiştirmemiş olması onu ele vermişti.
“Daha hızlı!”diye uyardı şoförü. “Daha hızlı gidemem hanımefendi. İleride trafik tıkanıyor.”dedi adam. Yağmur çantasından çıkardığı parayı adama uzatıp durmasını söyledi. Taksiden inip sahil kenarına doğru koşmaya başladı. Topuklular koşuşuna engel olunca çıkarıp bir tarafa fırlattı ayakkabılarını Yağmur. Yine de Yusuf’un kendisine yetişmesine engel olamamıştı kurtulduğu bu yükler.
“Ne var! Ne istiyorsun benden!”diye bağırdı hışımla arkasında beliren adama.
“Hiçbir şey. Sadece…”
“Sadece ne Yusuf! Sadece ne!”
Yusuf kendinden emin bir şekilde Yağmur’a yaklaştı ve dudaklarını dudaklarıyla hapsetti hoyratça. Yağmur anlık şaşkınlığından sıyrılıp onu itmeye göğsüne yumruklar atmaya çalıştıkça Yusuf daha da sert davranıyordu. Yağmur karşı koymayı bıraktığında Yusuf da dudaklarını özgür bıraktı ve alnını genç kızın alnına dayadı. Nefes nefese kalmışlardı. Yağmur’un karşı koymaktan vazgeçişini yanlış yorumlayarak gülümseyen Yusuf, yanağında patlayan tokadın acısıyla neye uğradığını şaşırmıştı...
—