Unbroken

By CannPolat

497 93 7

Savaş karanlık saçarken, bir çocuk kızıla boyamak istedi gökyüzünü. More

Sessizlik
Fırtına
Mecbur-i Garaz
Yıldızlara Yer Yok
Sonun Başlangıcı
Sevgili Dostlarım
Yarının sabahı

Fırtına Öncesi

171 16 1
By CannPolat


Kılıcını, çıplak vücuduna saplamıştı piç kurusunun ve rüzgar esiyordu. Kılıç, vücuttan çıkarken kana boyadı gökyüzünü ve hava kararmaya yüz tutmuştu. Kendini savunmakta aciz olan ihtişamlı piç kurusu, kaçmaya çalışıyordu. Kılıç art arda iniyordu çıplak vücuduna ve artık kan içinde yüzmeye başlamıştı. Her yer kızıla bulanmıştı hatta ağaçlar ve nehir kan kusuyor gibi parlıyordu. Tüm gücünü göstermeye çalışıyordu gece ve savaş daha yeni başlamıştı. Dağların arkasına kaçmaya çalışıyordu, kan içinde kalmış aciz ve korkak güneş ve artık böbürlenerek parlamayı da bırakmıştı. Kendini beğenmişliğin cezasıydı bu ve ben kendini beğenmişlerden nefret ediyordum.

Yakamozlar hem akıyor hem de akmıyor gibi görünüyordu nehrin yüzeyinde ve aslında bu bir mesajdı. Güneşin asla ölmeyeceğini ve geri döneceğini söylüyordu, geceyi yöneten Aydedeye ve bu küstahlığını karanlıkta kalmakla ödeyecekti. Yinede umursamıyordu sadâkatini kanıtlayan nehir, güneş pes edene kadar tüm ihtişamını korumaya çalışıyordu. Güneş kaçmayı başardıktan sonra savunmasız kalacaktı ve ister istemez Aydedenin ihtişamlı görünmesi için çabalayacaktı. İkiyüzlü bir nehir, kendini beğenmiş, aciz ve korkak bir güneş ve tabi ki güneşin zayıflığından faydalanan fırsatçı bir Aydede. Bu bir gün batımıydı yani en azından görünen buydu ama benim gördüğüm anlamsız bir savaştan başka bir şey değildi. Zaten savaşlar hep anlamsızdır.

Bay Frank neden gelmedi bilmiyordum. Normalde her gün burda oturup gün batımı izlerdik ama onun yokluğunda daha net düşünebiliyordum. Aslında düşünmemi özellikle istiyor gibi hep aptalca şeylerden bahsediyordu. Bay Frank'ın sevmediğim tek bir özelliği vardı, ben var olanın ötesindeki her şeyi görmek istiyordum o ise sadece görmek istediğini görüyordu. Tüm insanlar sadece görmek istediklerini görüyordu. Tüm insanlar geri zekalı ve aptaldılar ve onlardan nefret ediyordum. Evet, onlardan nefret ediyordum.

Vadinin en yüksek tepesindeki en yüksek taşın üstünde öylece oturmuş ormana bakıyordum ve buz gibi gece rüzgarı zafer çığlıkları atarak yüzüme çarpıyordu. Aydede zaferinin duyulduğundan emin olmayı isteyecek kadar kibirliydi. Gözümü kapattım ve ağaçların temiz kokusunu derin bir solukla içime çektim. Savaştan çıkan gökyüzünün altında, titreyen ağaçları ve çırpınan dallarını, dalgalanan çimleri ve kibirli ay dedeyi ve ona destek çıkan kendini beğenmiş yıldızları seyrediyordum ve rüzgar işin içine heyecan katıyordu.

Bu seyir kısa sürmek zorundaydı çünkü dışarıda kalan hayvanları ahıra sokmam gerekiyordu. O iğrenç kokulu canlılar gece olmadan önce ahıra girmek zorundaydılar ve bunlar çok aptal canlılar oldukları için onları yönlendirmem falan gerekiyordu. Gerekli olan şeylerden nefret ediyordum. Yapmak zorunda olduğum şeylerden daha çok nefret ediyordum. Ama en çokta bu saçmalıktan nefret ediyordum. Aslında buda bir saçmalıktı ama her ne ise işte hepsinden nefret ediyordum.

Hayvanların yanına gittiğimde köpekler havlamaya başladı, işlerini ancak patronlarını görünce yapan bu köpeklerden de nefret ettiğimi fark ettim. Sonra tüm hayvanlara bağırdım. Evet, hepsine bağırdım. Bağırdım çünkü onlara kimin patron olduğunu hatırlatmam gerekiyordu. Bağırdım çünkü itaat etmelerini istiyordum. Onlara bağırdım çünkü onlar ancak bundan anlayan aciz, beyinsiz, aşağılık, pis ve iğrenç canlılardı. Onlara bağırıyordum ve onlar bana itaat ediyordu çünkü başka çareleri yoktu. Güçlü olanı bariz bir şekilde ortaya çıkarma yöntemiydi bu ve ben lanet olası tüm hayvanlardan nefret ediyordum. Onları ahıra sokmaya çalışırken kendimi ordu çavuşu gibi falan hissetmek gerçekten çok boktan diye düşündüm.

Bir yıl öncesine kadar orduya katılmak en büyük hayallerimden biriydi. Kendimi vadinin yamacından zırhlı bir atın üstünde dörtnala gelirken görebiliyordum, üzerimde parlayan harika bir zırh olacaktı ve elimde, öldürdüğüm güçsüz insanların kanlarıyla kıpkırmızı parlayan kılıcımı tutuyor olacaktım. Gerçekten harika bir şey olduğunu sanıyordum. Aslında benim hayalim gerçekten harikaydı ama bu günlerde ordunun çok güçsüz düştüğü konuşuluyordu. Hatta Bay Frank'a göre ordu, genç ölmek isteyen aptal insanların katılmak isteyeceği bir yere dönüşmüştü. Bende öyle düşünüyordum ve ölmek için gerçekten çok gençtim.

Ülke savaşa çok yakındı. Lanet olası aptal lordlar ve onların siyasi çıkarları için her gün birileri ölüyordu. Ben tabi ki bu anlamsız savaşın bir parçası olmak istemiyordum. Kendi aralarında savaşan aptal lordlar yüzünden ekonomi çökmüş durumdaydı ve insanlar açlıkla boğuşuyordu buda yetmezmiş gibi askerler köylerden zorla adam toplamaya başlamıştı. Yani vergi topladıkları yetmiyormuş gibi topladıkları vergileri biriktirmek için çalışan erkek çiftçileri de alıyorlardı. Bu gerçekten aptalca bir davranıştı ve bundan nefret ediyordum. Asker olmak istemeyecek kadar büyümüştüm ama hala kral olmayı hayal ettiğim zamanlar oluyordu.

Güneş, vadiyi tamamen terk ederken ufka doğru baktım. Ağaçlardan ve zaferini görgüsüz bir şekilde gözüme sokmaya çalışan aydededen başka birşey yoktu. Sonra kendimi taç merasiminde hayal ettim. Binlerce hatta on binlerce insan beni izlerken Bay Frank, elinde tuttuğu altın taç ile saraydan büyük arenaya doğru yürüyecekti. Ben elimi insanlara doğru uzatacaktım ve herkes çok güzel bir konuşma hazırladığımı falan sanacaktı ve bu yüzden susup beni dinleyeceklerdi. Bana itaat etmeye aç bir şekilde bekleyen on binlerce insana şöyle hitap edecektim; '' Ey aptallar.'' Bu hayale kendimi tamamen kaptırmak üzereydim ki şerefsiz bir köpek kuyruğuna basılmış gibi ulumaya başladı.

Harika bir hayal kurarken hayvanların dağıldığını fark etmemiştim ve sadık dostumuz köpekçik uluyarak beni gerçek dünyaya geri getirmişti. Taç merasimi falan olmayacaktı, insanlar beni dinlemeyecekti ama onlara aptal olduklarını söylemesem bile bu onların aptal olduğu gerçeğini de değiştirmeyecekti. Hayvanları ahıra sokmayı başardığımda gece artık tamamen hüküm sürüyordu ve üstüm başım bok ve iğrenç şeylerle kaplanmıştı.

Temizlenmek için suya girmektense olduğum yere uzandım, yani çimlerin üstüne ve gökyüzünü seyretmeye başladım. Yıldızlar harika görünüyordu, esen soğuk gece rüzgarı da harikaydı, rüzgarın taşıdığı kokular daha da harika diye düşündüm ama soğukluğunu her yerimde hissettiğim çimlerin kokusu her zaman biraz daha harika olacaktı.

'' Yemek hazır '' dedi Bayan Frank. O Bay Frank'ın karısıydı ve gerçekten harika yemekler yapardı. Artık ikisi de yaşlandığı için bahçe işlerini ben, diğer ufak tefek işleri de kızları Emilia üstlenmişti. Çatı katındaki pencereden kafasını uzatan ve öylece suratıma bakan Bay Frank ile göz göze geldim ve bana sırıtarak bakıyordu. Ona, ses çıkarmadan ve sadece dudaklarımı kullanarak ''Yıldızlar çok güzel.'' dedim ve kafasını zorda olsa gökyüzüne çevirdi ve bana dönüp sadece dudaklarını hareket ettirerek '' Bence de '' dedi ve yine kocaman sırıttı. Aynı zamanda gözleri dolmuştu ve duygulanmış gibiydi.

'' Sen masayı hazırla Angel '' dedi '' Ben biraz yıldızları seyretmek istiyorum. '' Bu adamı seviyordum. Ama bunun üzerine biraz sessizlik yaşadık ve fırtına öncesi falan gibiydi. Zaferin, yıldızları seyretmek isteyen bizlerden yana olduğunu düşünmeye başladığım anda Bayan Frank gerçekten yüksek bir sesle '' Masaya geciken beylere fazladan tatlı yok ve temizlenmeden gelmesinler.'' dedi. Yaptığı şey tıpkı hayvanlara bağırmak gibiydi. Tabi ki biz hayvan değildik ama bu bariz bir komuttu ve biz bu komuta anında itaat ettik. Hangi ara temizlendim ve masaya oturdum bilmiyorum ama Bay Frank benden önce gelmişti ve bunu Bayan Frank mutfaktan salona geçmeden yapmıştık.

Bay Frank bana bakıyor ve deli gibi sırıtıyordu. Bu adamı gerçekten seviyordum. Bundan on yedi yıl önce falan, beni bir ağaç kavuğunda bulmuş. Evet, bir ağaç kavuğu. Avdan dönüyormuş ve kim olduğumu, nerden geldiğimi bilmemesine rağmen beni yanına almış. Sonra beni bu, ormanın oldukça derininde bulunan, manzaraya karşı özenle yapılmış -mahzeni, çatı katı ve masa süpürgesi bile var- dönemin en lüks kulübesine getirmiş. Adımı da o vermiş. Ona gerçekten derin bir saygı duyuyordum.

Mutfaktan gelen Bayan Frank, Masanın üstüne koyduğu tencereden gerçekten güzel görünen yemeği tabaklara doldururken, derin bir nefes aldı ve '' Adam, Adam, Adam '' dedi. Bu üçleme onun hiç ama hiç hoşuna gitmeyen bir davranışın çoktan yapılmış olduğu anlamına geliyordu ve üç kere tekrarladığı isme bakılırsa bu Bay Frank'tan başkası değildi. '' Sorun ne '' diye sordum. Bay Frank'ın azar işitecek olması hiç bir zaman hoşuma gitmezdi. '' Senin bir hatan yok tatlım '' dedi Bayan Frank çenemi okşarken. '' Birileri yaşlandığını unutuyor.'' Bay Frank'ı kast ettiği çok açıktı ve benim bir hatam olmadığını kinayeli bir biçimde söylemişti çünkü genelde sinir olduğu şeyleri Bay Frank ile birlikte yapardık. Bay Frank ile çocukça şeyler yapmak, bulutsuz bir günde gökkuşağı görmekle aynı şeydi. Yani gerçekten harikaydı.

'' Sadece, biraz'' dedi Bay Frank, ciddileşmişti ''Özledim.'' '' O sandık '' dedi Bayan Frank, çok daha ciddiydi '' Açmak yok demiştik.'' '' Bunu yemekten sonra baş başa konuşuruz '' diyerek bana döndü Bay Frank ve o tatlı surat ifadesini falan sergilemeye çalıştı.

Yemek çok güzeldi ama her zaman ki gibi biraz acı olmuştu ve gerçekten su içmem gerekiyordu ama Bayan Frank'ı kaldırmakta istemiyordum. Bu yüzden ayağa kalktım ve mutfağa doğru yöneldim ve sonra olduğum yerde donup kaldım. Çünkü mutfak penceresinin hemen önünde, elindeki kabın içinde su taşıyan, Emilia ile göz göze geldik. İpekten yapılmış incecik bir gece elbisesi giymişti ve göğüsleri cidden harika görünüyordu. Esen rüzgar, tek parça kıyafeti vücuduna yapıştırıyordu ve ay ışığı sayesinde kıyafet yok gibiydi. Harika kızıl saçları, harika göğüslerinin üzerine düşmüştü ve bembeyaz harika bir teni vardı. Belirgin vücut hatlarını seyretmek harika bir şeydi ve bana bakarak kocaman sırıtıyordu. Tanrım, gerçekten harika görünüyordu.

Em, yani Emilia Frank, Bay Frank'ın tek çocuğuydu ve eğitimini kralın şehrinde alıyordu. Bu yüzden olsa gerek çok tuhaf bir tarzı vardı ve bazen gerçekten garip davranıyordu ama bu ona ayrı bir çekicilik katıyordu. Zengin bir ailede büyümüş olmanın verdiği yüksek özgüven ve eğitimini gerçekten kaliteli bir yerde almasından dolayı kazanmış olduğu bu kendine has tavrı ona hayranlık duymamı falan sağlıyordu ve galiba bundan da nefret ediyordum. Çünkü o Bay Frank'ın kızıydı ve Bay Frank'a saygısızlık etmek istemiyordum.

Pavillion'da eğitim, kızlara ayrı erkeklere ayrı veriliyordu, on iki yaşına basan erkekler babalarının mesleklerini yapmak istemiyorsa orduya alınıyordu -hayatını eğitimle geçirip kas yığını bir aptala dönüşen aşağılık piç kuruları. evet, ordu bundan ibaret.- yada çeşitli zanaatkarların yanına veriliyordu. Babası soylu olan erkekler politik bir eğitim alıyordu -büyüdüklerinde babaları gibi aşağılık piç kuruları olmak için yetiştiriliyorlar- ve çok azı sanat konusunda eğitiliyordu. Şu sanat dedikleri şey gerçekten harikaydı ve hep ilgimi çekiyordu ama bir babam ya da annem olmadığı için hiç biri benim için bir anlam ifade etmiyordu. Kızlar ise genelde eğitim almazlardı, ancak Bay Frank gibi ensesi kalın kişilerin kızları, kralın şehrinde eğitim alabiliyordu çünkü soylular kendileriyle, halk arasına her konuda bariz bir duvar örmek istiyorlardı ve eğitimin üstünlüğünü kullanarak bunu başarmaları kaçınılmazdı.

Em, sıradanlığın tüm boyutlarını yıkmış biriydi ve ne kadar zeki olduğunu almak için gözlerine bakmak yetiyordu. İkna gücü övülmeye değerdi çünkü saçını, şu hikayelerde duyduğumuz cadıların saçı gibi kızıla boyamayı kafasına koyduğunda Bay Frank gerçekten çok kesin bir şekilde karşı çıkmıştı. Ama bir kaç hafta sonra istediğini başarmıştı ve herkesin keyfi yerindeydi. Nasıl yaptığını bilmiyorum ama her zaman istediğini yaptırmanın bir yolunu buluyordu ve benden iki yaş küçük olmasına rağmen büyük kadınlar gibi davranıyordu.

Emilia her zamanki büyük neşesiyle beraber yanıma gelip oturdu ve hızlı hareket ettiği için göğüsleri sallanıyordu ama bunu sadece ben fark etmiştim. Bu günlerde eskisinden çok daha farklı görünüyordu ve gerçekten çok çekiciydi. Göğüslerine bakmamak için kendimi zor tutuyordum ama o bana yaklaşıp duruyordu ve bacağıma falan dokunuyordu. Bana böyle yakın olmasını çok seviyordum, gittiği yere götürdüğü neşesini daha çok seviyordum, vücudunu ve gülümsemesini de çok seviyordum ama en çok sıcaklığını seviyordum. Evet, en çok sıcaklığını.

Masanın neşelenmiş olmasından fırsat bulan Bay Frank, bize gençliğinde yaşadığı maceraları falan anlatmaya başladı. Genç bir delikanlı olduğu zamanlar çok ünlü bir avcıymış, dolayısıyla anlatabileceği birçok macerası var. Angel Frank, Bayan Frank olmadan önceki hayatından bahsetti ve o günleri hatırladığı için gözlerinde duygusal bir şeyler falan oldu ama sonra hemen geçti. Bay Frank, bir lordun kuzeninin torunu falanmış galiba. Bu Frank soy isminin soylu olmasına yetiyordu. Onların tanıştığı zamanlar -yüzmilyon yıl önce falan diye düşündüm- Frank soy ismi gerçekten önemli bir isimmiş ama şuan hiç bir işe yaramıyordu.

Geç saatlere kadar süren uzun ve tatlı sohbetin sonunda, Bay ve Bayan Frank, üst katta ki yatak odalarına gittiler. Masayı toplama işini bize bırakmaları için onlara ısrar etmiştik çünkü Bayan Frank gerçekten titiz bir kadındı ve yaşlandığı için yapamayacağını düşünmemizi istemiyordu. Onu çok iyi anladığını söyleyen Em, '' Anneciğim sen yıllardır, karşılık beklemeden, hiç sıkılmadan, yemeğimizi, temizliğimizi yapıyorsun bizi güven içinde sıcacık yuvamızda...'' şeklinde başlayan uzun, alaycı ve aynı zamanda duygusal konuşmasını yapmasaydı, Bayan Frank ikna olmayacaktı.

Masayı temizlemek için mutfaktan, el süpürgesini almaya gittim. Burada olmadığını fark edince, evin altında bulunan mahzene indim ve yine bulamadım. Mahzen çok karanlıktı ve nerdeyse hiçbir şey görünmüyordu ama duvara asılı olan parlak kılıcı ve şarapları gayet net bir şekilde görebiliyordum. Aradığımı bulamamıştım ama en sevdiğim şaraplardan biriyle, iki tane kadehi kaptığım gibi yukarı çıktım.

Masaya doğru gidecektim ama Em, kalçalarını masaya yaslamış ve öne doğru eğilmişti ve bu pozisyonda göğüsleri kalbimin hızlı atmasına sebep oluyordu. Bana o müstehcen bakışı atıp duruyordu ve dudaklarını yalamaya başlamıştı. Gerçekten çok çekici olduğunu düşünüyordum ama biraz da aptal gibi görünüyordu. Yanına kadar yavaş bir şekilde ve sanki dans ediyormuş gibi gittim. Bir elimi sağından diğerini solundan geçirdim ve artık nefesini boynumda hissedebiliyordum.

Elimdekileri masaya bıraktım ve belini kavradım. Vücudu vücuduma sürtüyordu, göğüslerini göğüslerimde hissediyordum ve damarlarım dehşet bir şekilde şişmeye başlamıştı. O boynumu yalamakla öpmek arasında gidip geliyordu ve ben kalçalarını sıkıyordum ve aynı zamanda dans ediyorduk. Omuzlarımı kavramaya çalışıyordu, sonra kafasını kaldırdı ve dudaklarımız savaşmaya başladı. Artık çok daha sert hamleler yapıyordu ve ben hala kalçalarını sıkıyordum.

Sonra bacaklarından kavradım ve kaldırdım artık tamamen kucağımdaydı ve hala deli gibi öpüşüyorduk. Onu masanın üstüne yatırdım ve bunu gerçekten nazikçe yapmıştım. Göğüsleri dalgalanıyordu ve ben onun boynunu öpmeye başladım. Sonra öpmeyi bıraktım ve üzerinden kalktım. Bu sayede ipek elbisesini çıkardı ve vücudunu çıplak görmek gerçekten harikaydı. Bende gömleğimi çıkardım ve en sevdiğim şarabı şişeden içmeye başladım. Bir elimde şişe vardı ve diğer elim Em'in kasıklarındaydı. Bu onun deli gibi kıvranmasını sağlıyordu ve pantolonumu çıkarmam için yalvarıyor gibiydi. Tanrım, tamamen kutsanmış hissediyordum. Evet, kesinlikle kutsanmıştım. Bay Frank'ın beni bulduğu güne şükrettikten sonra şişeyi masaya bıraktım ve pantolonumu çıkardım.




Continue Reading

You'll Also Like

1M 50.7K 37
17 yıllık hayatını geçirdiği ailesinin öz ailesi olmadığını öğrenen Umay'ın hikayesini anlatıyoruz. Klasik bir aile kitabı olabilir ama çok daha güze...
412K 32.8K 33
🏀 Sayın sen, ben Deva. Deva Çetinceviz. Adımdan da anlayacağın üzere ben kolay lokma biri değilim. Evet, babam beni erkek gibi büyüttü ama öyle olma...
1.4K 144 34
Ölülerin dirilip, dünyanın tersine döndüğü günden beri Lyra Miller, küçük kız kardeşi ile ortalıkta dolanıp duruyordu. Lyra Miller'ın kız kardeşi M...
Wattpad App - Unlock exclusive features