Damat Kaçırma (Final)

By PembeSafir

5.2M 346K 36.2K

Olaya hiç bu açıdan bakmadım ben. Hayatım boyunca o kadar çok şey kaçırdım ki... Hayaller, dostlar, mutlulukl... More

Birinci Bölüm
İkinci Bölüm
Dördüncü Bölüm
Beşinci Bölüm
Altıncı Bölüm
Yedinci Bölüm
Sekizinci Bölüm
Dokuzuncu Bölüm
Onuncu Bölüm
On Birinci Bölüm
On İkinci Bölüm
On Üçüncü Bölüm
On Dördüncü Bölüm
On Beşinci Bölüm
On Altıncı Bölüm
On Yedinci Bölüm
On Sekizinci Bölüm
On Dokuzuncu Bölüm
Yirminci Bölüm
Yirmi Birinci Bölüm
Yirmi İkinci Bölüm
Yirmi Üçüncü Bölüm
Yirmi Dördüncü Bölüm
Yirmi Beşinci Bölüm
Yirmi Altıncı Bölüm
Yirmi Yedinci Bölüm
Yirmi Sekizinci Bölüm
Yirmi Dokuzuncu Bölüm
Otuzuncu Bölüm
Otuz Birinci Bölüm
Otuz İkinci Bölüm
Otuz Üçüncü Bölüm
Otuz Dördüncü Bölüm
Otuz Beşinci Bölüm
Otuz Altıncı Bölüm
Otuz Yedinci Bölüm
Otuz Sekizinci Bölüm
Otuz Dokuzuncu Bölüm
Kırkıncı Bölüm
Kırk Birinci Bölüm
Kırk İkinci Bölüm
Kırk Üçüncü Bölüm
Kırk Dördüncü Bölüm
Kırk Beşinci Bölüm
Kırk Altıncı Bölüm
Kırk Yedinci Bölüm
Kırk Sekizinci Bölüm
Kırk Dokuzuncu Bölüm
Ellinci Bölüm
Elli Birinci Bölüm
Elli İkinci Bölüm
Elli Üçüncü Bölüm
Elli Dördüncü Bölüm
Elli Beşinci Bölüm
Elli Altıncı Bölüm
Elli Yedinci Bölüm
Elli Sekizinci Bölüm
Elli Dokuzuncu Bölüm
Altmışıncı Bölüm
Altmış Birinci Bölüm
Altmış İkinci Bölüm
Altmış Üçüncü Bölüm
Altmış Dördüncü Bölüm
Altmış Beşinci Bölüm
Altmış Altıncı Bölüm
Altmış Yedinci Bölüm
Altmış Sekizinci Bölüm
Altmış Dokuzuncu Bölüm
Yetmişinci Bölüm
Yetmiş Birinci Bölüm
Yetmiş İkinci Bölüm
Yetmiş Üçüncü Bölüm
Yetmiş Dördüncü Bölüm
Yetmiş Beşinci Bölüm
Yetmiş Altıncı Bölüm
Yetmiş Yedinci Bölüm
Yetmiş Sekizinci Bölüm
Yetmiş Dokuzuncu Bölüm
Sekseninci Bölüm
Seksen Birinci Bölüm
Seksen İkinci Bölüm
Seksen Üçüncü Bölüm
Seksen Dördüncü Bölüm
Seksen Beşinci Bölüm
Seksen Altıncı Bölüm
Seksen Yedinci Bölüm
Seksen Sekizinci Bölüm
Seksen Dokuzuncu Bölüm
Doksanıncı Bölüm
Doksan Birinci Bölüm
Doksan İkinci Bölüm
Doksan Üçüncü Bölüm
Birinci Bölümün Yavrusu
Doksan Dördüncü Bölüm
Doksan Beşinci Bölüm
Doksan Altıncı Bölüm
Doksan Yedinci Bölüm
Doksan Sekizinci Bölüm
Doksan Dokuzuncu Bölüm
Yüzüncü Bölüm - Final
Yüzüncü Bölüm - Final 2
Gelecekten Bir Kuple
Gelecekten Bir Kuple-2

Üçüncü Bölüm

72.1K 5K 629
By PembeSafir


Yerimden bir milim olsun kıpırdayamadım. Öne geri sallanamıyordum bile. Biri içime beton dökmüş gibi ağırlaşmıştım. Bana öfkeyle bakan gözlere karşılık vermekte güçlük çekiyordum. Söylemek için bir şeyler düşünmeye zorladım kendimi. Ne diyebilirdim ki? Her şey ortadaydı. Kimsenin bilmediği bir ormanın içindeydik. Onun elleri, kolları bağlıydı. Ha bir de koltuğa da bağlanmıştı. Önce elektrikle bayıltılmış sonra da ilaçla uyutulmuştu. Zorla alıkonulmuştu. Şey son olarak da... Damadı olduğu düğüne gidemiyordu. Eh! Yerinde kim olsa benzer şekilde öfke duyardı.

"Kim olduğumu biliyorsunuz?"

"Yakın zamanda sen de kim olduğumu öğreneceksin."

Tepsiyi bırakmak için uygun bir yer aradım. "Olanlar için üzgünüm."

"Gerçekten mi?"

Biraz öne çıkmayı denemesiyle sehpaya yaklaşmaktan vazgeçtim. İpler kıpırdamasına izin vermese de sanırım arada mesafe kalmasında fayda vardı. "İnanın ki haklı sebeplerim var. Bu düğün gerçekleşemezdi. Gerçekleşmiş olması daha büyük zararlar verecekti. Engellenmesi gerekiyordu."

"Sen de beni kaçırdın."

"Kulağa garip geldiğini biliyorum."

"Kulağa saçmalıklar dizisi gibi geliyor, Leyla Karaca. Tüm bunlar suça giriyor. Avukatlarımın, seni ve işbirlikçilerini hapse koyacaklarından emin olacağım."

İş birlikçilerim mi? Yasin, Aras, Elif ve iki çekici çalışanı... "Yalnızım." Sonuç itibariyle bu, benim planımdı. Kimseyi beraberimde dibe çekemezdim.

"Sanmıyorum, güzelim."

Az önce televizyonda gördüğüm sempatik adamla yakından uzaktan alakası yoktu. Mavi gözleri, koyu lacivert bakıyordu ve dağılmış saçlarının gerisinde kalmıştı. Kaşlarını çatmış olduğunu seçtim. Dudakları ince bir çizgi halindeydi. Resmen burnundan soluyordu.

Resmen... Öfkeden ölmek üzereydi.

Hala elimde tuttuğum tepsiyi artık bırakabilirdim. "Bakın, lütfen... İster inanın ister inanmayın. Sizinle Elif arasında bir evlilik gerçekleşemezdi. Sizi tanımıyordu bile. Size âşık değildi. Paranız yüzünden babası tarafından satılmak istedi. Bunun Elif'i ne kadar üzdüğünü tahmin bile edemezsiniz. Biri, ona yardım etmeliydi. Kendisine zarar vermesinden korktuğum için bunları yapmak zorunda kaldım." Döndüm. Beni aşağıdan izleyen gözlerle karşılaştım. "Ortalık sakinleştiğinde sizi geri götüreceğim. Cezamı da çekmeye hazırım." Bir şey söylemeyecek miydi?

"Ortalık sakinleştiğinde?"

Başımı salladım. "Sizi sonsuza dek burada tutamam ki."

Dudakları gerildi. Neredeyse gülmek üzere olduğuna yemin edebilirdim. "Ortalığı, Karaca soyadıyla ateşe vereceğim. Bana verdiğiniz zararın bedelini mislisiyle ödeyeceksiniz."

"Şu an ne kadar kızgın olduğunuzu biliyorum."

"Hissettiklerimin kızgın olmakla zerre kadar alakası yok."

Tabi ki de vardı. İsteği dışında burada tutulmanın öfkesini yaşıyordu. Böyle durumlarda, durumu kabullenmesi için zaman vermek daha doğru olurdu. Beni ve yaptıklarımı anlaması için ısrar etmeyecektim.

İlgimi tepsiye çevirdim.

Çatalı makarnanın içine daldırdım. "Biraz yemeniz gerekiyor." Ağzına doğrulttum. "Baş ağrınız için ağrı kesici vereceğim. Önce yemek yemelisiniz." Israr edecek olursa durumumun avantajını kullanıp burnunu tıkayacaktım. "Beni zor kullanmak durumunda bırakmayın, lütfen. Size karşı yeterince kaba davrandım." Makarnayı ağzına dayadım. Birkaç saniyelik bekleyişten sonra ağzını açtı. "Böylesi daha iyi..." Her iki tabağı da bitirdi.

"Biraz daha getirebilirim." Bir şey söylemedi. Öyleyse doydu demektir. İlacı yaklaştırdım. "Endişelenmeyin, sadece ağrı kesici. Uslu durduğunuz ve beni korkutmadığınız sürece sizi bir daha uyutmaya niyetim yok." Dudaklarının arasına aldı. Suyunu içerdim. "Lavaboyu kullanmanız gerekiyor mu?"

Bana dik dik baktı.

"Sizinle uzlaşmaya çalışıyorum."

"Lavaboya gitmem gerekiyor."

"Ben de öyle tahmin ettim." Tepsiyi ve boşları aldım. "Burada bekleyin hemen dönerim." Biraz uzaklaştığımda sesi geldi. Sanki kımıldayabiliyorum da... Doğru ya! Bağlıydı. Boşları tezgaha bıraktım ve koltuğa sakladığım silahı aldım. Ne yazık ki bununla tehdit etmem gerekecekti. İçimden bir ses bulduğu ilk fırsatta kaçmaya çalışacağını söylüyordu. Üstelik bana zarar verip vermemeyi umursamayacaktı bile.

Odaya geçtim.

Belimdeki silahı gördüğünden emin oldum.

"Tedbirlisin."

"Eğer ters bir hareketiniz olursa sizi dizinizden ya da kolunuzdan vuracağım."

"Daha stratejik noktaları hedef almanı öneririm."

Kalbini veya kafanı gibi mi? "Kurşun içerideyken yaşamanızı istiyorum." Bana bir kaşını kaldırarak baktı. "Tamam, şimdi iplerinizi çözmeye başlayacağım. Bu şeyi kullanacağım konusunda ciddiyim. Hafife almamanızda fayda var."

"Aklımda tutacağım."

Onu koltuğa bağlayan ipleri çözdüm. Hala yerinde oturuyordu ve kıpırdamamıştı. Arkasından çıkıp ön tarafa dolandım. "Ayağa kalkın."

"Ayaklarım bağlı."

"Zıplayarak gideceksiniz." Anlamamış gibi baktı. "Beni duydunuz." Kalkmayı denedi. Zorlansa da üçüncü deneyişinde ayakta durmayı başardı. "İleride... Devam edin lütfen."

"Gerçekten zıplayacak mıyım?"

Başımı eğdim. Bu konuda ciddiydim. Bir adım zıpladı. Tamam! Başaramıyordu. Onu daha fazla zorlayarak öfke oklarını üstümde toplamak istemedim. Önüne geçtim. "Kıpırdamayın sakın." Silahı yere bıraktım. Yasin, nasıl bir bağlama tekniği uyguladıysa düğümü kıpırdatamadım bile.

"Dağcı düğümü..."

Başımı kaldırıp iki metre yukarıda kalan gözlere baktım. Sonra da yaptığım şeye devam ettim.

"Diğerlerinin içinden geçeni çekmen gerekli..."

Tekrar bir bakış attım. Söylediği ipe uzandım. Çekmemle birlikte diğer düğümler çözülecek kadar gevşedi. İçinden çektiğim ikinci ip, diğer düğümleri daha da gevşetti. Biraz daha uğraşmamla ayaklarını serbest bıraktım. "İşte şimdi-"

Serbest kalan bir ayağı silaha vurdu. Onu duvarın dibine fırlatmasına dönerken bir şey başıma çarptı. Beni geriye düşüren darbe, dizinin başıma vurmasıyla geldi. Seni kandırdı, geri zekalı. Mehmet Ayaz Artuklu'nun nerede olduğunu görmeye çalıştım. Silaha doğru gidiyordu. Lanet olsun! Hızla toparlandım ve yerden kalkmayı başardım.

Sadece iki adım sonra silaha ulaşmış olacaktı.

Elime geçirdiğim ilk şeyi, bu ağır bir ahşap nesneydi, alıp koştum. Artuklu'nun yere eğilmesini fırsat bilerek yaklaştım. Gerildim. Kalıcı bir hasara sebep olmamayı umuyordum. Üzerinde oyma desenler bulunan ahşap tabağı bütün gücümle savurdum.

Bir an sonra Mehmet Ayaz Artuklu yerdeydi ve hareketsiz şekilde yatıyordu.

Onu kontrol etmeden önce silahı ele geçirdim ve pantolonumun bel kısmına sıkıştırdım. Biraz geride atılı ipleri aldım hemen. Yasin kadar iyi düğüm atamasam da kaçamayacağından emin olduğum şekilde ayaklarını bağladım. Buraya kadardı? Ona bir şans vermiştim ve kaybetmişti.

Kıpırdadı.

Başında bir yara olup olmadığını kontrol ettim uzaktan. Kanayan bir yer gözükmüyordu. İnleyerek dönmeye ve ayaklarını birbirinden ayırmaya çalıştı. Hemen silahı çıkardım ve emniyet kilidini açtım. "Kıpırdama, Mehmet Ayaz Artuklu. Seni vurmak zorunda kalmayı istemiyorum." Ahşap tabakla vurmam sayılmazdı. Adamı bayıltmamıştı bile.

"Seni sürtük..."

"Terbiyenizi korumanızı tercih ederim."

"Bunu ödeteceğimden emin olabilirsin."

"Başlatan sizdiniz." Eğer ilk saldıran o olmasaydı şu an lavaboda işini görmüş koltuğuna dönmüştü çoktan. "Önce siz vurdunuz. Bir kadına asla vurmamalısınız. Bu fazlasıyla can yakıyor." Söylediklerimden sonra alayla inledi. Gülüyor olmalıydı. Biraz daha debelendikten sonra dönebildi ve doğruldu. Oturduğu pozisyonda dengesini sağlamayı başardığında elini başının gerisine götürdü.

"Sanırım buz getirsem iyi olacak."

Beyin travmasından ölmesini istemiyordum.

Onu burada tek başına fikri cazip gelmese de başka şansım yoktu. Seri hareketlerle dolabın içinde buz aradım. Malzemelerin hiçbiri yeterince soğumamışlardı. İş görmesini umarak içecek şişesini kaptığım gibi döndüm.

"Şimdi de onu mu kafamda kıracaksın?"

Bıraktığım yerde değildi. Ses koltuğun tarafından geliyordu. Yerde oturmuş bir vaziyette yaslandığını gördüm. "Başınız için..."

"Gerek yok."

"Şişecek." Ve fena halde ağrıyacaktı. Savurduğu tehditkar bakışlara aldırmaksızın yaklaştım. Uzattım ve almasını bekledim. Daha büyük öfkeyle bakmaya başladı.

"Uzak dur, Leyla Karaca."

"Bu şişeyi kafanıza koyacağım." Bana sessizce tehditler savurması anlam ifade etmiyordu. "Sizi yeniden uyutmam gerekse de kararlıyım." Biraz daha yaklaştım. Bu sefer almasını beklemedim. Dizlerim üstüne çöküp şişeyi kafasının gerisine dolaştırdım. Gözleri, üstümde odaklanan adamın kızgınlıkla solumasını görmezden gelerek vurduğum noktaya hafifçe bastırdım. Yüz ifadesi anında değişti. Canının yandığı açıktı. "Özür dilerim."

Beni tamamen duymazlıktan geldi.

"Eğer bana bir anda öyle saldırmasaydınız asla böyle bir eyleme kalkışmazdım."

"Sana bir anda saldırmak mı?" Dişlerinin gıcırtısını duyduğuma yemin edebilirdim. "Sana saldırdım, öyle mi Leyla Karaca?" Tamam, duruma onun tarafından bakmaya başlarsam haklıydı. "Bana verdiğin zararın boyutları hakkında bilgin var mı?" Düğününü kaçırması gibi mi?

"Elif, sizinle evlenmek istemiyordu." Nefesini büyük bir sesle bıraktı ve aradaki mesafeye rağmen yakıcı sıcaklığını hissedebildim. Bunu bir kez daha söyleyecek olursam bütün fiziksel üstünlüğünü kullanacakmış gibi hissediyordum. Boynumu da kıracak. "Zararınızı telafi etmek için elimden geleni yapacağım, Mehmet Ayaz Bey." Hiç beklemediğim bir anda gülmeye başladı. Başını geriye atmasıyla şişe, koltuğun minderi ile araya sıkıştı. Elimi kurtaramadım.

"Subaşı şirketlerini istiyorum. Bu konuda ne yapabilirsin, Leyla Karaca. Onları da mı kaçıracaksın? Ailenizde işler bu şekilde mi ilerliyor? Belki de sizinle olan bütün anlaşmalarımı geri çekmeliyim." Ne? Dalga geçmiyordu. Açık ve net bir şekilde tehdit ediyordu. Bugün yaşananlar yüzünden... Aman Allah'ım! Ciddiydi. Gözlerini indirdi. Ne öfkeyle ne nefretle bakıyordu. Çok daha karanlık bir ifadenin yoğunlaştığını gördüm. "Çöz beni, Leyla."

Başımı iki yana salladım.

"İpleri çöz, Leyla."

Henüz değil. Mehmet Ayaz Artuklu'nun bir süre daha ortalıkta olmaması gerekiyordu.

"İpleri çöz, Leyla Karaca. Dediğimi hemen yaparsan kaybettiğiniz tek şey anlaşmalar olacak."

Anlaşmalar umurumdaydı. Onlar başarımın en somut ve en parlak kanıtlarıydı. Babamın gurur kaynaklarıydı. Bir Suphi Karaca'nın kızı olarak değil Leyla Karaca olarak kazandığım en büyük zaferlerdi. Onları tehlikeye attığımın farkındaydım. Şimdilik güvende oldukları için endişelerimi daha sonra saklayacaktım. Mehmet Ayaz Artuklu bu odanın içindeyken kimse anlaşmaları feshedemezdi. "Yapamam." Elimi, başının altından kurtardım. "Özgür kalamazsınız." Geri çekildim. Aradaki mesafe güvende olmamı sağlayacak kadardı. "Anlamanızı beklemiyorum. Sadece... Haklı sebeplerim olduğunu bilin. Zamanı gelinceye kadar sorun çıkarmazsanız sizi geri götüreceğime söz veriyorum."

"Hareketlerinin sonuçları çok ağır olacak, Leyla."

Umurumda. Umurumda değildi. Şu an Elif ve bebekler her şeyden önemliydiler. Artuklu'nun kaybedeceklerinden, Subaşı'nın alacağı zararlardan, Karaca adını sarsmamızdan... Yerimde doğruldum. "İyi geceler, Mehmet Ayaz Bey... Yarın sabah kahvaltınızı getireceğim."

Odadan çıkarken kapıyı kapadım ve kilidi üç kez çevirdim.

Sırtımı ahşaba yaslarken belimdeki silah saplandı. Rahatsızlık içinde kıpırdandım. Aras'a bir hafta kazandıracağıma söz vermiştim. Bir hafta... Bir hafta... Bu adamı bir gün bile zapt etmekte zorlanırken bir hafta boyunca ne yapacaktım ben?

Continue Reading

You'll Also Like

80.8K 3.6K 13
Türk çocuğu; Senin ve yurdun için can veren ulu şehitlerini unutma! "Savaş... Bunun tadını ey Türk sen bulamazsın, Ne sevgili yanında, ne baba ocağın...
202K 7.3K 64
İntikam için oynanan oyunlar... Hazal Şahin, 22 yaşında bir genç kız. Ailesini küçük yaşta kaybetmiş, üvey ailesi ile büyümüş, bir kız çocuğu. Büyüdü...
2K 110 8
Herkesin okuması gereken bir çok tarzda kitapları derledim. İyi okumalar dilerim. Takip ederseniz sevinirim ara ara böyle öneriler yapacağım. NOT :...
258K 13.5K 54
"Yani özetle, durum bu. Merak etme birlikte yaşamayacağız, göstermelik bir araya geleceğiz. İkimiz de alacağımızı aldığımızda da, boşanacağız. Hah, b...
Wattpad App - Unlock exclusive features