Herkese merhaba. Bu hikayeyi hani sadece alçak gönüllülük olsun diye değil de gerçekten eğlence maksatlı yazıyorum. Tabi bu Nelo karakterinin benim için önemini değiştirmiyor. Biliyorum, farklı bir karakter. Aranızda onu çok sevecek olanların ve nefret edecek olanların olacağına inanıyorum. Benim oluşturduğum karakterler arasında en çok onu seviyorum- diğerleri duymasın- Onun yeri bende apayrı. Bu bölüme bakarak Echo'nun ve Nelo'nun kişilik özellikleri ile ilgili tam olarak bilgi sahibi olamıyoruz. O yüzden lütfen onlara zaman verin çünkü görünenden çok daha fazlası var onlarda. Bu bölümü yazarken gerçekten ama gerçekten çok eğlendim. Umarım okurken siz de keyif alırsınız.
Sinirle yanaklarından süzülen sıvıyı sildi. Nereden çıkmıştı bu göz yaşları şimdi. Üzgündü, sanırım. Hiçbir zaman ne hissettiğini tanımlamakta iyi olmamıştı fakat vücudunun verdiği sinyallerden çıkarımlar yapmaya alışmıştı. Göğsünde oluşan baskı ve gözyaşları için uygun kelime "hüzün"dü. Bu duyguya yabancılaşmıştı. Sahi ne kadar olmuştu hüzün kalbine konuk olmayalı?
Dolup taştığı bir diğer duyguda katıksız nefret ve öfkeydi ve bu öfke hepsini kökten temizleyecekti. Genişçe sırıttı, sonunda karşı taraf stratejik bir hata yapmıştı. Karşı hamlesini planlarken heyecandan elleri karıncalanıyordu.
Bu oyunda şah kendisiydi. Amacı karşı tarafın şahını devirmek ve bunu yaparken devrilmemekti. Bir anda çamurlu yolun ortasında durdu. Kıkırdamaları bomboş sokakta yankılanıyor, kendi kulağına bile tehditkar geliyordu. Artık zihni tamamen açılmış, düşünceleri kendine aitti.
Kendini korumakta onun üstüne biri düşünülemezdi. Başkalarını koruyamasa bile.
***•***•****•****•***•***
Genç kız yumuşak zeminde neredeyse sekerek ilerledi. Bir önceki ders yeni bitmiş olmalıydı ki birkaç kız hala içerideydi, kendi aralarında "kelime israfı" yapıyorlardı. Onu fark ettiklerinde aniden sus pus oldular. Bıyık altından sırıttı. Ne kadar da salak kızlardı bunlar. Artık onun markası olmuş gülümsemelerinden biriyle onlara baktı ve elini salladı. Kızların beti benzi attı. Başlarını çevirip hızla kapıya atılıp dışarı çıkmaya çalıştılar. Sadece çalıştılar çünkü hepsi aynı anda çıkmaya çalışınca birbirlerini ezerek eşiğe yığıldılar.
Nelo kendini yerde buldu. Kahkahaları boş odada yankılanıyordu. Karnına ağrılar girmişti. O ne zaman bir ortamda bulunsa insanlar telaşlanıp kendilerini rezil ederlerdi. Tüm o söylentilere inanmalarını aklı almıyordu ama onun için hava hoştu. Böylece etrafında insanlar olduğu sürece asla sıkılmıyordu. Bu herkes açısından daha iyiydi.
Bay Mirac başında dikilmeye başladığında kızlar çoktan odayı terk etmişti fakat Nelo'nun onu hiç mi hiç takmadığını fark ettiğinde kızın sol kolunu yakaladı ve onu ayağa kaldırdı.
Ani temasla dişleri kenetlenmiş, yumrukları sıkılmıştı. Gözlerini yumup kendini kontrol altına almayı başardı. Bay Mirac yaptığı hatayı çok geç fark ederek hemen geri çekilmişti.
- Üzgünüm.
Nelo şaşırmış gibi yaptı.
- Öğrettiklerinizi sizin de uygulamanız gerektiğini sanıyordum Bay Mirac.
Nelo bunu ulu orta söylememesi gerektiğini biliyordu ama ne diyebilirdi ki? O böyleydi işte.
Bay Mirac morarmış yüzünü ve açılmış gözlerini kontrol altına aldıktan sonra en sinirli ses tonunu takındı:
- Küçük Hanım, biraz saygılı olmalısın. Nerede ne konuşacağına dikkat et.
Kelimelerin altına gizlenmiş mesaj ve tehditkar gösterilmeye çalışılan davranışlar onun sadece burnundan kıkırdamasına yol açmıştı. Aslına bakarsak kim olsa atletik ve yapılı bu genç adamın ses tonuyla kombinlenmiş tavrını kesinlikle bir köşeye sinmiş izlerdi, Nelo hariç. Onu kolay kolay etkileyemezdiniz. Yine de göz kırptı.
- Anlaşıldı.
Bay Mirac göz devirdi. O da Nelo'nun tam bir umutsuz vaka olduğunun farkındaydı.
###############
Lanet olsun!
Evet, belki Nelo güçlüydü, hızlıydı, çevikti ama Nelo kesinlikle çok yorgundu o an. Bugünkü dersin iptal olacağını düşündüğü için geleceğine söz vermişti. Olmaması çok saçmaydı. O kadar olaydan sonra nasıl olmaz-
- Demek tüm yapabildiğin bu. Seni gözümüzde büyüttüğümüzü düşünmeye başlayacağı...
Nelo kafasını ona çevirince hemen sustu. Hayır, Nelo'dan korktuğu için değil. Tam aksine Nelo ile başa çıkabilen sayılı kişilerdendi Bay Mirac.
Susmuştu çünkü söylediklerinin doğru olmadığını kendisi de biliyordu. Kimse Nelo'dan hazzetmezdi ama kimse onun yüzüne bakarken yalan söyleyemezdi. Bu ironikti çünkü kızın neredeyse söylediği hiçbir şeye de inanmazlardı. Kimse onun ne zaman yalan söylediğini kestiremezdi.
- Her neyse. Bir daha dene.
Sıkıntıyla ofladı. Canı hiç istemiyordu.
İnsanı çıldırtacak kadara yavaş hareket ederek eski pozisyonunu aldı. Aslında yaptığı şey onun için zor sayılmazdı eğer canı isteseydi.
Bacaklarını yatay metal sütuna doladı ve kendini baş aşağı sallandırdı. Bedenini öne arkaya sallandırarak elleriyle metali kavramaya çalıştı. Tam tutuyordu ki parmakları kaydı aynı anda bacakları da çözüldü ve bir kez daha ağa düştü. Daha yirmi dakika dolmamıştı bile ama Nelo sabrının tükendiğini hissetti.
Kocaman sırıttı ve az önceki savsak hareketlerini zıt olarak saniyesinde ağdan indi. Abartılı hareketlerle esnedi. Kolundaki olmayan saate bakarak " Ovv zaman ne çabuk geçmiş. Okula geç kalacağım. Gitsem iyi olur."
Arkasını dönüp çıkışa yöneldi.
- Tanrım, antrenmanlarda bu kadar kötüyken nasıl bu kadar başarılı olabiliyorsun.
Nelo'nun onun bu haliyle eğlendiği her halinden belliydi.
- Beni antrenman ve bunun gibi saçmalıklarla değerlendirmemen gerektiğini öğrendiğini sanıyordum ama sanırım bu sefer cevap verceğim.
Elini çenesine koyup gözlerini tavana dikti.
- Hmmmm, sanırım... Antrenmanlar bana gereksiz geldiğinden. Kısacası canım öyle istiyor.
Bay Mirac önce sinirli sinirli baktı. Nelo onun biraz sonra "Antrenmanlar ve Onların Önemi" başlıklı uzun bir nutuk çekeceğini düşünebilirdi ama onun yerine gülümsedi.
- Seni anlamak mümkün değil.
- Bu yüzden beni böyle kabul ederek zaman kaybını önlüyorsunuz. Ben kaçtım.
Bay Mirac ağzını bile açamadan antrenman sahasından çıkmıştı.
*******************
Akşam üzeriydi. Genç çocuk gözyaşlarından gittiği yolu bile göremiyordu. Etrafındaki herkesin ilgisi ona kaydığı için tenha bir sokağa sapmıştı ve şu an nerede olduğunu dair en ufak bir fikri bile yoktu.
Dış cephesi pislik içinde olan bir evin kirli camından kendine baktı. Çökmüş bir adamdı camdaki yansıma. Saçı başı dağınık, kıyafetleri salaş ve sabahtan beri dolaştığı yollardan hediyelerle kir içinde. Yanaklarında kurumak bilmeyen yaşlar... Yansıması bir hafta önceki kendisine hiç benzemiyordu. Bu zamanın şartlarında bile pahalı kıyafetler giyer ve artık insanlara yabancı gelen bir hayat yaşardı. Görünüşüne hep dikkat ederdi. Dışarı çıktığında yine tüm gözler onu izlerdi ama hıçkıra hıçkıra ağladığı için değil, öyle bir yapıya sahip olmasa da her zaman takındığı şımarık gülümsemeyi görmek için. Bir hafta önce sahip olduğu her şeyi kaybetmişti. Ailesinin yıllar içinde sağladıkları rahat yaşam bir saat içinde ellerinden kayıp gitmişti.
O bir saat onu sanki asırlarca yaşlandırmıştı. Artık göreceği bir şey kalmamış gibi hissediyordu.
İşte bir insanı öldürmenin kolay yolu: değer verdiği her şeyi elinden al. Kanlı kısmı o sizin için halledecektir.
Görmeden attığı adımları onu terk edilmiş bir binaya getirdi. Evet, onlara istediklerini verecekti çünkü kendi istediği bir şey kalmamıştı.
^^^^^•^^^^^•^^^^^•^^^^^
Oğlan başını yukarı kaldırdı. Hava yeni yeni kararıyordu. Birkaç saat içinde tüm yıldızlar gökyüzündeki yerini alacaktı. Bu yükseklikten çok güzel görünürlerdi. Thalia buraya bayılırdı.
Bu düşünce yine gözlerinin dolmasına sebep oldu. Saçlarını uçuşturan sert rüzgar, yanağındaki gözyaşını da kendine katıp götürdü.
Annesi, babası ve küçük kız kardeşi... Neden geriye sadece o kalmıştı ki? Thalia ondan küçük olabilirdi ama o intikam almaktan korkmazdı. Çok cesurdu, üstelik onun aksine yaşamdan beklentileri, gerçekleşmesini istediği hayalleri vardı. Onun tek isteğiyse Thalia'nın mutlu olmasıydı. Çok güçsüz hissediyordu.
Onun yerinde bir başkası olsa bunun hesabını sormak isterdi. Hiç değilse aynı olayın bir başkasının başına gelmesine dayanamazdı. O ise sadece bu acının bitmesini istiyordu. Geriye kalan tek kişi olmanın verdiği adaletsizlik ve ihanet hissinden kurtulmak istiyordu.
Fakat o bir korkaktı. Kenara yaklaştıkça başı dönüyor, midesi bulanıyordu. Ölmekten korkuyordu ama bu şekilde yaşamak da ona ağır geliyordu. Ne yapacağını bilemeyerek yere oturmak istedi fakat aksilik olacak ya, ayağı kaydı ve beton zemin yerine boşluğa oturdu.
Hani lunaparklardaki şu asansör denen oyuncaklar vardır ya, şu iç organlarınızın havada asılı kalmasını sağlayan, işte Echo biri kollarını yakaladığında bu hissin bin kat kötüsünü yaşamıştı. Midesini boğazında hissediyordu ve yere baktıkça başı dönüyordu.
Sersemlemişti, bu yüzden ilk başta kendini tutanın kim olduğuna bakmak aklına gelmedi. Baktığındaysa karşılaştığı şey tonla saçtı.
- Sorun yok, tuttum seni!
- En fazla ne kadar tutabilirsin? Sen bir kızsın!
Bir kahkaha kulaklarını doldurduğunda Echo onu kurtaran kızın manyak olduğuna emin oldu. Hadi ama siz birinin arkasından 100 katlı bir binadan atlar mıydınız? Ya da havada ince bir direkten baş aşağı sallanırken kahkaha atmak size normal gelir miydi?
- Hadi ama bu senin için büyük bir problem olmamalı. Ne de olsa az önce intihar etmek üzereydin. Bu arada cinsiyetçilik mi yapıyorsun? Her alanda senden daha güçlü olduğuma bahse girerim.
Echo'nun yüzü kızardı. Normalde cinsiyet onun için bir şey ifade etmezdi. İnsanları kişisel olarak değerlendirirdi ama bir binadan düşmek insanın mantıklı düşünmesini etkileyen bir unsurdu. Ayrıca bu kız fazlasıyla kendini beğenmişti.
- Senden beni kurtarmanı isteyen olmadı.
Kız ikinci kez kahkaha attı.
- Haklısın, "İmdat!"diye çığlık atarken birinden yardım istiyor olamazsın. Ben yanlış anlamış olmalıyım. O zaman ben seni daha fazla tutmayayım. Diğer tarafa kadar uzun bir yol var ne de olsa...
- Hayır, sakın bırakma!
Genişçe sırıtması karanlıkta bile belli oluyordu.
- Pekala! O zaman tırman.
Oğlan etrafına bakındı fakat görünürdü ne bir ip, ne de tırmanılabilir herhangi bir şey vardı.
- Neye?
Az önce sırıtması yapmacıklaştı. Sanki bir çocuğa laf anlatıyormuş gibi sabırla her heceyi bastırarak konuştu:
- Bizi bu şekilde kurtaramam. Belime tutunmalısın!
- NE? NEDEN?
Nefesini bıkkınca dışarı verdi.
- Fizik kuralları diye bir şey duymadın mı hiç? Sen beni kollarımdan aşağı çekerken nasıl kurtulacağız burdan?
Echo kızın tavırları dan hiç hoşlanmamıştı. Kız açıkça onunla eğleniyordu. Hem nasıl böylesine sakin kalabiliyordu?
Hiçbir şey demedi ve milim milim oynayarak kızın beline arkadan sıkıca sarıldı. - Tabi bu nereden baksak 15 uzun ve utanç dolu dakika sürdü. Ayrıca dört kez düşme tehlikesi atlattı.- Echo kızın hala azıcık bile yorulma belirtisi göstermemesine hayret etti. Ayrıca sessizce beklerken toleranslı ve sabırlıydı.
- Tamam. Şimdi sakın bırakma yoksa ölürsün.
- Sağol ya. Söylemesen bilmiyordum.
- Şu ana kadar her yapman gerekeni ayrıntılı bir şekilde açıkladım. Belki unutursun diye.
Sesi buram buram alay kokuyordu. Echo tam ağzını açmıştı ki ondan sonra olanlar çok hızlı gelişti.
Kız cama hızlı bir tekme savurdu. Ardından bacaklarını tutunduğu borudan ayırdı ve aynı anda iki eliyle boruya tutundu. Echo şaşkınlıkla kalakaldı.
Gerçi şimdi daha sakin bir kafayla düşünülünce kızın arkadından atlayıp bacaklarıyla bu boruya tutunması bile üst düzey bir yetenek gerektiriyordu.
Kız tek elini bıraktığında Echo korkunun boğazına tırmandığını hissetti.
- Öhö öhö, amacın ikimizi de öldürmek mi? Biraz daha sıkarsan sanırım kusacağım.
Echo derhal kollarını gevşetti. Gerçektende tutunduğu yeri morartacak kadar sıkı tutunmuştu. Kız belinde ağırlık yapan Echo'ya rağmen bir kedi çevikliğiyle camdan içeri tırmandı.
Pencerenin hemen önünde bir masa vardı. Bu iyi olmuştu çünkü pencere nedense tavana çok yakındı. Sonunda kızın sırtından indiği ve yere ayak bastığı için çok memnundu. Masadan da indi.
Kıza döndü.
- Ihm, şey teşekkürler.
Kız en sevimli ses tonunu kullanarak konuştu. İçten bir şekilde gülümsüyordu.
- Demek teşekkür ediyorsun.
Yüz hatları bir anda sertleşti. Gözleri iki kuyruklu yıldız gibi yanıyordu sinirle. Kaşları çatılmış dişlerini gıcırdatıyordu.
Echo daha ne olduğunu anlayamadan tekrar havalandığını hissetti.
Gözleri fal taşı gibi açıldı. Kız fazla minyon tipliydi. 1.60'ın üstünde olması imkansızdı. Ayrıca ince yapılıydı fakat bunların hiçbiri kız için bir engel teşkil etmiyordu.
Kız hala masanın üstündeyken sol eliyle Echo'nun boğazını kavradı ve ayakları masayla aynı hizaya gelene kadar kaldırdı. Echo nefes alamıyordu. Elleri otomatik olarak kızın elinden kurtulmak için çabalıyordu fakat hiçbir şey yapamıyordu. Boşa tekmeler savurdu. Yine de Echo kızın amacının onu boğarak öldürmek olmadığını anlamıştı çünkü elli yeterince sıkı değildi.
- Seni aptal. Söylesen, kendi hayatından vaz geçecek kadar ne yaşadın.
Sesi katı, sakindi ve avazı çıktığı kadar bağırsa şu an Echo'da bıraktığı etkiyi bırakamazdı.
- Dur tahmin edeyim. Senin için önemli olan birini mi kaybettin. Oh, pardon yoksa birilerini mi demeliydim. Mmm, Ailen?
Echo şaşkınlıkla donakaldı.
- Onlar öldü ama bak gör ki senin yaşamın devam ediyor. Bunun bir sebebi yok mudur sence?
Kullandığı kelimeler zehirli bir hançerin yüzlerce kez boğazına saplanmasına eşdeğerdi. Tonlaması tüyleri diken diken ediyordu.
- Söylesene, hayatta yapmayı özleyeceğin bir şey yok mu, ya da biri?
Yaşamaya değer bir şey kalmadı mı geriye? Bir amacın da mı yok, belki bir hayal?
Gözleri... Turuncu mu?
- Cevap ver bana, ailenin intikamını da mı almayacaksın?
Bir anda vücuduna şok verilmiş gibi sarsıldı. Gözlerinin önüne anılar geldi. Sahi kardeşinin hayalleri vardı ve onun hayali de bu hayallerin gerçek olmasıydı. Sonra, at binmeyi çok severdi, yapmayı kesinlikle özleyeceği bir şeydi bu.
- Tek acı çeken sen misin sanıyorsun? Bizim iyileşmeyen yaralarımız yok mu sanki? Eğer elinde hiçbir şey kalmıyorsa, yeni bir şey bul.
Haklı olduğunu biliyordu. Biliyordu ama...
- SÖYLESENE, SENİN DE YAŞAMA AMACINI ELİNDEN ALSALARDI, BENDEN FARKLI MI DAVRANIRDIN?
Kız sanki Echo az önce bir espri patlatmış gibi kahkaha atmaya başladı. Onun kahkahalar ile sarsılan Echo kaçmak için şansını denedi. Bunun üzerine kız hemen toparlandı.
- Alınmadığını nereden biliyorsun?
İşte Echo'nun buna verecek bir cevabı yoktu.
- Eğer acıya karşı koyamıyorsan onunla bir olmayı dene!
Echo hiçbir şey söyleyemedi.
- Eğer hala intihar etmeyi düşünüyorsan durma. Bu sefer seni kurtarmayacağım. Dünya bir korkağın eksilişiyle hiçbir şey kaybetmez.
Kız aniden Echo'nun boğazını bıraktı ve dikkatlice onu incelemeye başladı.
- Ölümleri bir kaza değildi? Öldürüldüler?
Bunu soru sorar gibi söylemişti. Oğlanın suratını başka yöne çevirmesi de gayet net bir cevaptı.
İlk defa konuşmadan önce tereddüt etti.
- Soyutlar mı yaptı?
Echo hiddetle kızın yüzüne baktı.
- Anlıyorum. İntikam istemiyor musun?
Kız masadan atladı ve oğlanla yüzleri hizalanana kadar eğildi. Echo kızın yüzünü inceleme fırsatı buldu.
Saçları kar kadar beyazdı. Fazla kıvırcık bukleler omuzlarına değmiyordu. Rüzgarın da yardımıyla birbirine girmişti. Teni ölü gibi soluktu. Sanki damarlarındaki kan bile beyazdı. Kızın albino hastası olduğunu düşündü çünkü yüzündeki tek renk gözleriydi. Metalik turuncu. Echo daha önce onun gibi fiziksel özelliklere sahip biri daha görmemişti. Sırıtışı da bu tabloya eklenince biraz vahşi dursa da ona yakışıyordu. Echo kızı incelemeye o kadar kaptırmıştı ki kendini kıza cevap vermeyi unuttuğunu fark etmemişti.
- Peki öyleyse. Bir daha görüşünceye kadar bunu düşün.
- Bir daha görüşeceğimizi nereden biliyorsun?
Sırıtışı genişledi.
- İçime doğdu... Echo!
Bir dakika bu kız onun ismini nereden biliyordu?
- Adımı nerden biliyorsun?
Sinir bozucu sırıtışı yerini buldu. Şortunun cebinden Echo'nun cüzdanını çıkardığında Echo neredeyse küçük dilini yutacaktı. Bu kız o cüzdanı ne zaman almış ne zaman içini karıştırmıştı.
Kız cüzdanı oğlana doğru fırlattı.
- Merak etme, eksik bir şey yok. Amacım dikkatini ölçmekti.
- D-dikkatimi mi?
Başını aşağı yukarı salladı.
- Onu aldığımı fark etmedin. Neredeyse sınavdan kalıyordun. Cevabını bekliyor olacağım.
Bu kız ne sınavından bahsediyordu.
Arkasını dönüp kapıya doğru ilerledi.
- Hey, sen kimsin.
Sırıttı. Yine.
- Ben Nelo!
YN: Medyadaki karalama durdukları pozisyonu görsel olarak kafanızda canlandırmanıza yardımcı olmak için çizdiğim bir saçmalıktır. Fazla hızlı çizdiğim için lütfen size göz kırpan anatomi hatalarını görmezden gelin😊