-resimdeki mira-
Karanlık gözler. Kapkaranlık. Aklıma gelmesiyle uykumdan uyandım.Gerçekten ne olduğunu anlayamadım.Kimdi bu şimdi.Kokusu çok tanıdıktı ama sanki onun kim olduğunu anlamamam için sigara içmişti .Bolca sigara. Aklıma annem geldi daha sonra o da böyle sigara içerdi sürekli.O adamla birlikte sigara içtiklerini görmüştüm. Yatakta. Hemde babamla annemin yatağında. Korkumdan babama söyleyememiştim hatta. Ne zaman görmemem gereken bir şeyi görsem babama söylerdim. Annemin beni azarlaması gelirdi hemen ardından . Daha sonrada böyle korkak olmuştum işte aynı Yağız gibi.
Nedenini bilmediğim bir şekilde aklıma Yağız gelmişti.Daha sonra hiç onun mezarına gitmediğimi fark ettim. Saat daha 22.00'du. Üstüme siyah pantolonumu siyah tişörtümü ve siyah hırkamı alıp aşağı indim kimse yoktu.Kendimi aynı Patch gibi hissetmiştim. Garaja indim. Babamın bütün arabaları yerindeydi. Bende artık o olmadığına göre siyah jeep'i alıp yola çıktım. Aklıma sürekli onlar geliyordu. Artık unutmak zorundaydım. Yol boyunca giderken artık yalnız olduğumu hatırlatıp durdum.Açık olan marketin önünde durdum.Marketin içinde bir tane pamuk şeker arabası vardı. Yağız ve benim en sevdiğimiz şeydi pamuk şeker. Annemse asla yedirmezdi bize hep zararlı olduğunu söyler dururdu. Eskiden, abim varken sürekli o alırdı bize annemden gizli gizli yedirirdi . Bütün pamuk şekerleri alıp araba koydum. Ve sonunda mezarlığa geldim. Kazadan sonra annemden hangi mezarlık olduğunu öğrendiğim için ''AİLEMİ''aramak zorunda kalmadım.
Korkak bir insan değilim. Yani... hemen hemen. ruhlu korku filmleri izlemediğim zaman küçükken annem yanımda olmadığı zamanlar dışında korkmazdım. Ama yinede burası beni germişti. Pamuk şekerlerin hepsini onun yanına kadar taşıdım ,hepsini poşetinden çıkarıp mezarının üztüne koydum.Gözümden yaşlar akıyordu.'Bak ben geldim ablacım. Seni yalnız bırakmadım bak burdayım.Abim nasıl ha? Napıyorsunuz orda?Beni yalnız bıraktınız burda çok kızdım ikinize de.Ama olsun en azından birliktesiniz.' Yağız'ın mezarının hemen yanında abimin mezarı vardı.'Bak abime de bir tane pamuk şeker getirdim hemde mavi siz ikiniz de maviyi seversiniz zaten.' daha çok ağlamaya başladım. Neden burda değillerdi? Neden ben bütün hayatım boyunca yalnız olmak zorundaydım ki ? Herkes'in annesi babası yanındayken benimkiler beni düşünmeden bırakıp niye gitmişlerdi ?
O sırada biraz ileride ağlayan birisini gördüm. Buraya fazla uzak değildi ama konuşmalarımı duymamıştı anlaşılan.Kendinden geçmiş gibiydi üstelik. Beyaz tişörtü ve siyah pantolunuyla çok asil duruyordu. Elinde yarısı bitmiş bir viski şişesi vardı.-Bunun ikinci olduğuna kalıbımı basarım- Dizlerinin üstüne çöktü ve daha çok ağlamaya başladı. O anda yüzünü gördüm. Olamaz bu o olamaz. Bu Çağan'dı. Onu hiç böyle görüceğim aklıma gelmezdi. Tam yanına gidecekken ayağa kalktı ve bana hiç bakmadan koşmaya başladı. Ne olduğunu merak ettiğim için ağladığı mezarın yanına gittim. Mezar taşında kocaman 'ÇAĞLA GÖKSOY' yazıyordu. Kim olduğunu o kadar çok merak ettim ki. Kim çağan'ı bu kadar ağlatabilirdi ki ? Telefonun titreşmesiyle daldığım düşündecelerden sıyrıldım. Cem arıyordu. Şu an ona o kadar ihtiyacım var ki anlatamam. Hemen telefonu açtım.Endişeli gibiydi. Çok garip biri beni merak etmişti. Nerede olduğumu söyledim ve benim burada beklememi söyledi. Ben de abimin mezarına gittim. Aklımda hastanedeyken abimin bana söylediği sözler vardı. 'Kimden bahsediyorsun abi ? Hangi çocuğu bulmalıyım ? Bana neyi anlatıcak ?' diye sormaya başladım. Sanki abim karşımdaymış gibi,beni duyabilirmiş gibi...
Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyorum ama Cem kapıda oldunu söyleyen bir mesaj attı. Onu gördüğümde koşarak onun boynuna atladım. Sarılıyorduk ve bu bana huzur veriyordu.Ama yinede bir şeyler eksikti içimde. Ağladığımı onun tişörtüne duran göz yaşlarından fark ettim. Hiçbir şey sormadı. Zaten bende anlatıcak gibi değildim . İkimizde kendi arabalarımıza bindik. Ben önde o arkadan benim evime gidiyorduk. Kapıya geldiğimizde annemlerim evde olup olmadığını sordu Bende ona her şeyi anlatma başladım. Bahçedeki salıncağa oturduk ve beni izliyordu.
' Niye beni izliyorsun ?' diye sordun gülerek.
' O kadar güzel ve masumsun ki sani bu dünyadan değilmişsin gibi'
O sırada bana iyice yaklaştı ve öptü... Öpüşerek benim odama gittik. Ama en sonunda ikimiz de yatakta uyuya kaldık. Daha doğrusu ben.Bana sarıldı öyle çok sarıldı ki...Sonra 'Sana yaptıklarından sonra nasıl onu seviyorsun anlamıyorum' dedi. Ve ben ne olduğunu bile soramadım.
Sabah yüzüme gelen ışıkla yüzümü kırıştırdım. Cem yanımdaydı. Kalkıp banyoya gittim, elimi yüzümü yıkadıktan sonra Cem'in yanına geldim ve onu uyandırdım. Hemde öperek. Evet neden bunu yaptığımı bende bilmiyorum.Cem ilk önce adımı sayıkladı sonra gözlerini açtı. 'Cennetteyim değil mi prenses'
Cennet lafını duymayı sevmiyorum hemde hiç. Aklım yine eskilere gitti. Dedem ölmüştü ama o kadar küçüktüm ki hiçbir şey anlamamıştım sürekli geri gelicek mi diye soruyordum. Anneannem beni yanına çekip demişti ki 'Mira deden Cennet'e düştü yavrum demişti' daha sonra da abim öldüğümde babam beni arıyarak 'Abin cennet'e düştü' demişti. Tüm sevdiğim insanlar yavaş yavaş cennet'e düşüyordu. Ben de o zamanlar cennet'ten nefret etmiştim. Tüm sevdiklerimi içine çektiği için.Kocaman kara bir delik olduğu için.
'Mira iyi misin ne oldu bebeğim ' diye endişeyle bana bakıyordu.Kimdi bu ? Yataktan hemen kalktım. Karşımdaki sarışın çocuk kimdi ve benim evimde ne arıyordu. ' Sen kimsin?' diyebilidm zorlukla. 'Mira iyi misin noluyo ?' dedi karşımdaki çocuk şaşkınca. Bir kez daha sordum 'Sen kimsin söyle çabuk!' 'Sakin ol Mira noluyo anlamadım, Ben Cem 'dedi. O sırada tüm parçalar yerine oturmuş gibi herşey tekrar eski haline döndü. Ve ben ağlamaya başladım. 'Cem... ben ..' 'sakin ol tamam canım noluyo anlat bana' ve oturup hastalığımı anlattım. Strese girince ya da üzülünce karşımdakileri, olayları kısa bir süre unuttuğumu anlattım. Çok şaşırmıştı.Bende şaşırmıştım uzun süredir olmuyordu.
Gün boyunca bizim evdeydik. Kahvaltı yaptık, film izledik, oyun oynadık,sarıldık... en sonunda akşam olmuştu ve biz bahçedeki salıncakta oturuyorduk. Cem' e dönüp utangaç bir şekilde 'Şimdi biiiz sevgili mi oluyoruz' dedim o da güldü ve ' evet' dedi. Beni rahatlatabilmişti.Hem de onca şeyin üstüne. Cem telefonuyla oynamaya başladı benim de gözüm telefonda yazan tarihe kaydı. 28 mayıs. Nasıl yani şimdi iki gün sonra benim doğum günüm müydü. Cem şaşırdığımı görmüş olacak ki bana ' Ne oldu prensesim' dedi. Ah şu prenses lafı ... Benden olsa olsa kötü kalpli cadı olurdu.'Şeyy iki gün sonra benim doğum günüm de ona şaşırdım' dedim O da anladığını belli eder gibi kafasını salladı ve telefonuna geri gömüldü. Odun ! Katıksız odun ya ! İnsan bir tepki verir dimi. Doğum günlerine bayılırdım. Her sene farklı bir şeyler yapardık arkadaşlarımla. AİLEMLE hiç kutlamadım bu güne kadar. Hatırlamadılar bile. Sadece yağız ve abim hatırlardı. Neyse. Artık ben yalnızım ve onları unutmam gerek...Kimsesiz olduğumu anlamam gerek.
OY VERMEYİ VE YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN :) SEVİLİYORSUNUZ