İnsanı sonsuz bir karamsarlığa bürüyen odanın kapısı gıcırtıyla aralanmıştı.
-Al şu yemeğini!
-Benden ne istiyorsunuz?
-Sadece bir ay,bir ay sabret...
-Bu karanlık yerde bir ay yaşamamı beklemiyorsunuzdur umarım!
Karanlığa hakim ol,sessizlikle dost ol ve bir ay sabret...
Adam bu son sözlerinden sonra yavaş adımlarla kapıya doğru ilerledi ve yine o gıcırtıyla kapıyı kapattı.İnsanın içini ürperten anahtar senini duyduğumda kapıyı kilitlediğini anlamıştım.Ağlamaktan gözlerim şişmişti.Bu esrarengiz adam benden ne istiyordu?Bu düşüncelerle boğuşurken oturduğum yerden doğrularak karanlık ve ürpertici odanın içinde gezinmeye başladım.Tam bir adım daha atacakken ayağım bir cisme takıldı.Kör gibi cismi elimle inceliyor,ne olduğunu anlamaya çalışıyordum fakat henüz ne oluğu hakkında bir fikrim yoktu.Eğilerek cismi zar zor iki elimin arasına alarak tekrar duvarın kenarına oturdum.Cebimi kurcaladığımda içinden arkasında küçük bir fener bulunan anahtarlığımı çıkardım.Feneri bulduğum an yüzüme küçük bir gülümseme yayılmıştı.Fenerin düğmesini üste iterek az da olsa ışıklanmasını sağladım.Feneri odanın çevresinde yavaşça gezdirdim.Bomboş bir odaydı.Elimdeki cisme ışığı tuttuğumda bir kutu olduğunu gördüm.İçini usulca açtım,üstündeki tozlar gözle görülebilir durumdaydı.Elimin tersiye tozları sildikten sonra elimi kutunun içindeki cisimlere soktum.Bunlar fotoğraflardı.Elimdeki kutuyu yanıma koyduktan sonra fotoğrafları incelemeye koyuldum,fotoğraflarda tanıdığım kimse yoktu,esrarengiz adam dışında...Son fotoğrafı incelerken kendimi fotoğrafta gördüm.Benim bu fotoğrafta işim neydi?Daha 2-3 yaşındayken çekilmiş bir fotoğrafa benziyordu.Üstümde gayet yeni ve güzel kıyafetler vardı.Yanımdaki adam,evet,evet bu az önce gördüğüm esrarengiz adam kolunu omzuma atmış gülümsüyor,ben de elimi elinin üstüne koymuş masumca sırıtıyordum.Adam fotoğrafta 25 civarı yaşlarda gözüküyordu.Bu adamın benimle ne ilgisi olabilrdi aklıma hiçbir şey gelmiyordu.Teyzem Nesrin,annem ve babamın ben iki yaşındayken öldüğünü söylerdi.Bir gün ona nasıl öldüklerini sorduğumda duraksamış,düşündükten sonra trafik kazansında demişti.O zaman neden duraksadığını hiç anlayamamıştım...Teyzemin söylediğine göre tek akrabam O'ymuş.Diğerleri de ölmüş.Teyzemin kızı Melis beni kıskandığı için sevmiyor ve teyzem de bundan dolayı bana pek önem vermiyor.Melis'in beni kıskanmasını hiçbir zaman anlayamadım doğrusu.Ama duyduğuma göre güzelliğimi kıskanıyormuş.Oysaki diğer insanlar bana tiksinen gözlerle bakıyor.Hep eski kıyafetler giyiyorum,bir mağazada çalışıyorum ve küçük bir gecekonduda yaşıyorum.Hem çalışıp hem okumak zor oluyor doğrusu.Hele de insanların bu hayatı kendim seçmişim gibi beni yargılaması,küçümsemesi ve Ezik Duru olarak görmeleri beni yaralıyor.Elimde fotoğraf düşünürken anahtar sesiyle irkildim.Korkarak hemen fotoğrafı kutuya koyup arkama sakladım ve feneri kapayarak cebime attım.Kapının gıcırtısıyla esrarengiz adamın geldiğini farkettim.
-Karanlık ve sessizlik,çok yakışıyorlar değil mi?
-Benden ne istiyorsun?
-Anlayacaksın.
-Neyi anlayacağım?
-Neden burada olduğunu ve de beni.
-Onu koruyacak bir babası olmayan,saçlarını tarayıp onu öpecek bir annesi olmayan,onu karanlık girdaptan çıkaracak hiç kimsesi olmayan bir genç kızı ezmek senin için zor olmasa gerek.
Bu son sözlerimden sonra adamın yüzünden iki damla yaş aktığını gördüm,beni şaşırtmıştı.
-Neden ağlıyorsun?
Adam bana cevap vermeden yavaş ve yumuşak adımlarla odanın içinde gezinmeye başladı.Kapının önünde bir adama bir işaret yaptı.Arkama dönüp kapıda kim var diye bakacakken adam gözden kaybolmuş olacak ki kimseyi göremedim.Ne yapacak diye adamı izlerken beş dakika sonra kapı aralandı.İçeriye kaslı bir adam girdi,elinde bir koltuk vardı.Diğer bir adamla birlikte koltuğu duvar kenarına yasladılar.Esrarengiz adam mırıldandı:
-Bu iyiliğimi sakın unutma.
-Sen buna iyilik mi diyorsun,beni buraya tıkan sensin!
-Bana bunu da vermediler diyerek buruk ve hüzünlü bir şekilde bakmaya başladı adam.İçinde çok büyük sıkıntılar yaşadığını anlayabiliyordum,galiba kendisi bir olay yaşamıştı ve bunu bana da yaşatmak istiyordu.Ama neden ben?, bunu hala anlamış değildim.Adam gitmek üzereyken seslendim.Yanıma yaklaşarak:
-Ne var?
Sana bir şey göstermem lazım diyerek arkama sakladığım fotoğraf albümünü çıkararak benim ve onun bulunduğunu fotoğrafı elime aldım.
-Senin ve benim aynı fotoğraf karesinde samimi bir şekilde ne işimiz var?
Adam çok sinirlenmişe benziyordu bana bağırarak.
-Nereden buldun bunu!,dedi.
Korkumuştum.
-Odada gezinirken ayağıma çarptı,ne olduğunu merak ettim ve baktım,açıklama yapması gereken biri varsa sensin,sen kimsin?
-Adam fotoğrafları alarak hızlı adımlarla odadan çıktı.Anahtar sesini duyduğumda ağlamaya başladım.Hıçkırıklarımla karışmış ağlama sesim duvarlardan yansıyor,ve kulağımı çınlatıyordu.Bir ayda buradan deli olarak çıkacağıma emindim.Yerde oturmaktan bacaklarım ağrımıştı.Ellerimle yere bastırarak oturduğum yerden doğruldum ve koltuğa ilerledim.Kafamdaki tüm soru ve sorunları bir kenara atıp gözlerimi yumdum.Sessizlik ve karanlığın bir aradaki uyumuyla kendimi uykunun kollarına bıraktım.
-Kalk!,kime diyorum Kalk!!
Bu da neyin nesiydi,esneyerek gözlerimi açtığımda nerede olduğumu anımsayıp derin bir Of! çektim.Karşımda yine o esrarengiz adam duruyordu.
-Ne var,ne istiyorsun,uyumakta mı suç?
Adam konuşmadan elime bir şey tıkıştırarak kapıya yönelerek dışarı çıktı.Kapıyı kilitlemesinin ardından elimi açıp tıkıştırdığı şeyi anlamaya çalıştım.Bir kağıttı.İçini açarak ne yazdığını okumaya başladım.
-Anlaman için,uykuyu kısman lazım.Uykulu gözlerle sürüneceksin,anlamak için.Uyumaya kalkma,odana kamera yerleştirdik.
Bu da neyin nesiydi? Uyumak da mı yasak? Benim süründüğümü görmek O'na ne katkı sağlayabilir di ki?Böyle bir babam olacağına babasız kalmanın daha iyi olacağını düşündüm.Ayakkabı ve çoraplarımı çıkararak çıplak ayak odada gezinmeye başladım,dayanacak halim yoktu.Burada ölmek istesem bile ölemezdim,nasıl ölebilirim,kafamı duvarlara vurarak mı! Karnımın gurultusuyla kendime geldim.Adamın getirdiği yemeği yememiştim.Eğilip ne olduğuna baktğımda bir tabak mercimek ve yanında yoğurt çorbası olduğunu farkettim.Bir dilim ekmekle çorbamı içmeye koyuldum.Mercimeği de yedikten sonra tepsiyi bir kenara bırakarak kapıya yöneldim.Açmaya çabaladım fakat kilitliydi.Ne bekleyebilirdim ki zaten? Deliğe doğru tek gözümü kısarak baktım.İki adam konuşuyorlardı.Fakat ne konuştuklarını algılayamıyordum.Geri dönerek odanın içinde yürümeye başladım,ben buradan nasıl kurtulacaktım?
Kapı yine açılmıştı, içeri esrarengiz adam girdi.
-Lütfen beni rahat bırakın,ben daha çok küçüğüm,dayanamıyorum.
Adam hüzünlü bir şekilde beni inceliyordu.Mavi gözleri benimkilerden daha duygu dolu bakıyordu.
-Yapamam.
-Öldürün beni.
-Asla.
-Neden?
-Çünkü,çünkü...
-Çünküsü nee!adam yine konuşmayı yarım bırakarak gitmek üzereyken koluna yapıştım.Lütfen,lütfen bana bunu yapma,konuşalım.
Adam duraksadıktan sonra kafasını tamam anlamında salladı.Peşinden merdivenlerden inmeye başladım.Beni küçük bir masayla iki sandelyenin bulunduğu duvarları yeşil renkte bir odaya getirdi.İşaret ettiği sandalyeye oturduktan sonra sordu:
-Bir düşün, böyle bi ortamda bir yıl yaşasan ne yapardın?
-Yaşayamazdım,yapamazdım,daha bir gün dayanamadım.
Adam tam konuşacakken kapı aralandı.İçeri gayet bakımlı bir bayan girdi.Yüzünde kızgın bir ifade vardı.Adamın kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra adam da ciddileşti.Kadın beni kolumdan tutarak yine o pis yere götürmeye çalıştı.Ne kadar kendimi itsem de yine o pis yuvaya gelmiştim.Arkamdan kapıyı kilitleyerek uzaklaştı.Dayanacak gücüm kalmamıştı,cebimi kurcalarken tekrar anahtarımı çıkardım,sivri bir kısmı vardı,bileğimi bununla kesersem ölebilirdim.Tam anahtarımı bileğime yaklaştırdığımda ani bir şekilde kapı açıldı.Yine o adam gelmişti.Öfkeli bir ses tonuyla:
-Ne yapıyorsun sen,diye haykırdı.
-Ya beni bırakırsın,ya da öldürürüm kendimi.
-Tamam,tamam sakin ol. Yanıma gel diyerek elimden tuttu ve o odaya götürdü.Kadın ortalıkta yoktu,gitmiş olmalıydı.
-Sana her şeyi açıklayacağım.
-Bekliyorum.
-Evet bekleyeceksin,ama bir ay, der demez elimden anahtarı kaptı ve beni o iğrenç odaya tıktı.Kendimi yere atarak tepinmeye başladım,yorgunluktan dayanacak halim kalmamıştı,gelsin isterse dövsün,umrumda değildi,uyuyacaktım.
Multimedia ''Duru'' Umarım beğenmişsinizdir ^.^