Her şeye rağmen yaşamayı seven ve planlarına göre değil, kendi isteğine göre yaşan bir kız'ın hikâyesidir bu. Hayatının kare kare gözlerinin önünden geçmesine rağmen asla pes etmeyen, küçüklüğünün yaptıklarının nedeni olarak görmeyen ve sonuçlarına katlanıp yeniden yapan bir kız çocuğu. O zamanlarda hoyrat ve şımarık olan, ama daha sonra şımarabilecek birisini yanında bulamadığından toparlanan, herkesle dalga geçip üzen ve pişmanlık duymayan kendi halinde ufak bir kız. Zengin miydi? –Hayır!- Aksine zenginlerden de nefret ederdi, hatta belki bundandır o şekilde davranması. Sadece zenginlerin değil, kendi halinde insanlarında hayatını yaşadığını, onlar kadar her hakka sahip olduğunu bu küçük yaşta kendince göstermeye çalışıyordu. Asla özenmemişti öyle hayata ve hala bu yaşına rağmen özenmiyordu da. Belki herkes için harika bir hayat sürmüyordu ama kendisine sorulduğunda yine bu şekilde olmak istediğinin cevabını veriyordu. O kadar memnundu, o kadar mutlu.
Kendisine ilan- aşk edenleri ya tekmeler ya ısırır olmadıysa taş atıp kaçardı. O zamanlarda, o muhteşem güzellikte ki zamanında mahalleliye sorsanız büyük ihtimalle yakalarını silkelerdi. Topla cam kırmalar onda ve bilerek. Şikâyete gelenleri üzülme numarası ve gözyaşıyla gönderme onda, pişman etme onda. Akıllanmış mıydı? İnanmayın! Eski haylazlıkları olmasa da aklına estiğinde deli olabiliyor.
Her ne kadar pozitif olmaya çalışırsa çalışsın, zaman zaman her şeyin düzeleceğine dair umudu kırılıyordu. İnancı ise zaten kalmamıştı.
Kendisini olmayan bir insan gibi göstermekten ziyadeyse, bu kişiliğini kabul etmiş ve herkese ettirme yolunda istikrarla koşuyordu. Ne olursa olsun hatta ne kadar kötü olursa olsun o buydu ve bunu paylaşacaktı. Kim bilir belki bir gün ismi duyulurdu, başkalarına da örnek olabilirdi. Ve bir defter tutmaya karar verdi, onun en güzel yansıması olacak, geriye dönüp bakıldığında pişmanlık duymadan yok olduğunun kanıtı olacaktır. Doğruluk yolunda ilerlemesinde ki kişiliği, nedeni olacaktır. Ve bundan zerre pişmanlık duymadığını da her satırına harfiyen ekleyecektir.
Şu ansa o küçük kız çocuğu değildi. Fakat çocukluğundan kalma ve hayatını tam anlamıyla değiştiren o özelliği hala taşımaktaydı. Yine bundan pişmanlık duymak yerineyse, işe yaraması için geliştirmeye başlamıştı. İlk zamanlar ödül gibi gelse de ödül düşüncesini ceza'ya bırakmıştır.
Diğer düşüncesiyse, Allah'ın kendisine üzüldüğü için bu özelliği vermiş olmasıydı. İnsanların yüzüne baktığında, hareket ve mimiklerinden çoğu şeyi öğrenebiliyordu. Bu yüzden de adı büyücüye çıkmıştı ve insanlar zamanla kendisinden korkmaya başlamışlardı. Bu onu üzüyor muydu? Pek sayılmazdı hatta gurur bile duyuyordu. Nereye giderse gitsin, önce ismini duyuruyordu daha sonra kendisi geliyordu. Bu artık rutin bir olaydı onun için ve alışmıştı. Ne şaşırıyor, ne garipsiyor ne de sinirleniyordu. Sadece gurur duyuyordu.
Şimdi hepiniz diyorsunuz ki bu küçük kız kim?
''NAZ ACAR!''