-----Silver-----
Nasıl yani? Dün akşam benim yanımdan ayrıldıktan sonra bu kızın yanına mı gitmişti. Elimdeki hançerlerden biri düştü kız Omar'ı öperken. Nasıl yani ya! Gerçekten anlamıyorum! Ben kendimi mi kandırdım beni istediğine inanarak. Benimle sadece eğleniyor muydu? Değmeyecek biri için mi ölümü göze aldım ben? Kız binadan çıkınca;
"Açıklayabilirim." dedi Omar. Elimde kalan hançeri kapıda asılı duran hedefin en orta kırmızısına attım.
"Açıklanacak bir şey yok. Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim." dedim ve çıktım. Hava kararmaya başlıyordu. Hareme geç kalacaktım. Belki de ölüme. En azından artık beni özlemeyeceğine emindim.
Hareme gittiğimde kızlar oturuyordu. Hepsi üzgün görünüyorlardı.
"Nasılsın?" diye sordu Crystal.
"Hazırım" dedim. Ölmeye hazırdım. Beni bekleyen kalmayacaktı bu dünyada. Hadma Hatun elinde el işleriyle geldiğinde hiç birimiz dokunmadık. İşlerimizi yarım bırakmak huyumuz değildi ve eğer ölürsek yarım kalacaktı. O yüzden hepimizin mendilleri bitirdiğimize emindim. Ben zaten bitirmiştim.
"Stell bu akşam senin sıran" dediğinde harem ağası, donup kaldım. Stell tek bir söz söylemeden kalkıp gitti.
Stell
Bir veda bile edememiştik.
Gene birini kaybetmiştik.
Etraf kararmaya başladı. Ayağa kalkmaya çalıştım ama dengemi sağlayamıyordum. Kalbim acıyordu, belki de ruhum. Buradan çıkmalıydım. Yada dur. Neden çıkayım ki? Burada ölmek varken, ve işlerimi bitirmişken. Stelle beraber bende ölmeliydim. Titremeye başladım. Kapıya sırtımı döndüm ve masaya tekme atıp devirdim. Hadma hatun sinsisi korkarak uzaklaştı ama Crystal kıpırdamadı bile. Nasıl bu kadar sakin durabiliyor onu da anlamıyorum. Ben artık sakin duramıyordum halbuki! Çevremdeki bu kadar acı bu kadar ölüm fazlaydı bana !
"Yeter artık! Dayanamıyorum! Yeteer ! Buraya kadar! " diye bağırdım. Elime geçen her şeyi parçalıyordum. Yastıklar, perdeler.. Kendimi kontrol edemiyordum da. Kapı sertçe açıldı ve içeri Omar girdi. Kollarımı beni sabit tutacak şekilde tuttu. Beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Ama ne dediğini duyamıyordum. Sonra Crystal karşıma geldi beni sarstı. Ama dediklerini ne duyabiliyor ne algılayabiliyordum. Kurtulmak için çabalıyordum. Crystalin sert tokadıyla kendime geldim. Kulaklarımın ve ellerimin kontrolü bana geçmişti gene.
"Bırak Silver'ı. Hiç bir şey görmediniz. Hadma Hatun! Anlaştık mı? Sende! Artık her kimsen. Silver’ı da al ve odasına götür!" demesi ile Omar beni Harem dairesinden çıkardı ve odama soktu. Bende kapıdan dışarıyı dinliyordum. Harem ağası cezadan bahsedince yere çöküp ağlamaya başladım. Crystalin başını gene derde sokmuştum. Omar beni yerden kaldırdı ve bana sıkıca sarıldı.
"Kurtar onu lütfen! Kurtar onu" diyerek ağlıyordum omzunda.
"Ben bir şey yapamam. Harem sorunları beni ilgilendirmez" dedi çaresiz bir sesle.
"O zaman lütfen Şehzadeye git. Crystali kurtaracaktır. Ona bir şey olmasına izin vermeyecektir." dedim neler saçmaladığımı düşünerek. Adam bütün cariyeleri ile birlikte olup öldürüyordu ama belki de birlikte olana kadar ona bir şey olmasına izin vermezdi.
"Şehzade şuan halvette. Onu rahatsız edemem." dedi aynı çaresiz tonla.
"O zaman ben giderim." Dedim gözlerimdeki yaşları silerek. Tam kapıdan çıkıyorken beni durdurdu.
"Tamam ben giderim sen bekle burada." dedi ve odadan koşarak çıktı. Ama odamda duramıyordum. Crystal'in odası benim odamın karşısıydı. Kapının önüne çöktüm ve ağlamaya başladım. Bir süre sonra Şehzadenin kucağında koridorun başında belirince içim rahatladı. Ama geç kalmıştım. Stell'i bir daha göremeyeceğim ve bunu Şehzadenin yaptığı gerçeği vardı önümde ama Cariyelerini öldüren şehzade ile Crystalime kıyamayan gözleri endişe ile parlayan Şehzadenin aynı insan olduğuna inanamıyordum. Stell için ruhum acıyordu ama Crystal için kalbim ağrıyordu. Crystal ağır basıyordu şu an.
"Şifacıyı çağır" diye bağırdı birine şehzade.
"Şehzadem Crystal iyi mi?" diye sordum endişe içinde.
"İyi sanırım. Haremde ne oldu?" dedi merak ve endişe içinde.
"Özür dilerim efendim." dedim üzgün bir sesle. Eğer söylersem Crystal boşuna acı çekmiş olurdu. Benim yüzümden yeterince acı çekmişti.
"Bunu yapanı bulduğumda intikamını alacağım!" dedi sinirle.
"Ondan şüphem yok efendim." dedim. Şüphem yoktu. Yarın nasıl olsa öldürecekti beni.
"Bu olaydan kim sorumlu?" diye sordu sert bir sesle üzerime yürüyerek. Kıpırdamadım. Tam ağzımı açacaktım ki içeri şifacı ve Harem ağası içeri girdi.
"Şifacı, durum aynı. Harem ağası sıra sana gelince! Sen kim oluyorsun da benim haremimdeki bir cariyeye benden izin almadan 10 kırbaç cezasına çaptırıyorsun!" İçim titredi. Ya yetişemeseydim. Benim hak ettiğim kırbaçların hepsini Crystal mi yiyecekti. 10! Çok fazlaydı!
"Omhar! Harem ağasına mahzenlere kadar eşlik et 2 kırbaç attır. Sonra gel yanıma." dedi. Omhar adamı yakalarından tuttuğu gibi odadan çıkardı. Şehzade sinirden köpürüyordu resmen. Cama yaslanmış bir şeye bakıyordu. Omhar fazla geçmeden geldi.
"Dostum, sana minnettarım. Biraz daha geç kalsaydım ne olurdu bilmiyorum." dedi Şehzade Omhar'a sarılarak.
"Dile benden ne istersen. Her şey olabilir." dedi sevinçle. Omharın gözü direk bana kaydı. Kırmızı elbiseli kızı düşünmeye zorladım kendimi. Söylediklerini ve öpüşünü hatırlattım kendime. İçimi bir sinir kapladı.
"Sizi sevmeyecek!" dedim nefretle şehzadeye bakarak.
"Kardeşlerini elinden alan sizi asla sevmeyecek!" diye bağırdım ona doğru yürüyerek. Omhar önümü kesmişti ama Şehzadenin sinirlendiğini kol kaslarının gerilmesinden belli oluyordu.
"Kapa çeneni yoksa fena olur!" dedi kendini sakin tutmaya çalışır sesle.
"Ne olur ha? Ne olur? Beni de mi öldürürsün! Zaten yarın akşam olacak olan bu!"
"Hemen odana git!" dedi ve Omhar'ın beni odanın dışına sürüklemesi ve kapıyı yüzüme kapatması bir oldu. İçeride bir şeyler konuşuyorlardı kesin ama duyamıyordum. Kapının köşesine çöktüm. Onlar odadayken içim rahat etmiyordu. Kapı açıldı biri hızla çıktı ve biri de başımda durdu. Kim olduğunu anlamak için yukarı baktığımda Omhar olduğunu anladım.
"Kırmızılı kadının yanına gitsene sen!" dedim sinirle. Bu kadar saygısızlık bile kellemin gitmesine sebep olmalıydı ama niye hala hayatta olduğumu anlamıyordum.
"Gel benimle." dedi ve kolumdan tutup sürüklemeye başladı. Ne kadar dirensem de benden çok güçlüydü. Beni avludaki binaya soktu. Askerlerden biri dövülmüş ağzı burnu yer değiştirmişti. Adamın yanına eğildi.
"Anlat!" dedi adamın saçını sertçe çekerek.
"Özür dilerim. Kıza para verdim öyle davranması için. Sizi öyle görünce bizim alaydaki askerler şaka yapmak istedi."Omhar saçını sertçe bıraktı.
"Sadece şakaymış!" dedi ve Adama gitme zamanı geldi işareti yaptı. Adam kaçarak çıktı binadan.
Omhar bana sıkıca sarıldı. Bende ağlamaya başladım. Kolları öyle huzurlu hissettiriyordu ki. Bu gün olanlar o kadar ağır geliyordu ki. Kıyafetimin içindeki mendilimi çıkardım. Ona haksızlık yapmıştım. Suçsuzmuş. Belki de hala beni istiyordu.
"Bunu kabul etmeni istiyorum Omhar. Biz buraya ölmeye geldik. Son günlerimi güzel geçirmeme yardım ettiğin için teşekkür ederim." dedim ve dudağına acemi bir öpücük kondurdum. Binadan çıktım ve koşarak harem koridoruna gittim. Crystalin kapısının önünde yere çöktüm ve yasıma kaldığım yerden devam ettim.
Stell'in odasına girdim. Eşyalarına baktım. Bizim olmayan ama kıyafet dolabına yerleştirilmiş kıyafetler bile yoktu.
Crystal kapıyı açtığında hala ağlıyordum.
"Özür dilerim. Özür dilerim. Özür dilerim. Gerçekten" dedim ağlayarak. Hemen ona sarıldım.
"Tamam. Tamam geçti. İyiyim ben" dedi saçlarımı okşayarak.
"Silver yeter nefes alamıyorum" dedi. O kadar sıkı mı sarılmıştım?
"Tamam." dedim. Gözyaşlarımı sildi. Elimi tutup yatağa oturttu.
"Kahvaltıyı kaçırdık ve Stell'le ilgili hiç bir şey kalmamış haremde. Herşeyi Crystal!" dedim ağlayarak.
"Bizim de fazla zamanımız yok. Bu gün yapmak istediğin bir şey var mı?" diye sordu.
"Yok. Bütün işlerimi dün bitirdim." dedim üzüntüyle. O öpücüğün devamını istiyordum. Daha fazlasını..
"O zaman benim planlarım var. Hadi son günümüzü güzel geçirelim." dedi gülerek. İşte klasik Crystal. Ortamdaki sıkıntıyı dağıtmada bire bir. Sanırım gerçekten iyi. Gerçi hiç bir zaman kötü olduğunu belli etmedi ki..
"Ya sırtın?" diye sordum endişeyle. Düşündükçe hala kendimi kötü hissediyordum.
"Sadece kaşınıyor. Bağışıklık kazandım sanırım. Hadi hazırlan çıkalım" dedi gülerek. Odama gittim ama kıyafetimi değiştirmeden çıktım. Kapıda bekliyordum. Elimi tuttu ve mutfak olduğunu düşündüğüm yere geldik. Şans. Hadma Hatun da oradaydı.
"Hadma Hatun nasılsın? Kahvaltıyı kaçırmışız ve bir şeyler bulabilecek miyiz diye bakmaya geldik." dedi Crystal gülerek.
"Dünki şeyden sonra.."
"Dün olanı hakettim ve iyiyim." dedi sinirle. Bana hatırlatmak istemiyordu sanırım.
"Sadece acım" dedi sahte bir sırıtışla kirpiklerimi kırparak. Bu sahte davranışlarına bayılıyordum. Gerçekten çok yapmacık duruyordu. O da bunun farkındaydı ve bilerek yapıyordu.
"Tamam kızlar, gelin size bir şeyler bulalım" dedi ve yakınındaki kızlara bir şeyler sordu.
"Yumurta kırabiliriz ama kümesten birinin toplaması gerek"
"Biz toplarız." diye atladı Crystal heyecanla. Ciddi olamazdı, değil mi?
"Bayanlar, İşimi zorlaştırıyorsunuz ! Güzel bir son gün geçirmeye çalışıyoruz şurada!" dediğinde bana bunu yaptıracağını anladım.
"Kümes antreman yapılan bahçenin ilerisinde." dediğinde elimi tuttu ve çekiştirmeye başladı.
Antreman yapılan bahçeye geldiğimizde kümesin nerede olduğunu soracak birini arıyorduk. Sağa sola bakınıyordum.
"Silver, El işi mendiline bir ara bakabilir miyim?Belki bende bir köşesine senin motifini eklerim. Sonuçta dört köşe."diye sordu. Sanırım daha tamamlanmadığını düşünüyordu.
"Birine verdim. Ama motifi öğretebilirim."dedim. Ona yalan söyleyemezdim. Omhara doğru yürümeye başladığında mendilimi görüp de sorduğundan şüphelendim.
"Pardon. Kümes ne tarafta biliyor musun?" diye sordu. Omhar onun yanında bir şeyler söylemezdi, değil mi?
Crystal beni arkasına çekti. Omhar'dan hoşlanmadı sanırım.
"Kümes diyorum. Yerini biliyor musun?" dedi sinirle. Omharın yüzüne pis bir sırıtış yerleşti. Hala bana bakıyordu.
"Tabi. Oraya kadar size eşlik etmekten memnun olurum." dedi pis pis sırıtarak. İşte bundan korkuyordum.
"Gerek yok. Sadece ne tarafta olduğunu söylemen yeter!" dedim. Pis pis sırıtışı bile içimi ısıtmaya nasıl da yetiyordu!