Titreyen elindeki kağıda hakim olmaya çalışırken, mavi gözlerindeki acı tüm odayı sarmıştı. ''Biliyordun.'' dedi hayal kırıklığıyla sarmalanmış bir sesle. ''Biliyordun ve bunca zaman bir yalanın peşinde koşmama izin verdin Hazan!''
Gözleri çoktan buğulanmaya başlamış, elinde DNA testini tutan adam karşısında ne yapacağını bilemeyen kadın dudaklarından birkaç anlamlı cümlenin dökülmesi için çabaladı. ''Yağız- bak ben...''
''Ne sen? Ne!'' Bunca zaman Yağız'ın sesi karşısındaki kadına bir an bile olsun bu kadar yükselmemişti. ''Ben sana ne yaptım ya Hazan? Söyler misin? Nasıl benden böyle bir şeyi saklayabildin?''
''Ben seni korumaya çalışıyordum.'' dedi titrek bir sesle Hazan. Şimdi mavi gözlerinde hiçbir yere ait olmamanın, hayatını büyük bir yalan üzerine kurmuş olmanın getirdiği boşluk hakimdi Yağız'ın. Nefesini kesiyorlarmış gibi hissediyor, tam da yüreğine oturmuş acıyı bir türlü yok edemiyordu. Hazım Egemen babası değildi. O bir Egemen değildi. Ve sevdiği kadın gözünün içine baka baka bunu aylardır ondan saklıyordu.
Hazan Yağız'ın gözlerini yakalamaya çabaladı çaresiz bir halde. ''Yağız yemin ederim, seni korumak istedim.''
Yağız karşısındaki kadının çaresizliğini görse de bu kez yapamadı. Affedemedi. Her şeye rağmen sevmeye devam ettiği kadının ihanetini görmezden gelemedi.
Yağız arkasını dönüp cama doğru yönelince Hazan panikle aralarındaki mesafeyi kapattı. Onun acısını ne ara bu kadar yüreğinde duyumsar olmuştu? Adamın hayal kırıklığıyla parlayan mavi gözleri ne diye bu kadar yüreğini yakıyordu?
Yağız'ın koluna uzandı. ''Zarar görme istedim.'' Yağız iradesinin her bir parçasını kullanarak kolunu Hazan'ın parmaklarından uzaklaştırdı. ''Sence şimdi zarar görmedim mi Hazan?'' Sesindeki tını, Hazan'ın ondan duymaya alışık olmadığı soğukluktaydı. Hazan'ın içi buz kesti.
''En başından bilmiyordum.'' Derken adamın onu dinlememesinden deli gibi korkmaya başlamıştı. ''Kerime ablanın neyin peşinde olduğunu bilmiyordum. Bak Yağız gerçekten fotoğrafları bulduktan sonra-''
''Sinan için araştırmaya başladın değil mi?'' Yağız artık kabullendiği cam kırıkları boğazını parçalarken hafifçe yutkunmayı denedi.
Hazan gözünden yuvarlanan bir damla yaşa ve içini adım adım saran korkuya anlam veremedi. Yağız'ın sorusunun niye ikisini de bu denli zorladığına anlam veremedi.
''Senin olduğunu öğrenince-''
''Hazan-'' dedi Yağız sesindeki pürüzü gidermeyi başaramamışken. ''Sevgilin üvey olmadığı için sevinmedin mi?''
Hazan Yağız'ın cümlesiyle olduğu yere çakıldı. Titreyen ellerini saçlarının arasından geçirdi. Kesik bir nefes aldı. ''Nasıl sevinebilirdim?''
Adamın yüzündeki gülümseme mutlu olmaktan öylesine uzaktı ki, gecenin karanlığında bile iğreti duruyordu üzerinde. ''Artık bırak da yalnızlığımı yaşayayım.'' Yağız'ın sesindeki kabullenmişlik ve çaresizlik Hazan'ın gözlerini yaktı. Yine hiç kimseden bir şey beklemiyordu çünkü o yalnız olandı.
''Hayır.'' dedi Hazan itiraz etmesi bir işe yarayacakmış gibi. ''Hayır, seni bu halde yalnız bırakmam.''
Gözleri Hazan'a yönelirken, ay ışığının suratını aydınlattığı kadına son kez gibi baktı. ''Ben zaten yalnızım Hazan.''
Hazan adamın cümlelerini duymuyormuş gibi devam etti. ''Sen beni hiç yalnız bıraktın mı? Hiç sırtını döndün mü bana? Ne zaman ihtiyacım olsa sen ordaydın Yağız, şimdi ben de-'' Hazan'ın cümlesi kesildi. Bir şeyler beynine hücum etmeye başlarken, tutulduğu yoğun duygu selini başından savmayı denedi. Neden şimdi Yağız'ın hep onun yanı başında karşılık beklemeksizin ona destek olduğunu hatırlıyordu. Neden Sinan'ın bile olmadığı anlarda Yağız vardı?
Yağız sanki Hazan'ın bir şeylere anlam vermeye başladığını anlamış gibi yorgun gözlerini ondan uzaklaştırdı. Artık bir ailesi, bir soyadı bile yoktu. O hiç kimse değildi, hiç kimse olamamıştı.
Koltuğa devrilir gibi yığılırken ''Gerçeği bilmek benim de hakkım değil miydi?'' diye mırıldandı. Bunca zaman fark etmeseler de adeta yansıması olan kadının da ayakları yerden kesildi. Dizlerinin üzerine yığılıverdi. Yağız'ı böyle görmeye dayanamıyordu.
''Hayatım boyunca onlar için mücadele ettiğim ailemin yalan olduğunu öğrenmeye hakkım yok muydu?''
Yağız'ın kızgınlığı, nefreti, hayal kırıklığı toplanıp yerini saf acıya bırakmış gibiydi. Hazan inkar etmek istedi. ''Yağız onlar yalan değiller ki.'' Kadının ağlamaklı sesi öylesine şefkat doluydu ki, Yağız az önce ona bağırdığı için hafif bir pişmanlığı çok kısa bir süre yüreğinde duyumsadı. ''Onlar senin hala ailen, bunu kimse değiştiremeyecek.''
Yağız'ın dudakları yamuk bir gülüşle kıvrıldı. ''Öyle mi?'' dedi dalga geçer gibi. ''Mezarında günlerce ağladığım annem aslında annem değil. Hatta muhtemelen beni hiç sevmemiş, istememiş bir kadın.'' Hafifçe Hazan'a bakarak devam etti. ''Beni 12 yaşındayken Amerika'ya göndermesine rağmen kahramanım olan babam, babam değil. '' Gözleri bir kez daha kuvvetli bir acıyla kapandı, sesi kısıldı. ''Uğruna sevdiğim kadından usulca vazgeçtiğim kardeşim, kardeşim değil.''
Yağız ağzından çıkan cümleleri geri almak istese de artık çok geçti. Kontrolünü kaybetmişti. Her zaman kontrollü ve mantıklı olan Yağız Egemen (artık Egemen olmasa bile) direksiyonu bırakmıştı. Şarampole yuvarlandığını biliyordu, öyleyse artık kimsenin arkasını toplayamayacaktı.
''Ne?'' dedi Hazan duyduğu şeyi teyit etmek ister gibi. Gözleri şokla açılmış, Yağız'ın yüzündeki en ufak kıpırtıyı yakalamak ister gibi suratında dolanıyordu. Elleri buz kesmiş, kalbi neden olduğuna anlam veremediği bir şekilde deli gibi çarpıyordu.
Yağız'ın kirpikleri titreyerek açıldı. Dizlerinin önünde oturan sevdiği kadına çevirdi yangın yerine dönmüş mavilerini. ''Önemi yok Hazan.'' dedi kabullenmiş bir sesle. ''Artık hiçbir şeyin önemi yok.''
Karşısında yere mıhlanmış bir Hazan bırakarak koltuktan öylece kalktı. Hazan ayağa kalkıp kolunu kavramak istese de, oturduğu yerden bir santim bile hareket edemedi. Sanki tüm kaslarındaki hareket kabiliyeti ondan alınmış gibiydi. Yağız'ın çektiği kapının sesini duyumsarken, bir anlık gözünde Sinan'ın silueti belirdi.
3 ay sonra
Hazan aylardır onun kabusu haline gelmiş yataktan, yine günün ilk ışıkları bile belirmeye başlamamışken kalktı. Delirecek gibiydi. Yağız gideli üç ay olmuş, o gece kapıyı çekip çıktığından beri ondan tek bir haber alamamıştı. Onu öylece, salonun ortasında bırakıp gitmişti. ''Hah.'' dedi içinden. ''Hala seni bırakıp gittiğini düşünecek kadar bencilsin.''
Ne ara alışkanlık olduğunu anlamasa da, tırnakları yine avuç içlerine geçmişti. İnce bir kanın avucundan süzüldüğünü fark ettiğinde çekebildi ancak tırnaklarını saplandıkları yerden. Gözleri yan daireyle ortak olan duvara sabitlenmişti. İçindeki anlam veremediği boşluk günden güne büyüyordu. Yağız ne ara onun için böylesine önemli olmuştu ki?
Tekrar Sinan'ı hatırlamanın getirdiği anlamsız suçluluk hissiyle dudaklarını ısırdı genç kadın. Niye Yağız'ı her düşündüğünde, Sinan'la bitiyordu bu düşünceler?
Kafasındaki sorulara aylardır cevap bulamıyordu. Yağız'a açtığı telefonlara cevap bulamadığı gibi. Sonunda dayanamadı. Saatin gecenin dördü olmasına aldırmadan telefonuna uzandı. Ece'nin ismini buldu.
Birkaç çalış açılmadı telefon. Gecenin bu saatinde normal, diye düşündü Hazan. Ece'nin uykulu sesi ahizenin diğer tarafında duyuldu sonra. ''Abla, iyi misin?''
''İyiyim.'' dedi Hazan. Ece şimdi daha da paniklemiş gibiydi. ''Abla?''
Hazan nerden geldiğini anlamadığı bir hıçkırık tufanına tutulurken, Ece'nin ayaklandığını duyar gibiydi. ''Evde misin, geliyorum hemen?''
''Evdeyim.'' diyebildi yalnızca Hazan. Yağız'a ihtiyacı vardı, onun yokluğuna alışık değildi. Yağız'ın varlığına ihtiyacı vardı.
Yatağın ortasında dağınık saçları ve avucundan sızan ince kanla öylece oturan kadın, hıçkırıklarını dindirmeyi başardıktan yalnızca birkaç dakika sonra kapı çaldı. Ece bu kadar çabuk gelmiş olamazdı değil mi?
Kapıyı adımladı çabucak, Sinan'ı buldu karşısında. Sinan da en az onun kadar dağılmış görünüyordu. İlişkilerine son aylarda olan şeyi Hazan bilmiyorduysa da, Sinan artık emindi.
Teklif beklemeden içeriye girdi. Hazan'ın dudaklarına yöneldiyse de kadın hafif bir irkilmeyle kendini geri çekti. Yapamıyordu işte. Neden olduğunu bilmese de, o günden beri; hatta daha öncesinden Sinan'la barışmalarından, lansmandan, Ece'nin onunla konuşmasından beri adama aynı şekilde yaklaşamıyordu. Ama Yağız'ın hepsini bırakıp gittiği geceden beri, Sinan'ı görmek ona acı veriyordu. Yağız'ın aylarca onları gördüğünde çektiği acı sanki sisten bir hayaletmiş gibi odaya doluyor, Hazan'ın boğazını sıkıyordu. Nasıl bunlarca ay görmezden geldiğine, Yağız'ın her bakışını yok saydığına kızıyor, onun Sinan ve kendi mutluluğu için feda ettiği şeylerin büyüklüğü altında eziliyordu.
Sinan sarhoş değilse bile, içtiği belliydi. ''Ne kadar inkar edeceksin?'' dedi aksi bir sesle. ''Daha ne kadar ikimizi de kandıracaksın Hazan?''
''Sen- sen neden bahsediyorsun?'' Hazan'ın kekelemesi Sinan'a olan korkusundan değil, her şeyin defalarca yerle bir olmasına tekrar yol açacak olmaktandı.
''Anlamadığımı mı düşünüyorsun sahiden?'' Sinan'ın kızgınlıkla parlayan gözlerine bakmamayı denedi.
''Abim gittiği günden beri bana bir kere bile seni seviyorum demedin Hazan, bir kere bile bana dokunmadın. Siz beni aldat-''
Hazan'ın tokadı Sinan'ın başını yana savurdu. Artık sesi titriyordu. ''Ne diyorsun sen! Nasıl böyle bir şey söylemeye cüret edebilirsin?''
''Yalan mı?'' Sinan iyiden iyiye çileden çıkmış, sesi git gide yükseliyordu. ''Yalan de hadi, Yağız umrumda değil de!''
''Yağız umrumda!'' dedi Hazan sesini artık o da kontrol edemezken.''Ama aldatmak?'' dedi vahşetle. ''Sen Yağız'ın senin için benden vazgeçtiğini göremeyecek kadar aptal mısın? Bunca zaman kenara çekilip bizim mutluluğumuzu izlerken aslında o-''
Sinan'ın ağzından bir kahkaha döküldü. ''Gerçekten bana, abimin sana karşı olan aşkının büyüklüğünü mü anlatacaksın?'' Gözlerindeki nefret, karanlık odada bile kendini öylesine belli ediyordu ki, Hazan elini taşın altına çok önceden sokması gerektiğini büyük bir pişmanlıkla fark etti. ''Ona kardeşinin sevgilisine aşık olduğu ve aralarına girmediği için madalya takmamı da ister misin Hazan?''
Hazan'ın gözleri yorgunluk ve kırgınlıkla kapandı. Ne yapacağını bilmiyordu. Tüm bunlardan nasıl başa çıkacağını, Yağız'ı nasıl koruyacağını, onu arkadaş olarak görürken Yağız'ın ona aşık olmasına neden kızmadığını bilmiyordu. Sinan belki de ilk kez kadının içinden geçenleri gördü. ''Sen Hazan, ona karşı bir şey hissetmiyor olsan, nasıl bana bir şeyler hissedebilirsin diye ortalığı ayağa kaldırırdın. Hadi bunun da yalan olduğunu söyle bana.''
Sinan gözlerini karşısında ufacık görünen kadına dikmişti. ''Seni hiç tanımayan, sorumsuz, bencil ve şımarık Sinan bu kez yanılmıyor değil mi?''
Hazan'ın yanaklarına ve boynuna değen saçları sanki kor bir ateş gibi canını yakıyordu. Sinan'ın acısını hissetse de, Sinan'da baskın duygunun kızgınlık olduğunu biliyordu. Kendisi ise Hazan'dan geriye hangi duygunun kaldığını bile bilmiyordu artık.
Susmaya niyetli olmayan, saçları yüzünün dört bir yanına dağılmış adam devam etti. ''Üç aydır senin bir karar vermeni, içindeki hesaplaşmanın bitmesini bekliyorum ben. Sen her şey normalmiş gibi davranırken aslında bana kararsızlıkla diktiğin gözlerini fark etmedim mi sanıyorsun? Madem sevmiyordun neden bitirmedin Hazan? Yalnız kalmaktan mı korktun, peşinde dolanacak bir Sinan olmamasını mı kaldıramadın?''
Şokla gözleri büyüyen kadın da sinirlerinin yükseldiğini hissediyordu. Nasıl bu kadar ben merkezli olabilirdi. Hazan aylardır dudaklarının ucuna kadar gelen her şeyi yutmuş, Sinan'ın şimdiye kadar yaptığı her hatayla yüzleşmesine, ona olan ''aşkının'' sönüp gitmesini izlemesine rağmen onu kırıp dökmemek için susmuştu. Ona haksızlık mıydı? Belki evet ama bunu yaparken zerre kendisini düşünmediğinden emindi.
Hazan'ın sesi artık geri dönüş olmadığını açık edecek kadar soğuktu. ''Sen mi benim peşimde dolandın Sinan? Otel odasında gururunu iki paralık ettiğin, sonra bir iddia uğruna sevgilin yaptığın, en zor zamanlarda sırtını döndüğün kızın mı peşinde dolandın?''
Hazan'ın sesi şimdi pişmanlık ve sinirden titriyordu. ''Asıl ben her zamanki gibi seni düşündüm! Seni yarı yolda bırakmamak için-''
''Bırak Allah aşkına! Senin beni düşündüğün falan yok!''
Hazan hayal kırıklığıyla gözlerini bir zamanlar deli gibi aşık olduğunu düşündüğü, ilk kez elini tuttuğu, ilk kez öptüğü adama dikti. ''Yazık.'' dedi fısıltıyla. Duruşunu dikleştirmeye, gözlerindeki yaşları savuşturmaya çalıştığını Sinan da gördü. Kısa bir pişmanlık yaşasa da, iplerinin koptuğunun o bile farkındaydı. ''Üzerine sinen kadın parfümünü fark etmemişim, benim kararsızlıkla kavrulduğum üç ayda kaç gece Nil'in yanında uyandığını bilmezmişim gibi, benim seni aldattığımı söyleyebilecek veya benim emeklerimi sorgulayabilecek kadar yüzsüzsün Sinan.''
Sinan Hazan'dan duyduğu cümlenin etkisiyle kafasını kaldırdı. Üzerinde sinen parfüm kokusu etkisini arttırmış gibi burnundan içeri süzüldü. Bu birkaç ayda birkaç kere geceyi başka kadınlarla geçirdiği doğru olsa da, kabullenemiyordu işte. Yanlış olan abisi ve Hazan'dı. Duygudan uzak geçen birkaç gece değil. Üste çıkmak için tekrar ağzını açtıysa da, aralık kapıdan içeri panikle süzülen Ece havada asılı kalan cümleleri dağıttı.
''Sinan?'' derken kaşları çatılıydı. Ablasının ayakta zor duruyor gibi görünen haline göz gezdirdi. ''Ne işin var senin burada?''
''Sevgilimin evi değil mi?'' dedi Sinan pişkin bir sırıtışla. Hazan'ın çıldırmasına sebep olan cümle de bu oldu. Bunca şeyden, kurulan bunca cümleden sonra hiçbir şey olmamış gibi davranabilmesi genç kadının tüm kontrol mekanizmasını kaybetmesine yol açtı.
''Değil! Değil artık! Bitti hepsi, bitti. Defol git Sinan!''
Sinan'ın üzerine atlayacakmış gibi duran ablasını şaşkınlığını attıktan yalnızca birkaç saniye sonra panikle kucakladı Ece. ''Abla...''
Sinan Hazan'ın eline geçen eşyaları duvarlara savurup, çıldırmış gibi bağırmasından olsa gerek bir süre kımıldayamadı. Sonra da aylardır beklediği buymuş gibi hafifçe kafasını eğerek kapıya yöneldi. Hazan onun gözlerinde çok kısa bir an üzüntü gördüğünü sandıysa da, gerçekten çok kısa bir andı. ''Artık Yağız'la aranızda bir engel yok.'' dedi Sinan kapıdan çıkmadan hemen önce.
Ece yeri çökmüş hıçkıran ablası ve kapı arasında şaşkın bakışlarını pay etmişken ne olduğunun pek ala farkındaydı, çok uzun zamandır olduğu gibi. Etrafında dönen oyunları anlamak konusunda pek iyi olmasa da Ece aşktan anlardı, saf değildi. Bir de Yağız'ı biliyor olmasının etkisi vardı tabi. Onun ablasına bakışlarını görmüş, onun aşkına adım adım şahit olmuştu. Hatta 3 aydır da oluyordu.
Kollarında hıçkıran kızın soluklarının biraz düzene girmesiyle ''Hadi'' dedi şefkatle. ''Gel oturalım ablacım. '' Hazan karşısındaki minik kız kardeşinin, onun çok uzun zamandır bu konuşmayı yapmasını beklediğini bilmiyordu. Hatta Hazan ne konuşacağını bile bilmiyordu.
Ece kolları arasında sarsılan kadına biraz daha zaman tanıdı usulca saçlarını okşarken. Sonunda yeterli olmuş olacağını düşünmüş olacak ki ''Abla?'' dedi sakin bir ifadeyle. ''Anlatmak istiyor musun?''
Hazan'ın başı Ece'nin kucağından kalktı. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Hazan'ın son üç ayda ne kadar zayıfladığını yeni fark etmişti Ece, o bile Yağız'ın gidişinin ablasını bu denli etkileyeceğini tahmin edemezdi.
''Ne anlatacağımı bilmiyorum ki.'' Hazan gözünün önünden bir türlü gitmeyen Yağız'ın mavilerinin bin bir türlü halini bir kez daha kovalamaya çalıştı. ''Ece ben Yağız'ı çok özledim.''
Ece bu itirafı bekliyormuş gibi kollarını karşısındaki kadına sardı. ''Biliyorum.'' dedi çok olgunmuş gibi gelen bir sesle. ''Biliyorum abla.''
''Ben ona ne ara bu kadar bağlandım bilmiyorum ama Ece üç aydır-'' Ablasının titreyen sesini kesip, süreci hızlandırmaya karar verdi genç kadın.
''Abla..'' Hazan hafifçe kafasını küçük kız kardeşine çevirdi. ''Sana aylar önce Sinan'a duyduğun şeyin yalnızca bir hayranlık olduğunu, aslında zihninde yarattığın adama aşık olduğunu söylemiştim.'' Hazan kafasını sallamakla yetindi. ''Ben o zaman senin Yağız'a aşık olabileceğini fark etmemiştim.''
Ece'nin ağzından çıkan cümleyle donup kalan Hazan panikleyerek inkar etme çabasına girdiyse de, bir kez daha karşısındaki kadın tarafından susturuldu. ''Bana inkar etmen neyi değiştirecek ki? Kendine yeterince uzun süredir inkar etmiyor musun abla? Diyelim ki aşık değilsin, öyleyse çok seviyorsun. Doğru değil mi?''
Hazan tekrar dolmaya başlamış gözlerini kız kardeşinden uzaklaştırdı. Yağız'a aşık olduğunu düşünmekten korkuyordu. Yağız'ın onu sevmeyi bırakmış olmasından korktuğu kadar değil belki ama korkuyordu işte.
''Ece...'' derken gözleri ondan çok uzaktaydı. ''Yağız gitti.'' Bu cümle kadının ağzında öylesine acı bir tat bıraktı ki, gerçeklere bir adım daha yaklaştırdı onu.
''Bana kırgın gitti, bana kızgın gitti. Ve...'' Titreyen elleriyle saçlarını kulaklarının arkasına almayı denedi genç kadın. ''Ben onun önünde kardeşini sevdim. Onun önünde kardeşini öptüm.''
Ece Hazan'ın gözlerindeki şeyin adını çok iyi bilse de dillendirmedi. Şefkatle ablasının yanağında doladı elleri. ''Önemi yok abla.'' Kadını rahatlatmak için kurduğu cümle, Hazan'ın yüz kaslarının daha da kasılmasına sebep oldu.
''O da hisleri için böyle söylemişti.'' Dolu gözlerini kaldırdı. ''Giderken.''
Ece içini çekti. Söylemesi gerektiğini biliyordu. Yağız'la konuştuğunu bilmesi gerekiyordu. Ablasından böyle bir şeyi, üstelik o bu haldeyken saklayamazdı ama Yağız'ın dağılışına öylesine tanık olmuştu ki, önce ablasının hislerinin gerçek olduğunu anlamasını istiyordu. ''Bul onu.'' dedi Ece gayet basit bir şeyi ortaya atar gibi. ''Üç aydır iyi olmadığı bilmiyor muyum abla? Hem artık...'' cümleyi tamamlama konusunda bir anlık tereddüt edip dudaklarını ısırsa da tamamladı. ''Sinan yok.''
Kahverengi gözler karşısındaki kızı buldu. Bu kadar kolay olmadığını bilmiyor muydu? Ağzından hiç planlamadığı bir cümle dökülüverdi. ''Ya artık beni sevmiyorsa?''
Ece istediğini elde ettiği için hafifçe gülümsedi. Bunca şeyin arasında bile ablasının aklına hücum eden ilk düşünce Yağız'ın ona karşı olan hislerinin sürüp sürmediği ise, Ece artık emindi. ''Abla, Yağız seni başkasını severken sevmeyi sürdürdü. Üç ayda bitip gider mi sanıyorsun?''
Hazan'ın gözlerinde parlayan umudu bir anda ikisi de görür gibi oldu. ''Bitmez mi?''
Ece usulca kafasını salladı. ''Bitmez. ''
Hazan toparlanmak ister gibi gözyaşlarını sildi. Adım atmak için erken olduğunu, Sinan ilişkisini daha yeni bitirdiğini biliyordu. Yağız'ın onu hemen affetmeyeceğini, onunla bir şeye başlamayacağını da biliyordu. Ama onu birkaç saniye olsun görebilmek için her şeyi yapabileceğini hissediyordu genç kadın. Bir saniye için her şeyini verirdi. ''Onu nasıl bulacağım?'' Midesindeki kıpırtılar yalnızca Yağız'ı tekrar göreceğini düşündüğünde belirivermişti.
''Yağız'ın nerde olduğunu biliyorum.'' Hazan şaşkınlıkla ondan gözlerini kaçırmış Ece'ye baktı. ''Nasıl?''
''O gece çok dağılmıştı abla. Senden ayrılınca hesap sormak için Hazım'a geldi. Biraz da içmişti, sonra da bahçede oturdu işte. Anlattı bana uzun uzun.'' Ece hafif bir suçlulukla ablasından gözlerini kaçırdı. Üç aydır Hazan'ın onu yüzlerce kere aradığını bilmesine rağmen tek bir şey söylememişti. ''Amerika'ya gittikten sonra da konuştuk biz.''
Hazan yaşadığı şok dalgasını üzerinden atmaya çalışırken, Ece'den bir adım uzaklaştı. ''Abla...'' dedi Ece panikle ''Bak ben-''
''Biliyorum.'' Hazan'ın sesi sakindi. ''Birinin Yağız'ı düşünmesi gerekiyordu Ece. Ben hiç yapmadım.'' Ablasının titreyen sesi Ece'nin gözlerinin dolmasına sebep oldu. Doğumun yaklaşmasıyla zaten fazlaca duygusallaşmıştı artık. ''Seni suçlamıyorum ama artık nerde olduğunu bilmem lazım.''
Ece hafifçe başını sallayarak ablasının yatağın üstündeki telefonuna uzandı. Bir adres yazıp Hazan'a uzattı. ''Bilet almıştım.'' dedi hafif sıkkın bir ifadeyle. ''Ne zamandır benle bu konuşmayı yapmanı bekliyordum. Bu kadar uzayacağını hayal etmemiştim.''
Hazan ne çok şeyin farkında olduğunu yeni yeni anladığı kardeşine bir bakış attı. Yakında anne olacak minik kardeşine. Ece çantasını kurcalayıp bir bilet buldu, Hazan'a uzattı. ''Beni gecenin dördünde arayınca, zamanın geldiğini anladım.''
Ona öyle kuvvetli hislerle sarıldı ki, ikisi de birbirlerinin varlığına şükrettiler usulca. Ece kendini geri çekti gülümseyerek. ''Geç kalma.'' derken biletteki saate vurdu. ''İki saatin var, toplan artık.''
Hazan yüzünde bir tohum misali filizlenen heyecanlı gülümsemeyle çabucak bir duş aldı. Ece ona küçük bir çanta hazırlamıştı bile. Onu havalanına kadar bıraktı, ayrılmaları kısa sürdü. ''Peşini bırakma.'' dedi Ece ablasının yanağına bir öpücük kondururken. ''Yağız'ın da, mutluluğun da.'' Hazan'ın eli Ece'nin karnına gitti. ''Sen şimdi hislerinden emin olmadığını düşünsen de, onu görür görmez her şey yerine oturacak abla. Eminim ben.'' Hazan Ece'ye büyük bir minnetle gülümseyerek arabadan indi.
Uçak genç kadın için karabasan gibiydi. 13 saatlik yolculuk Hazan'a cehennem gibi geldi. Kafasında dönüp dolaşan tek şey, Yağız'ın ona sırtını dönüp gideceğiydi. Bir türlü mutlu bir son oluşmuyordu kafasında. Sinan'la yaşadıkları ayrılığın etkisini bu kadar çabuk atlatmayı hatta onun aklına bile gelmemesini düşünmemeyi denese de, onunla arasındaki şeyin biteli çok olduğunu kendisi de biliyordu. Daha önceden yapmalıydı. ''Yağız'ı kaybetmeden yapmalıydım.''diye mırıldandı dudaklarını ısırarak.
Nihayet iniş anonsu yapıldığında, Hazan kendini uçaktan nasıl attığını, havaalanından nasıl çıktığını kendisi bile bilmiyordu. Onunla aynı havayı soluduğunu bilmek bile ne ara bu kadar yakıp kavurur olmuştu kadını? Nabzının sesini kulaklarında duyarken, Ece'nin yazdığı adresi taksiciye uzattı. Yarım saatlik bir yolculuktan sonra taksi güzel bir evin önünde durdu. Bacakları titreyen genç kadın taksiden inip tereddütle kapıya yöneldi. Kaybedecek neyi vardı ki? Yağız'ı zaten daha fazla kaybedemezdi.
Parmak boğumları bembeyaz olmuştu, ahşap kapıya birkaç kez vurdu. Sessizlik. Evde kimse yoktu. Hazan ağlama isteğini güçlükle bastırarak buz gibi taş merdivenlere oturdu. Burası onun eviydi, elbet gelecekti. Bekledi, bekledi... Akşam karanlığı çöktü, saat on ikiyi geçti. Hazan kımıldamadı bile. Sonunda karşıdan gelen bir guruptan gülüşmeler duyunca başını kaldırdı ve onu gördü. Üç dört kişilik bir arkadaş grubunun ortasında, beline dolanmış bir kadının eliyle evine yaklaşıyordu. Kadının eli Hazan'ın nefes alış verişlerini zorlaştırmaya yetmişti. Yorgun gözleri adamın mavilerini bulmak için yüzüne yöneldiği sırada Yağız Hazan'ı fark etti. ''Hazan?'' Sesindeki afallama apaçık ortadaydı.
Hazan yavaşça merdivenden kalkarak üzerindeki montu düzeltirmiş gibi yaptı. Yüzleşmeye hazır değildi. Yağız arkadaşlarını iki üç adım geride bırakarak Hazan'a yöneldi. Neden gelmişti ki? Sinan'a bir şey mi olmuştu? Yoksa Ece'nin bebeğine mi? Hazan'ın buraya gelmesi için başka hiçbir sebep gelmiyordu aklına. Karşısında dikilen üç ay önceki güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş kadın hala nefesini kesse de, kaşlarının çatılmasına engel olamadı.
''Yağız.'' dedi kadın adamın yansıması olma görevini sürdürürken. Arkasında bıraktığı kadınlardan biri Yağız'a İngilizce bir şeyler söylediyse de, Hazan'ın başı anlayamayacak kadar dönüyordu. Yağız onlara misafiri olduğunu, üzgün olduğunu söyleyen birkaç cümle kurduktan sonra tekrar Hazan'a döndü. Hazan yüzünde bir gülümsemenin peyda olmasına engel olamadı. Ona hala değer veriyordu.
''Neden geldin?'' dedi Yağız istemese de sesi huysuz çıkmıştı.
''Seni görmem lazımdı.'' Hazan'ın dudaklarından dökülen cümle öyle saf bir ihtiyacı yansıtıyordu ki, Yağız'ın gözleri kısıldı.
Kilo verdiği belli olan kadına bir bakış daha attı. Neden bu kadar fazla zayıflamıştı? Aklına gelen ihtimali kısa bir sürede savuşturdu, gidişi onu bu kadar etkilemiş olamazdı.
Hazan hissetmiş gibi konuşmaya başladı. ''Sen gittikten sonra ben hiç hissetmediğim şeyler hissettim Yağız. '' Hafifçe yutkundu. Gözlerini içini okuyormuş gibi görünen mavilerden çekti. ''Ben sana çok alışmışım.''
Yağız'ın dudaklarında yamuk bir gülüş belirdi. ''Ben ilk Amerika'ya gideceğim zaman da bunu söylemiştin Hazan. Sonra da kanka olmuşuz demiştin hatta.''
Hazan o anı, o zaman bile Yağız'ın gitme ihtimalinden ne kadar korktuğunu hatırlıyordu. O gün de aynı şimdiki gibi yüreği ağırlaşmış, nafile bir inkar çabasına girişmişti.
''Biz hiç kanka olmadık Yağız.'' dedi net bir sesle. Yağız şaşırdıysa da bir şey söylemedi. ''Sadece ben senin bana olan bakışlarını görmeye cesareti olmayacak kadar korkak bir kadındım.''
Yağız Hazan'ın dudaklarından dökülen cümlelere ve kadının burada oluşuna anlam vermeye çalışıyor, bir türlü mantıklı düşünceler geçmeyen kafasını toplamaya çalışıyordu. ''Normaldi Hazan. Sinan'a aşıksın.'' Kurduğu cümle adamın yüreğine paslı bir demir sokuyormuş gibi hissetmelerine neden oldu, daha fazla Hazan'ın gözlerine bakamadı.
''Değilmişim.'' dedi Hazan ikisini de şaşırtarak. ''Değilim.''
Yağız'ın artık iyiden iyiye çatılı kaşları karşısında titrediğini yeni fark ettiği kadına yöneldi Neden titriyordu? ''Çok mu üşüdün?'' dedi sesindeki endişeli tonu gizlemeyi beceremezken. Hazan kafasını salladı. ''Üşümedim.''
Kahverengilerini Yağız'a öyle bir dikmişti ki; adamın boğazı kuruyor, titremesinin sebebinin Yağız'ın onu geri çevireceği korkusu olduğunu içine yayılan ılık bir sıcaklıkla yavaş yavaş anlıyordu. İçeri geçme fikri kafasından kısa bir anlığına geçti fakat o eşiği geçmenin aynı zamanda birçok yeni şeye gebe olacağını biliyordu. Hazan yüzündeki her bir tereddüt geçişine şahit oldu, ellerini titrememesi için birbirine bastırarak devam etti. ''Beni senden önce kimse sevmemiş Yağız.''
Yağız Hazan'ın dolgun dudaklarından süzülüp havada asılı kalan cümlenin gerçek olup olmadığını anlamak ister gibi hafifçe başını salladı. Hazan'ı her gördüğünde içine yayılan o garip sıcaklık yine yüreğine yerleşiyordu işte. Yine solukları düzensizleşiyor, yine onun dışındaki her şey önemini yitiriyordu. ''Sen-'' dedi kesik bir sesle fakat Hazan konuşmaya devam etti. ''Sen yokken her şey çok zordu. '' Şimdi Hazan'ın sesi de en az kendisi kadar titriyordu. ''Yağız...'' Kahverengilerini adamın alev alev yanan mavilerine çevirdi. ''Babam öldüğünde nasıl yalnız kaldıysam...'' Gözleri dolan kadın, derin bir nefes aldı. ''Yalnız ve çaresiz. Sen gittiğinde de aynılarını hissettim.''
Yağız Hazan'dan gelen bu cesur itirafın içine bir girdap misali çekildi. Aşık olduğu kadının üç aydır gözünün önünden gitmeyen güzel gözleri dolu doluydu. Ondan bir şeyler beklediğini görebiliyordu. Üç aydır Hazan'ın telefonunu her geri çevirişinde nasıl yandıysa içi, nasıl darmadağın olduysa yüreğindeki her bir parça şimdi de öyle hissediyordu. Hazan'a hissettiği şeyler hep çok güçlüydü, hala öyleydi fakat bunca şey olmuşken oluru var mıydı onların?
Hazan Yağız'ın sessizliğinin her bir saniyesinde içine çöreklenen karanlığı dağıtmaya çalışıyor, keşke daha fazla şey söyleseydim diye kendine kızıyordu. Yağız'ın sessizliği bitmedi. Öylece Hazan'a baktı, git gellerini gördü Hazan. Bir şey yapmayacaktı, bir şey söylemeyecekti. Gözünün önünde bir kez daha ağlamak istemediği için hafifçe geri çekildi. Yağız'ın sürekli rüyalarına girip duran gözlerine son bir bakış attı. Hafifçe arkasını dönüp titreyen bacaklarıyla yürümeye başladı sonra. Böyle olacağı belli değil miydi?
Hazan'ın hayal kırıklığı dolu gözleri Yağız'dan ayrıldığında, Yağız onun gidişini görmeye dayanamayacağını pek ala biliyordu. Yalnızca birkaç adım atabildi Hazan.
''Hazan...'' dedi titrek bir sesle Yağız. ''Nereye gidiyorsun?'' Sevdiği kadının gidişine göz yummak onu iradesinin bile başa çıkabileceği bir şey değildi. Gitmesine göz yumamazdı. Onun için gelmişken, onu bırakamazdı.
Hazan hiç ağlamıyormuş gibi gülümseyerek Yağız'a döndü. Yağız'ın da yüzünde kızı görünce istemsiz bir tebessüm belirdi. Aylardır burnunun dibinde olmayan güven verici koku burnuna gelince kolları ait oldukları yere, Yağız'ın boynuna sarıldı Hazan'ın. Yağız da sanki bunu bekliyormuş gibi kadının çiçek kokusu eşliğinde ellerini beline doladı. Onu çok özlemişti, onu kardeşini severken görmeyi bile çok özlemişti.
Hazan'ın gözünden süzülen bir damla yaşı usulca başparmağıyla sildi. Hep yaptığı gibi. Hazan'ın kafası Yağız'ın boynuna gömüldü. Derin derin nefesler aldı. Yağız anın gerçekliğini hala sorguluyormuş gibi görünürken, Hazan'ın kulağının dibinde fısıldadığı cümleyi duydu. ''Yokluğunda nefesinin kesildiği şey aşkmış Yağız.'' dedi usulca kadın.
Yağız daha fazla dirayetinin kalmadığını çoktan fark ederken, Hazan'ın bir gün öpeceğini hiç düşünmediği dudaklarına yöneldi. Kadının buz gibi dudakları Yağız'ı kabul etmekte kısa bir an bile tereddüt etmediler. Hazan şaşırdıysa bile, Yağız'ın dokunuşu onu öylesine esir ediyordu ki, ne zaman ona karşılık vermeye başladığını bile fark etmedi.
Yağız belinden tutarak onu yavaşça merdivenlerden çıkardı. Dudakları ayrılmamıştı. Yağız yavaşça geri çekildi. Gözleri kapalı, alnı Hazan'ın alnına yaslıydı. ''Bunun hayalini bile kuramazdım.'' derken sesindeki yoğunluk Hazan'ın hislerinin tıpkı Ece'nin söylediği gibi somutlaşmasına yok açtı. Hazan'ın kahverengileri adamın hala kapalı olan gözlerini sarmaladı. ''Beni affetmeyeceksin diye çok korktum.'' dedi usulca. ''Beni sevmekten vazgeçtin diye-''
Yağız açtığı kapıyı iterken, Hazan'ı da içeri soktu. ''İlk defa evim varmış gibi hissediyorum. Seni sevmekten nasıl vazgeçebilirim?''
Çarpan kapının ardından, Yağız'ın dudakları tekrar aşık olduğu kadının dudaklarını örttü.
-SON-