Hikayemiz bundan tam olarak 13 yıl önce başlamıştı...
O zamanlar 5 yaşında küçük bir cimcimeydim. Her şeyden herkesten habersiz masumane bir çocuk..
Babam görevinin 24. Yılını tamamlamış ve emekli bir polis olmuştu. Emekli ikramiyesi sayesinde sobalı evimizden gideceğiz artık diyordu. Ve o gün geldi çattı. İstanbul'da çok daha merkezi, temiz bir semte yerleştik. Taşınma ve nakliye işlerine babamın arkadaşı yardım etmişti. Salih amca pek sever bizi. Hiçbir zaman desteğini esirgemedi sağ olsun. Benim ise tek yaptığım elimden hiç düşürmediğim rahmetli babaannemin yapmış olduğu kahverengi, kocaman gözlü ve küçük kulaklı ayıcığımı taşımak ve hiçbir zaman sonunu göremediğim elma şekerimi emmek olmuştu. Eşyaları taşımadan önce annem evi temizlemişti zaten. Eşyalar gelince de tek iş babamla Salih amcaya kalmıştı. Ben de o sırada apartman girişindeki bahçede ayıcığımla oynuyordum. Bahçede nar ağacı bile vardı.
Evimiz 3+1 di. Eski evimize nazaran çok güzeldi. Büyük bir balkonu yoktu ama mutfakta apartman girişini ve sokağı gören minicik tatlı bir balkonu vardı. Bir ara tuvaletim geldiği için eve çıkmıştım. Gözüm babamı aradı ama göremedim. Anneme sorduğumda Salih amcamla birlikte camiye, cenaze namazı kılmaya gittiğini söyledi.
"Anne cenaze ne demek?"
"Bir daha hiç gelmeyecek insanları uğurlamaktır."
"Neden ki onların evi yok mu? Neden geri gelmesinler? Hem bizim evimiz onlara da yeter."
Çok küçüktüm işte. Ölümü dahi anlayamıyordum.
"Keşke benim küçük prensesim keşke.."
"Anne burada park var mı?"
"Var kuzum. Birazdan gideriz."
Elma şekerimi emmekten sıkılmış ve bir kenara koymuştum. Ayıcığımı kucağıma aldım. Üzerimden hiç çıkarmadığım kalp desenli gri tişörtümü ve siyah şortumu giydim. En eski ayakkabılarımı geçirdim ayağıma. Her zaman parka aynı şeyleri giyerdim. Çünkü park eğlemek, kirlenmek demektir.
Sokağın başına kadar yürüdüğümüzde gözüme hemen sarı salıncaklar ve kırmızı kaydırak çarptı. Annemin elinden kurtulup hızlı adımlarla parka yöneldim.
Duyduğum son ses annemin "Deriin! Dikkat et kızım koşma düşeceksin." demesiydi.
Parka ulaştığımda hemen salıncaklara binmek istedim. Babam bana nasıl tek başıma sallanabile-
ceğimi öğretmişti. Kendimi "salıncak ustası" olarak adlandırıyordum. Ama ne yazık ki çok sıra vardı. Ben de kaydırağa binmeye karar verdim. Ama gözüm hep salıncaktaydı. Bir boşalsa hemen binecektim. Kaydıraktan üçüncü kayışımda salıncağın boşaldığını gördüm. Koşar adımlarla salıncağa gittim. Ama benden önce benim yaşlarımda saçı birbirine karışmış bakımsız gözüken bir çocuk kaptı. Gıcık çocuk. Neden sen bindin ki şimdi ? Burada salıncak ustası duruyor. Sanki tek başına sallanabilecek. Onun babası da öğretmiş midir ona? Ya benden güzel sallanıyorsa?
"Ben binecektim yaaa"
"..."
"Neden konuşmuyorsun"
"..."
Çocuk, sanki ağlamaktan göz yaşı kalmamış gibi yorgun ve mutsuz gözüküyordu. Pantolonunda birden fazla yırtık vardı. Ayakkabılarının önleri delinmişti. Sokak çocuğu falan mıydı acaba. Annesi falan da mı yok? Tek başına mı gelmiş bu parka?Ayıcığımı anneme bırakıp salıncağın oraya geri döndüm.
"Ee ne zaman ineceksin?"
Nasıl olsa sallanamaz birazdan sıkılır diye düşünüyordum.
Ayaklarıyla bir ileri bir geri sallıyordu salıncağını. Üzgün gözüktüğü için bu sefer tatlı dille yaklaştım çocuğa.
"İstersen ben sana öğretebilirim nasıl sallanacağını. Bak şimdi ayaklarınla kendin..."
"Gerek yok ben biliyorum"
Sözümü kesmişti ama konuşmuştu en azından.
"Ama sallanamıyorsun."
"..."
"İnmeyecek misin ben de sallanmak istiyorum."
"Hayır."
"Neden?"
"Sana ne?"
"Bak benim adım Derin. Salıncağa binmek istiyorum ama bir türlü inmiyorsun"
"..."
"Senin adın ne peki?"
"Sana ne?"
"İyi öyleyse ben de sen inene ve adını söyleyene kadar beklerim."
"Söylersem beni rahat bırakacak mısın?"
"Tamam." Onu rahat bırakacağımı sansın bırakmayacaktım. Benim adım da Derinse ben o salıncağa binecektim.
"Aras."
İlk deneyimim. Nasıl bulduğunuzu çok merak ediyorum. İlgi, beğeni ve yorumlarınıza göre yeni bölüm yazacağım. 💕💕💕 Oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin. 💋💋
Aras neden böyle sizce?