Değişim

By winichesterdeannie

301K 9.7K 1K

'Her ne kadar oyunun küçük bir intikam gibi gözüksede, içi çok daha karışık ve çok daha büyük bir şey Yüce. B... More

1. Bölüm
2. Bölüm
3. Bölüm
4. Bölüm
5. Bölüm
6. Bölüm
7. Bölüm
8. Bölüm
9. Bölüm
10. Bölüm
11. Bölüm
12. Bölüm (özel)
13. Bölüm
14. Bölüm
15. Bölüm
16.Bölüm
17. Bölüm
18.Bölüm
19.Bölüm
20. Bölüm
21. bölüm
Önemli!
22. Bölüm
Tuhaf bir mesaj
23. Bölüm
Fragman
24. Bölüm
25. Bölüm
26. Bölüm
27. Bölüm
28. Bölüm
Mesaj gibi birşey
29. Bölüm
30. Bölüm
32. Bölüm
33. Bölüm
34.Bölüm
35. Bölüm / Final
Özel bölüm
Kısa bir şey
Özel bölüm 2.

31. Bölüm

3.3K 144 9
By winichesterdeannie

Dün yayımladığım bölüm içime pek sinmemişti, o yüzden bugün size yeni bir bölüm yazdım.

Umarım beğenirsiniz, sizi çok seviyorum!!!!

Eğer hatalarım varsa, söylemeniz yeterli düzeltirim.

Yorum yapmayı unutmayın, düşünçelerinizi ve fikirlerinizi merak ediyorum.

Finale son dört bölüm! Hikayem bittiğinde, özel bölümler yayımlarım sanırım.

Neyse, keyifli okumalar!
-Deanie



Karşımda öfkeden morarmış suratı ile beni öldürecekmiş gibi bakan, Yakup'u görmezden gelip, bana sırıtan Giraya çevirdim bakışlarımı.

Birkaç dakika önce Yakup'un uyanması için üzerine buzlu su dökmüştüm. Sıçrayarak uyandığında, karşısında beni gördüğünde neler olduğuna anlam vermemişti.

Yazık, keşke ölse.

Yakup şuan karşımda, ipler ile bağlanmış sandalyenin üzerinde oturuyordu. İki dakikadır iplerden kurtulmaya çalışıyordu ama, nafile kurtulamazdı. O kadar sıkı bağlamıştım ki.

Biraz uğraştıktan sonra, sandalyede geri yaslanıp soluklanmaya başladı.

"Daha bitmedi demiştim değil mi?"

Sözlerim ve sesim onu rahatsız ediyordu. Her konuştuğumda daha da çok öfkeleniyordu, bunu değişen surat ifadesinden anlıyordum. Bundan o kadar çok zevk alıyordum ki, tüm gün boyunca bunu yapabilirdim.

"Peki benim için burada biteceğini sanıyor musun?"

Alayla gülümsedim. Eli kolu bağlı olduğu halde konuşuyordu. Aptal. Giray yanıma geçip oturduğunda, sert bakışlarını giraya yolladı. Onun benim tarafıma neden geçtiğine anlam veremiyordu ama, yakında öğrenecekti.

"Sanmak mı? Sanmıyorum, biliyorum. Söylesene seni kim kurtarmaya gelecek?"

Suratına yayılan iğrenç gülümsemesi midemin bulanmasına yetmişti.

"Sence?"

Gözlerimi devirdim ve oturduğum koltukta arkama yaslandım. Bu rahat tavırlarım ony tedirgin ediyordu ki, etmesi çok güzeldi.

"Mertin seni kurtaracağını mı sanıyorsun? Onun ailesini acımasızca öldürdükten sonra, sana yardım edeceğine gerçekten inanıyor musun?"

Gözleri büyürken, oturduğu sandalyede kıprandı.

"Sen? Sen nerden biliyorsun?"

Umursamaz bakışlarımı ona yolladıktan sonra, kapının açılma sesi duyuldu. Evet tamda tahmin ettiğim gibi, mert gelmişti.

"Ben herşeyi bilirim."

Mert bana kısa ama anlamlı bir bakış attıktan sonra Girayın yanına oturdu. Yakup'a olan bakışlarında saf nefret vadı. Şimdi bıraksam öldürecekti adamı.

"Nasıl öğrendin bunları?!"

Yamyuk gülüşüm ile ona bakmayı sürdürdüm. Sinirden çenesi kaskatı olmuş, kaşları ise çatılmıştı.

"Gerçekten öğrenmek istiyor musun?"

Tedirgin bir şekilde kafasını salladı. Gerçekten öğrenmek istiyor mu bilemiyorum.

-FLASHBACK-

Yatağımda uzanan Giraya çevirdim bakışlarımı. Yaklaşık yarım saatir hiç birşey yapmadan, aynı pozisyonda tavanı seyrediyordu. Biliyorum öğrendikleri şeyi sindirmeye çalışıyordu ama, bu şekilde oldukça fazla zaman kaybediyorduk.

"Giray, bir plan yapmamız lazım."

Donuk bakışlarını bana çevirdi. Ne düşündüğünü o kadar çok merak ediyordum ki ama, sorup onu sıkmak istemiyordum.

"Biliyorum."

Gözlerimi devirdim ve yanına uzandım. Eğer bu oyunu bitirmek istiyorsam, birşeyler yapmak zorundaydım. Bir plan kurmak zorundayım.

"Aklında birşey var mı?"

Uzun bir süre düşündükten sonra, bedenini bana çevirdi. Gözlerimin içine bakarken, ona gülümsedim. Ona acıyordum, şuan çektiği acıları biliyordum. Hemde çok iyi.

"Hayır, yok."

Yüzümü buruşturup, yataktan kalktım. Odada bir o yana bir bu yana gitmeye başladım. Birşey yapmam gerekiyordu.

"Korktuğu birşey var mı?"

Giray tuhaf bakışlarını bana yolladıktan sonra, yatağın üzerinde oturmaya başladı.

Korku insanın en zayıf noktasıydı. Onu korku ile mahvedecektim.

"Yani bilmiyorum, aslında evet, var. Sanırım. Yalnızlıktan korkuyor."

Demek en büyük korkusu, yanlızlıktı. Aklıma sinsi planlar geldiğinde Giray'a gülümsedim.

"Demek öyle, Giray benim için Mertin geçmişini araştırır mısın?"

Kaşlarını çatıp, bana bakmayı sürdürdü.

"Evet yaparım da, neden anlamadım."

Giraya yan bir gülüş attıktan sonra, yanına oturdum. Hala anlamamıştı ama, ona sonradan anlatacaktım.

"Eğer yanlızlıktan korkuyorsa, ona cehennemi yaşatacağım."

"Bunu nasıl yapacaksın?"

"Anlatacağım, bu adamın yemek saati felan yok mu?"

Kafası karışık bir şekilde bana bakmayı sürdürüyordu ben ise ne yapacağımı biliyordum. Hemde çok iyi.

"Var, birazdan götüreceğim yemeğini, neden?"

"Yemeklerinin içine hap koy, onun uyumasını sağla. O sürede ben sana herşeye anlatırım, sorun yok."

*****

Hızla odaya dalan Giray tarafından, düşüncelerimden ayrıldım. Ona anlamsız bakışlarımı yolladıktan sonra, yanıma oturmasını seyrettim.

"Uyudu mu?"

Heycanla bana bakmayı sürdürdü, bir an önce anlatması için, ona ters bir bakış attım.

"Evet, mert hakkında ne öğrendim hadi bil."

Ona gerizekalı mısın bakışlarımı yolladım. Dediklerine anlam veremiyordum.

"Mal mısı Giray?! Ben nereden bilebilirim?"

Bana haklıymışım gibi baktı, bu hareketi önceden birlikte yaşadığımız zamanları hatırlatı.

"Ha, doğru. Mert üç yaşındayken, ailesi öldürülmüş, kim tarafından biliyormusun?"

Kafamı hayır anlamda salladım. Ben bunu hiç öğrenmemiştim. Bana ailesinin öldüğünü hiç söylememişti. Gerçi Mert ailesi hakkında hiç konuşmazdı.

"Yakup! Adam resmen herşeyin başından çıkıyor! Oruspu çoçuğu!"

Kaşlarımı çattım. Bu kadarı da fazla değil miydi? Bir insan bunları nasıl yapabilirdi?

"Sen,",dedim tereddütlü bir ses ile, "ne hissediyorsun ona karşı?"

Gözleri öfkeden karardığında, sorduğuma pişman olmuştum.

"Onu öldürmek istiyorum. Bana hayatım boyunca yalan söyledi! Üstelik sana zarar vermemi sağladı!"

Birden ayaklandığında, ona karşı olan nefretini hissetim. Gözleri öfkeden kararmıştı.

"Sorun değil, birşey bilmiyordun."

"Hazır mısın?"

Neye? Anlamamıştım.

"Ne için?"

Sinsi gülüşünü bana yolladıktan sonra ayağa kalktı.

"Yakup'u yaşarken, öldürmeye?"

Usulca başımı salladım ve ayağa kalktım. Elbette hazırdım, o adamı öldürmek istiyordum ve bunu yapacaktım da.

****

Mert Yakup'a doğru yaklaştı ve önünde durdu. Eğildi ve gözlerine bakmaya başladı. Ardından siniri geçmemiş gibi bir yumruk attı gözüne. Sandalyenin düşme sesi boş depoda yankılanırken, ifadesiz bakışlarımı Giraya çevirdim.

İfadesiz ve boş gözler ile Yakup ve Merti izliyordu. Mert yerde olan Yakup'u ayağa kaldırdı ve iplerini çözdü.

Ne yapmaya çalıştığını anlamamıştım. Koltukta duran silahımı elime aldım, her hangi bir hareketine karşı onu vuracaktım.

"Karşılık ver! Oruspu çoçuğu bana karşılık ver!"

Mert sinirden kızarmış bir şekilde, yumruklarını Yakupa yöneltiyordu. Ona karşılık vermiyordu. Yakup daha fazla dayanamayıp, dizlerinin üzerine düştü.

Giray yerinden kalkarken, olan biteni izliyordum. Keyfim yerine gelmişti. Oturduğum koltuğa iyice yayıldım. Aylardar bana oyun oynayan ve acı çektiren adam, karşımda acı çekiyordu.

"Mert, değmez dur."

Yakup bana döndü ve sert bir ifade ile bakmaya başladı. Ona sırıttım.

"Bütün suçun bende olduğunu sanıyorsun değil mi! Yanılıyorsun seni aptal!"

Giraydan yediği yumruk karşısında sözü kesilmişti. Ağzında ki kanı yere tükürdü ve hüzünlü gözlerini giraya dikti.

"Ona bir daha aptal dersen, seni mahvederim!"

"Oğlum bana neden bunu yapıyorsun?"

Girayın histerik kahakası yankılanırken, mert benim gibi uzaktan olan biteni izliyordu.

"Lan şeref yoksunu! Annemi öldüren sensin! Bana nasıl yalan söylersin onca yıl! Birdaha bana oğlum dersen, seni öldürürüm."

Yakup'un gözleri büyüdü ve bana öfkeli  gözlerini yönelti. Girayın gerçekleri bildiğini bilmiyordu. Aptal!

"Sen, bunları nasıl yaparsın!?"

Güldüm.

"Sen bana yaparken, iyi oluyordu değil mi?"

Başını sağa sola salladı. Sanki kendi kendine birşeyler söylüyordu.

"Sana dedim! Tek suçlu ben değilim!"

Sinirle ayağa kalktım ve yanına yaklaştım. Mert ve Giray önümde duruyor ve Yakup'un süzüyorlardı.

"Kimin suçu! Söyle ozaman!"

Sesim o kadar çok çıkmıştı ki, boğazım yandı ve gözlerim doldu.

"Sence bir ortağım yok mu? Tabi ki var! Kim öğrenmek ister misin?"

Kaşlarımı çattım ve anlamsız bakışlarım ile gözlerine bakmayı sürdürdüm.

"Bilmiyorsun değil mi?"

Depoda başka bir ayak sesi yankılandığında, bakışlarımızı sesin geldiği yöne çevirdik. Gelen kişi ile, kalbimin bin parçaya ayrıldığını sandım. Bu çok acımasızca.

Karşımda duran berkay beni boş gözler ile süzüyordu. Hayır, hayır. Ne olur şuan bir kabus görüyor oluyum. Lütfen, tanrım sana yalvarıyorum.

"Bak, gördün değil mi?"

Güçlü durmalıydım. Açık vermezdim. İfadesiz suratım ile karşıma geçen berkayı izledim. Bana bakmaktan çekiniyordu.

"Yeter bu kadar."

Mert silahını çıkardı ve Yakupa doğru tuttu. Gözlerinden hiç birşey okunmuyordu, ne düşünüyordu bilmiyorum.

Mert silahın tetiğini çekti ve öylece bekledi. Yakup gözlerini kapatmış olacakları bekliyordu.

Berkay, gözleri ile beni delip geçerken, ona ifadesiz suratım ile bakmaya başladım. Tavırlarım soğukkanlı olsa da, şuan içimde yanan ateşi benden başka kimse bilemezdi.

Ama en kötüsü de, ne biliyormusunuz? İçimde olan ateşi sadece kendisi söndürebilirdi. Bu resmen, katilin kollarına koşmak gibi birşeydi.

Neden yapmıştı böyle birşeyi? Ne için? Umrumda değildi, bana ihanet etmişti ve bu affedilmeyecek birşeydi.

Giray Mertin yanına geçti ve silahı yere fırlattı. Mert ne yaptığını anlam veremiyor gibiydi. Berkayda aynı şekilde bakıyordu giraya.

"Ona ceza mı vermek istiyorsun? Ona en büyük cezayı çekip giderek vereceksin. Yanlız kalacak, tek başına bir hayat geçirecek." 

Aklında olan düşünçelere şaşırmıştım. Gerçekten, böyle birşey beklemiyordum.

Mert giray doğru diyormuş gibi, Yakup'tan uzaklaştı.

"Haklısın, ona en büyük ceza yanlız kalması."

Mert ve Giray birbirilerine bakarken, saniye sonrasında bir silah sesi duyuldu. Korku ile bakışlarım sesin olduğu yöne gitti. Yerde kanlar içinde yatan Yakup'u gördüğümde, arkamı döndüm ve içimde olan ne varsa kustum.

Hamilelikten dolayı midem çabuk bulanıyordu. Berkay yanıma gelip sırtımı sıvazlamaya başladığında, kusmam bittiğinde ayağa kalktım ve onu ittim.

"Dokunma bana!"

"Hira.."

Gözlerim dolmuştu bile. Ne kadar çabuk indiriyordum yelkenlerimi ona karşı. Gözlerimi kapadım ve başımı salladım. Bu arada geri geri gidiyorum.

"Sakın! Sus konuşma, sesini duymak istemiyorum."

Mert ve giray şoktan kurtulduklarında, bana doğru yaklaştılar. Herşey bitmiş miydi? Bu kadar mıydı? Derin bir nefes verdim. Omzumdan yedi ayın yükü kalkmıştı. Kapıdan içeri giren batuhanı gördüğümde, ona doğru koştum.

Kurtarıcım benim, kahramanım. Kollarını bana sardığında, ağlamaya başladım. Biraz öyle durduktan sonra benden ayrıldı ve beni dışarı çıkardı.

Çıkmadan önce bakışlarımı yerde yatan Yakup'a ve gözleri dolmuş beni izleyen berkaya çevirdim.

Ona hayal kırıklığı ile baktıktan sonra, dışarı çıktım. Temiz hava burnuma dolarken, gülümsedim.

Bitmişti, herşey. Özgürdüm artık. Bebeğim için yeni bir hayat vardı. Onun için yeni bir defter açaçaktım.

"Şey.."

Mertin sesini duyduğumda bakışlarımı ona çevirdim. Mahçup bir şekilde bana bakıyordu.

Aklıma gelen soru ile gözlerimi kıstım.

"Yakup bana neden bunları yaptı?"

Mert ilerideki bankı gösterdiğinde, Batuhana ve Giray'a döndüm. Onlara parmaklarım ile bir dakika işareti yaptıktan sonra, Merti takip ettim.

Oturduğumuz bankta aramızda en az bir kişilik mesafe vardı.

"Anlatacak mısın?"

Mert bakışlarını benden kaçırıyordu. Onu kaybetmek gerçekten de kötü olmuştu.

"Annen, Hülya. Yakup eskiden annene aşıkmış, hakanla evlenmeden önce. Sonra evlendiklerinde onlara nefretlerini kusmuş fakat, baban onu dinlememiş. Yakup bu olaya sinirlenmiş ve annenin en yakın arkadaşı olan, Sare ile ilişki yaşamış. Bu ilişkiden Giray olmuş. Sırf annene acı çektirmek için en yakın arkadaşına zarar vermiş. Sonradan birden ortadan kaybolmuş. Baban ile deden görüşmüyor, neden hiç merak ettin mi?"

Başımı salladım, bu soruyu birkaç kez sormuştum babama fakat, hiç bir zaman bir yanıt alamamıştım.

"Baban, amcana yardım ettiği için deden ile görüşmüyor. Girayın annesini öldürdüğünde tüm delileri ortadan kaldırmıştı. Baban buna çok kızmış ve deden ile görüşmemeye başlamış. Bartunun bulduğu o resmi biliyormusun? Deden orada seni kaçırmıştı. Birkaç saatliğine amcan ile seni görmüş ardından seni o resim ile karakola bırakmış. Amcan bir zaman sonra sizin mutlu aile tablonuzdan sinirlenmiş ve anneni vurmuş. Annen kasıklarını yediği kurşun sayesinde çoçuğu olmuyor. Fakat amcan sizi kıskanmaya devam etmiş, onun yanında kimse yokken, hakanın bir ailesi vamış. Sonra senden intikam almak istemiş. Çünkü sen olmasaydın, onlarda ayrılacak ve hakan yanlız kalacak diye düşünmüş. Girayı sonradan bulduğunda, kendi çoçuğu olduğunu biliyormuş, ona herşeyin senin babanın suçu olduğunu anlatmış. Giray sonradan planlar kurup sana ulaşmış."

Duyduklarım karşısında şaşırmamıştım. Zaten böyle birşey bekliyordum. Mert benden kaçırmıyordu gözlerini artık, gözlerine baktım. Gözlerinde bir çok duygu vardı ama en önde geleni, pişmanlıktı.

"Peki sen? Sen ne zaman tanıştın o adamla?"

Güldü. Acı çekiyordu.

"Benim ki klişe bir olay. Bilirsin annesi babası ölmüş, öfkeli bir çoçuktum. Sinirim herkese karşıydı. Yetimhanede kalırdım, on bir yaşına kadar. Öyle kolay bir çoçukta değildim, haftanın dört günü karanlık odada yatardım, yaramazlık yaptığım için. Dayak yerdim, bir zaman sonra kendimi savunmayı öğrenmiştim ama, ne fayda? Kemer ile döverlerdi bizi."

Gözünden bir damla yaş düştüğünde, onun için üzüldüm. Bakışlarını benden çekti ve manzaraya bakmaya başladı.

"Bir gün fena dayak yemiştim. Bilinçim kapanmak üzeriydi. Sonra o geldi, amcan. Beni onların elinden aldı ve kendi oğluymuşum gibi baktı. Sevgiye aç bir çoçuktum ona kandım, nereden bilebilrdim ki, ailemi öldürem adam olduğunu? Bana seni gösterdiğinde, yapmak istemedim. Ama onun gözünde birinci olmak istemişimdir hep, o yüzden sesimi çıkarmadım. Bartu ile normal arkadaştık. Onun hiç birşeyden haberi yoktu. O zamanlar siz izmirdeydiniz. Bartuyuda alıp sizi takip etmeye başladım. Bartu fark etmiyordu tabi, sonrası malum. Size yemek ısmarladık felan."

"Anladım. Son bir soru, berkay, onun bu oyunun içinde olduğunu biliyor muydun?"

Hüzünlü gözlerime bir bakış attıktan sonra, eller ile oynamaya başladı.

"Hayır, daha iki gün önce melisaya, berkayı yolumuzdan çekmesi için uyarmıştı."

Melisa mı? Yok, artık oda mı bu işin içinde idi. Gerçi umrumda değildi ama, berkayın işi neydi orada?

Hayır, onu düşünmeyecektim. Artık umrumda olmayacaktı. Olmaması lazımdı.

"Anladım."

Batuhanın sesini duyduğumuzda ayaklandık.

Arkamda mert batuhanın yanina gittik. Batuhan arabanın içine oturmuş, benim gelmemi bekliyordu.

Giray ve Merte döndüm. İkiside pişmandı biliyorum ama, onları affedemezdim. Şimdi edemezdim, zamanla belki ederdim.

Giray bana yaklaştı ve kollarını sımsıkı bana doladı. Bu bir vedaydı, biliyorduk. Ona sarıldım, her ne olursa olsun. O olmasaydı şuan bu oyunu bitirmiş olmayacaktım.

Giray çekildikten sonra, Mertin tereddütlü bakışlarını gördüm. Ona gülümsedikten sonra, kollarımı açtım. Onu şebek mert olarak biliyordum ben, bu mert olarak değil. Kollarıma girdi ve Giray gibi sımsıkı sarıldı bana. Elimin tekini ensesine koydum, bunu önceden de yapardım.

Merten ayrıldığımda, onlara gülümsedim.

"Bakın, sizi şuan affedemem. Ama zamanla belki, edebilirim bilemiyorum."

Anlayış ile kafalarını salladılar. İkisinin ağzından aynı anda, kendine iyi bak cümlesi çıktığında, gülümsedikten sonra,'sizde',dedim.

Berkay nerede bilmiyorum, belki çoktan çıkıp gitti. Yada içeride ölmüş ortağı ile bakışıyor. Berkayın ihanetini kolay kolay unutmayacaktım ama, zaman ile herşey geçerdi.

Zaman, herşeyin ilacıydı. Kendimden biliyorum.

Arabanın kapısını açtım ve içine oturdum. Onlara son bir bakış attım ve batuhanın beni buradan götürmesine izin verdim.

Bundan sonra hayatlarına nasıl devam edeceklerdi bilmiyorum ama, merak ediyordum. Onların iyi olmasını isterim tabi ki.

"Beni nasıl buldun?"

On dakika sonra sorduğum soru ile Batuhan bakışlarını bana çevirdi. Kısa bir bakışma yaşadıktan sonra önüne dönüp arabayı sürmeyi devam etti.

"Giray mesaj attı. Senin için ne kadar endişelendik haberin var mı? Birden ortadan kayboldun. Bartu ile seni heryerde aradık. Minanın yanına gidiyorsun sandım, o yüzden peşinden gelmemiştim."

"Bende minaya gidecektim zaten, yolumu kesti ve beni bayıltı, tabi ki ilk önce dövüştüm onun ile. Sonra uyandığımda tanımadığım bir odaydım."

"Peki, herşeyi en inçe ayrıntısına kadar anlatır mısın?"

Kafamı salladım ve anlatmaya başladım.

****

Minaya son kez bir bakış attım. İyileşmişti, hatta hiç birşeyi kalmamıştı. Oturduğu koltukta biraz kıprandı, yanımda oturan Batuhan yüzünden rahat değildi. Batuhanın kuzeye olan bakışları hiç birimizin gözündeki kaçmıyordu. Anlamıştık, minayı kıskanıyordu. Minanın yanında oturan ve diken üzerinde durankuzeye ile bakışlarım birleşti. Ona gülümsedim, bana karşılık verirken, bu oyunda olduğunu sanmıyordum.

"Nasıl gidersiniz ya? Gitmeyin ne olur."

Annem ve babam ile vedalaştıktan sonra, minaya uğramıştım. New York'a uçuyordum, batuhan ile. Bana demişti fakat, bunu ciddi söylediğini düşünmemiştim. Ama yaklaşık üç saat önce arabada ona herşeyi anlatığımda, New York'a gitmeyi teklif etmişti bana. İlk başta ne diyeceğimi bilemedim ama sonradan evet demiştim, bebeğimin babası olmaya hazırdı. Bunu düşündükçe ona minnet duyuyordum, onun yaptıkları şeyleri hiç bir şekilde ödeyemezdim. Bebeğimin babasız büyümemesine sevinmiştim, ona doğru dürüst bir hayat verebilecektim.

Annemlere bunu anlatmakta oldukça zorlanmıştım. Babama ne zaman yaşadığımı öğrendiğini sorduğumda, iki ay önce demişti. Babam sadece fıratın beni öldürmek istediğini ve benim aylarca eğitim alıp Fıratı öldürmek istediğimi biliyordu. Ona tamamamen gerçekleri anlattığımda, Babam sinirlenmiş ve ona neden birşey anlatmadığımı sormuştu. Ben ise sessiz kalmıştım çünkü, verecek cevabım yoktu.

Onu o işin içine sokmak istememiştim, Yakup'un öldüğünü öğrenince tepki bile vermemişlerdi. O adama karşı besledikleri kin ve nefret oldukça büyüktü.

Hamile olduğumu bilmiyorlardı, sonradan öğreneceklerdi fakat, bunu çokta umursamıyordum. Birşey diyeceklerini sanmıyordum zaten.

Onlara söylememe nedenim, kafalarını daha fazla karıştırmak istemediğimdendi.

"Burada duramam artık. Boğuluyorum burada."

Haklıydım, buralar bana iyi gelmiyordu. Yapamıyordum artık. Aklıma her zaman yaşadığım şeyler geliyordu. Ben bunu dayanamazdım. En önemlisi bebeğime başka bir hayat vâd etmek istiyorum. Onun buralarda büyüyüp yaşadığım şeyleri öğrenmesini istemiyordum.

Mina gözleri dolmuş bir şekilde bana baktı ve ayağa kalkıp bana sarıldı. Biliyordum gitmemi istemiyordu, ama mecburdum. Oda bunun farkındaydı.

"Çıkın. İki dakika çıkın, hira ile yanlız kalmam lazım."

Batuhan ve kuzey çıkarken, batuhanın kuzeye olan bakışları komiğime gitmişti. Kıkırdadıktan sonra Minanın yanına oturdum. Bana hüzünle baktı, ona gülümsedim, yapacak başka birşeyim yoktu.

"Neler oldu anlat."

"Çok karmaşık."

Gözlerini bir saniye ayırmamıştı gözlerimden. Sanki yüzümü ezbere alıyordu. Canım arkadaşım, kardeşim benim.

"Olsun ben dinlerim."

Derin bir nefes aldım, uzun sürecekti anlatacaklarım. Minanın anlatacaklarımı duymaya hazır mıydı bilemiyorum.

".........işte böyle."

Mina gözlerini açmış beni pür dikkat dinliyordu. Gözleri sulanmış her saniye ağlamaya hazır gibi bakıyordu. Düşmanımın öz dayım olmasına şaşırmamıştı, minada benim gibi onun olabileceğine bir ihtimal veriyordu.

Mert ve Girayın yaşadıklarına üzülmüş ve onlara kıyamamıştı. Mertin yaşadıkları ikimizinde aklının uçundan geçmezdi.

Berkay ise, o konuda çok şaşırmıştı. İnanmıyordu onun böyle birşey yapacağına, bende inanmazdım gözlerim ile görmeseydim eğer. Bu işin içinde birşey olduğunu sanıyordu ama benim uğraşacak güçüm yoktu artık.

"Kuzey? O, bu işin içinde mi?"

"Hayır, hayır değil. Sakın ondan ayrılma tamam mı? Onu sakın bırakma."

Onu bizim yüzümüzden bırakmasını istemezdim. Bir aşkı daha parçalamak istemiyordum. Ben aşkıma kavuşamadım ama, kardeşimin kavuşması için elimden geleni ardıma koymayacaktım.Başını salladı ve kollarını bana doladı. Minadan hıçkırık sesi geldiğinde, göz yaşlarım akmaya başladı.

Hayır, ağlamak istemiyordum. Bugün ağlama kotamı doldurmuştum.

Onu özleyecektim, hemde çok. Ara sıra New York'a gelmesi için elimden geleni yapacaktım.

"Hadi Hira geç kalacağız."

Batuhanın dışarıdan gelen sabırsız sesi ile kollarımı minadan ayırdım. Bu oldukça zor olmuştu.

Kapıya doğru yürüdüğümüzde, ikimizde içimizi ve burnumzu çekiyorduk.

Salya sümük ağlamak buydu demek ki.

Kapıyı açtığımda kuzeye öldürecekmiş gibi bakan Batuhan ile karşılaştım. Tanrıya şükür kuzeye yumruk felan atmamıştı.

Bakışlarım kuzey ile buluştuğunda ona hafif bir gülümseme yolladım. Gülümsemi tekrar etti.

"Ona iyi bak."

Pürüzlü çıkan sesime lanet ettim. Bu nasıl bir ses böyle?

"Bakacağıma emin olabilirsin."

İkisinede sıcak bir gülümseme yolladıktan sonra, beni beklemeyip önden kaptırıp giden batuhanın peşine düştüm.

Bahçeye vardığımızda, arkamı döndüm. Üzgün bakışlarım mina ile buluşurken, bana birkaç adım attı. Ayaklarım ona doğru koşmaya başladığında, aynı şekilde bana doğru geldi.

Birbirmize sıkıca sarıldığımızda, hıçkırıklarımız duyuldu. Onun kendine has olan kokusunu içime çekiyordum. Sarı saçlarını elime dolayıp okşadım.

Ölüm dışında ilk defa ayrılıyordum minadan. Bunun ile nasıl başa çıkacaktım bilemiyorum.

Kollarımı biraz daha sıktım ve kulağına eğildim.

"Kardeşim, herzaman mutlu olacaksın, tamam mı? Bana söz ver."

Burnunu çektikten sonra, bana daha sıkı sarıldı. Şuan gözlerini kapatmış kokumu içine çektiğine emindim.

"Söz. Sende herzaman mutlu olacaksın. Tamam mı?"

Elimden geleni ardıma koymayacaktım, mutlu olmak için.

"Tamam, seni orada her gün arayacağım."

"Bende."

Birbirmizden ayrıldıktan sonra, sıcak bir gülümseme yolladım

Arkamı dönüp beni bekleyen batuhanın yanına ilerledim. Mina bıraktığım yerde beni izliyordu, ona son kez döndüm ve gülerek elimi salladım, saniyesinde karşılık verirken, gözlerinden bir damla yaş düştü ama gülümsüyordu.

Batuhan sürücü koltuğuna geçtiğine, kapıyı açıp yan koltuğa geçtim. Araba hareket etmeye başladığında, aynadan minanın arkamdan baktığını gördüm.

Derin bir nefes alıp arkama yaslandım. Bitti. Herşey düzene girdi. Artık rahatım, fazla düşünmek yok.

New York'a herzaman gitmek istemişimdir, hayallerimin şehriydi. Şimdi gidiyordum, hemde orada yaşamaya.

Mutlu muydum? Bilmiyorum ama, üzgünde değildim. Sadece, bilmiyorum.

Bebeğim için yeni bir hayata başlıyordum. Buraları unutacaktım. Aşık olduğum adamı, yaşadığım onca acıyı, sevinçi ve hüznü unutacaktım. Doğduğum ve büyüdüğüm yerden ayrılacaktım. Hatıralarımı ve sevdiklerimi ardımda bırakıp gidecektim. Yepyeni bembeyaz bir sayfa açaçaktım.

Siyaha boyanmamış bir sayfa.

Sadece Batuhan, çoçuğum ve ben. Mutlu olacaktık. Başka ülkelede herkesten uzak bir hayat yaşayacaktık. Kimsenin bizi tanımadığı, hikayemizi bilmediği bir hayat.

****

Veee bombaaa!
Herşey açığa kavuştu, inşallah beklentilerinizi karşılamışımdır.

Neyse az laf çok iş.

Sizi seviyorum.
-Deanie

Continue Reading

You'll Also Like

178K 6.9K 23
Işık; kızıl saçları, su yeşili gözleri ve her şeye rağmen gülümsemekten vazgeçmeyen neşesiyle hayatın tam ortasında duran bir mezun öğrencisidir. İki...
146K 5.7K 24
Merhaba,ben (adın) 23 yaşındayım ben 4 yaşındayken Kore'ye taşındık çünkü babam koreli ve Kore'ye taşınmayı çok istiyordu ha bide ben babama cekmişim...
2.5M 61.2K 32
Kuzeni için Mardin'in Acımasız Ağası ile berdel uğruna evlenen Larin.... Annesi için berdeli kabul eden Baran ağa... Kuma yoktur veya kadına şiddett...
609K 26.4K 82
Diyabet hastası bir kızın gerçek ailesi...
Wattpad App - Unlock exclusive features