Multi : Ömer
Bölüm şarkısı : Taylor Swift - I knew you were trouble
Bu yer, bu koku, ellerimin altındaki kolalı çarşaf... Hepsi yüzümü ekşitmeme neden oluyordu. Özellikle de yalnızken. Bu hastane odasında yalnız kaldığımda çok kötü hissediyordum. Tüm arkadaşlarım ziyarete gelmiş, Yaman birkaç kez uğramış ama konuşmadığımı görüp gitmişti. Mayıs bile kaç kez gelmişti. Benimle konuşması gerektiğini söyleyip durmuş ama Egemen bi türlü bizi yalnız bırakmamıştı. Zaten Mayıs'ın söyleyeceği şeyi biliyordum, tekrar duymak istemiyordum.
O gece Mayıs'la mesajlaşmış bildiğimi söylemiştim. O da sadece 'üzgünüm' demişti. Ona kızmıyordum. O benden saklamamış Yaman'ı kaybetmeyi göze almıştı. O üzgündü, bende üzgündüm. Ama Egemen üzülmeyecek, sinirlenecekti. Dolunay'a ve Yaman'a neler yapardı düşünmek bile istemiyordum. Ne olursa olsun Yaman benim amcamdı, ama Egemen'de aşık olduğum adamdı. Ne yapacaktım ben!?
Kaza olalı tam üç gün olmuştu ve Egemen doğru düzgün yemek yemiyor, konuşmuyordu. Sadece ihtiyaçlarımı gidermemde yardımcı oluyordu. Elleriyle yemek yediriyor ama gözlerime bakmıyordu. Bu durum beni endişelendiriyordu.
Egemen'e gerçeği söylemek için
Kaç kez ağzıma doldurmuş ama yapamamıştım. Yaman'ın başka ne yapacağını bilemiyordum. Herhalde Dolunay bana herşeyi anlattığı için, Yaman bir daha onunla ortak olmazdı. Ama bu kendi başına da birşeyler yapmayacağı anlamına gelmiyordu. Ona olan güvenimi kırmıştı.
Belki de önce Yaman'la doğru düzgün konuşmalıydım. Eğer pişmansa... hayır. Yine de Egemen gerçekleri bilmeyi hakediyordu. Ne olursa olsun söyleyecektim. Ama sadece söylemekle kalmayacaktım. Aralarındaki sorunu da halletmem gerekiyordu. Egemen'e söylediğimde kesinlikle çıldıracaktı. Bu da Yaman'a zarar vermesine yol açacaktı. Yaman'la da konuşmalı bir ortak yol bulmalıydım. Yoksa birbirlerini yiyeceklerdi ve kimse ayıramayacaktı.
Hissettiğim titreşimle gözlerim kucağımdaki telefona kayarken elime alıp gelen mesajı açtım.
Kimden : Egemen
"5 dakikaya kalmaz oradayım"
Gülümsedim, hüzünlü bi şekilde. Hala bana o 'seni seviyorum' dediği anı unutamıyordum. Bende ona diyecektim ama onun için de uygun zamanı kolluyordum. Dün akşam bana yemek yedirirken ağzım dolu bir şekilde diyecektim ama vazgeçmiştim. Daha romantik bi an gerekiyordu.
Telefonu yatağa bırakıp iki bacağımı sarkıttıktan sonra kenardaki koltuk değneğine baktım. Egemen yokken onu denemiş ve küçücük oda da alışıvermiştim. Bacağım kazada sıkıştığı için incinmişti ve bir süre kullanamayacaktım. O yüzden bu koltuk değneğine ihtiyacım vardı. Ayrıca alnımda iki dikiş, kolumda sargı bezi vardı. O an bacağımın acısından kolumla başımın hasar aldığını farketmemiştim bile.
Birde Egemen kolumdaki çizikleri sormuştu. Farketmediğim bir şeyde oydu. Bu çizikler kazada olmamış, kızla kavga ederken olmuştu. Egemen'e de 'küçük bi tartışma' diyerek geçiştirmiştim.
Değneğe uzanıp kolumun altına aldıktan sonra sağlam ayağımı yere bastım ve iğrendiğim hastane elbisesini düzelttim. Pencereye doğru adam atarken karın boşluğumdaki ağrı kendini gösterdi. Maalesef vücudum pek iyi halde değildi.
Pencerenin önüne geldikten sonra dışarıdaki insanları izlemeye başladım. Neyseki odam ön taraftaydı da girişi görebiliyordum. Böylece Egemen'i görebilecektim. Acil kapısı biraz kalabalıktı. Bir bebek annesinin kucağında ağlıyor, bir adam topallayarak yürüyordu. Bir hemşire ve bir doktor kenarda sigara içiyor, benden birkaç yaş küçük bi kız bankta oturuyordu. İnsanları izlemek hoşuma gitmişti. Birkaç dakikaya Egemen'in arabası görüş alanıma girdiğinde gülümsedim. Gideli bir saat olmamıştı ama yine de özlemiştim. Sanırım şirketteki işi kısa sürmüştü.
Egemen arabadan indiğinde birkaç göz ona dönmüştü. Sanki bir kız grubunun yanından geçiyordu da tüm kızlar onu izliyor aralarında konuşuyordu. Hadi herkesi anlıyorum bu hemşire niye bakıyor! Doktor var yanında be! Zaten bana ilaç vermeye geldiğinde de bakıyordu. Dur bakalım, ben sana yapacağımı bilirim.
Egemen kapıdan içeri girdiğinde geri çekilip değnekle zıplaya zıplaya koridora çıktım. Sonuçta doktorum değnekle hastane sınırlarında gezebileceğimi söylemişti. Egemen 'asla bensiz çıkma' demişti, orası ayrı. Zıplayarak koridorun sonundaki asansörün önüne gelip beklemeye başladım. Egemen genelde buradan gelir diye düşünürken yan taraftaki merdivenlerden gelen bi adet Egemen'le karşılaştım.
Ağırlığımı değneğe verirken ona baktım ama o beni görmemiş, gözleri yerdeydi. Fazla mı dalgındı? Önümden geçip giderken yüzüme bile bakmadığında kaşlarım çatık bi şekilde onu izledim. Birkaç adım daha attığında başımı sallayarak kendime geldim ve "Egemen" diye seslendim. Yerinde durduğunda gerçekten de bu aralar dalgın olduğunu anladım. Belki de sesin nereden geldiğini bile anlamamıştı. İçinden gelecek değil ya be adam, dön arkanı.
Yavaşça arkasını döndüğünde kaşları çatıldı.
"Ne işin var senin dışarıda?" diye sorarak bana doğru adım attığında tek omzumu silkip "Seni karşılamak istedim" dedim.
Aramızda bir adım falan kalırken "Keşke odanda bekleseydin" dediğinde başımı yere eğdim. Sadece karşılamak istemiştim işte. Beni görünce gülümser sanmıştım.
Çenemden tutarak başımı kaldırdıktan sonra "Tamam neyse. Hadi gel daha fazla ayakta durma" dedi. Başımı olumlu anlamda salladıktan sonra adım atmaya başladım. Birkaç adımdan sonra ayaklarım havalanırken kendimi Egemen'in kucağında buldum.
Koltuk değneğini dirseğimle sıkıştırarak tutarken Egemen'e "Napıyorsun?" dedim.
Gülüp "Sevgilimi taşıyorum" dediğinde gülümsemeden edemedim. Bi tanıdık çıksa napacaktık? Sonra derlerdi ki; öğretmen öğrencisini kucağında taşıyor. Aslında şu hemşire görse güzel olurdu.
Odaya girdikten sonra Egemen beni yatağa bırakıp değneği de kenara koydu. Arkama yaslanıp onu izlerken gelip birde üstümü örttü. Tamam ocak ayındaydık hatta birkaç güne şubat olacaktı ama onun yanında aylardan temmuzdu sanki.
Koltuğu çekip oturduktan sonra "Bak ne getirdim" dedi. Onun eli cebine giderken 'nolur çikolata olsun' diye dua ediyordum. Burada tatlı vermemişlerdi, pizza da yoktu, rezalet.
Bir kağıt parçası çıkardığında umutlarım Fırat Nehri'ne düşerken iyice inceledim. Kaşlarım kalkarken katlı kağıdı bana uzattığında arkasındaki Gençliğe Hitabe'den ne olduğunu anlamıştım: Karne!
"Daha ilk dönemde zor geçer not almışsın, ikinci dönem ne yapacaksın?" diye sorduğunda "Yine sınavda kağıdımı doldurursun" dedim ve gülerek karneyi incelemeye başladım. Bugün yarıyıl tatilinin başladığının farkında bile değildim.
Birkaç kırık olsa da bence iyi bi karneydi yani. Asıl göze çarpan ise devamsızlıktı. Bir ara onları sildirmeliydim.
Kağıdı katlayıp yanıma koyduğumda Egemen bi kağıda bi bana bakıp "Bu kadar mı bakacaktın?" diye sordu.
"Çok bile baktım" dediğimde gülüp başını olumsuz anlamda salladı ve ayağa kalkıp deri ceketini çıkarıp askılığa astı. Yerine oturup arkasına yaslandığında ise birkaç saniyeye kalmadan kendimi onu incelerken buldum. Eve uğrayıp üzerini değiştirmişti. Siyah pantolon ve lacivert-siyah kareli gömleği vardı. Gömlek ona hep farklı bi hava katıyordu. Daha çekici mi oluyor demeliydim bilemiyorum.
Gözlerine baktığımda onunla göz göze geldim. O da onu kesmeme alışmıştı heralde.
"Sınıftakiler seni sordu" dediğinde gülümsedim. Çoğuyla pek konuşmuyordum ama yine de beni merak etmişlerdi. E tabi araba üç kez takla atınca... Yani bu benim tanımadığım birinin bile başına gelse ben çok üzülürdüm.
"Karneleri dağıtmaya mı gittin?" diye sordum.
Başını olumlu anlamda sallayıp "Mecbur. Sınıf öğretmeniniz benim" dedi.
"Öğle yemeği yedin mi?" diye sorduğunda başımı olumlu anlamda salladım. Taa sabahın 8'inde kahvaltı etmiştik ve saat 1 olmuştu. Haliyle de ben acıkmıştım. Aslında tatlı bir şeylerde istiyordum ama Egemen'den istemekten çekiniyordum. Eve gider gitmez pizza dondurma ve tatlı söyleyecektim, sonra da battaniyenin altına geçip film izleyecektim. Sadece Egemen'e de sarılabilirdim, ama bu Yaman varken zordu.
Egemen yemek için ayağa kalktığında aklıma gelenle "Egemen?" diyerek onu durdurdum. Sanırım biraz bağırmıştım, döndüğünde kaşları kalkmıştı.
"Arabam?" diye sordum, aynı onun gibi çatık kaşlarla. Bu nasıl daha önce aklıma gelmezdi?!
Başını olumsuz anlamda sallayıp "Bir daha o arabaya binemezsin" dediğinde gözlerim dolmuştu.
"Çok mu kötü halde? Tamir edilemez mi?" diye sorduktan sonra dayanamayıp ağlamaya başladım. Ellerim otomatik olarak yüzüme giderken Egemen'in yanıma oturduğunu farketmiştim.
Ellerimi açmaya çalışırken "Noldu?" diye sorduğunda ağlamaya devam ettim. Zorla ellerimi indirdikten sonra gözlerime bakıp gözyaşlarımı sildi ve "Araba kullanmana izin vermiyorum diye ağlaman gerekmiyor" dediğinde kaşlarım çatıldı.
"İzin vermiyo musun?" diye sorduğumda başını olumlu anlamda salladı.
Gözyaşlarımı silmeye devam ederken elini indirip başımı salladım ve kendime gelip "Peki araba nasıl?" diye sordum.
Bana gözlerini devirip "Araba için mi ağlıyordun?" diye sorduğunda tekrar gözyaşlarım akarken "Egemen söylesene tamir olmaz mı?" diye sordum.
Yine gözyaşlarımı silmeye koyulurken "Eski haline getirebilirim, ağlama" dedi. Ağlamam yavaş yavaş dinerken iç çektim. O araba benim için çok önemliydi.
Gözyaşlarımı silip ayağa kalktıktan sonra gitmek için arkasını döndü ve "O hurdayı bu kadar sevdiğini bilmiyordum" dedi.
Tam bir adım atmıştı ki "Çok seviyorum" dedim ve "Çünkü o araba babamın bana son hediyesiydi" diye de ekledim. O araba bana babamdan kalan bir anıydı, nasıl sevmezdim? İki gün boyunca aklıma gelmediği için kendimi çok kötü hissediyordum. Babam bu arabayı aldığında bana kullanırken çok dikkatli olmam gerektiğini söylemişti. Ama ben dikkatli olmayıp kaza yapmıştım. Bunu nasıl yapabilirdim?
Eski model arabaları sevdiğim için bana o arabayı bulup aldığı gün havalara uçmuştum. O günü unutamıyordum.
Bir anda Egemen'in bana sarılmasıyla şaşırırken ellerim havada kaldı. Ne ara beni duymuştu, gelip sarılmıştı bilmiyordum. Gözyaşlarımı -yine ve yine- silip kollarımı ona sardım ve gözlerimi kapattım.
Kulağıma doğru eğilip "Özür dilerim, bilmiyordum" diye fısıldadığında başımı olumsuz anlamda salladım ve "Sorun değil" dedim.
Ardından gözlerimi açıp "Egemen gerçekten eski haline getirebilirsin değil mi?" diye sordum.
Benden ayrıldıktan sonra gülümseyip "Eskisinden de iyi hale getireceğim, sen üzülme" dedi. Bende gülümseyerek ona baktığımda yanağıma bi buse kondurup odadan çıktı.
Gözyaşlarımla ıslanan yüzümü yıkamak için koltuk değneğini aldıktan sonra yavaş adımlarla banyoya doğru ilerledim. Artık bu hastaneden çıkmak istiyordum. Düşmemek için çabalayarak elimi yüzümü yıkadıktan sonra yatağa geçip koltuk değneğini kenara bıraktım ve yüzümü yatağın yorganında kuruladım. Napayım yerime oturunca aklıma gelmişti...
Neyseki bu günler içinde bi düşme tehlikesi yaşamamıştım. Ama yine de dikkat etmeliydim. Hale bak ya. Tüm sömestr tatili yatakta geçecekti. Gerçi bacağım sağlamda olsa yatakta geçecekti, orası ayrı. Acaba tatil boyunca bizde kalsa fena olmaz mıydı? Nerde o gün? O zaman 12 sezonluk dizi bitireceğime ona sarılırdım.
Yorganıma sarılarak Egemen'i beklerken iyice uykum gelmişti. Gece uyuyamıyordum. Kendi yatağım olmadığı için yadırgamıştım. Acaba Egemen yemek getirdiğinde kendisi de yiyecek miydi? Biliyordum işte, karnı acıkmıştı. Ama nedense yemiyordu. Belki de iştahı yoktu. Onun moralini böylesine alt üst eden şeyi bilmek istiyordum. Böyle devam etmesine izin veremezdim.
Kapının açılma sesiyle kendime gelirken elindeki tespiyi tutan Egemen'e baktım. Kapıyı kapatıp ana doğru yürürken göz göze gelmemiştik. Koltuğa oturup, tepsiyi yanımdaki boşluğa koyduğunda elimi çekmek üzere olduğu elinin üstüne koydum.
Gözleri gözlerimle elim arasında giderken "Egemen bi sorun var" dedim. Gözlerini gözlerime sabitledikten sonra birkaç saniye sessiz kaldı. Bu sessizlik beni kötü etkilerken "Bi sorun mu var?" diye sordu. Neden dediğimi tekrarlıyordu ki, ben ondan açıklama istiyordum.
"Bilmiyorum Egemen. Sende bir şey var birkaç gündür"
Elini elimin altından sertçe çekip "Yemeğini ye" dediğinde içim titredi. Biraz fazla sulugözdüm, yani hemen ağlayabilirdim. Ama ağlayarak kendimi acındırmamalı, konuşarak sorunu halletmeye çalışmalıydım.
Tepsiyi kucağıma alıp ona bakmadan "Sen neden yemiyorsun?" diye sorduğumda cevap gelmedi. Aç iken birden iştahım kaçmıştı nedense.
Kazadan bu kadar etkilendiği için böyle olamazdı. Başka bir şey vardı.
Aklıma gelenle beynimden vurulmuşa döndüğümde ağlamamak için dişlerimi birbirine bastırdım ve ona dönüp zorlukla "Artık beni sevmiyor musun?" diye sordum. Baygın bakışları beni bulurken gözlerimi geri çekmedim. Vereceği her cevaba hazır olmalıydım. Tamam belki ben onun için sadece bi hevestim, sadece dikkatini çekmiştim. Sadece bana karşı dürüst olmasını istiyordum.
"Mal mısın?" diye sorduğunda kaşlarım çatılırken dudaklarım aralandı.
Ayağa kalkıp kucağımdaki tepsiyi aldıktan sonra karşı taraftaki masanın üstüne koyup tekrar önüme geldi ve yatağın boş kısmına oturdu. Başını başıma iyice yaklaştırdığında kalp atışlarım hızlanırken beni öpeceğini düşündüm ama yapmadı.
"Ben sana o kaza yaptığın gece ne dedim?" diye sorduğunda yutkundum. Ne dediğini öyle iyi hatırlıyordum ki.
"Ne dedim?" diye tekrarladığında düşünmeme zaman olmadığını farkedip "Beni sevdiğini söyledin" dedim.
Başını olumlu anlamda sallayıp "Doğru. Ben daha iki gün önce bir kıza ilk defa 'seni seviyorum' dedim" dediğinde dilimi ısırdım.
"Daha iki gün önce böyle bir şey demişken nasıl şimdi seni sevmediğimi düşünebiliyorsun?" dediğinde "Özür dilerim" dedim. Tam bi gerizekalıydım.
"Dilersin" deyip tekrar koltuğa oturduğunda gözlerimi ondan almayıp "Peki o zaman sorun ne? Neden böylesin?" diye sesimi yükselttim. Yine kaşları çatılırken derin bi nefes aldı ama yine de gözlerime bakmadı.
"O uyuşturucu seni çok mu etkiledi?" diye sorduğumda gözleri beni buldu. Biliyorum sınanıyormuş gibi hissediyordu ama sormak zorundaydım.
"Sus artık" dediğinde sinirle önüme döndüm. Ne vardı da söylemiyordu?!
"Ayrıca niye hep benimle ilgili şeyler düşünüyorsun ki?" diye sorduğunda kaşlarım çatıldı ve "Bu ne demek?" diye sordum. Yani sorun ben miydim?
"Gözde beni sinirlendirmeden sus" dediğinde dişlerimi birbirine bastırdım. Böyle konuşarak o beni sinirlendiriyordu! Birde susacak mıydım? Oldu.
"Sen..." diye başlamıştım ki kapının açılmasıyla susmak zorunda kaldım. İnsan bi kapıyı tıklar değil mi? Şurada sevgilimle kavga ediyorum.
İçeri giren hemşireye sinirle bakarken "Ziyaretçin var" dedi. Öyle filmlerdeki hemşireler gibi gülümsemiyordu. Ama filmlerdeki gibi hastanın yanındaki karizmatik adamı kesmeyi biliyordu. Sinir katsayılarım git gide artarken Egemen benden önce "Kim?" diye sordu. Ses tonu düşmemişti.
Hemşire "Bilmiyorum. İsmini söylemek istemiyor, o yüzden önce gelip size haber vermek istedim" dediğinde gözlerimi pencereye çevirdim. Belki de Yaman'dı. Bu düşünce beni sakinleştirirken Egemen ayağa kalkıp "Ben kim gelmiş diye bakmaya gidiyorum" dedi ve hemşirenin peşinden ilerledi. Ne yani giriş katına kadar birlikte mi yürüyeceklerdi? Allahım 5 dakikada neden bi türlü sakin olamamıştım.
Hemşire çıkarken kapıyı kapattığında sinirle nefesimi dışarı verdim. Sakin Gözde! Sakin olman gerekiyor. Şu ziyaretçi işi hallolduğunda Egemen'le konuşabilirim. Sadece sabırlı olmalıyım.
Birkaç saniyeye kalmadan kapı tekrar açıldığında gördüğüm kişiyle nefes alışverişlerim hızlanırken gözlerim büyüdü. İnanmıyorum. Onun burada ne işi vardı? Günler olmuştu onu görmeyeli...
Kapıyı kapatıp bana doğru ilerlemeye başladığında yaslandığım başlığa daha da sert yaslandım ve işaret parmağımı kaldırıp "Yaklaşma!" diye bağırdım.
Elini kaldırıp "Gözde sakin ol. Sadece seni görmeye geldim" dediğinde hala sakinleşememiştim. Ondan korkuyordum. Bana tecavüz etmeye kalkışmıştı bu çocuk. Beni koca orman boyunca kovalamış, Egemen'den dayak yediğinde komaya girmişti.
"Ömer. Daha fazla yaklaşma, bağırırım" dediğimde olduğu yerde kaldı. Fazla sakindi.
"Ben özür dilemeye geldim" dediğinde onunla, komadayken yaptığım konuşma aklıma geldi. Uyanıp benden özür dilemezse onu hiç affetmeyeceğimi söylemiştim. Ama bu onun uyanması içindi. Özür dilemesini değil benden uzak durmasını istiyordum.
"Hem o gün sana yapmaya çalıştığım şey için, hemde abim sana zarar vermeye kalktığı için" dediğinde yüzüne baktım. Yaraları biraz olsun iyileşmişti. Egemen o gün nöbet geçirmişti, belkide nasıl vurduğunu hatırlamıyordu. Hem neredeydi bu Egemen! Ziyaretçi buradaydı işte.
"Bir şey söyle" diyen Ömer düşüncelerimi dağıtırken başımı olumlu anlamda sallayıp "Tamam" dedim, ardından "Anladım" diye de ekledim. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Ama üzerimdeki korku hala gitmemişti.
"Pizza içinde teşekkür ederim" dediğinde "Rica ederim" dedim.
"Beni komadan uyandıran şey pizza değildi, sendin" dediğinde tam ağzımı açıyordum ki kapı açıldı. Egemen'in gözleri Ömer'le benim aramda gidip gelirken birkaç adım atıp Ömer'in tam karşısına geçti.
Ben korkuyla doğrulurken Egemen, Ömer'e "Senin burada ne işin var?" diye sordu.
"Egemen sadece özür dilemeye gelmiş" derken Ömer sadece Egemen'e bakmakla yetindi.
Egemen yüzüme bile bakmadan Ömer'in yakasına yapışırken "Ne işin var lan dedim sana!" diye bağırdı. Yataktan inmeye çalışırken koltuk değneğine uzandım. Bu halde nasıl aralarına girecektim? Birisi bizi duyupta güvenliği çağırsa olmaz mıydı?
Egemen Ömer'i duvara yapıştırırken Ömer "Seninle hesaplaşma vaktim henüz gelmedi" dedi. Birde hesaplaşma mı istiyordu?!
Egemen "O hesapları senin götüne sokarım!" diye bağırdığında "Egemen yeter!" dedim ama beni duyduğunu sanmıyordum.
Ömer'de Egemen'in yakasına yapışıp "Yaptıklarını ödeyeceksin!" diye tısladı.
Koltuk değneğine yaslanarak ayağa kalkıp onlara doğru bi adım attıktan sonra "Durun!" diye bağırdım.
Egemen Ömer'i sertçe duvara vururken "Hadi ödetsene lan!" diye bağırdığında "Yeter be!" diyerek Egemen'in koluna yapışarak çekiştirmeye başladım ama hareket ettiremedim.
"Napıyorsunuz siz ya?!" diye bağırdığımda Ömer "Karışma sen!" diye bağırdı.
Egemen "Bağırma lan kıza!" diye bağırıp kafasını Ömer'in burnuna geçirdiğinde büyük bi çığlık attım. Allahım! Neden bizi kimse duymuyordu?
"Yeter be yeter!" diye bağırıp aralarına girerken koltuk değneğim yere düşmüştü. İncinmiş olan bacağımın üstüne basarken ellerim Egemen'in kolundan kaydı ve saniyeler içinde kendimi yerde buldum. Kalça kemiğimdeki sızı yüzümü buruşturmama neden olurken ikisininde yüzü bana dönmüştü.
İkisininde gözleri bi süre şaşkınca baktıktan sonra hızlıca yanıma gelip kalkmama yardım ediyorlardı ki, kollarımı onlardan kurtarıp "Hastanede olduğunuzun farkında mısınız?" diye sordum, sinirle.
Ömer Egemen'i gösterip "Önce o başlattı" dediğinde Egemen "Neyi ben başlattım lan? Buraya gelen sensin!" diye tısladı.
Ömer "Buraya gelmem suç değildi" dediğinde Egemen ağzını açıyordu ki iki elimi kaldırıp "Gerçekten yeter" dedim. İkisi de birbirlerine nefretle bakıyor, Ömer'in burnundan kan akıyordu.
"Hem sen niye buna adıyla hitap ediyorsun?" diye sorduğunda ne diyeceğimi bilemezken Egemen "Sen kime 'bu' diyorsun lan?" diyerek tekrar doğruluyordu ki kapı açıldı.
Bize doğru şaşkınlıkla bakan doktoru gördüğümde halimize baktım. Ben hastane elbisesiyle yerde oturuyordum, bi yanımda Ömer diğer yanımda Egemen vardı ve Ömer'in burnundan kan geliyordu. Çenesine kadar bi yol çizen kanı polarının koluna sildiğinde doktor içeri girip "Burda neler oldu? Diğer hastalar şikayet ediyor" dedi.
Yerimde doğrulmaya çalışırken Egemen koluma girip beni hızlıca kaldırdığında Ömer'de koltuk değneğimi verdi. Bişe demeden yatağa doğru gittikten sonra oturdum.
Doktor "Gözde yoksa düştün mü?" diye sorduğunda başımı olumsuz anlamda sallayıp "Önemli bir şey değil" dedim.
"Peki o bağırma sesleri neydi?" diye sorduğunda Egemen ve Ömer'e baktım. Hala birbirine kötü bakışlar atmakla meşgullerdi.
"Küçük bi tartışma oldu da" dediğimde Egemen'le Ömer bana baktı.
Doktora dönüp "Kusura bakmayın, bir daha olmaz" dediğimde doktor başını salladı ve bizi süzüp gitti. O gittikten sonra derin bi nefes alıp Ömer'e döndüm ve "Ömer sende gitsen mi?" diye sordum.
Egemen "Bence de" derken Ömer ona göz devirip bana döndü ve "Tekrar geleceğim" dedi.
Kapıya yönelirken Egemen "Bok gelirsin" dediğinde Ömer "Benimkini ye" dedi. Ben yüzümü buruştururken Egemen "Ağzına sıçarım lan senin" diyerek Ömer'e doğru adım atmıştı ki Ömer hızla kayboldu. Egemen sinirle kapıyı kapatıp "Şerefsiz" diye söylendiğinde "Boşver" dedim. Oturmak yerine küçücük oda da tur atıp saçını geriye attı.
"Egemen" dediğimde "Yok tekrar gelemez" diyerek bana döndü.
"Olmaz öyle. Kalk gidiyoruz" dediğinde şaşkınlıkla "Nereye?" diye sordum.
"O çocuğun bir daha gelmesini istemiyorum. Şimdi gidip çıkış işlemlerini halledeceğim sende hazırlan" deyip hızla odadan çıktığında kalakalmıştım. Ne yani eve mi dönüyordum? Peki ya Yaman? Aynı evde konuşmamamız imkansızdı. Sanırım artık konuşmanın vakti gelmişti. Hem belki yaptığından pişmandı? Egemen'den özür dilemek ister miydi?
Bilemiyordum. Onunla konuştuktan sonra ne yapacağımı karar verecektim ama ne olursa olsun Egemen'den gizli tutmayacaktım. Bunu ona yapamazdım.
Doğrulup koltuk değneğiyle birlikte dolaba yöneldikten sonra Egemen'in benim için getirdiği kıyafetlere baktım. Ağırlığımı sağlam ayağıma verdiğim için fazla zorlanmıyordum. Bir pantolon ve kazak aldıktan sonra banyoya geçip üstümü değiştirdim. Biraz zorlansamda sonunda giyinebilmiştim. Aynanın önündeki tarakla saçlarımı da taradıktan sonra Egemen'in içeri girdiğini duymuştum. Hastane elbisesini kapının arkasına asıp koltuk değneği ile birlikte banyodan çıktım.
Egemen de kalan şeyleri toparlıyordu. Herşeyi çantaya basması beni gülümsetirken yan gözle bana bakıp tekrar çantaya döndü. Şimdi aklıma gelmişti de kavgamız yarım kalmıştı. Ama şimdi devam ettirip moral bozmak istemiyordum.
Çantayla birlikte bana döndüğünde "Gidiyoruz" dedi. Fazla hızlı olmuştu, kendimi kaçıyormuş gibi hissediyordum. En büyük sorun ise yemek yiyememiştim.
Başımı olumlu anlamda salladığında beni süzmeye başladı. Koltuk değneğime bakıp tekrar ona döndükten sonra "Yürüyebilirim" dedi.
"Tabi. Seke seke yürürsün" dediğinde koltuk değneğini kenara koydum. Maalesef değnek hastaneye aitti. Yani Egemen'in dediği gibi arabaya sekerek gidecektim.
Bir anda belimden bacaklarımdan tutularak kaldırıldığımda "Egemen napıyorsun?" dedim.
"Daha mantıklı bir yol varsa söyle" dediğinde düşündüm. Seksek oynar gibi yürümemi istemiyordu. Hem hastaydım, bizi tanıyanlar yanlış anlamayabilirdi.
"Çantayı al" dediğinde yatağın üstüne bıraktığı çantayı kucağıma aldım. Montumu da askıdan alıp üstüme örttükten sonra çıkarken kapıyı çektim. Bunları Egemen'in kucağında yapmak bi garipti. Başımı Egemen'in göğsüne yaslayıp gözlerimi kapadım. Bu çok huzur vericiydi.
Onun kucağında hastaneden çıktığımızı hissedebiliyordum. Soğuk bedenimi titretirken sanki Egemen daha sıkı sarmıştı bedenimi. Sanki kendini ısıtmaya çalışmıştı, bende onunla birlikte ısınıyım diye. Ya da daha hızlı yürümeye başlamıştı, bir an önce arabaya binip ısınalım diye. Arabanın kilidini duyduğumda gözlerimi açıp arabanın kapısını açtım.
Egemen'de ayağıyla tamamen açıp beni ön koltuğa oturttuğunda göz göze geldik. Boğazındaki kemiğin hareket ettiğini gördüğümde yutkunduğunu anladım. Yeşilleri yeşillerime sabitken dudaklarımı ıslattığımda gözleri dudaklarıma kaydı. Bu benimde yutkunmama neden olmuştu. Nefes alışverişlerim hızlanırken başımı ona doğru yavaşça ilerlettim. Neredeyse burunlarımız deyecek mesafedeyken dudaklarım aralandı.
Dudaklarım dudaklarına deyecek anda kendini geri çekip arabadan çıktığında şaşkınlıkla kaşlarım çatılırken dudaklarımı birbirine bastırdım. Kapıyı kapatıp kendi koltuğuna giderken saçlarımı geriye attım. Rezil olmuştum. Ne diye öpmeye kalkışmıştım ki? Ayrıca o niye geri çekilmişti? Öpmek istemiyordu belki de. Aramız kötü müydü?
Soför koltuğuna geçip arabayı çalıştırdığında utançtan yüzüne bakamamıştım. Kucağımdaki çantayı arkaya atıp yol boyunca sessizce dışarıyı izlerken o da konuşmadı. Böyle devam ederse kafayı yiyecektim.
Evin önünde arabayı durduğunda ona bakmamaya çalışırken arka koltuğa uzanıyordum ki onunda arka koltuğa uzanmış olduğunu gördüm. Yani istemeyerekde olsa yüz yüze geldim. Normal davranmaya çalışarak çantayı alıp önüme dönüyordumki çenemden tutmasıyla kalakaldım. Dudaklarını dudaklarıma bastırıp bi saniye sonunda tekrar çektiğinde ifadesizce ona baktım. Ne yapmaya çalışıyordu anlamıyordum. Öpmek istiyor muydu istemiyor muydu anlamıyordum.
"Bekle" diyerek arabadan indikten sonra derin nefes alıp çantayı kucağıma aldım. Ardından Egemen benim kapımı açıp beni kucağına alarak dışarı çıkardı.
"Montum kaldı" diyerek arabaya sarktığımda az kalsın düşüyordum ki Egemen belimden yakalayarak bunu engelledi. Montumu alıp doğrulduğumda sıkıca kavrayarak ayağıyla arabanın kapısını kapattı. Bizim eve doğru yürürken Yaman'ın evde olup olmama ihtimalini düşündüm. Eğer işe gittiyse evde olamazdı. Ama bu aralar işe gideceğini de düşünmüyordum. Ben hastanedeyken evde de oturamazdı. Acaba neredeydi?
Verandaya çıktığımızda Egemen beni indirdi. Çantanın kenarındaki gözden anahtarı aldıktan sonra kapıyı açtım ve Egemen'in koluna girerek içeri girdim. Beni salona getirdiğinde masanın üstünde gördüğüm manzarayla kaşlarım çatıldı. Bir sürü içki şişesinin bizim salonumuzda ne işi vardı?
Egemen'e döndüğümde onunda masaya baktığını gördüm. Kanepeye oturduğumda Egemen bişe demeden dışarı çıktı ve birkaç saniye sonra çanta ve montumla geri geldi. Bir şey söylemek istiyordum ama ne demem gerekiyor bilmiyordum.
"Bu ev soğuk" dediğinde "Petekler kapalıdır" dedim. Ayağa kalktığında kombiyi çalıştırmaya gittiğini anlamıştım. Arkama yaslanıp kollarımı birbirine sardıktan sonra ne yapacağımı bilemez şekilde bekledim. Bu evin hali neden böyleydi? Belli ki Yaman bayağı dağıtmıştı. Ama umarım dağıtmasının sebebi Egemen'e yaptığı şey için pişman olmasıdır.
Egemen kapıdan içeri girdiğinde elinde bi battaniye vardı. Battaniyeyi üstüme örttüğünde iyice mayışmıştım.
Ben yerimde yayılırken "Uyuma. Yemek yiyeceksin" dediğinde gözlerimi kapatıp başımı yastığa koydum. Uykum vardı ve iştahım kalmamıştı. Battaniyeye iyice sarılırken Egemen hala bana bakıyor muydu bilmiyordum, uykum daha ağır basmıştı.
...
Zil sesiyle gözlerim aralanırken biraz daha uyumak istiyordum. Ama birisinin kapıya bakması gerekiyordu. Aman çalar çalar gider diye düşünürken kapının açılma sesini duydum. Sanırım Egemen evdeydi. Gözlerim kendiliğinden tekrar kapanırken Egemen'in "İyiki telefonda zile basmayın dedim" diyen sesini duydum. Telefonda kiminle konuşmuştu ki. Başka bir şey duyamayınca gözlerimi açmamaya karar verdim. Birazcık daha uyuyabilir miydim? Hem bence Egemen'de uyumalıydı.
İçeri girdiğini hissettiğimde gözlerimi açmadım.
"Ben şimdi bu kızı nasıl uyandıracağım?" diye söylendiğinde gülümsememek için kendimi zor tuttum. Öperek uyandırabilirdi. Birde şu koku gözlerimi açmak için beni zorluyordu. Demekki konuştuğu kişi pizzacıydı.
Yanıma oturduğunu farkettiğimde sesimi çıkarmadım. Elini saçlarımda hissederken içim huzur dolmuştu. Onu öyle çok seviyordumki... Dudaklarını saçlarımda hissettiğimde gözlerimi açmak istedim. 'Egemen seni seviyorum' demek istedim ama yapamadım. Ona 'seni seviyorum' demeden önce ortadaki karışıkları düzeltmem gerekiyordu. Ona karşı tamamen dürüst olmalı, öyle onu sevdiğimi söylemeliydim.
Birkaç saniye sonra dış kapının kapanma sesini duyduğumda gözlerimi açıp etrafıma baktım. Ama Egemen yoktu, gitmişti. Ayağa kalkıp kapıya doğru gidecektimki sağlam olmayan bacağımın acısıyla tekrar kanepeye düştüm. Yüzümü buruştururken hemen arkamdaki pencereye yönelip perdeyi açtım. Görebildiğim tek şey ise Egemen'in giden arabasıydı.
Kendimi tekrar yastığa bıraktıktan sonra oflayarak gözlerimi kapattım. Yemek yememiş, konuşmamış ve de beni uyandırmadan gitmişti. Doğrulup pizza kutusunu kucağıma aldıktan sonra kapağı kaldırıp baktım. En sevdiğimdi. Ama Egemen yemiyorken yemiyorken yemek istemiyordum. O uyumuyorken uyumakta istemiyordum.
Masanın üstündeki içki şişelerini görmediğimde Egemen'in kaldırdığını anladım. Arkama yaslanıp ne yapacağımı bilemezcesine önüme baktım. Beni bu bacakla yalnız bırakmıştı.
...
Saatler sonunda Yaman'la Mayıs gelmişti ve Mayıs bana zorla bana birşeyler yedirmiş, duş almama yardım etmiş, bandajlarımı yenilemişti. Yaman'sa hiç konuşmamıştı ve berbat görünüyordu. Mayıs neden hastanede olmadığımı sormuş oraya geldiklerini söylemişti ama doktor izin verdi diye geçiştirmiştim Şimdiyse üçümüz salonda oturmuş televizyondaki diziye bakıyorduk.
Sonunda dayanamayıp ofladığımda ikisininde yüzü bana döndü. Mayıs "Sıkıldıysan değiştireyim" dediğinde başımı olumsuz anlamda sallayıp "Hayır ondan değil" dedim.
Yaman konuşup "Bir yerin mi ağrıyor?" dediğinde başımı olumsuz anlamda sallayıp "Hayır. Sessizlikten sıkıldım" dedim.
O cevap vermezken Mayıs televizyonu kapatıp "O zaman sohbet edelim" diyerek bana döndü.
Yaman "Gözde hasta halinle evi neden topladın?" diye sorduğunda "Ne?" diye sordum anlamayarak.
"Masanın üstündekiler. Ayrıca mutfakta berbat haldeydi" dediğinde çekinmeden "Egemen toplamıştır, ben uyuyordum" dedim. Egemen benim sevgilimdi. Bunu anlayacak ve ona zarar vermeye kalkmayacaktı.
"Benimde onun arkasını topladığım oldu, ödeşmiş olduk" dediğinde sinirle ona döndüm ve "Böyle şeyler yaşadığın eski dostunun hayatını mahvetmeye çalışırkende birgün ödeşebileceğinizi düşünmedin mi?" diye sordum.
Bakışları beni bulduğunda Mayıs "Hey. Gençler sakin" dedi. Sakindim zaten. Ama artık konuşmak istiyordum.
Kapı çaldığında içimden küfrederken gözlerimi devirdim. Gelecek kişi tam sırasını bulmuştu.
Mayıs "Ben şimdi kapıya bakmaya gidiyorum, lütfen sakin olun" diyerek kalktığında kollarımı bağlayıp önüme baktım. Kapının açılma sesinin ardından yüksek bi çığlıkla "Sürpriz" diyen sesi direk tanımıştım. Görmeyeli uzun zaman olsa da asla unutmazdım.
Ben heyecanla ayağa kalkıp sağlam ayağımın üstüne basarken "Sende kimsin?" diyen sesini duydum. Tabi Mayıs'ı tanımıyordu.
Yaman "Gazel mi o?" diye sorduğunda sırıttım. Onu acayip özlemiştim.
Mayıs "Ben..." derken "Neyse boşver" dedi ve adım seslerini duydum.
Kapıdan içeri girdiğinde bi kucağındaki çocuğa bi ona baktım ve "Kuzeeen!" diye bağırışına sırıtarak karşılık verdim. Kucağındaki erkek kardeşi Eren ağlamaya başladığında "Üff sus be" dedi.
Kahkaha atıp "Canım ya" dedim ve tek ayakla zıplayarak önüne gittikten sonra boynuna sarıldım. Aramızda kalan Eren ağlıyordu ama birazdan onu gıdıklayarak güldürürdüm. Gazel ve Eren'i öyle özlemiştim ki... Kuzenlerimi görmeyeli uzun zaman olmuştu ve belli ki bu sömestrde onlarla çok eğlecektim.