25 ( RA - MU )

By AliGalip25

18.2K 3K 220

YÜZLEŞMEYE KORKANLARIN HAYATI KAOS'DUR... TEK ÇARE İSE KIYAM'DIR GERÇEK İLE YÜZLEŞMEYE HAZIR MISINIZ.... SI... More

25 RA-MU
YÜZLEŞME BÖLüM 1
YÜZLEŞME BÖLÜM 2
YÜZLEŞME BÖLÜM 3
YÜZLEŞME BÖLÜM 4
YÜZLEŞME BÖLÜM 5
YÜZLEŞME BÖLÜM 6
YÜZLEŞME BÖLÜM 7
YÜZLEŞME BÖLÜM 8
YÜZLEŞME BÖLÜM 9
YÜZLEŞME BÖLÜM 10
YÜZLEŞME BÖLÜM 11
YÜZLEŞME BÖLÜM 12
YÜZLEŞME BÖLÜM 13
YÜZLEŞME BÖLÜM 14
YÜZLEŞME BÖLÜM 15
YÜZLEŞME BÖLÜM 16
YÜZLEŞME BÖLÜM 17
YÜZLEŞME BÖLÜM 18
YÜZLEŞME BÖLÜM 19
YÜZLEŞME BÖLÜM 20
YÜZLEŞME BÖLÜM 21
YÜZLEŞME BÖLÜM 22
YÜZLEŞME BÖLÜM 23
YÜZLEŞME BÖLÜM 24
YÜZLEŞME BÖLÜM 25
YÜZLEŞME BÖLÜM 26
YÜZLEŞME BÖLÜM 27
YÜZLEŞME BÖLÜM 28
YÜZLEŞME BÖLÜM 29
YÜZLEŞME BÖLÜM 30
YÜZLEŞME BÖLÜM 31
YÜZLEŞME BÖLÜM 32
YÜZLEŞME BÖLÜM 33
YÜZLEŞME BÖLÜM 34
YÜZLEŞME BÖLÜM 35
YÜZLEŞME BÖLÜM 36
YÜZLEŞME BÖLÜM 36 DEVAMI (1)
YÜZLEŞME BÖLÜM 36 DEVAMI (2)
YÜZLEŞME BÖLÜM 36 DEVAMI (3)
YÜZLEŞME BÖLÜM 36 DEVAMI (4)
YÜZLEŞME BÖLÜM 36 DEVAMI (5)
YÜZLEŞME BÖLÜM 37
YÜZLEŞME BÖLÜM 38
YÜZLEŞME BÖLÜM 39
YÜZLEŞME BÖLÜM 39 DEVAMI
YÜZLEŞME SON BÖLÜM
KAOS Bölüm 1
KAOS Bölüm 2
KAOS Bölüm 3
KAOS Bölüm 4
KAOS Bölüm 5
KAOS Bölüm 6
KAOS Bölüm 7
KAOS Bölüm 8
KAOS Bölüm 9
KAOS Bölüm 10
KAOS Bölüm 11
KAOS Bölüm 12
KAOS Bölüm 14
KAOS Bölüm 15
KAOS Bölüm 16
KAOS Bölüm 17
KAOS Bölüm 18
KAOS Bölüm 19
KAOS Bölüm 20
KAOSUN SONU
TEŞEKKÜR
25 RA- MU KIYAM - ARTIK 25 SENSİN
KIYAM BÖLÜM 1
KIYAM BÖLÜM 2
KIYAM BÖLÜM 3
KIYAM BÖLÜM 4
KIYAM BÖLÜM 5
KIYAM BÖLÜM 6
KIYAM BÖLÜM 7
KIYAM BÖLÜM 8
KIYAM BÖLÜM 8 ( DEVAMI )
KIYAM BÖLÜM 9
KIYAM BÖLÜM 10
KIYAM BÖLÜM 11
KIYAM BÖLÜM 12
KIYAM BÖLÜM 13
KIYAM BÖLÜM 14
KIYAM BÖLÜM 15
KIYAM BÖLÜM 15 ( DEVAMI )
KIYAM BÖLÜM 16
KIYAM BÖLÜM 17
KIYAM BÖLÜM 18
KIYAM BÖLÜM 19
KIYAM BÖLÜM 20
KIYAM BÖLÜM 21
KIYAM BÖLÜM 22
KIYAM BÖLÜM 23
KIYAM BÖLÜM 24
25 KIYAMIN SONU ( BÖLÜM 1)
25 KIYAMIN SONU ( BÖLÜM 2)
25 - KIYAMIN SONU ( BÖLÜM 3)
BAŞLANGICIN SONU

KAOS Bölüm 13

126 30 1
By AliGalip25

BÖLÜM 13

06 NİSAN 1982

18.30

İSTANBUL / BEŞİKTAŞ

Orta yaşlarda bir kadın evde televizyon seyrediyordu. Eşini iki yıl önce kaybetmişti. Dış kapı açıldı, içeri genç bir adam girdi.

" anne! Erken gelmişsin eve"

" işten erken çıktım. Sen niye geç kaldın"

Genç, annesinin yanına gelip yanağından öpüp yanına oturdu.

" şu sorularını abime de sorsana"

" o senden üç yaş büyük ve çok çalışıyor"

" anne bende üniversiteye gidiyorum dimi. Kütüphaneye gitmem gerekiyordu."

" bu saate kadar açık mı bu kütüphaneler. Adı ne bu kütüphanenin, yoksa seda kütüphanesi mi"?

" süpersin valla,"

" ne zaman tanıştıracaksın seda ile beni"

" biz ne zaman yemek yeriz anne. Çok acım"

" gelir şimdi abin hazırlarım sofrayı. Ha bak hatırladım şimdi sınavın nasıl geçti"

" iyi anacağım, sen hiç zayıf not aldığımı gördün mü ama tabi akıllı olan senin diğer oğlun"

" saçmala"

" ben odama gidiyorum,"

Genç annesinin yanından kalkıp odasına girdi. Odada iki yatak bir elbise dolabı ve bir boy aynası vardı. Boy aynasının karşısına geçip saçını taramaya başladı.

" yakışıklısın be oğlum"

Odanın kapısı açıldı. İçeri abisi girdi.

" gene mi aynada seyrediyordun kendini"

" senden daha yakışıklıyım diye kıskanıyorsun değil mi"?

" ya ne demezsin kardeşim. Sınavın nasıl geçti"

" sorman hata"

" böyle giderse bir bakmışsın profesör sonra da doçent "

" abartmayalım istersen"

" vay be kardeşim profesör olacak. Düşünsene Tarih profesörü Faruk gezgin"

" sen onu bırak da yarın arkeoloji müzesine gidiyorum gelecek misin"?

" oğlum ben fizik okuyorum sen git"

Gülüşürlerken içerden annelerinin sesi geldi.

" hadi yemeğe"



07 NİSAN 1982

12.45

İSTANBUL / ARKEOLOJİ MÜZESİ

Faruk müzeyi dolaşırken mısır firavun lahitlerinin bulunduğu bölüme geldi. Tek, tek bakıyor notlar alıyordu. Bir lahitlin önünde durdu.

" ilk defa not alan biri görüyorum"

Faruk sesin geldiği yere döndü. Yetmişli yaşlarda bir adamdı.

" alışkanlık. Çok mistik şeyler değil mi"?

" öğrenci misin"?

" evet. Tarih okuyorum. Üniversitede"

" ooo tarih demek. Bir zamanlar bende tarih okurdum"

" öylemi hangi üniversite"

Yaşlı adam gülümsedi.

" üniversite değil. Benim ki biraz farklıydı. Merak ettim ne not alıyorsun"

" tabutlarda genelde RA'dan bahsediliyor. RA mısırda güneş tanrısıdır"

" biliyorum genç. Güneşin bir dönüşü yirmi beş gün olduğunu biliyor muydun"?

" hayır, ama mısırla ne alakası var"

" eski mısırda yirmi beş kutsal bir sayıydı"

" ilginç bunu hiç duymamıştım"

" çok daha eski tarihte mısır'da her yirmi beş günde bir kurban verilirdi tanrılara"

" öğretmen misiniz"?

" hayır, genç bir zamanlar bende senin gibi öğrenciydim. Komik olan ne biliyor musun"?

" ne efendim"

" sen bunlara bakınca hoş şeyler görüyorsun ben ise sadece atalarıma yapılan zulmü"

" pardon atalarım derken"

" ben Yahudi'yim."

" anladım, haklısınız. Bu arada ben Faruk gezgin"

Yaşlı adam Faruk'un uzattığı eli sıktı.

" bende Yagop. Ben senin yerinde olsam bu yirmi beş hakkında çok araştırma yapardım"

" neden efendim"

" belki bir gün birileri senin yardımına ihtiyaç duyar ve yirmi beş beklide o birilerin hayatını kurtarabilir"

" nasıl yani"

" Faruk unutma! Geçmiş her zaman geleceği kaostan kurtarır. Neyse güzel bir konuşmaydı. Kendine iyi bak tarih profesörü Faruk gezgin"

" sizde efendim"



29 TEMMUZ 1999

14.15

İSTANBUL HUZUR EVİ

Faruk huzurevin koridorunda elinde çiçek ile yürüyordu. Koridorda bakıcı ile karşılaştı.

" günaydın Mehmet"

" günaydın hocam, gene ziyarete gelmişsiniz. Sizi görünce bugün Cuma diyorum"

Faruk gülümsedi.

" iki haftada bir işte, nasıl odasında mı"?

" artık odasından da çıkmıyor, kimseyle de konuşmuyor"

" evet, benimle de pek konuşmamıştı"

" hocam hep aynı şeyleri söylüyor. Siz ne olduğunu biliyor musunuz? Sizden başka gelen de yok zaten. "

" nerden bileyim evlat yaşlılık işte. Hadi görüşürüz ben geç kalmayayım"

" tamam hocam... Hocam akraba mısınız"?

" buda nerden çıktı evlat"

" ne bileyim tüm masraflarını üstlenmeniz"

" eski bir dost diyelim. Vefa borcu. Hadi senin bakacak insanların yok mu, hadi işine"

" tamam, tamam hocam gene kızma"

Faruk odaya doğru yürüdü. Odanın kapsını açıp içeri girdi. Odada tekerlikli sandalyede oturmuş pencereden dışarı seyreden yaşlı bir adam vardı. Devamlı aynı kelimeleri söylüyordu.

" yedi kutsal sayıdır. Aynı yirmi beşin olduğu gibi. İki ile beşin toplamıdır. Verilmesi gereken zor karar ise Yedinciniz kim olacak, yedi kutsal sayıdır. Aynı yirmi beşin olduğu gibi. İki ile beşin toplamıdır. Verilmesi gereken zor karar ise Yedinciniz kim olacak"

Faruk yaşlı adama yaklaştı, çiçekleri kucağına koydu.

" nasılsın hocam"

Yaşlı adam aynı şeyleri tekrarlamaya devam ediyordu.

" hocam ben Faruk,"

Faruk eliyle yaşlı adamın yüzünü tutup yavaşça kendisine bakmasını sağladı.

" ben geldim, Faruk, öğrencin"

Yaşlı adam Faruk'a baktı.

" Faruk, profesör"

" yakında hocam yakında"

"yedi kutsal sayıdır. Aynı yirmi beşin olduğu gibi. İki ile beşin toplamıdır. Verilmesi gereken zor karar ise Yedinciniz kim olacak,"

" hocam yediyi hiç söylemediniz, bilmem lazım. Lütfen söyle artık"

Yaşlı adam gene bakışını dışarıya çevirdi. Faruk'un yüzü değişti. Ayağa kalktı.

" haftalardır geliyorum, tam bunayacak zamanı buldun değil mi, kim bu yedinci... !" diyerek bağırdı

Yaşlı adam hiç oralı olmadı. Tekrarlamaya devam ediyordu.

" lanet olasıca yaşlı bunak"

Faruk kapıya sinirle yöneldi, kapıyı açtı. Yaşlı adam;

" Faruk, profesör"

Faruk yaşlı adama baktı. Yaşlı adam bir an sustu, sonra

" yedinciye dikkat et, "

" yedinci kim olacak"

" günü geldiğinde anlayacaksın"

" nasıl"

" tanrı dünyayı altı günde yarattı, yedinci günde yok etti"

" yedincinin ismini söyle"

"günü geldiğinde anlayacaksın"

Yaşlı adam tekrar bakışlarını cama çevirip,

" yedi kutsal sayıdır. Aynı yirmi beşin olduğu gibi. İki ile beşin toplamıdır. Verilmesi gereken zor karar ise Yedinciniz kim olacak"

Faruk yaşlı adama tebessüm ile baktı.

" sağ ol Yagop"



29 TEMMUZ 2001

14.15

AMERİKA CİHAGO

" evin güzelmiş" dedi Faruk.

" evet, eskisine göre daha iyi"

" iyi kazanıyorsun desene"

" oğlum burası Amerika, bilim ile uğraşan her zaman rahat olur. Sana kaç kere dedim gelin yerleşin diye. Senin gibi bir bilim adamını alacak bir sürü üniversitede var burada"

Faruk kanepeye oturdu.

" taş yerinde ağır abi. Bak ne güzel Amerika'da bir yerim var senin de Türkiye'de"

" haklısın oğlum neden seda'yı da getirmedin"

" abi bilmiyor musun gelmez o"

" ne hazırlayayım Faruk,"

Faruk kalktı bavulunu açıp içinden bir şişe içki çıkardı.

" sen şöyle mezelik şeyler hazırla, aslan sütüyle atıştırırız"

" o ha yani Faruk, bu saatte mi, oğlum erken değil mi"?

" abi Türkiye'de gece olacak nerdeyse, hem aslan sütü içeceğiz hem de Amerika saatine mi bakıcağız, olmaz"

" ilahi adam, hala çocuk gibisin, iyi gel mutfakta yardım et bana"

İkisi mutfağa geçip bir şeyler hazırlamaya başladılar.

" annem nasıl Faruk, iyi mi"?

" aynı abi, bana abin bu gidişle evde kalacak diyor, bende anne gidişi mi kalmış, adamı bu yaştan sonra hangi akıllı kadın alır diyorum"

" hadi oradan, ben kendimi bilime adadım"

" tabi, tabi ne demezsin"

" e oğlum en azından birimiz evlendik"

Ellerinde tabaklar bardaklar solana geçip masayı hazırladılar. Faruk abisini gördüğü için çok keyifliydi.

Bardaklara içki konuyor muhabbet koyulaşıyordu.

"ne oldu katılacağın proje" diye sordu Faruk

" yakında gideceğim İsviçre'ye"

" tanrı parça çığı ha"

" ya tanrı parça çığı, sen hala diğer konularla ilgileniyor musun"?

" seviyorum abi, bana hep ilginç geliyor bu konular"

" neydi adamın ismi ya"

" hangi adamın"

" sana bu tür şeyleri başına saran"

" ha Yagop mu"?

" evet Yagop. O yaşlı deli ne yapıyor"

" gecen sene öldü"

" hadi ya, toprağı bol olsun"

" yarın geleyim seninle üniversiteye hem şu meşhur çocuk ile de tanışırım"

" hangisi be Faruk"

" ya arada sıra söylüyordun ya, Almanya'da doğan Türk"

" ha... Rap şarkısı gibi oldu, neydi Almanya'da doğan çılgın Türk ama Faruk acayip bir çocuk, müthiş zeki, bak göreceksin yakında en parlak fizikçilerden biri olacak"

" iyi de bunu strefan hawkıns düşünsün bana ne, ben şu söylediğin şey ile ilgileniyorum merak ettim, hani yirmi beş ile ilgili"

" hazırladığı tez, inan aklıma sen gelmiştin"

" sinemadaki yirmi beşinci kare değimli tezi"

" evet, sinemadaki yirmi beşinci kare... Adam getirdi koydu tezini önüme"

" öyle biri ile tanışmak keyifli olur abi"

" baştan söyleyeyim biraz fazla ukala"

" sorun değil, neydi adı"

" atamer, atamer deniz"



03 Şubat 2013

11.25

İSTANBUL BEYAZIT

Cemal üniversitedeki odasında çalışıyordu. Kapı açıldı, cemal geleni görünce gülümsedi ayağa kalktı.

" Faruk, hoş geldin"

" yolum geçti bir uğrayayım dedim"

" geç otur, ne ikram edeyim sana"

Faruk koltuğa oturdu.

" geç sende otur, iki laf edip gideceğim"

Cemalde yerine oturdu. Havadan sudan sohbet etmeye başladılar. Beş dakika geçmemişti ki kapı açılıp içeri murat girdi.

" cemal misafirin olduğunu bilmiyordum ben sonra gelirim" dedi murat.

" gel murat, Faruk'u görmüşündür"

Faruk gülümseyerek

" bir kere karşılaşmıştık bilim fuarında ama tanıyamamanız normal, göbek bu kadar yoktu"

" ha evet doğru, neyse ben sonra gelirim cemal" diyerek dışarı çıkıp ardından kapıyı kapattı murat. Faruk ne bu der gibi elini sallayıp

" ne soğuk bir adam bu ya cemal"

" murat bu, bu aralar biraz kafası dalgın, emekli olunca kendisini kabalaya verdi, "

" kabala mı, bu adam fizikçi değimliydi"

" öyle, öyle de ne diyeyim murat bu"

" senin nasıl gidiyor çalışmaların"

" ödenek de hep sıkıntı yaşıyorum Faruk, zor ya bu ülkede bilim ile uğraşmak"

" bak sana birisini önereyim. Çocuk fizik konusunda dahi. Atamer deniz"

" atamer deniz, yabancı gelmiyor şu kapaklara çıkan delikanlı"

" adam kırkını geçti be cemal. Ama çok hızlı yükseliyor. Bak herhangi bir konuda sıkışırsan atamer sana yardımcı olur"

" ne diye sıkışayım ki Faruk burada bizim yaptığımız şey belli. Derse gir not ver"

" cemal, kim bilir belki bir gün sıkışırsın öyle bir duruma düşersin ki, atamer sana yardım eder"

" Faruk gene başladın şifreli konuşmalara"

" sen gene de bu ismi unutma. Atamer deniz"

" tamam, tamam unutmam ama sıkışacak pek durum olmaz be Faruk"

" sen dediğimi dinle etrafında murat gibi adamlar olduğu sürece bir gün sıkışırsın"

Cemal. Faruk'un söylediğini düşündü.

" bu da nereden çıktı Faruk"

Faruk gülümsedi

" öylesine be oğlum adam çatlak, baksana"

Cemal'de tebessüm etti.

" haklısın galiba, söz konusu murat olunca"



9 NİSAN 1982

15,45

İSTANBUL / KURTULUŞ

Sokak da yürürken, ayakları kararsızlığının ağır yükünü çekmekten yavaşlatmıştı adımlarını... Uzun yürüyüşünde, tekrarlanan durmalara bir yenisini daha ekledi... Durdu... Hava soğuk olmamasına rağmen içinde bir ürperti vardı. Sokağı aydınlatan direğe yaslandı. Gözlerini iki apartman sonrası iki katlı eve dikti. Nisan ayına has yumuşaklıkta bir hava vardı. Evler eski, semt eski, yoksulluk eskiydi. İstanbul un en eski semtlerindendi Feriköy. Üvey evlat muamelesi görmesi kadardı, yaşı. Oda İstanbul un diğer eski semtleri gibi hızlı gelişimin esareti altındaydı. Gömleğinin yakasını ilikledi, kravatını düzeltti. İki eliyle saçına şekil verdi. Birkaç adım attı, evin ikinci katından gözlerini ayırmadan. Hala ayakta diye düşündü. Daire ziline basarken son kez vazgeçmeyi aklına getirdi ama üst katın penceresi açılıp aşağıya bakan yaşlı adamın sesi ile artık dönemeyeceğinin kararını verdi.

" kim o"

"geldim... Aşağıdayım..."

" basıyorum otomatiğe"

Kararsız benliğinin sesine hükmetmesi zordu... Sesi ürkek ve kısıktı.

" tamam... "

Evin dış kapısının otomatiğinin sesi, sessiz sokağı sanki çınlattı. Kapıyı açıp içeri girdi. Dar girişin önünde duran merdivenlerden yavaş, yavaş çıktı. Açık kapıdan içeri girdi.

" geleceğini biliyordum" dedi yaşlı adam " gir içeri"

" eve geç kalmamam lazım "

" annenin haberi yok mu"?

" ayarladım sıkıntı olmaz en azından abimin haberi var"

Faruk odaya baktı. Ev eski eşyalar ile dolu tam bir salaş ev idi.

" gelme ile gelmeme arasında gittim geldim"

" ama buradasın. Çünkü merak ediyorsun"

" bilmem "

" müzede arkamdan gelip öğrenmek isteyen sendin"

" evet, öğrenmek istiyorum, kabalayı, tüm bildiklerini"

" tamam, bende sözümü tutacağım, tüm bildiklerimi öğreteceğim sana"

" tamam efendim"

" efendim demene gerek yok, ismimle hitap et bana"

" tamam, Yagop, ben öğrenmeye hazırım"



25 Haziran 2014

20.25

İSTANBUL / KURTULUŞ

Faruk evin banyosunda korku dolu gözlerle aynaya bakarken bir yandan da burnundan gelen kanı suyla temizlemeye çalışıyordu. Telaşla banyodan çıktı. Koltuğun üzerinde duran ceketini alıp dışarı kendini attı.

" atamer... atameri durdurmam lazım"

Çaresiz ne yapacağını bilmez haldeydi. Koşarak caddeye çıkıp bir taksi aramaya başladı. Başında korkunç bir ağrı vardı. Kendi kendine söyleniyordu.

" sakın... Sakın yapma evlat... Allah'ım nasıl böyle bir hata yaptım"

Faruk birden kendini kötü hissetmeye başladı, ayakları titriyor bayılacakmış gibi hissediyordu, o an birden yerinde durdu.

" çok geç... Çok geç kaldım"

Faruk hareketsiz kaldırımda öylece duruyordu. Gelip gecen insanlar ona bakıyor o ise sanki donmuş gözleri sabit öylece duruyordu. Bir adam yaklaştı.

" beyefendi... Beyefendi iyi misiniz"?

Faruk birkaç saniye sonra adamın sesi ile kendine geldi.

" efendim"

" iyi misiniz"?

Faruk bir adama baktı bir de etrafına sonra hiçbir şey demeden uzaklaştı.

Eve geldiğinde hala istem dışı hareketler yapıyormuşçasına hareketleri çok anormaldi.

" Faruk sen mi geldin"

Faruk eşine cevap vermeden çalışma odasına gitti. Ayakta öylece duruyordu. Eşi seda yaklaştı

" Faruk iyi misin"?

Omzuna dokundu eşi. O an Faruk sıçradı.

" seda !"

" iyi misin sen Faruk"

" ben ne zaman geldim buraya"

" tatlım şimdi geldin sen içki mi içtin"

" bilmiyorum kendimi iyi hissetmiyorum, ben gidip yatacağım"

Faruk gidip yattı. Seda Faruk'un bu halini anlayamamıştı.

Ertesi sabah Faruk uyandığında başı çatlayacak kadar ağrıyordu. Elini yüzünü yıkadı, içeri geçti.

" seda kahvaltı hazır mı"?

" evet"

Solonda kahvaltıyı hazırlamış seda başlamıştı bile

" seda, başlamışsın"

" tatlım kaç kere seslendim sana, saatten haberin yok galiba... Saat onbir..."

" hadi ya... Hiç bu kadar uyumazdım"

Faruk da sofraya oturup yemeğe başladı. Seda;
" dün akşam ne oldu Faruk"

" dün akşam işten çıktım geldim ne olsun seda"

Seda masada yanında duran anahtarlığı göstererek

" nerenin anahtarları bunlar peki"

" ver bakim"

Seda Faruk'a anahtarları uzattı. Faruk anahtarlara baktı.

" bilmiyorum üniversitede bir yerin anahtarıdır, nerden çıktı"

" pantolonun cebinden"

" ilahi seda bu yaştan sonra ceplerimi de karıştırmaya başladın."

" hayır, tatlım, yıkayacaktım da ondan boşalttım cebini... Hem bunlar ev anahtarlarına benziyor"

" şimdi de çilingir mi oldun... Ne bileyim ben nerenin anahtarını kaldır koy bir yere belki bir yerindir. Seda kimliğimi gördün mü bir yerlerde"

" nüfus kâğıdını mı gene mi kaybettin"

" ne bileyim seda neyse çıkartırım artık bir daha"

" Atamer ne yapıyor gecen akşam ki yemeğiniz nasıl geçti. Bak gene gelmedi yanıma"

" aman bilmez misin deli oğlan, cemal ile geldiler yanıma bir heykel gösterip bir şeyler sordu. atamer bu"

Faruk yemeğine devam ederken bir yandan da bilmediği bu anahtarların neden cebinde olduğunu düşünüyordu.



25 Haziran 2014

20.25

İSTANBUL / FATİH - KURTULUŞ

Cemal elinde kamera ile Atamer'e bakıyordu

" hadi yapalım şunu. Kamerayı hazırla" dedi atamer

" istemediğini söylemiştin"

" inanmadığım zamandı. Şimdi her şey değişti."

" nasıl yaptıysan aynısını yap. Ne zamana gideceksin"

" elimizdeki veriye göre. Kaza anı"

" evveline gitsen"

" ne diyeceğim. Murat ben gelecekten geliyorum. Murat da sana gelmiş olabilir. Nergis kürtaj olmadı. Kaza yapacaksın öleceksin..."

" tamam, tamam anladım uzatma"

" Murat'ı yaşatalım derken akıl hastanesinde ömrü tükenmesin... Tek anımız bu... Hazır mısın?"

Cemal kamerayı hazırlayıp çekmeye başladı.

" tamam... Başlayabilirsin"

Cemal çekmeye başlayalı iki saniye geçmemişti ki atamer yere yığıldı. Titriyordu. Cemal, murat'ta yaşadıklarının tekrarlanması korkusuyla Atamer'in yanına koştu. Atamerin burnundan kan geliyordu.

Aynı saatlerde Kurtuluş'ta Faruk evin banyosunda korku dolu gözlerle aynaya bakarken bir yandan da burnundan gelen kanı suyla temizlemeye çalışıyordu. Telaşla banyodan çıktı. Koltuğun üzerinde duran ceketini alıp dışarı kendini attı.

" atamer... atameri durdurmam lazım"

Çaresiz ne yapacağını bilmez haldeydi. Koşarak caddeye çıkıp bir taksi aramaya başladı. Başında korkunç bir ağrı vardı. Kendi kendine söyleniyordu.

" sakın... Sakın yapma evlat... Allah'ım nasıl böyle bir hata yaptım"

Faruk birden kendini kötü hissetmeye başladı, ayakları titriyor bayılacakmış gibi hissediyordu, o an birden yerinde durdu.

" çok geç... Çok geç kaldım"

Faruk hareketsiz kaldırımda öylece duruyordu. Gelip gecen insanlar ona bakıyor o ise sanki donmuş gözleri sabit öylece duruyordu.



Continue Reading

You'll Also Like

3.4M 239K 61
"Ulan, diyor insan ister istemez. Bu kadar küçük bir şey de yaşıyor, konuşuyor. Hatta iç organları da var." Arşın yıllarca kardeşinden dinlediği Yüsr...
1.5M 81.3K 31
Yapay zekâ... Ucu bucağı olmayan, her saniye gelişmeye devam eden mükemmel bir sistemdi ta ki insanlarla tanışıncaya kadar... Peki ya bu sistem bir...
82.1K 7.9K 22
Bipolar oğlancı bi çocuğun sanayiye çırak olsun ayağına başka bir şehre gönderilmesi. Yetmez gibi ustasını ayartip onu da oğlanci yapmasını anlatacak...
1.6M 54.3K 46
Sakın unutma her şer de ya bir hayır vardır ya da BEN! Sevme beni. Ben, senin beni sevdiğin kadar Sevemem. Canın yanar yok olursun...
Wattpad App - Unlock exclusive features