Kelimelerin tükendiği, yutkunamadığım boğazımdaki o acı vardı. O acı, kafamda ki düşünceler ve kulağımda çınlayan sesler...
Sessiz yorgun adımlarla ilerlerken, içimden sonsuza kadar boş boş yürümek geliyordu, herşey bitmişti. Bu sefer hiçbirşeyi düşünmeden veda bile etmeden gözlerimi bu boktan hayata kapatacaktım. Uçuruma yaklaşırken boğazımdaki düğüm sıkılaşıyor, nefes almak zorlaşıyordu.
2 sene önce bugün aslında ben ölmüştüm, bedenen yaşayabilirdim fakat ruhum ve duygularım ölmüştü. Dilim söylemeye, elim yazmaya varmıyor ama yeşil gözlü meleğim, sevgilim, benim valide sultanım, annem bu boktan hayata gözlerini kapamıştı. O olmadan hayat hayat mıydı? Yaşam yaşamak mı? kocaman bir boşluk...
Yanağımdan süzülen damlalara aldırış etmeden, derin bir nefes alıp boş gözlerle uçuruma baktım. Kendimi bir hiç kadar değersiz hissettim. Hiç ne kadar kolay bir kelime fakat onu yaşamak belkide en kötüsü... Uçuruma daha da yaklaşıp, tek hamlemde anneme kavuşacaktım. Annem intihar etmemi asla istemezdi ama baba dediğim o şerefsizin yaptıklarınada katlanamıyordum.
Tam ayağımı atacağım ölüme içtenlikle inandığım sırada birinin güçlü kolları belimi sarmıştı."sen naptığını sanıyorsun"dedi genç adam. Yüzüne baktığımda ise biraz endişe duymuş gözlerle karşılaşmıştım. "asıl sen ne yaptığını sanıyorsun bırak beni" diye bağırdım. O da beni geri çektikten sonra kollarını bırakıp "adın ne" dedi. Ben ise birşey söylemeden gidecekken kolumu tutup "sorumu cevaplamadın" dedi. "bırak kolumu sanane" deyince kolumu daha çok sıkarak dişlerinin arasından, kelimeleri bastırarak tane tane "adın ne dedim asi kız eğer bir daha bana ters bir cevap verirsen senin için çok kötü şeyler olur ona göre davran" dedi. Bana asi kız demesi beni daha da çok sinirlendirmişti ama gözüne baktığımda gözlerinden ateş çıkıyordu, gecenin bu saatinde burda tek başımıza, dedikleri bende ister istemez fesat düşünce yaratıyordu. Direnecek gücüm kalmadığı için fısıltıyla "Hazan" dedim. Hazan KUMPAS. Beni bir süre süzdükten sonra tatmin olmuş olacakki "seni evine bırakacağım saat gecenin 1'i buralarda kurda kuşa yem olursun" dedi alayca kıvrılan dudaklarıyla. Ben de "gerek yok kendim gidebilirim küçük bir kız çocuğu değilim" dedim. Neticede 18 yaşındaydım. Tam yürümeye devam edecekken yine kolumu tuttu Allahım dejavumu yaşıyordum yoksa kabustamıydım. "seni evine bırakacağım eğer istemiyorum diye diretirsen sürüyerek götürürüm işte o kadar" dedi. Bende mırıltıyla "umrumda sanki" deyip onu takip ettim. Tabikide umrumdaydı. Bir süre yürüdükten sonra siyah klasik bir otomobilin önüne geldik. Ben arabayı süzerken "heralde kapı açmamı falan beklemiyorsundur" dedi sırıtarak. Tam bir uyuzdu. Onu sinir etmek için "öküzlerden bu hareket beklenmez zaten" deyip kapımı açtım. Bana ters bakışlar göndererek arabayı kullandı. Gözlerimi ondan kaçırarak yaşadığım günü ve acımasızca geçen iki yılı düşündüm, iki sene boyunca herkesden nefret etmiştim bugün ölerek çevremdeki insanlarıda mutlu edecektim. Annemin ölümünden sonra psikolojik tedavide görmüştüm ama işe yaramıyordu, daha kötü oluyordum. Hiçbirşeye gülmüyor kimseye cevap vermiyordum babamın yası 6 ay sürmüştü, sonra eski lüks hayatına devam etmişti. özellikle onu yatakta bir kadınla yakaladığımda asla affetmiyecektim affetmedimde. Rüyamda annemi görmeyi o kadar çok istiyorum ki iki sene boyunca bir kere bile görmedim ona çok ihtiyacım vardı. Hıçkırarak ağlamaya başladım zaten tek yaptığım şey buydu, kendimi acındırmak. Genç adam "iyimisin" diye sordu. Sinirle hüznün karıştığı bir sesle cevap verdim. "sence nasıl iyi olabilirim senin yüzünden hayatım iyice bok oldu neden beni kurtardın hepinizden nefret ediyorum hepinizden" deyip ağlamaya başladım. Tekrar hiçbirşey demedi. Annemin ölümünde beni teselli etmeyen öz babamın yapmadığını, bir yabancı mı yapacaktı? tam bir aptaldım tabiki de birşey söylemiyecekti. Beni uzunca süzdükten sonra "nerede oturuyorsun" dedi. Yolu tarif ettikten sonra iç sesim sana yardım eden suçsuz birine ne biçim davranıyorsun, asıl sen kendinden nefret etmelisin dediğinde ona hak vermiştim. İki senedir yaşadığım kötü olayların acısını çevremdekilerden çıkarıyordum. Ortamı yumuşatmak amacıyla "senin adın ne?" diye sordum. "Kürşat" dedi, sert bir ifadeyle. sonra lağbali şekilde "istersen facebooktan ekleyebilirsin Kürşat BAŞER deyip göz kırptı. Bu çocuğu gerçekten anlamıyordum bi bakıyorum sert soğuk, bi bakıyorum tam tersi şımarık çapkın. Tam bir dengesiz. Gözümü devirip yola baktım, aslında adını söyleyeceğini tahmin etmemiştim. Üstelik soyadınıda söylemişti. Üff neler saçmalıyordum böyle hep kafa dağıtmak için uykumda gelmişti zaten. Bizim sokağa girdiğimizi gördüm "ben burda iniyim" dedim. Onunda eve kadar bıraksaydım demesini bekledim ama sadece beklemiştim. Arabayı durdurdu, inip "teşekkürler" dedim. Ayı işte hiçbirşey demeden basıp gitmişti.
Anahtarı yanıma almamıştım. Yani sonuçta intihar etmeye gidiyorum gezmeye değil ya bir kez daha lanet girsin. Neyseki mutfağın camından girebilirdim. Allahtan mutfağın camı dışardan itince açılıyordu. Sessizce camı itip içeri girdim. Tezgahın üzerindeki lanet bardak yere düşmüştü, yanında getirdiği yüksek dozaçlı sesle. Babamın sesini duydum "Hazan sen misin? napıyorsun kızım orda" "hiç su içecektim bardak düştü kırıldı" dedim umursamaz tavrımı takınarak. "tamam kızım dikkat et yarın seninle önemli birşey konuşmam gerek" dedi. Bense "tamam yarın konuşuruz iyi geceler" deyip, aramızda geçen diyologumuzu sonlandırdım. Odama çıkıp üstümdekilerden bir çırpıda kurtulup kendimi yatağa attım. Ne kadar zor bir gündü, göz kapaklarım bana isyan edercesine kapandı ve uyku beni derinliklerine götürdü.
YALNIZLIK SENFONİSİ
De Kardelentasksn
Mutluluk bana uzaktan göz kırparken karanlığa ve boşluğa düştüğüm o anda ansızın o geldi. Ansızın hayatıma gi... Mais