Hepinizin bildiği gibi, önceki bölüm silinmişti ve yeniden, fazlasıyla değiştirerek yazdım. Umarım bu bölümü beğenirsiniz. Sizi çok seviyorum; yorum yapan ve yapmayan hayalet okuyucularım :D
@BaharTomlinson: Sana çok çok teşekkür ederim. Beni sürekli yazmaya teşvik ettin. Sana minnettarım. Burada senin için yazmam gerek bir sürü şey var aslında ama beynim durdu. Seni geçekten çok önemsiyorum ve burada yarattığım dünyayı beğenmene çok seviniyorum. Umarım bu bölümü de severek okursun. Seni çok seviyorum <3
Üzerime bornozumu geçirdim ve ıslak saçımı kuruladım. Odamda ağlayarak geçirdiğim vaktimin birazını da banyoda ağlayarak geçirmeye karar vermiştim de... Çok şanssız bir şeydim ben. Hangi kız, hayatında hoşlandığı tüm erkekleri etrafından uzaklaştıran bir abiye sahip olurdu ki? Sorun cevabını hepimiz biliyorduk. Ben!
Banyonun kapısını açtım ve bir adım atıp banyodan, odama geçiş yaptığımda; gözlerim bal rengi gözlerle buluştu. Havlum, elimden kayıp düşerken ağzım beş karış açılmıştı. Zayn'in benim odamda, benim yatağımda ne işi vardı?!
Bana gülümseyerek bakıyordu. Vücudumu baştan aşağı inceledi. Bornoz, dizlerimin üzerinde olduğu için küfrettim. O burada olduğu için daha çok küfrettim.
"N'aber Sebastian?" dedi kendini beğenmiş gülümsemesiyle. Yatağımın üstünde oturuyor ve beni izliyordu. O yüzündeki sırıtışın silinmesi için kafasına bir süs eşyası geçirmek istedim ama ondan önce ona soracak sorularım vardı.
"Buraya nasıl girdin sen?" dedim kaşlarımı kaldırarak. Kafasını yana eğdi ve bana tatlı tatlı baktı. "Kapıdan."
"Abim seni evin içine asla sokmazdı. Ondan habersiz içeri girmenin de imkânı yok. Ne haltlar karıştırıyorsun sen ya? Çek git odamdan. Seni görmek istemiyorum. Def ol!"
"Haltlar falan karıştırmıyorum ben. Sadece iyi maymuncuk kullanan arkadaşlarım var. Abin de salonda kafayı bulmuş uyuyor. Yani sana ulaşmama engel olabilecek kimse yok bu dünyada. Seni rahat bırakmamı sağlayabilecek kimse de yok."
"Ayrıca," dedi ve eliyle bornozumu, ardından da saçlarımı gösterdi. "Islak saçlarla ve bornozla feci şekilde seksi gözüküyorsun. Burada benden başka bir erkek olmadığı için şanslıyız. Sonuç olarak; seni bu hâlde sadece ben görebilirim. Diğer erkeklere bulaşmana hiç gerek yok."
"Sen kaçık piçin tekisin," dedim burnumdan soluyarak. "Sana kaç kere daha söyleyeceğim; benden uzak dur! Senin işine yaramayacağımı biliyorsun. Ben seks yapamıyorum. Öpüşmeyi bile doğru düzgün beceremiyorum be!"
"Asıl güzel olan da o Sebastian. İlklerini benimle yaşayacaksın ve ben de sana hayatında yaşayabileceğin en güzel deneyimi yaşatacağım."
"Seninle yatmak istemiyorum! Ben kimseyle yatmak istemiyorum. 'Doğru insan' diye bir kavram vardır, bilir misin? İşte ben o doğru insanı bekleyeceğim. Sen benimle sadece yatmak istiyorsun. Amacın bu değil mi? Sadece yatalım ve aramızda hiçbir şey olmasın..."
Bana düz düz baktı. Yataktan kalktı ve tam karşımda dikildi. "Seninle yapmak istediğim tek şey bu değil. Neden bu olaya böyle bakıyorsun. Gözümde her şey seks değil benim."
Dudağımı dişledim. Eğer amacı sadece seks değilse neydi? Benden ne istiyordu? Bu şekilde yaşamaktan da sıkılmıştım ben artık. Peşimde sürekli bir Malik geziniyordu ve ihtiyacım olan en son şey; peşimde dolanan sorunlu bir Malik'ti.
"Her şeyini istiyorum. Bedenle alakalı değil bu. Ruhunu, bilinmeyen her duygunu, herkesten sakladığın sırlarını... Her şeyini istiyorum."
Ona hareket çektim. Buna karşılık ise sadece kahkaha attı. Gülmeyi kestiğinde gözlerimin içine baktı. Bal rengi gözlerinde, eğlendiğini belirten parıltılar vardı. "Sert kadınlara bayılıyorum. Özellikle de sana."
Ve olan o an oldu. Sabır sınırlarımı zorlamıştı ve ben de dayanamayıp yüzüne –tekrardan– yumruğu geçirdim. Bir adım geriye sendeledi. Başı hafifçe sağ tarafa dönmüştü ve ağzı şaşkınlıkla aralanmıştı.
"Hâlâ sert kadınları seviyor musun?" dedim öfkeyle. Kendini toparlayıp tekrar bana baktı. Bu sefer gözleri öfkeyle parlıyordu. Hafifçe tırstığımı itiraf edebilirdim. Sonuçta o bir erkekti ve ben ne kadar güçlü olsam da, erkeklerin kadınlarda güçlü olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış bir şeydi. Ayrıca üzerimde sadece bornozum vardı ve iyi bir pozisyonda olduğumuzu düşünmüyordum. İstese bana her haltı yapabilecek güçteydi.
"Bana az önce yumruk attın," dedi inanamıyormuşçasına. En sert ifademe büründüm. "İstersen bir tane daha atabilirim. Hani sert kızları seviyorsun ya..."
Beni belimden yakaladığı gibi havaya kaldırdı ve birkaç saniye yürüyüp beni yatağıma attı. Yatakta sırt üstü yatıyordum ve Zayn de bana tepeden bakıyordu. Hemen buradan kalkmam gerekiyordu.
Kalkmak için bir hamlede bulunduğumda, ellerini omuzlarıma yerleştirip beni tekrar yatağa itti. Ardından dizi ve elleri yardımıyla yatakta emekleyerek üzerime çıktı. Her zamanki gibi bildiğini okuyarak, beni bu pozisyonlara sokmayı başarıyordu.
"İstesem şu an, burada bekâretini alabilirim Sebastian," dedi yumuşak bir tonda. Burnuma onun o mükemmel kokusu doldu. Okyanus ve çimenin ferahlatıcı kokusu ona, o kadar yakışıyordu ki... Bu kokuyla beni sarhoş etmesine izin veremezdim.
"Ne saçmalıyorsun be? Hem in üzerimden. Bana hiçbir şey yapamazsın," dedim öfkeyle. Aslında belki de yapabilirdi. Umarım denemeye kalkışmazdı.
Sağ elini kaldırıp çıplak bacağıma yerleştirdi ve yavaşça okşadı. "Sana istediğim şeyi yapabileceğimi gayet iyi biliyorsun. Yüzünden anlıyorum, Sebastian. Yalan söylüyorsun..."
Ellerimi göğsüne yerleştirdim ve onu itmeye çalıştım. Tabii ki de beceremedim. "O elini çekiyorsun hemen bacağımdan. Elini alıp bir yerlerine sokmamı istemiyorsan çek çabuk!"
Beni umursamayarak elini biraz daha yukarı kaydırdı. Parmakları, havlunun ucuna değdiğinde dudağımı dişledim.
"Çok güzelsin," dedi tane tane. Gözleri gözlerime odaklanmış, tepkimi ölçmek istercesine beni seyrediyordu. "İnsanlardan güzelliğini gizliyorsun. O kadar büyüleyicisin ki... Gözlerin, burnun, dudakların..."
Yüzünü yüzüme biraz daha yaklaştırdı. Ardından dolgun dudakları, dudaklarımın üstüne kapandı. Ne yapacağımı bilemez bir şekilde, tepkisiz kaldım.
Elleri, yavaşça bornozun içine girdi. İçimde iç çamaşırlarım bile yoktu ki! Bana yapacağı şeye zemin hazırlamış oluyordum.
Alt dudağımı kavradığında, istemsiz bir şekilde gözlerim kapandı. Dudağımı yavaşça dişlediğinde, vücudum gerildi ve bedenimi bedenine bastırdım. Bu, kesinlikle bilinçli yaptığım bir şey değildi!
Dudaklarını dudaklarımın üstünden kulağımın kenarına doğru kaydı. "Senin istediğin benim. Sana istediğini verecek olan kişi benim..."
"Ben seni falan istemiyorum," dedim kendimin bile zor duyabileceği bir şekilde. Gözlerim hâlâ kapalıydı ve açmak gibi bir niyetim de yoktu.
"Sebastian," dedi kulağıma doğru... Dudakları, konuşurken kulağıma sürtmüştü ve bu da benim, kesik bir nefes almama yol açtı. Altında bayağı bildiğiniz kıvranıyordum. Üzerimde yarattığı etkiden nefret ediyordum. Onu istemek falan istemiyordum! Ama bunu kabul edemesem bile, derinlerimde bir yerlerde, onu istediğim gerçeği gün yüzüne çıkıyordu.
Beni belimden yakaladığı gibi üstüne çıkardı. Bu sefer o altımda, ben onun üstündeydim. Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım.
Bacaklarım bacaklarının arasındaydı. Elleri, belimi kavrıyordu. Saçlarımdan damlayan su damlacıkları, yüzüne düşüyordu.
"Öp beni Sebastian," dedi sakince. "Bir kez olsun isteğimi yerine getir ve öp beni. Yoksa seni zorla ben öperim."
Lanet olsun ki, onu öpmek istiyordum! Beni zorla öpmesini istemiyordum. Bir kez olsun, onu kendiliğimden öpmek istedim. Eğildim ve dudaklarımı dudaklarına bastırdım. Bunu yapmamla, altımdaki vücudu kasıldı ve belimdeki eli kalçalarıma indi.
Bir kez de ben onu kıvrandırmak istiyordum. Beynimi saran bu düşünceyle hareket ederek, dudaklarımı dudaklarından çekerek boynuna gömdüm. Sonra fark ettim ki; okyanus ve çimen kokusunun en çok geldiği nokta boynuydu. Burası o kadar güzel kokuyordu ki...
Dudaklarımı, boynunda belli belirsiz bir yere bastırdım. Kalçalarımdaki eli sıkılaştı. Dişlerimi boynuna geçirdiğimde boğuk bir şekilde inledi. Ardından elimi tişörtünün içine soktum Elimin altındaki karın kaslarını hissettiğimde, ani bir şok geçirdim. Kasları sahiden de vardı ve Tanrım! O kadar harikalardı ki...
Dişlerimin arasındaki etini serbest bıraktım ve ısırdığım yere bir öpücük kondurdum. Ardından çenesini öptüm. Zayn'den başka bir inleme daha yükseldi ve ani bir hareketle beni altına aldı. Üzerimde hafifçe doğrulup üstündeki tişörtü seri bir hareketle çıkarttı. Kasları ve dövmeleri görüş alanıma girince, sesli bir şekilde yutkundum.
Tişörtü yere atıp şehvetle parlayan gözleriyle bana döndü. "O bornozu üzerinden çıkarmak için yanıp tutuşuyorum, Sebastian. Keşke benim olmanı sağlayabilsem."
Eğilip beni sertçe öptü. Geri çekilip alnını alnıma dayadı. "Benimle," dedi ve beni yine öptü. "Yemeğe," dedi ve tekrardan öptü. "Çık," dedi ve son bir kez daha öptü. Beynim kelimeleri birleştirdiğinde, şoke olmuş bir şekilde ona baktım. Zayn Malik az önce bana çıkma mı teklif etmişti?!
ZAYN
Bana şaşkın bir şekilde bakarken, bir kedi yavrusundan farkı yoktu. İlk önce beni yumruklamış, ardından boynumu dişlemişti. Sırada ise bu vardı: Şaşkınlık. Aslında ben de çok şaşkındım. Normalde birine çıkma teklifi etmişliğim hiç olmamıştı. Aslında kadınlara yaptığım teklifler hep arsız teklifler olmuştu. Bilirsiniz; beni ve karşı tarafı mutlu edecek türden teklifler.
Sebastian'a çıkma teklif etmiştim. Benim onunla amacımın sadece yatmak olmadığını anlamalıydı. Aslında onunla yatmak dışında ne gibi bir amacım olduğunu ben de bilmiyordum ama onunla sevgili olmalıydım. Sebastian sadece bana ait olmalıydı. Bunu farklı şekillerde yapamıyorsam, onunla sevgili olarak yapacaktım. Ona, hem piç hem de şehvet dolu bir adam sunuyordum. Sebastian'a kendimi sunuyordum.
Ve işlerin bok olduğu nokta: Ben Zayn Malik; bir kadına karşı ilk defa bu kadar çaresiz kalıyor ve onun üstünlüklerini kabul edip kendime sevgili yapmak istiyordum. Ortada kabullenmem gereken bir gerçek vardı. Sebastian'ın benden başkasıyla olmasına dayanamazdım. Onu birinin öpmesine, ona birinin dokunmasına, onunla birinin sevişmesine dayanamazdım. Sebastian, benim sevgilim olmalıydı ve herkes onun benimle olduğunu bilmeliydi. Siktiğim tüm dünya erkekleri de sahip olduğum kadın yüzünden beni hayranlıkla izlemeliydi. Siktiğim dünyasındaki herkes, Sebastian yüzünden beni kıskanmalıydı. Çünkü ben dünyadaki en şanslı piç olacaktım. Sebastian benim olacaktı.
"Evet?" dedim burnuna bir öpücük kondurarak. Beklentiyle yüzüne bakıyordum. Uzun bir müddet cevap vermeyince kaşlarım çatıldı. "Sebastian?"
"Ben..." dedi garip bir tınıyla. Ona beklentiyle bakmaya devam ettim. Şu lanet olasıca cevabı hemen vermeliydi. Seb tam konuşacakken çok lanet bir şey oldu. Odanın kapısı tıklandı. Ardından Thomas'ın lanet sesi duyuldu. "Uyuyor musun Seb?"
Siktiğim Thomas'ı hep böyle zamanlarda gelmek zorunda mıydı? Bizi hep böyle durumlardayken yakalamaya programlanmıştı sanki şerefsiz. Thomas'ı da, bu lanet bölünmeleri de... Hepsini tek tek sikecektim!