Okul çıkışı park alanı oldukça kalabalıktı. Hala birbiriyle özlem giderememiş olanlar sarılmaya ya da bir yerlerde takılmak için plan yapmaya devam ediyorlardı. Kimse arabalarını çıkarmaya çalışanları, sinirle basılan kornaları umursamıyordu. Bir çok sürücü de onları umursamıyordu ki Carly de onlar biriydi. Birini ezmekten korkmaksızın gaza yüklenerek arabayı yerinden çıkardı. O, ona sinirle bağıran insanları önemsemezken ben onun yerine utanıp kendimi gizlemek adına koltukta aşağı doğru kaydım.
Tam olarak okul sınırından çıkmadan ikimizde hiçbir şey söylemedik. Trafiğe karışıncaysa yerimde doğruldum ve umursamıyormuşum gibi bir hava vermek adına pencereye döndüm. "Bugün parti mi var?"
Carly kaşlarını çatıp bir anlığına bana baktı. "Sen nereden biliyorsun?"
Boğazımı temizleyip pantolonumdaki görünmez iplikleri temizlemeye başladım. "Harry söyledi."
"Harry mi?"
"Hı hı."
"Alex, bana söylemen gereken bir şey mi var?"
"Önemli bir şey değil. Bugün Ipodumu kırdı.. yanlışlıkla. Öncesinde de attığı top neredeyse kafam top çarpıyordu. Kendini kötü hissetti herhalde, o yüzden beni davet etti."
"Ve sende gelmek istiyorsun?"
Doğruyu söylemek gerekirse; istemiyordum. İnsanların arasında –özellikle bu insanlar tanımadığım kişilerse- huzursuz oluyordum. Kendim gibi davranamıyordum. Dışardan gören benim hakkımda ne söylerdi bilemem ama ben kendimi oldukça garip ve saf hissediyordum. Bu hoşuma gitmiyordu.
"Sessizliğini evet olarak kabul ediyorum."
Ona karşı çıkmadım. Partiye gitmek istemiyordum ama Harry'yi görmek istiyordum. Hem o tür ortamlar insanları kaynaştırmaz mıydı? Belki de bir şekilde konuşmaya başlardık.
"Alex! Geçen yıl seni bir parti için bile ikna edemedim. Ama davet eden Harry olunca hemen kabul ediyorsun, öyle mi?" Sesinden kızdığını anlamıştım. Üstelik alınmıştı da.
"Hayır, öyle değil. Sadece.. bilmiyorum Carly, partiye gitmek istemiyorum ama onu görmek istiyorum. Hem belki.. ne bileyim işte."
"Alexis, seni üzmek istemiyorum ama Harry'nin nasıl biri olduğunu biliyorsun. O sana göre değil. Hayalindeki beyaz atlı prensin yanına bile yaklaşamaz."
"Beyaz atlı prens hayal etmiyorum zaten," dedim hemen. Aramızda bir şey olmayacağını hislerimin farkına vardığımdan beri biliyordum. Ama umutlu olmak suç değildi. Carly ne zaman onun hakkında konuşsam umutlarımı kırıyordu. Onun gibi birinin benim gibi bir kıza bakmayacağını söylüyordu. Kaba olup olmadığını umursamaması kötü de olsa doğruyu söylemesi onu gerçek arkadaş yapıyordu ama bazen diğer arkadaşlar gibi yalan söyleyip beni desteklemesine ihtiyacım oluyordu.
"Tamam, tamam, sadece söylüyorum." Sonra birden gülümsedi. "Ay, ilk defa birlikte bir partiye gideceğiz, mükemmel olacak!"
Her ne kadar Carly'nin bu tavrına gülerek karşılık versem de onu hayal kırıklığına uğratacağımı biliyordum. Dans edemezdim, belki içki içerdim ama bir bardağı bile bitiremezdim ve sessizliğimi bozabileceğimi sanmıyordum. Duvarlarım istemediğim kadar sağlamdı. Kırılmayı bırak, şu ana kadar çatlayamamıştı bile.
"Aa, söylemeyi unuttum; bugün Luke seni sordu."
"Beni mi?" Şaşırarak kaşlarımı çattım. "Neden?"
Carly omuz silkti. "Bilmiyorum. Yanıma gelip senin hakkında sorular sordu; Neden hep yalnız, neden konuşmuyor, sevgilin var mı? gibi şeyler."
Ne diyeceğimi bilemedim. Neden durup dururken böyle şeyler sormuştu ki? Üstelik onunla tek bir konuşmuşluğumuz bile yoktu.
"Belki senden hoşlanmıştır."
Gözlerimi devirdim. Bu bir ihtimal bile değildi. "Ben patronumu arayacağım."
Patronumu aradığımda biraz gergindim. Disiplinli biriydi. Bu yüzden izin almaktan çekiniyordum. Ama işe başladığımdan beri ilk kez izin aldığım için hemen kabul etti. Sadece bunu alışkanlık haline getirmememi söyledi.
Arabadan inmeden önce Carly saat yedide beni almaya geleceğini söyledi. Ona başımı sallayarak arabadan indim ve eve yöneldim.
Uzun zamandır temizlik yapmadığım için evin kokusu çıkmıştı. En kısa zamanda el atmam lazımdı ama o zaman kesinlikle bugün değildi.
Karnımı doyurmak adına dünden kalan pizzayı ısıtıp yedim. Yemek yapma konusunda hala gelişme aşamasındaydım. Bu yüzden pek seçeneğim olduğu söylenemezdi. Çok yorgun olduğum zamanlarda ise –ki genellikle çok yorgun olurdum- pizza ve ya hamburger alırdım. Hazır yemeklere alışmak istemiyordum ama hem okul hem iş hem ev bana pek yemek için zaman bırakmıyordu. Üstelik yapmam gereken ödevler, çalışmam gereken dersler de vardı. Kendi ayaklarımın üstünde durmak zorundaydım. Aileme özellikle de anneme onun düşündüğünün aksine ne kadar güçlü ve kendine yeten biri olduğumu kanıtlamalıydım.
Karnımı doyurduktan sonra mutfağa çeki düzen verdim. Sonraysa hemen yukarı çıkıp kendimi duşa attım. Fazla oyalanmadım çünkü kısa süreliğine de olsa uyumak istiyordum. Bu yüzden hızlı bir dökünmenin ardından üstüme olabilecek en uyumsuz tişörtle eşofmanı geçirdim ve telefonumun saatini ayarlayıp yatağa uzandım.
Alarm çaldığında sanki daha yeni uykuya dalmışım gibiydi. Bir an uyumaya devam etmeyi düşünsem de aklıma Harry gelince hemen kendime geldim ve kalkıp dolabımın önüne geçtim.
Kıyafetlerim genellikle pantolon ve tişörtlerden oluştuğu için ne giysem diye fazla düşünmedim. Altıma yırtık pantolon, üstüme de sıfır kol bir tişört geçirip dolabın kapağını kapattım ve kapağın üstündeki aynaya baktım.
Partiye nasıl gidilirdi? Los Angeles'tayken arkadaşlarım hep en ünlü markaların son koleksiyonlarından parçalar giyerdi. Sanki aralarında rekabet varmış gibi en iyi ve pahalı kıyafetin kendilerinde olduğunu ispatlamaya çalışırlardı. Ama burası küçük bir kasabaydı. İnsanların kıyafetlerine o kadar önem verdiklerini sanmıyordum. Hem onların amacı sadece arkadaşlarıyla vakit geçirmekti. Bunu düşünerek kendimi rahatlattım ve saçlarımı elimle hafifçe karıştırıp şekle sokmaya çalıştım. Her ne kadar düz saçı sevsem de sönük kalması hoşuma gitmiyordu.
Telefonu alıp aşağı indim ve Carly gelene kadar televizyon izlemeye karar verdim. Bir çizgi film bulunca kumandayı yanıma bıraktım ve ayaklarımı önümdeki masaya uzatıp iyice yayıldım.
Bir süre sonra Carly'nin imzası olan korna sesi duyuldu. Hemen televizyonu kapayıp ayaklandım ve ayakkabımı giyip evden çıktım.
Araba ağır şekilde parfüm kokuyordu. Yüzümü buruşturan kokudan az da olsa kurtulmak için camı açtım. "Selam,"
Carly cevap vermeyerek bana dik dik baktı. "Arkadaşlarınla kafeye mi gidiyorsun yoksa bir partiye mi?"
Üstümdekilere baktım. "Uygun değiller mi?"
"Eğer birini etkilemek istiyorsan, hayır."
"Kimseyi etkilemek istemiyorum." Sesimin yükselmesini engelleyememiştim. Kızardığımı hissettiğimde kendime lanet okudum. Neden bu kadar acınası olmak zorundaydım?
"Seni ben hazırlamalıydım."
"Hadi sür şu arabayı artık, Carly."
Vücudumu saran sıcaklıktan kurtulmak için başımı pencereye çevirdim. Gerilmekten kendimi alamadım. Başka bir şey mi giymeliydim? Şimdi diğer herkesin yanında bir çocuk gibi hissedecektim. Ayağımı huzursuzlukla salladım.
Carly'nin arabasını park ettiği alan başka arabalarla doluydu. Kendine adam akıllı bir yer bulamayınca umursamadan arabasını bir başka arabanın çıkışını engelleyecek şekilde yan park etti.
Arabadan iner inmez etrafıma bakındım. Kimse müziğin sesinin yüksekliğinden rahatsız olmuyor muydu?
Carly'nin çekiştirmesiyle ona döndüm. Bahçeye girdiğimizde elimi bıraktı. Burası pek kalabalık değildi. Birkaç kişi birbirinden uzak köşelerde öylece dikilip sigara içiyordu. Partiden sıkılmış olmalıydılar. Eğer bende sıkılırsam buraya gelmeyi aklımda bulundurdum.
Aralık kapıdan içeri girdiğimizde boğuk sesler birden canlandı. Ev düşündüğümden daha kalabalıktı. İnsanlar zıplayarak şarkıya eşlik ediyor, gülüşüyor, konuşuyorlardı. Herkesin keyfi yerinde görünüyordu.
Carly nereye gittiğini biliyorcasına yürürken onu takip ettim. Arkadaşlarının yanına gidiyor olmalıydık. Gerilmiştim. Benden rahatsız olabilirlerdi, onları sıkabilirdim. Acaba gelmese miydim?
Geri dönme gibi bir seçeneğim olmadığından kendimi zorlayarak ve rahatlamaya çalışarak popüler grubun oturduğu koltuklara vardım.
"Selam gençler! Bakın kimi getirdim."
Onlara gülümsemeye çalışıp saçma bir el hareketi yaptım. Selam vermiştim ama sesim o kadar kısıktı ki bu gürültüden dolayı duymadıklarına emindim. Ki sessiz bir ortamda olsaydık da duyabileceklerini sanmıyordum.
"Alexis; Kelly, Adam ve Luke," Carly eliyle sırasıyla onları işaret etti. Tekrar gülümsedim. Uzun zamandır Carly dışında kimseyle konuşmadığım için ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.
"Vay be! Sonunda insanların arasına karışmaya karar verdin, ha?"
Adam'ın söylediği şey kızarmama neden oldu ve karşılık veremeden sadece gülümsemeye devam ettim. Aptal gibi!
"Senin gibilerle uğraşacağına uzak kalması gayet anlaşılır bir şey bence."
Adam, Kelly'ye kaşlarını çatarak bakarken Kelly ona yapmacık bir gülümsemeyle karşılık verdi. Bense hala gülümsüyordum. Kendimi küçük bir çocuk gibi hissediyordum. Dilim az kullanılmaktan konuşma kabiliyetini mi yitirmişti?
Hala ayakta olduğumu fark edince Luke'un oturduğu koltuğun köşesine kıvrıldım.
"Sen bugün neredeyse topu kafaya yiyecek olan kız değil misin?"
Sende benim hakkımda arkadaşıma sorular soran oğlan değil misin? demek istedim ama ağzımdan sadece evet kelimesi çıktı. Sanki dilimin kendine özgü bir beyni vardı da kendi kendine hareket ediyordu.
"Ee, seni buraya getiren şey ne?"
"Canım öyle istedi." Mırıldanmamdan olacak ki Luke bana doğru eğildi. Her ne kadar rahatsız olsam da belli etmemeye çalıştım.
"Okulda arada seni görüyordum. Carly'den başka kimseyle takılmıyorsun galiba?"
"Evet, pek insancıl biri olduğum söylenemez," dedim gergin bir gülümsemeyle. Gözlerimi ondan kaçırıp –ki zaten gözüne bakmıyordum- etrafa bakındım.
"Öyle mi? Oysa ki ben çok iyi anlaşacağımızı düşünmüştüm."
Sadece gülümsedim.
"Buralı değilsin, değil mi?"
"Hayır," Aksanım hafif İngiliz aksanına kaysa da hala Amerikan tarafı ağır basıyordu.
"Peki neden buradasın?"
Bu ilk konuşma için kişisel bir konu değil miydi? "Öyle gerekti," dedim kısaca.
Bu sefer gülen Luke'tu. "Seninle anlaşmak zor olacak gibi. Neyse ki uğraşmayı seviyorum."
Kaşlarımın çatılmasını engellemeye çalıştım. Neden durup dururken benimle uğraşmaya başlamıştı?
Yine başımı çevirip etrafa bakınmaya başladım. Benim gibi sade giyinenler olduğunu görünce rahatladım. Ama kıyafetlerine önem vermedikleri konusunda haklıydım. O kadar rahatlardı ki bir şey giymeden de rahat olacaklarmış gibi görünüyordu kızlar. Kıyafetleri tehlikeli şekilde kısaydı. Nasıl bu kadar rahat olabiliyorlardı?
"Hey, içkin nerede?"
Elime pet bardak tutuşturulunca tüm dikkatim önümdeki çocuğa kaydı. Ona teşekkür edercesine gülümsedim.
"Ben Jackson," Ah, yeni gelen çocuktu.
"Alexis."
"Tanıştığıma sevindim. Nasıl gidiyor?"
Omuz silkerek karşılık verdim. Nasıl gittiğini bilmiyordum. Alışık olmadığım bir ortamdaydım ve Harry ortalıkta yoktu.
Jackson, Carly'nin yanına oturunca gülümsemeden edemedim. Carly amacına ulaşmış gibi gözüküyordu.
"Sevgilin de yoktur senin, değil mi?"
Luke'a bakmak yerine bardağımla oynamaya başladım. Neden özelimi merak ediyordu? Hem bunu bugün Carly'ye de sormamış mıydı? Neydi bu ani ilgi?
"Hayır,"
"Yoksa sende mi doğru kişiyi bekliyorsun?"
Bunu alaya alarak söylemesi hoşum gitmemişti Sonuçta bu yanlış bir şey değildi. Birçok kız bu düşünce de olduğu için bu ona klişe gelebilirdi ama ben her zaman ilklerimi özel biriyle yaşamak istemişimdir. Bu yüzden evet, doğru kişiyi bekliyordum.
"Belki de," diye geçiştirdim Luke'u.
"Ee sonunda!"
Adam'ın ani tepkisiyle başımı ilk ona ardından baktığı yere çevirdim. Harry gelmişti. Onu görür görmez kalbimin hızlanması beni utandırmıştı. O, nasıl hislerimi kontrol edebiliyordu? Normalde bunu benim yapmam gerekmez miydi?
"Kriss işte, bilirsin." Harry göz kırpınca herkes gülmeye başladı. Ne olduğunu anlamamıştım ama hoş bir şey olmadığını tahmin edebiliyordum.
Harry'le gözlerimiz kesişince kendimi engelleyemeyerek başımı çevirdim. Ona bakmak o kadar zordu ki.. Gözlerimden hissettiklerimi anlayacak diye ödüm kopuyordu.
"Alex, gelmişsin."
Bana seslenmesiyle yeniden ona döndüm ve muhtemelen gerektiğinden daha büyük bir gülümsemeyle karşılık verdim ona. "Evet."
"Sevindim."
Gözleri Luke'a kayınca Luke oturduğu yerde iyice yayılıp elini koltuğun üstünden arkama koydu. Bu hareketiyle huzursuzlukla yerimde kıpırdandım. Harry'se sanki aralarında bir espri dönüyormuşcasına gülüp başını iki yana salladı.
"Aşkım!" Kriss, bu kadar yüksek bir müzikte bile duymamanın imkansız olduğu tiz bir sesle bağırdı. Kolunu Harry'nin boynuna dolayınca istemsizce kaşımı çattım. Onlar sevgili miydi? Aptalcaydı ama kendimi kandırılmış gibi hissettim.
Kriss'in gözleri üzerimde durunca gerildim. Dikkatini çekmiş olmalıydım ve bu hiç iyi değildi. Okulda birkaç kızla uğraşırken görmüştüm onu ve nedense şu an aynı şeyi bana da yapacakmış gibi hissediyordum ve hiç rahat değildim. Eğer bir şey söylerse ona karşılık veremeyeceğimi biliyordum. Rezil olmak istemiyordum.
"Ne zamandan beri eziklerle takılıyoruz?"
Ne var ki kaçınılmaz sondan kurtulamamıştım. Vücudumu sıcak basınca başımı yana çevirdim ve zorla da olsa yutkundum. Eğer cesaretim olsa buradan koşarak uzaklaşabilirdim. Kriss'in bu sözüne herkesin güleceğini düşünürken Luke beni yanılttı;
"Sen ve biz," Kriss'i ardından beni de aralarına alarak arkadaşlarını işaret etti. "Ne zaman biz olduk?"
Luke'un beni korumasına üstelik arasına kabul etmesine karşı olan minnettarlığımı göstermek adına ona dönerek gülümsedim. O da göz kırparak karşılık verdi. Belki de düşündüğüm gibi biri değildi.
Adam, Carly ve Kelly Luke'a katıldıklarını ima eden bir bakış atınca Kriss homurdandı. "Hadi aşkım, bir şeyler içelim."
Kriss, onu çekiştirirken Harry arkasını döndü ve sıkıldığını belli eden bir yüz ifadesi yaptı. Bende diğerleriyle birlikte güldüm. Bu hareketiyle içimdeki umut yeniden yeşerirken kendime kızdım. Bu çocuğa kafayı bu kadar takmamalıydım.
Zaman geçtikçe Luke'la konuşmaya devam ettim. Arkadaş olarak gayet iyi anlaşabilirdik belki de ama o çizgiyi aşan davranışlarda bulundukça bu düşüncemden vazgeçiyordum. Bir anda benimle bu kadar ilgilenmesi şüphe uyandırıcıydı ve beni boğmaya başlamıştı. Bu yüzden bir süre sonra yanından kalktım. O da peşimden gelmeye çalışınca tuvalete gideceğim üzerine bir yalan uydurdum. Biraz hava almalıydım. Kaç saattir ter ve içki kokusunun kazındığı bu odada oturuyordum, bu başımı döndürmüştü.
Luke'a görünmemeye dikkat ederek kapıdan çıktım. Dışarısı buraya ilk geldiğimizde olduğundan daha doluydu ama şansıma kuytu bir köşe bulmayı başardım. Derin bir nefes alıp yere oturdum. Kulaklarım müziğe o kadar alışmıştı ki bir an sessizliği garipsemiştim. Neyse ki müziğin sesi buraya boğuk geldiğinden pek rahatsız edici değildi.
Gözümü kapayıp başımı yukarı kaldırdım. Yorgun hissediyordum. Eğer utanmasam olduğum yerde kıvrılıp uyuyabilirdim.
"Sana katılabilir miyim?"
İrkilerek gözlerimi açtım. Karşımda Harry'yi görünce derin bir nefes aldım ve az önceki hareketimden utanarak güldüm. "Tabii."
Harry, yanıma oturup bacaklarını kendine çekti. Elindeki bardağı bacaklarının arasına koyup saçını düzelttikten sonra geri aldı ve oynamaya başladı. Bunun bir tür tik olup olmadığını merak ediyordum. Çünkü her zaman bunu yaparken görüyordum onu. Saçlarını iki elinin arasında sallıyor sonra da sağ elinin yardımıyla sola atıyordu.
Sesini duyunca saçlarına diktiğimi fark ettiğim bakışlarımı hemen yere çevirdim. "Partiden sıkıldın mı?"
Başımı iki yana sallarken fark etmeden bacağımı da sallamaya başlamıştım. "Sadece hava almak istedim."
İkimizde bir şey demezken Harry'nin gözünü üzerimde hissediyordum. Buna karşı bedenimin verdiği tepki acınasıydı; kalbim daha hızlı atmaya başlarken beynim çoktan Harry'nin neden beni izlediğiyle ilgili tahminlerde bulunmaya başlamıştı. Aptal organ, onun benden hoşlandığını düşünüyordu. Beni boş bir umuda tutunmaya zorluyordu.
"Buralı değilsin, değil mi?"
Gülümsememi engelleyemedim. "Aksanım çok belli ediyor, değil mi?"
Başını salladı.
"Hayır, değilim."
"Amerika?"
"Evet."
"Babanın işinden dolayı mı geldiniz?"
"Hayır," devam etmeden önce boğazımı temizleme ihtiyacı hissettim. "Tek yaşıyorum."
"Tek mi? Neden?"
Bugün çok kişisel sorular alıyordum ve özellikle bu konu hakkında konuşmak istemiyordum. "Öyle gerekti."
"Ailen hala Amerika da mı?"
Alnımı kaşırken başımı salladım. Neyse ki Harry'de fazla uzatmadı.
"Her on altı yaşındaki gencin hayalini yaşıyorsun. İstediğini yapabiliyorsun, kimse sana karışmıyor. Bunu bende isterdim."
"O kadar kolay değil," diye mırıldandım. Bende en başta Harry gibi düşünmüştüm ama sonrası büyük bir hayal kırıklığıydı.
"Aha!"
Kaşlarımı çatarak ona baktım.
"Neden bu kadar sessiz olduğunu anladım."
Anlamış mıydı? Garip, daha ben anlayamamıştım.
"Amerika da bir sevgilin var ve oldukça katı biri. O yanında değilken senin kimseyle iletişim kurmanı istemiyor. Özellikle de erkeklerle."
Gözlerimi devirdim. Ciddi ciddi onu dinlemiştim. "Peki o zaman neden yanıma oturmana izin verdim?"
Harry'nin yüzünde muzip bir gülümseme belirdi. "Çünkü cazibeme kapıldın."
Ağzımdan ufak bir kıkırtı kaçtı. Kendine ne kadar da güveniyordu. Başımı iki yana salladım. "Hayır, sadece sessizim. Bir nedeni yok."
"Sevgilin yok yani?"
"Yok."
"Ayrıldınız mı?"
"Hayır, hiç olmadı ki.
"Hiç mi?"
Başımı iki yana salladım. Nasıl bu konuya gelmiştik?
"Doğru erkeği bekliyorsun," dedi sanki bu apaçık ortada olan bir gerçekmiş gibi. Nasıl bu kadar belli ediyordum? Dahası neden bunu sanki garip bir düşünceymiş gibi dile getiriyorlardı? Luke da bunu söylerken oldukça alaylı gözüküyordu.
Yine ona ne düşündüğümü söylemedim. "Kimseyi beklemiyorum."
"O zaman birinden hoşlanıyorsun?"
Sanki ondan hoşlandığımı anlamış gibi endişelendim bir an. Ama sadece fikir yürütüyordu. Gözümden kalpler fışkıramayacağına göre anlaması imkansızdı.
"Hayır." Ona bakmamıştım. Yüzüne karşı yalan söyleyememekten korktum. Bir yandan ona gerçeği söyleyip kurtulmak istiyordum. Ama istediğim gibi bir cevap alamayacağımı biliyordum ve doğruyu duymak yerine hala bir şansım olduğunu düşünmeyi tercih ediyordum.
"Carly nasıl arkadaşın olmayı başardı?" Her ne kadar bu kadar soru sorması altında bir neden aramama neden olsa da onunla konuşmak hoşuma gittiğinden bunu önemsemedim.
"Bende bilmiyorum aslında," dedim gülerek.
"Bizimle takılmalısın. Sonuçta bir kere genç olacağız. Bizimle birlikte gülerek hatırlayacağın anlar yaşayabilirsin. Oldukça eğlenceliyizdir."
"Eğlence anlayışımızın aynı olduğunu sanmıyorum."
"Lütfen," dedi alınmış gibi. "Bende kütüphane de kitap okumayı oldukça eğlenceli bulurum."
Güldüm. Benimle alay ediyordu.
"Bence ne kadar eğlenceli olduğumuzu görmek için yarın okuldan sonra iyi bir zaman."
"Yarın çalışıyorum."
Şaşırmıştı. "Nerede?"
"Küçük bir kafe-barda."
"Ad-"
"Alex! Bende seni arıyordum." Harry konuşamadan gelen Luke ikimizin de ona dönmesine neden oldu. "Tuvalete gideceğini söylemiştin."
"Sonra biraz hava almak istedim," dedim zoraki bir gülümsemeyle. Harry'nin bu ani ilgisi hoşuma gidiyor olabilirdi ama Luke'un ki beni huzursuz ediyordu. Gözlerindeki parıltı altında bir neden aramama sebep oluyordu.
"Carly'de gittiğini sandı, eve gidiyordu."
Hemen ayağa kalktım. "Carly gitti mi?"
"Az önce çıkıyordu. İstersen seni bırakabilirim."
"Şey.. hayır, yani teşekkürler.. ama ona yetişirim. Görüşürüz."
Hızla Carly'nin arabayı park ettiği yere koştum. Bu kalabalıktan kolayca sıyrılmış olamazdı. Hala burada olmalıydı. Neyse ki umduğum gibi tam da arabasının önündeyken yetiştim ona.
"Luke gitmek istediğini söyledi. Ben biraz daha kalacağım," dedi göz kırparak. "Sen al anahtarı, ben beni eve götürecek birini bulurum. Yarın sabah beni almayı unutma ama."
Carly arabanın anahtarını elime tutuşturup giderken öylece bakakaldım. Luke bana Carly'nin gideceğini söylerken ona da benim gitmek istediği mi mi söylemişti? Ne yapmaya çalışıyordu?
Buraya geldiğimden beri içimde kıpırdanan huzursuzluk beni sararken daha fazla burada kalmak istemedim. Hazır anahtarlarda bendeyken eve gitmeye karar verdim. Bugünlük yeterince kendimi aşmıştım ve şu an kendimi oldukça güvensiz hissediyordum.
Tam arabaya biniyordum ki Harry'nin sesiyle durdum. "Alex!" Hızla etrafa baktıktan sonra devam etti. "Carly nerede?"
"İçeride."
"İçeride mi?"
"Sanırım Luke.. şey bilmiyorum.. aklı karışmış olmalı. Neyse geç oldu zaten, ben eve gidiyorum."
"Biraz daha kalmak istemediğine emin misin?"
"Evet, evet," diye tekrarladım zoraki bir gülümsemeyle.
Arabayı yola çıkarana kadar Harry olduğu yerde durdu. Başını iki yana sallarken dudaklarının hafifçe kıvrıldığını görmüştüm. Kesinlikle aptal gibi görünmüştüm.