İyi okumalaaar! Müziği açmayı unutmayın, biterse başa sarın ^.^
“Maalesef o adam ölümsüz.”dedi Harry, sanki bilmiyormuşum gibi.
“Umurumda mı? Onun kabuslarıma girmesinden bıktım. O çok…gerçekçi.” Kollarımı göğsümde birleştirip koltuğa oturdum.
“Onlar sadece kabus. Kilitli tabutunda zihnini kontrol edebileceğini sanmıyorum.” Jessie konuşunca hepimiz ona baktık. Bir şeyleri çözmek ve bana hatırlatmak amacıyla buraya geldiğimizden beri ilk kez konuşmuştu. Omuz silktim.
“Ama gerçekçi.”dediğimde Harry, “Belki de gerçektir. O… O kökenli ve kökenliler hakkında hiçbirimiz çok fazla şey bilmiyoruz.”dedi.
“Ama ben biliyorum.” Duyduğum farklı ama tanıdık sese doğru döndüm. “Çünkü ben bir kökenliyim.” Klaus bulunduğumuz odanın içine girerken ellerini cebine yerleştirdi. Onun burada olması beni şaşırtmıştı.
“Senin burada ne işin var?” Harry sinirle karşımda ki koltuktan kalkınca koluna yapıştım. Onu tekrar yerine oturturken konuştum.
“Sorun değil, Harry. Klaus iyi biri.”dediğimde şımarık bir çocuk gibi güldü.
“O mu iyi? Hadi ama, Alison! Sen hafızanı yitirdin ve bu adamın kötü olduğunu anlayamıyorsun.”dediğinde gözlerimi devirdim. Klaus bana tüm yaşananları anlatmıştı zaten.
“Sadece onun bize yardımı dokunabileceğini düşünüyorum.”dedim saçımı kulağımın arkasına atarken. Harry sırtına yaslandı.
“Peki, bize nasıl yardım edebilirsin, Klaus?”dedi umursamaz bir tavırla. Ona gülümsedim. İnsanlara karşı biraz daha nazik olmayı öğrenmeliydi, önceden bizi öldürmeye çalışmış olsalar bile. Gözlerimi Klaus’a diktiğimde onunda bir koltuğa oturmuş olduğunu gördüm. Ellerini dizlerinin üzerine koydu ve yüzüne şeytani bir gülümseme takındı.
“Alison’ı eğiteceğiz, gerçek bir vampir olarak.” dediğinde suratımda anlamını bilmediğim bir gülümseme oluştu. Sanırım gerçek bir vampir olmayı istiyordum.
“Hayır, hayır. Onu bir canavara dönüştürmeyeceğiz.”dedi Harry hiddetle. Ona gözlerimi kısarak baktığımda Klaus tekrar konuştu.
“Ne yani? Onu her dolunay bağlayıp bir odaya mı kilitleyeceksiniz? Kana doğrudan ihtiyacı olacak. Hazır kanlarla ne kadar sabredeceğini sanıyorsunuz? O bir vampir Harry. Bu gerçeği hiçbirimiz değiştiremeyiz.” Klaus haklıydı. Beni güçsüzleştiriyorlardı. Harry başını iki yana salladı.
“Onun hala bir ruhu var. O hala bir insan.”dediğinde Klaus Harry’i düzeltti.
“Yarı insan, yarı vampir...”
“Her neyse. Dolunayda ruhunu ve benliğini kaybediyor. Bir insanı öldürdüğünde ertesi sabah neler hissedecek? Pişmanlık ve suçluluk… Dünyada ki en ağır iki duygu…” Jessie konuşmuştu. Evet, o da haklıydı. Ama bunu istiyordum. Bir vampir gibi hissetmek istiyordum. Güçlü ve yenilmez…
“Dolunayda benliğini kaybetmiyor. Gerçek kimliğini kazanıyor. Ayrıca, Alison’ın benimle aynı fikirde olduğunu düşünüyorum.”dedi Klaus. Onlar zihin okuyabiliyorlardı ama bende öyle bir yetenek yoktu. Sadece kulaklarım fazla iyi duyuyordu. Lanet olsun, bende onlar gibi olmak istiyorum!
“Şey…evet.”diyebildim sadece. Bunu söylemem bile Harry’nin tepkili bakışlarını üzerime çekmeme yetmişti.
“Pekala, istediğiniz gibi olsun. Ama onu bir canavara dönüştürmene yardım etmeyeceğim.”dediğinde ayağa kalktı ve kapıya doğru yöneldi. Onun gitmesini istemiyordum. Sonuçta bu kolay olmayacaktı ve Harry’nin yanımda olmasına ihtiyacım vardı. Arkasından adını seslendim ancak dönüp bakmadı. Harry’nin ardından Jessie ve Zayn de ayağa kalktı.
“Üzgünüm, Alison. Harry’e katılıyoruz.”dedi Jessie kapıdan çıkarken. Geriye sadece ben ve Klaus kalmıştık. Klaus oturduğu koltukta hafifçe bana yaklaştı.
“Güçlü bir vampir olmanın ilk kuralı: Arkadaş yok.”
***
Sabah okula tek başıma gittim. Dün akşam olan konuşmamızdan sonra Jessie ya da Harry ile konuşmamıştık. Daha doğrusu Harry aramalarıma cevap vermiyordu.
Öğle yemeği zamanıydı ve ben hala Jack, Ella ve Jessie ile karşılaşmamıştım. Belki de benden kaçıyorlardı, bilemiyorum. Ama bu çok saçmaydı. Sonuçta tek istediğim güçlü olmaktı ve arkadaşlarım beni yalnız bırakmışlardı.
“Alison?” Bana seslenen Cora idi. Ona doğru dönmeden yoluma devam ettim. Çünkü onunla konuşmak falan istemiyordum. Ancak o beni kolumdan tutarak kendisine çevirdi. “Hey, sana sesleniyordum.”dediğinde gözlerimi devirdim ve suratıma sahte bir gülümseme yerleştirdim.
“Ah, affedersin. Seni duymadım.”dedim tüm samimiyetsizliğimle. Omuz silkti.
“Sorun değil. Benimle yemek ister misin? Bugün yalnızım ve sanırım sende öylesin.”dediğinde başımı iki yana salladım.
“Hayır, teşekkürler. Ben yalnızlığımdan memnunum.”dedim yalan söyleyerek. Tek kaşını kaldırdı.
“Ben pek memnun olduğunu sanmıyorum.”dediğinde düşüncelerimi okumakta olduğunu fark ettim. Vampirlerin en nefret ettiğim özelliği buydu. Onların yanında özgürce bir şeyler düşünemiyordun.
“Ne sandığın umurumda değil, Cora. Seninle takılmak istemiyorum.”dedim dürüstçe. Tamam, belki fazla dürüstçe…
“Pekala… Sanırım seni anlıyorum.”dedi hala kolumda olan elini çekerken. Gözlerimi kıstım.
“Kimse beni anlayamaz. Ama teklifin için teşekkürler. Sadece şu sıralar Arkadaş yok kuralımı uygulamaktayım.”dedim. Cora başını salladı ve hafifçe dudaklarını araladı.
“Arkadaş yok kuralı mı?”dediğinde gözlerimi devirdim. Onunla daha fazla konuşmak istemiyordum. Tanrı sesimi duymuş olacak ki bana yardım etti.
“Evet, blah blah blah. Alison benimle geliyorsun.” Kızıl saçlı –daha çok turuncu- bir kız beni Cora’nın yanından ayırırken şaşkınlıktan ona engel olamadım. Beni bir kenara çektiğinde kırmızı gözleri parladı. Tuhaf bir şekilde bana tanıdık gelen bir suratı vardı. Ah, şu dejavu olaylarından bıktım.
“Selam Alison. Sana kısaca kendimi tanıtacak olursam, adım Sarah ve senin eski bir düşmanınım. Altını çizerek söylüyorum, eski.” Bunu söylediğinde istemsizce güldüm. Çok fazla eski düşmanım vardı.
“Peki, Sarah. Öncelikle sana, beni o kızdan kurtardığın için teşekkür ederim. Şimdi sorunun ne olduğunu söyle?”dedim kollarımı birleştirirken. Bugün arkadaş yok kuralını fazlasıyla ezmiştim sanırım. Sarah etrafına bakınıp tekrar bana döndü.
“Aileni biliyorsun değil mi?” dedi. “Amanda, Klaus falan?” Bunu sorduğunda başımı onaylarcasına salladım. “Peki...”dedi. “Babanın kim olduğunu biliyor musun?” Bu nasıl bir soruydu?
“Onun… Onun öldüğünü biliyorum.”dedim. Bu konuşmanın sonunu merak ediyordum.
“Oh.”dedi şımarık bir gülümsemeyle. “Çok yanlış şeyler biliyorsun, tatlım.”
***
Gelecek bölümden…
“Tamam.” Klaus masanın üzerine bir kağıt serdiğinde onu izliyordum. “Gelecek dolunaya 13 gün var. Bu da çalışacak 13 günümüz olduğunu gösterir.”dediğinde kollarımı önümde birleştirdim.
“Babamı sen öldürmüştün değil mi?”dediğimde bir saniyeliğine bana baktı. Tekrar önüne döndüğünde boğazını temizledi.
“Evet.”dedi tok bir sesle. “Ama bunu sana benim söylediğimi hatırlamıyorum.”
“Sen söylemedin.”dedim. “Ben hatırladım. Her şeyi hatırladım.” Klaus tekrar arkasını döndüğünde yüzünde şaşkınlık vardı.
“Ne, ne zaman hatırladın?” dediğinde yutkundu. Derin bir nefes aldım ve bakışlarımı camdan dışarıya odakladım.
“Az önce.” Harry kapıda belirdiğinde Klaus ona döndü. Benim yerime o konuşmuştu. “Az önce tamamen her şeyi hatırladı. Ya da öğrendi mi demeliyim?”
***
Umarım bu bölümü beğenmişsinizdiiir. Geç yazdım farkındayım. Aslında bütün kurgu kafamdaydı ama nedense yazmaya başladığımda devamı gelmiyordu. En sonunda yazmayı başardım.
Yeni bölüm, bu bölüm 800 okumayı geçtiğinde gelecek. İlk defa sınır koyuyorum farkındayım. Ama bu sömestr tatiline kadar –yani bu hafta sonuna- kafamı toparlamam lazım. Final bölümünün de ne zaman olacağına karar vermeliyim.
Her neyse. Bu bölümle ilgili yorumlarınızı ve oylarınızı eksik etmezseniz sevinirim ^.^ Sizi sevdiğimi söylememe gerek var mı? Yine de söylüyorum, sizi çooook seviyorum!
Hepinizi öpüyoruuum :*