Resim: Emre
Arkadaşlar öncelikle hepinizi çok seviyorum. Bu bölümün şarkısı Barış AKARSU- Islak Islak ve Barış AKARSU- Unutamadım.
Savaşsız bir dünyadaki teremiz bir su gibi Barış AKARSU..
Rahmetle anıyoruz...
Diğer elimi de Emre'nin elinin üstüne koydum. Kalbimde acayip bir huzur vardı. Uykuma kaldığım yerden devam ettim.
.... ....
Uyandığımda yanımda Emre'yi göremedim. Bir kaç dakika sonra zil çaldı ve bir sürü öğrenci sesi. Saate bakmamla çıkış saatinin geldiğini anladım. Ne kadar da çok uyumuştum böyle. Üzerimdeki titreme hala geçmemişti.
Tam revirden çıkıcakken yanıma Aleyna geldi.
"Nehir iyi misin?"
"İyiyim ya"
"Aslında ben gelecektim ama Emre yanında olduğunu söyledi. Sen gerçekten iyi olduğuna emin misin?"
Revirden çıkmamala herkesin bakışlarını bana kenetlemesi bir oldu. Kızlar bana ölümcül bakıyordu. Sorun neydi Allah aşkına?
Tedirgince "Aleyna bir sorun mu var? Neden böyle bakıyorlar?" dedim.
Aleyna sadece sırıttı...
.....
aradan bir kaç gün geçmişti. Neyseki eski sağlığıma kavuşabilmiştim.
Ders çıkışı Emre'nin söylediği dans salonuna gittim. İçeri girdiğimde Emre'yi gördüm.
Çantamı yere bıraktım ve "Selam" dedim.
Emre ciddiyetle "Selam" dedi.
"Hangi şarkıyı seçtin?"
"Daha seçmedim. Senin de fikrin olsun istedim"
"Pekala"
Saatler sonra bir kac şarkı bulabilmiştik.
Emre müziklere göre figürler gösteriyor, benden yapmamı bekliyordu.
Gösterdiği figürü yapmaya çalışırken ya düşüyordum ya da komik görünüyordum. En son bir figür gösterdiğinde tepe taklak olmuştum.
"Emre kabul et işte evren bana dans etme de ne yaparsan yap diyor"
"Hayır aslında sadece biraz kasıyorsun. Yapmak için değil eğlenmek için yaparsan olur. Bir de kolunu biraz fazla kaldırıyorsun bak şöyle yapıcaksın"
Emre arkama geçti ve kolumu tutup nasıl yapmam gerektiğini gösterdi. Tabi benim tek izlediğim ve tek umrumda olan şey 5 santimetre arkamdaki okyanus gözleri oldu.
"Nehir biliyorum bu imkansız ama bana bakmayı kes de dansa yoğunlaş"
"Aman ne bakıcam ya sana dalmışım öyle. Egoist"
Yine o tatlı gülümsemesini yüzüne takındı ve devam ettik.
Emre arkamdan önüme geçti ve hareketi yapışımı izledi. Bağcığım açılmış olmalı ki birden dengemi kaybedip Emre'nin üstüne düştüm. Emre'nin arkasında ayna duvar olduğundan onu sıkıştırmıştım.
Emre belimden sıkıca tutarken gözleri dudaklarıma kenetlendi. Tamam ben de Emre'nin dudaklarından başka yere bakmıyordum ama.
Emre beni kendinden uzaklaştırdı ve eğilip bağcığımı bağladı.
"Özellikle dans ederken bağcıklarına dikkat et"
Kafamı eğip "Saol" demekle yetindim.
"Önemli değil" dedi. "Nehir çatıya çıkalım mı?"
Kafamı kaldırıp maviliklerle buluşturdum. " O-olur"
İçecek birşeyler alıp yukarı çıktık. Çatıya vardığımızda serin serin esen rüzgara ters oturduk. Güneş yeni yeni batıyordu.
Emre karşımızdaki ağaçlara bakarken "Gözlerin.. Çok.. Güzel" dedi. Büyük bir şaşkınlıkla onu izlerken devam etti. "Çimen gibi.."
"Senin gözlerin de çok güzel. Okyanus gibi.."
Emre gözlerini gözlerimle buluşturdu.
"Çok farklısın.." dedi. "Yani masum, çekici.."
"Saol" dedim kıpkırmızı suratımla.
Bana tekrar baktı ve sırıttı. "Bak bundan bahsediyorum. Sana birşey söylediğimde kızarmanı diyorum. Farklı. Senin yerinde olabilecek başka bir kız Emre benimle konuşuyor diye bütün okula hava atardı"
Gülümsemekle yetindim. Bir kaç dakika sonra "Düşünüyorum da bence sen ya sevmeyi çok iyi biliyorsun ya da hiç bilmediğin bir duygu" demiştim. Neden bir anda bunu söylemiştim biiyordum.
Karanlığın çökmesine rağmen Emre'nin suratındaki mükemmel gülümseme görünüyordu.
"Peki sence hangisi. Biliyor olduğum mu bimiyor olduğum mu?"
"Bilmem anlatırsan bilirim ama. Bence sevmeyi bilmeyen biri aşka inanmaz, boş olduğunu düşündüğü için umursamaz. Bilen insan içinse durum farklıdır. Eğer biliyorsa, aşka inanıyorsa bu acısını da biliyor demektir. Yani demek istediğim incinmek ve incitmekten korkarlar. Ama bence çok saçma ne yani öyleyse her an başımıza kötü bir felaket gelebilir ama burdayız, yaşıyoruz"
Karşımdaki şehrin ışıklarını izlerken yanağımda sıcak bir dudak hissettim. Emre öpücüğü kondurduktan sonra ona döndüm ki onun henüz benden uzaklaşmadığını fark ettim. Kalbimin durmasıyla dudaklarına baka kaldım. O da benim dudaklarıma bakıyordu.
Bir anda bir patlama sesi ile irkildim ve şehirin olduğu tarafa baktım. Havaifişekleri patlıyordu. Bir sürü.. Havaifişekler bitince Emre kalkar gibi oldu.
"Nereye?" dedim.
"Yarın akşam sekizde, saat kulesinin önünde"
Emre kalktı ve gitti. Bu bir tür çıkma teklifi miydi?
....
Zaman geçince bir taksi buldum ve atladım. Saat kulesine yakın bir yerde inip yürüdüm.
Emre'yi gördüğümde içimde garip bir his oluştu. Sanki bedenime kaynar su dökmüşler gibiydim. Emre elleri cebinde etrafa bakınırken uzun boylu tanıdık suratlı bir kız Emre'ye yaklaştı ve boynuna sarıldı. Bu kişi yanılmıyorsam Esra'ydı.
Tatilden sonra Esra aklıma bile gelmemişti ki şuan randevuya çıkacağımı zannettiğim kişinin boynunda. Pislik herif beni Esra ile olan mutluluğunu göstermek için mi çağırmıştı?!
Gözlerimden akan yaşlar ve kalbimdeki acı ile arkamı döndüm. Ne bekliyordum ki?! O pisliğin düzeleceğini mi?!
Gözyaşlarımı sildim ve hızla oradan uzaklaştım.
Hıçkırıklarıma engel olamadığımda durdum deniz kıyısında bir kayalığın üzerine oturdum. Derdi neydi benimle? Yanımdayken hep çok iyiydi. Mutluydu. Belkide ben öyle sanıyordum. Düşününce hareketleri oldukça mantıksızdı.
Ağlıyorsam sinirlendiğim içindi. Ağlıyorsam sahip olamadan kaybettiğim içindi...
....
Gün içerisinde hiçbir şey yememekle beraber yırtınırcasına şarkı söylüyordum.
Çok geçmeden Esra cadısı geldi. Sesim titremeye başladığında lavaboya gittim. Miğdem acayip bulandığından hemen bir tuvalete girdim ve miğdemdeki ilaçları çıkartmaya başladım. Miğdemde hiçbir şey olmadığından sadece öğürüyordum.
İşimi halledip çıktığımda Esra (koşulsuz şartsız sürtük) telefonla konuşuyordu.
"Kızım acayip güzel bir geceydi. Emre ile saat kulesinde bukuştuk. Birlikte birşeyler yedikten sonra onun evine gittik. Neyse işte o kadar detaya girmeyeyim"
"Ne dedin sen?" dedim halsiz bir sesle.
"Canım ben seni sonra ararım. Salak kızın teki birşey dedi de"
"Ne dedin sen?"
"Sen şu garson kızsın. Söylesene o günden sonra müdürünü nasıl ayarttın da şarkı söylemeye başladın"
Sinirle parlayan gözlerimle kıza bir tokat çaktım. Esra bir süre şokundan çıkamamıştı. Bir anda beni duvara yapıştırdı.
"Bana bak süprüntü bir daha yakınında Emre'yi görmeyeceğim anlaşıldı mı?!"
"Naparsanız yapın ikinizde umrumda değilsiniz! Simdi çekil önümden!''
Kızı itledim ve sahneye gittim. O sırada Emre'nin geldiğini fark ettim. Gerçekten mi? Bu kadar yüzsüzlük fazla değil miydi? Sırf onun gözünde düşmemek, ona istediğini vermemek için ağlamadım.
Emre beni görünce hemen yanıma geldi. Yüzüne bile bakmadım.
"Nehir dün nerdeydin?! Kaç saat bekledim biliyor musun sen?!" Hah ukalalığa bak yaa. Pislik bide bana hesap soruyor!
Büyük bir ciddiyetle "Canım istemedi, gelmedim. Bir sorun mu var?" dedim.
"Nehir bu tavrının nedeni ne! Ne yaptım?!"
"Birde ne yaptım diye soruyor musun?! Sen benimle geçireceğin o boş dakikalarını Esra'nla geçirsene!"
O sırada Esra geldi. Yüzünde sinsi bir gülümseme oluşmuştu. Şeytan diyo gel iki tane patlat, ikisinede.
Emre Esra'ya döndü "Senin ne işin var burada! Sana işimiz bitti demedim mi?!"
Ben Emre'ye döndüm "Ha kullan bir kenara at öyle mi?!" Ben neden Esra'yı savunuyordum ki. Ne bok yiyorlarsa yesinler.
"Nehir bak herşeyi yanlış anladın biraz konuşursak"
"Ya benim seninle konuşulcak bir şeyim yok ki git başımdan artık! Yüzünü bile görmek istemiyorum!"
Ne zamandır tuttuğum göz yaşlarım süzülmeye başladı. Emre kolumu tuttu sürüklemeye başladı.
"Bırak beni!" kolumu zorla kurtardım. Etraftaki herkes susmuş bizi izliyordu.
"Demek öyle Nehir! Kusura bakma bana başka çare bırakmadın!" demesiyle beni bir çuval gibi omzuna atması bir oldu...