Bütün olanları, arkadaşlarımızı, evimizi bırakıp yola çıktığımızda yanımızda ne yiyecek ne de yardımcı olacak şeyler vardı.
İlk durak, evimdi. Gideceğimiz yer belliydi ama nasıl gideceğimizi bilmiyorduk. Daha nerede olduğumuzu bile bilmezken, yolumu bilecektik?
Herkes sessizliğe boğulmuştu, ben sadece evimi bırakmıştım geride. Onlarsa evden fazlasını, ailerini...
Annem, her zaman evi ev yapanın aile olduğunu söylerdi. Teknik olarak benim ailem hiç tam olmamıştı. Gerçek annem bilmediğim bir yerde, bilmediğim bir şekilde kayıpken nasıl aile olabilirdik ki?
Üvey diye geçen annem, bana hiç bir zaman ailemin eksikliğini hissettirmedi. Tek sorun babamdı, sarıldığı anları matematiği hiç de iyi olmayan birisi rahatlıkla sayabilir.
"Bir planımız var mı?" diyerek sessizliği bozdu Ashley.
"Alyssa teşekkür etmeye başlamadan önce plan yapsak iyi olur."
Nicholas'ın imalı sözleri üzerine, gülümsedim.
"Tamam neredeyiz bilen var mı?"
"Kamptan fazla uzaklaşmış olamayız ki bu bizim için hiç de iyi bir başlangıç değil."
"Burayı tanıyorum! Kampa ilk geldiğimde de tanımıştım, ailemle kampa gelmiştim buraya! Biraz sonra cadde var kamp arabası da oradan geçiyor hatta!"
Dulcie'nin ümit verici sözleriyle, yürümeye devam ettik herkesin anlatacak bir anısı olduğundan yol hiç çekilmeyecek gibi durmuyordu. Sonunda ki ödülle hem de.
Belli bir süre sonra Dulcie'nin "biraz sonra" tabirinin, biraz sonra olmadığını anladım.
"Biz mi çok yavaş yürüyoruz yoksa yol biraz sonra mı değil?"
diye homurdandığımda Dulcie rahatsız olduğunu belirten sesler çıkarttı.
"Mola vermeliyiz, yeterince uzaklaştık!"
Bulduğumuz ilk açık alana ilerledik ve çimlerin üzerine oturduk.
"Nöbetleşe uyuyalım, ilk ben nöbet tutarım."
Nicholas ilk nöbeti üstlenince, yorgunluktan itiraz edemedim ve ellerimi başımın altına alarak yere kıvrıldık.
Genelin aksine, rüyam gerçekten iç açıcıydı.
Beyaz tahtta oturmuş yüzü görülmeyen kadın mutlu bir şekilde etrafını süzüyor yanlış bir şey olduğunda, kaşlarını çatarak sinirli bir sesle konuşuyordu.
Genç kız, tahtın karşısında ki masada oturmuş önünde ki deftere bir şeyler karalıyor ara sıra etrafına bakıyordu.
O an görüntü değişti ve her yer karanlık oldu, uyanana kadar da bir daha aydınlanmadı.
Gözlerimi açtım, alıştığım tavan yerine bembeyaz bulutlar ve masmavi gökyüzüyle karşılaşmam olayın gerçekçiliğini kavramama yardımcı oldu.
Saat kaçtı emin değildim ama iliklerime kadar işleyen rüzgar ve serinlik, henüz sabahın erken saatlerinin olduğunun kanıtıydı.
"Ben uyandım Nicholas, uyu sen."
Nicholas, bunh beklermişcesine ellerini başının altına koydu ve oracıkta uyuyakaldı.
Rüzgar bana güç verircesine esiyordu. Temiz hava, bana yardımcı olurken gözüm titreyen Dulcie'ye takıldı.
Hiç düşünmeden ellerimi kaldırdım ve rüzgarı durdurdum.
Güneş, tepeden gülümseyince diğerlerini uyandırmak için ayağa kalktım.
Hepsi çoktan kalkmış bir şeylerle uğraşıyordu.
Nicholas, çıktığı ağacın tepesinde etrafa bakıyor ara sıra omzuna konan kuşlarla ilgileniyordu.
Dulcie yaptığı küçük kıvılcımlarla ilgilenirken, Ashley yarattığı su birikintisinde ki yansımasına bakıyordu.
"Hazır mısınız?"
O an, herkes ilgilendiği şeyi bıraktı ve yanıma geldi.
"Perilerden yardım istemeliyiz."
Ashley'nin önerisiyle, herkese son saniye de yakaladığım kolyesini verdim. Kolyeleri hazırladık ve sıranın bize gelmesini bekledik.
Bir periyle, hepimiz konuşmalıydık. Yanlış yapma şansımız yoktu.
En ufak yanlış bile bizi ele verirdi.
Bütün perilerle konuşmak fazla zamanımızı almıştı, en azından elimizde kayda değer şeyler vardı.
Tekrar çimlere oturdum. Üçü de, misafirlikte yaramazlık yapan çocuğa "Eve gidince görüşeceğiz" bakışı atan anne gibi bana bakmıştı.
"Plan yapmayacak mıyız?"
"İlla oturmak mı gerekiyor yani?"
"Genelde öyle olur ama"
İğneleyici ses tonları ve ters cevapları, onları zorlamışım da gelmişler gibiydi. Ayağa kalktım ve karşılarına geçtim, gelmek istemiyorlarsa geri dönebilirlerdi.
"Bakın, geldiğiniz için size minnetarım. Ama sürekli böyle davranamazsınız, sizi zorlamadım. Arkadaşım olduğunuz için geldiğinizi sandım. Böyle bir yolculuğa, iğneleyici konuşmak için geldiyseniz devamında burada olmanıza gerek yok"
Konuşmamdan sonra, gelip sarılmalarını beklemiştim.
Yanılmışım.
İhtiyacım vardı, fazla ihtiyacım vardı. Bu yolda, bana gerçekten yardımcı olacak birine...
"Saçmalama"
"Evet Alyssa, ne alakası var?"
"Ne yapıyoruz?"
'O yapıyorsa, ben de yaparım' tekniğinden nefret etsem de şu an en etkili çözüm buydu.
"Hailey'nin dediğine göre, rüzgardan toplarla kendimizi uçurabilirmişiz ama bunu eleyelim fazla tehlikeli." "Bende kayda değer bir şey yok, sizi ateşten toplara oturtamam."
"Su buraya çok uzak, üzgünüm."
"Kesilmiş ağaç gövdesinden araba yapabilirim."
"Neden başka şeyler düşünmüyoruz?"
"Bekleyin... 3 Tanrıçacık. Onlara nasıl ulaşabilirim?"
"Sağ elini iki göğsünün arasına, sol elini de üstüne koy ve konuşmayı dene."
Ashley, bilgilendirici konuşmasını bitirince dediğini yaptım ve içimden
"Yardıma ihtiyacım var"diye geçirdim.
O an da, turuncu simler etrafa saçıldı ve yüzleri hiç de yabancı gelmeyen 3 kadın karşımızda belirdi.
"Sonunda doğru yere inebildik sanırım."
Nicholas'ın iç çekmesiyle, 3 kadın bize döndü ve imalıca bana yaklaştı.
"O... o sensin ve O'na o kadar çok benziyorsun ki"
"Hadi canım!" Diye geçirdim içimden
"Neden okul çıkışı tanımadın o zaman?"
"Yardıma ihtiyacın varmış." dedi siyah küt saçlı kadın.
"Evet, bizi Ledwood lisesine götürebilir misiniz?"
"Bu muydu yani? Ben de iblis, tellat felan saldırdı sandım. Tamam"
Elini sallayıp ileri doğru hareket ettirdi. Beyaz porche arabanın karşımızda belirmesiyle sevinç çığlıkları atan Dulcie, Tanrıçacık'ın bakışıyla sustu.
"Alyssa bir dakika gelir misin? Kath ve Cass arkadaşlarınla ilgilenir."
Gitmek istemiyordum, ne konuşacağı da umrumda değildi. Ailemi özlemiştim, bir an önce onlarla görüşmek istiyordum. Arkamı dönüp diğerlerine
"Hemen geliyorum." dedim ve kadını takip ettim
. "Adınız neydi?"
"Angela."
Diyecek bir şey bulamayınca gülümsedim
. "Alyssa, biliyorsun annenle çok yakındık ve onu gerçekten çok severdim. Annen, son anında bile sizi düşünüyordu lütfen ona kızma."
"Ona kızmıyorum."
"Yenileceklerini anladığında, bir takım güçlerini bize bırakmıştı. Kardeşin ve senin için."
O an, içime bir ağırlık bastı. Ne diyeceğimi bilemedim, sadece dolu gözlerle Angela'ya baktım. Cebinden çıkardığı minik tacı bana uzattı ve almamı bekledi.
"Nerede işe yarayacağını bilemezsin. Yardım edeceğinde parlar, en zor anında yanındadır."
Minik bir el hareketiyle, karşı da 3 çanta belirdi. 4.sü elindeydi. 'Bu göreve er geç çıkacaktın, bulunduğun andan itibaren çantalar hazır."
Tacı, çantaya yerleştirdi ve devam etti.
"Keselerde renkli tozlar var, turuncu olan bağ kurduğun kişinin yanına gitmeni sağlar."
"Cecilya'nın yanına gidebilir miyim?"
"Evet ama arkadaşlarının yanına tekrar dönemezsin, ikinizin tek etrafta olması tellatların işine gelmez. Görev de, bu işi 4 kişi yapacağınız anlatılıyor, gidip de dönmeye kalkma. Gittiğinde, sadece kim olduğunu anlamasını sağla."
Başımı salladım ve çantayı taktım, Angela cebinden çıkarttığı iki kolyeyi bana uzattı.
"Biri senin, biri Cecilya'nın ona sen ver. Açıklayamayacağım güçleri de var, annenin hediyesi."
Söylediklerinden sonra gülümsedi ve arabaya doğru yürümeye başladı. Üzerlerinde uzun elbiseli kadının kucağında gülümseyen bir bebek vardı, arkasında Alyssa yazanı taktım ve diğerini çantama koydum. Ardından, ben de arabaya yöneldim. Koltuk, o an bana dünyanın en rahat yeri gibi geldi.
"Biraz uyuyun, yolumuz uzun." Sözler üzerıne daha fazla dayanamadım ve cam kenarı rahatliğından yararlanarak başımı cama yasladım. Uyku, beni kolayca kabul etti ve ben de derin bir uykuya daldım.
Uykumda dahi, kampı düşünüyordum. Arkadaşlarım yanımdaydı, neden yanımdalar bilmiyordum gerçi. Farklı düşüncelerim vardı, mesala görev yapana kampta bir şey veriyor olabilirlerdi.
O an, düşündüklerimden utandım ve koltukta kıpırdandım. Cecilya'yı, annemi ve kurtaracağımız Digglemay'i düşünmeye başladım.
---
Arabanın korna sesiyle uyandığımda geldiğimizi anladım ve yerimde doğruldum. Camdan gördüğüm annemle tüm sersemliğimi atıp arabadan indim ve koşarak ona sarıldım.
Diğerleri de inmiş ve yanımıza gelmişti.
"Çocuklar! Hoşgeldiniz. Acıkmışsınızdır siz şimdi geçin içeriye hemen hazırlıyorum bir şeyler!"
Klasik annemdi; her gördüğü arkadaşıma "acıkmışsındır!" diyerek yemek hazırlar, içeri davet ederdi. Onda ki tek değişiklik, çökmüş gözleri ve gelmiş dip boyasıydı. Gittiğimden beri, kendine bakmadığından adım gibi emindim.
Diğerlerini ve Tanrıçacıklar'ı salona geçirdikten sonra annemin yanına gittim ve yanağından öptüm. Gözlerinden akan yaşla burkulan içim, küçükken sıyrılan bir yerime tükürük sürmek kadar acımıştı.
"Anne! Neden ağlıyorsun?"
"Ağlamıyorum kızım, soğan doğradım ondandır."
Yemeklerin olduğu masaya döndüm, dolaptakiler olmalılardı. Göz gezdirirken, soğanlı hiç bir şey olmamasıyla ağladığından iyice emin oldum.
"Anne, soğanlı hiç bir şey yok."
"Alyssa, seni görünce duygulandım işte birden." deyip boynuma sarıldığnda gülümseyerek ben de ona sarıldım.
"Babam nerede?"
"İş için yurt dışına çıktı."
"Onu görmeden gitmek istemezdim."
"Ne? Hemen mi gideceksiniz?"
"Yarın gitmemiz gerekiyor."
Annem başını salladı, gözünden akan son damlayı elinin tersiyle itti ve hazırladığı -soğansız- salataya döndü.
Annemi tekrar öpüp salona geçtim ve koltuğa oturdum. Hepsi de, merakla etrafı süzüyor ve hiç kıpırdamadan oturuyorlardı.
3 Tanrıçacık, kalkıp mutfağa gittiklerinde Nichoals da konuşmaya başladı.
"Yarın şu okula gidelim ve tekrar görevi dinleyelim ona göre de şekilleniriz. Bir an önce kardeşini bulup kampa yardım etmeliyiz."
"Aslında görevin denizde geçtiğini hatırlıyorum. 20 mil felan diyordu."
"Bunu ben hallederim, gideceğimiz noktaya odaklanmam gerekiyor. Kaç milse ona odaklanıyorum ve denizini gösteriyor. Görsem tanıyacağıma eminim."
Ashley'nin gelmesi, deniz dolayısıyla çok yardımcı olacaktı bize.
"Ne yani, bir denizin nerenin denizi olduğunu anlıyor musun?"
"Güçlerimden birisi."
Herkesin şaşkınla baktığı Ashley gülümseyerek devam etti.
"Güçlerinizi keşfetmeniz gerekiyor, çoğu gücüme erişmem yıllarımı aldı. Suyla ilgili en ufak detaya kadar gücüm var. Sizin de aynısı olacağına eminim. Sadece deneyin."
"Odamda Elouise'nin verdiği bir kitap var, yardımcı olur mu ?"
"Bakmakta fayda var."
"Neye bakacaksanız yemekten sonra bakın, bir sürü atıştırmalık ve yemek hazırladım haydi gelin!"
Annemin sevecen tavrıyla herkes ayağa dikildi ve masaya doğru ilerledi. Hazırladıklarını afiyetle yedikten sonra atıştırmalıkları aldık ve araştırmak üzere odama geçtik. Kitabı, kitaplığımdan alıp yaptığım araştırmalarla birlikte masaya koydum. Masanın etrafına dizilip her şeyi tek tek okumaya başladık.
Kayıp kız kısımlarında sadece küçük kızı anlatan yerleri okuyup devamını atlamıştık. Hayatının nasıl olacağına dair ipuçları vardı. İpuçları biz bulana kadar tek tek yazacak, yazınca son bulacaktı.
"Ya bir sayfa vardı çok garipti oraya bakalım bir."
Kitabı ellerinden açtım ve 4 minik pencereli sayfayı açtım.
"Bakın, ben sadece Neptün'ü açabildim. Devamını açamadım. Hepimiz buradayken açarsak bir şeyler elde edebiliriz."
Herkesin "Ne diyor bu" bakışları üzerşne kitabın hava kısmındaki pencereyi açtım.
Gülümseyen yüzü ve gri elbisesiyle görünen kadın, şefkatle bize bakıyordu.
Daha sonra onları da teşvik ederek açmalarını sağladım. Nerissa'nın yeşil elbisesi ve masum bir yüzü vardı. Nicholas, annesini görünce andiden irkildi.
Kırmızı elbiseli ve sinsi yüzlü kadını gören Dulcie en ufak bir irkilme belirtisi göstermedi ancak gözünden bir damla yaş süzüldü.
Mavi elbiseli kadın, anlaşıldığı üzere Ashley'nin annesiydi. Gördüğüm en duru yüzlü kadınlardan biriydi.
4 pencere birden açılıp tepkilerimiz sona erdiğinde 4 Tanrıça ellerini havaya kaldırdı ve devasa boyutlarda bir ışık topu oluştu. Işık topu, kısa bir süre sonra kamaşmasını bitirdi ve belli bir şeyi göstermeye başladı.
Minik bir bebek, pamuğu andıran bulutların üstünde emekliyor gri elbiseli kadınsa elbisesini tutarak bebeği takip ediyordu.
Bebeğin kahkahaları her yeri doldururken kadın, gülümsemekle yetiniyordu. Gülümsemesi, içinizi ısıtacak türdendi.
Parmağını havaya kaldırdı bebek, ne düşündüğü bilinmez bir şekilde beklerken birden gökyüzünde bir bulut ve bir yıldız belirdi. Tekrardan gülümsedi kadın.
"Alyssa, şimdiden güçlerini kullanmaya başladın, büyüyünce ne yapacaksın kim bilir?"
Söylediklerinin üzerine kendisi kıkırdadı ve bebeği kucağına alarak yürümeye başladı.
Bebek ben, kadınsa annem olmalıydı.
Koskocoman bir saray, 4 renge bölünmüştü. Gri, Mavi, Kırmızı ve Kahverengi hiç bu kadar uyum içinde olmamıştı.
Gri kapıdan girdi kadın, gözler önüne serilen kocaman oda da iki kişilik bir yatak ve iki beşik vardı. Beşiğin birinde mışıl mışıl uyuyan Cecilya, kapı sesiyle kıpıdandı ancak uykusunu bölmedi.
Yavaşça gülümsedi kadın, her şeye gülümsüyordu. Moralsize moral verecek kadar harika duran bu gülümsemeyle, içinizin ısınmaması mümkün değildi.
Kucağındaki bebeği yatağa koyup diğer bebeği de aldı beşiğinden, bebekler aynı yatakta yatıyorlardı. Birisi, uykunun ellerideyken diğeri uykunun ellerine geçmeye hazırlanıyordu.
Kapı paldır küldür açıldı ve kadın bebeklerin önüne gelecek şekilde ayağa fırladı.
"Elouise! Sen miydin? Düzgün girsene içeri! Cecilya uyanacak!"
"Tanrıça'm, ge-geliyorlar. Kaçın! Kaçın, diğer Tanrıçalar'ı da alın kaçın! Güvende kalın!"
Kadın şaşkın ve endişeli bir biçimde yatakta ki bebeklere baktı, ikisi de çoktan uyumuştu.
"Bunu yapamam, bunu ne gezegenimize ne de kızlarıma yapabilirim. Babalarının bir korkak olması beni de korkak yapmaz!"
Aniden bir rüzgar giriverdi içeriye, Tanrıça bebeklerin üstünü örttü ve eliyle rüzgarı durdurdu.
"Annelerinin bir korkak olduğu gerçeğiyle büyümemeliler! Burada ne olacağı belli değil, onları göndermeliyiz. onların sonlarını kendi ellerimle getiremem!"
Gözyaşlarını sildi kadın, Elouise de ağlıyordu.
"Zamanımız yok Tanrıça'm! Lütfen, lütfen! Bir an önce kaçın!"
"Kaçmayacağım!" diye kükredi annem tekrardan.
"Onları ayrı ayrı yerlere gönderiyorum. Savunmamız yok, güçsüsüz. Devam etmemiz çok zor. Lütfen Elouise! Onlar, olabilecek en uzun süre boyunca sıradan olsunlar!"
Elouise'nin yaslandığı kapı, hiddetle çarpıldı, Tanrıça bebeklere baktı ve hızlıca öptü onları. Son bakışlarıydı, son öpüşleriydi bunlar.
"Sizi seviyorum!" diye mırıldandı ve bebekleri, önceden ayarlanmış Dünya'lı koruyucu annelerin yanına gönderdi.
Buradan sonra görüntü değişti ve benim ailemi göstermeye başladı. Okulum, bebekliğim, anılar her şeyim hızlıca geçerken sıranın Cecilya'ya gelmesi için can atıyordum.
Sonunda sıra gelince, geçen her bir görüntüyü beynimize kazıdık. Bunlar, çok önemli ipuçlarıydı ve bize yardımcı olacakları kesindi.
Görüntünün değişmesini bekledik ancak hiç bir şey olmadı. Görüntü kayboldu.
Hızlıca kitabı kapatp ayağa kalktığımda arkamı döndüm ve gözyaşlarımı sildim. Annem, gerçekten istemeyerek bırakmıştı bizi.
"Ben de seni seviyorum anne." diye mırıldandıktan sonra tekrar arkamı döndüm, Dulcie hala kitaba bakıyordu diğerleriyse etrafı inceliyorlardı.
"Onlara bir an önce ulaşmak istiyorum."
"Cecilya'yı kurtarıp kampa dönmeli daha sonra da onları aramaya başlamalıyız. Çok geciktik."
Son kurabiyeyi de ağzına attı Nicholas.
"Onunla uzun zamandır konuşmadım, bir kolyeyle konuşmak aptalca geliyor."
Diğerleri de onaylarken gözlerim hiddetle açıldı.
"Ne saçmalıyorsunuz siz? Onlar bizi duyuyor ve gün geçtikçe güçleniyorlar eminim."
"Aly, saçmalayan sensin. Lü-"
O an kolyem şiddetlice sallandı ve ince bir ses duyuldu.
"Alyssa!"
"A-anne?"
Sesimin soru sorarcasına çıkması üzerine "Benim." diye mırıldandı ve devam etti.
"Çocuklar, sizinle de konuşmak isteyen brileri var. Lütfen, inancınızı kaybetmeyin. İnancınızı kaybettikçe, sizinle konuşurken daha çok güç harcıyoruz. Bu yüzden Alyssa'ya ulaştık. Lütfen, inancınızı kaybetmeyin! Ve Alyssa, sen harikasın. Harika arkadaşların var, yanlış düşüncelerin seni ele geçirmesine izin verme. Kardeşini bulacaksın, bizi de. Hep birlikte, o gösterimdeki gibi mutlu bir şekilde yaşayacağız. Tellatlara çok dikkat et, seni yanlış yönlendirecek görüşer sunacaklar. Sakın kanma onlara, yardıma ihtiyacın olduğunda, her zaman burdayım. Her daim kızım, seni seviyorum."
Gözyaşlarım, artık kendiliğinden akmaya başladığında durduramadım ve durdurmaya çalışmayı da kestim.
Daha sonra duyulan sesle, Nicholas'ın irkilmesi bir oldu.
"Nicholas... Oğlum?"
"Anne?"
"Nick, fazla zamanımız yok hayatım. Lütfen, beni çok iyi dinle. Kardeşline sahip çık, ne yaparsa yapsın arkasında ol. Hiç bir zaman, kardeşlik bağlarından vazgeçme. Arkadaşlarına da sahip çık, zarar görmelerine izin verme. Topraktan ve yeşilden her zaman yardım iste, yardımın cevapsız kalmayacaktır. Sizi seviyorum, bunu kardeşine de söyle. Sizden asla vazgeçmedi--"
Söz aniden kesildi ve başka biri devam etti.
"Ashley, bize olan inancını kaybediyorsun. Arkadaşlarına, kendine ve kampa inancını kaybediyorsun! Bunu yapma, mutlu bir aile olacağız. Söz veriyorum. gücümüz çok azaldı, bizimle olmaya devam edin. Her zaman, buradayız."
Dulcie, sıranın kendine geldiğini anladığında sandalye de dikleşti ve saçlarını geriye attı.
"Dulcie, oradasın... Biliyorum, sevgi bağımızdan hissediyorum. Lütfen kızım, affet beni. Çarem yoktu."
"Bu sıradan bir hata değildi anne! Sen bun-"
"Sakın bunu söyleme! Bir suçumuz yok, hiç bir suçumuz yok! Kamp iyi durumda, tellatlar baskılarını azalttılar onlar için endişelenmeyin. Diğer Neptün Kızı'nı bulun ve bizimle iletişime geçin, o zamana kadar gücümüzü toplayacağız ve hep birlikte çıkış yolu arayacağız! Seni seviyorum."
Dulcie, Ashley ve ben hıçkıra hıçkıra ağlarken çoklu bir ses duyuldu.
"Ağlamayın, güçsüz değilsiniz."
Ardından, kolye eski sönük halini aldı. Annemin içeri dalması hepimizi ürkütürken annem sevecen bir tavırla geldi ve yataklarımızı hazırladı.
Hepimiz yataklarımıza girerken, annemin sesini duymanın ve evimde olmanın huzuruyla ben de derin bir uykuya daldım.
----------------------------
2 bölümdür not yazıyorum ancak bunları da açıklama gereği duydum.
Hikaye de biraz geriye gitmeyi düşünüyorum, yani bu bölümde ki gibi Digglemay'i felan anlatmayı. Ancak, ben zaman atlaması-gerilemesi yaşayan hikayeleri okurken gerçekten zorlanıyorum. Bu yüzden size sormak istedim. Umarım cevapsız kalmaz sorularım.
-Zaman atlaması olsun mu? Yoksa 1. ve 3. ağız karışıklığı mı oluyor?
Bir diğer notumuz ise, 1K olduk -olmaya yaklaşıyoruz, bölümü 1K da yayınlacayağım ama ne olur ne olmaz kalsın bu burada- Sizi çok seviyorum, yorumlarınız ve votelarınızla benim yanımzda olduğunuz için teşekkür ederim! :)
Bölüm aralıklarını uzatmamaya çalışıyorum çalışacağım. Ancak, bu aralar tam oturuyorum ya canım istemiyor ya da kalkmam gerekiyor.
"İçime sinmeyen" bir bölümü de size okutmak istemediğimden, biraz bekletiyorum.
Tekrardan yanımda olan herkese teşekkürler ! ^^