BÖLÜM 9
16 EYLÜL 2015
17.20
İSTANBUL – CİHANGİR
Bir an sessizlik oldu odada. Sessizliği kapının çalan zili bozdu. Kemal kalkıp kapıyı açtı. Yasemin de kalktı kapıya yöneldi. Kemal içeriye giren adamı eliyle göstererek, yasemine;
" tanıştırayım, cemal Gürses"
Yasemin cemale baktı. Yüzünde onu suçlar gibi bir ifade vardı.
" nerelerdeydiniz cemal bey"
" istersen bir içeri girsin yasemin cemalin anlatacaklarını bir dinle"
Yasemin arkasını dönüp içeri geçti. Ardından da cemal ile kemal geçtiler. Faruk ile cemal selamlaştıktan sonra herkes oturmuş birbirlerine bakıyorlardı. Yasemin dayanamadı.
" biriniz başlayacak mı? Cemal bey siz başlasanız"
Kemal, yasemine bakıp
" yasemin bence biraz sakin olsan"
" kemal abi eğer daha evvel çıksaydı belki Atamer hala burada olacaktı"
Cemal sessizce takip ediyordu konuşulanları. Faruk da araya girdi.
" kızım bence cemali suçlamadan önce dinle."
Yasemin cemale baktı.
" kimseyi suçlamıyorum. Benim ki sadece ..."
" anlıyorum" dedi cemal. " anlıyorum ve hak veriyorum. Sevdiğin bir insanın kaybolmasını görmek nasıl bir şey biliyorum yasemin. Bende senin gibi sevdiğim birini kaybettim. Senin gibi olmasa da "
Yasemin biraz sakinleşmişti.
" kusura bakmayın. Yaşadıklarımdan sonra istemeyerek faturayı size kestim."
" bunların şimdi önemi yok. Şu an tek düşüneceğimiz şey Atamer'i kurtarmak"
Yaseminin gözleri ışıldadı.
" bu nasıl olacak"
Faruk araya girdi.
" cemal önce sen bir olayları bir anlat. Sakin kafayla tekrar bir dinleyeyim."
Yasemin heyecanla cemalin anlatacaklarını bekliyordu. Cemal derin bir nefes aldı.
"yasemin ben sizin gerçekliğinizde ki cemal değilim. Hoş artık hangimiz hangi gerçeklikte varız o da kafa karıştırıyor ya"
" nasıl bizim gerçekliğimizden değilsin"
" baştan anlatsam daha iyi olacak galiba... Benim gerçekliğimde Nergis kürtaj olmuş, murat on yedi yaşında bir trafik kazasında ölmüştü... Kazanın etkisiyle ben zor günler yaşadım. Kaza aklımdan hiç çıkmıyordu. Sanki murat ölmemiş, yaşıyordu. Aradan geçen yıllarda nasıl olduysa nergis ile yakınlaştık. Birbirimizi sevdik. Ama nergis bu ilişkimizi saklamayı yeğledi. Özellikle kemal bilmemeliydi. Gecen seneye kadar her şey yolunda gidiyordu. Yine aynı nöbetleri yaşamaya başladım."
" yani sen murat'ın ilk geçmişe gidip değiştirdiği gerçeklikteki cemalsin. Ama sen nasıl bu zamana kadar silinmeden..."
" dur bir bekle yasemin devam etsin adam" dedi kemal. Cemal devam etti.
"sonra birden diğer cemal çıktı karşımıza"
" hayda... Bu nasıl olabilir"
Cemal gene devam etti.
" bir açıklaması var. En azından benim düşüncem. Murat ilk geçmişe gittiğinde diğer cemal yanındaydı."
" şu videodaki olay" dedi Faruk
" evet... O esnada zannedersem heykelin yanında olduğunda tüm değişen gerçeklikte o kaldı. Yani benim gerçekliğime geçti"
" heykel koruma alanı oluşturmuş olabilir cemal"
" koruma alanı ama aynı zamanda çok güçlü manyetik bir alan Faruk" diye Faruk'un söylediklerine ilave etti kemal.
Cemal;
" kolay bir süreç değildi. Kendimi karşımda görmek inanılmaz bir şeydi. Sonra bize kendi gerçekliğini anlattı. Murat'ın yaşadığını, nergisin doğum yaptığını, çocuğunu... Ondan sonra ki kısmın bir bölümünü biliyorsunuz"
" Atamer''i buldun değil mi" dedi yasemin
" Atamer'i bulan ben değil diğer cemal'di. Ve Atamer'in geçmişe gidişi. Cemal gene yanındaydı. Normal şartlarda benim silinmem lazımdı. Ama olmadı. O gece bir şeyler oldu. Ve ben hem kendi gerçekliğimin anılarıyla hem de yeni gerçekliğin anılarıyla yaşamaya devam ettim. "
" ya nergis" diye sordu Faruk
" nergis ilginç hiçbir şey hatırlamıyordu. Sanki resetlenmiş gibi"
Kemal düşündü.
" çünkü cemal gene heykelin güç alanındaydı ve ne kadar kendi gerçekliğinde gibi gözükse de aslında yeni bir gerçeklik kolu oluştu."
Cemal devam etti.
" aynen öyle kemal. Gene iki cemal vardı. Düzeltilmesi gereken bir sapmaydı. Aynı zamanda murat'ın gene bir geçmişe gitmesinin engellenmesi gerekiyordu."
" ya o gece cemal... Ölen kimdi... " diye sordu meraklı gözlerle yasemin
" murat cemali aramış ve bebek parkında buluşalım demişti. Bizde bir plan yaptık. İki cemal'in aynı gerçeklikte yaşaması imkânsızdı. Bu plandan nergisin haberi yoktu"
" ne planı"
" o akşam cemal murat'ı öldürecekti. Sonra da intihar edecekti."
" kafam karıştı neden intihar edecekti" dedi kemal ve devam etti " o zaman sen nasıl ortaya çıkacaktın"
" plan basitti. İkimiz parktaydık. Cemal murat'ı öldürüp intihar edecek bende gidip cemalin yüzüne ve ellerine asit dökecektim. Böylece cemal teşhis edilemeyecekti. Murat ve teşhis edilemeyen biri"
" böyle mi oldu cemal"
" maalesef murat cemali öldürdü. Ve birden ortadan kayboldu. Cemalin yanına gittiğimde vücudunda, ellerinde ve kollarında bıçak darbeleri vardı."
" sende asit döktün cemalin yüzüne"
" evet. Sonradan anladım ki nergis murat'ın evine gitmiş. Hem de bize geldiğinden çok sonra. Yani heykeli kullanıp yarım saat öncesine bize gelmiş"
" peki, neden ortaya çıkmadın"
" plan aslında devam ediyordu. Artık sadece ben vardım. Ama murat da yoktu ortalarda. Ölen kişinin murat olduğunu düşünüyorlardı. Murat kendi kimliğini koymuş cemalin cebine. Hatta nergis bile benim yaptığımı düşünüyordu. O an korkuya kapıldım. Üniversiteden izin aldım. Murat'ı bulmam lazımdı. Nergis beni sakladı. Ondan sonraki olayları da zaten siz biliyorsunuz"
Yasemin ile cemal arasındaki soru cevap diyoloğu devam ediyordu. Yaseminin cevabını merak ettiği bir sürü soru vardı.
" nergis atamer ile görüşmek istemiş di. Anlatacakları varmış"
" ha evet... Üniversiteden gelen zarf. Sözde benden gelmiş. Duyduğumuzda murat'ın göndermiş olduğunu anlamıştım. Bilgi almak için çağırmıştı nergis."
" desene murat hepimizden akıllı çıktı. Bizi oyuna getirdi"
" ben öyle düşünmüyorum yasemin. Benim olmam, atamerin gelmesi, heykelin sen de olması..."
" heykelin bende olması mı"?
" sence murat'ın bu kadar zaman heykeli alamamasına kim engel oldu zannediyorsun... "
" ne düşünüyorsun cemal" diye sordu Faruk
" nergis ile murat'ın ilişkisi, murat'ın bir şekilde benim aileme gelmesi, fotoğraf yüzünden kemalin dahil olması, murat'ın yok olmasından atamerin girmesi, ve sen Faruk... Sende bir şekilde dâhil oldun... Sizce bunlar tesadüfümü"
" bizim olmamız mı gerekiyordu diyorsun sen"
" bilmiyorum Faruk... Bildiğim tek şey yedimiz de tehlikede ve bu olanlar sadece bir başlangıç."
Yasemin bir an aklına bir şey geldi.
" cemalden iki tane oldu... İki farklı gerçeklik yüzünden... Ya atamerde yaşıyorsa... Bu gerçekliğin atamerinden bahsediyorum"
" bu imkânsız... Çünkü murat atamerin annesiyle tanışmadı ve atamer doğmadı... Bu tezin baştan çürüdü yasemin..." diyerek yaseminin sorusuna cevap verdi cemal.
" beyler bu kız bugün geldi" dedi Faruk" daha çok konuşacağız, kız biraz dinlensin yarında ne yapabiliriz bakarız"
Cemal ayağa kalktı yasemine üzgün bir ifade ile
" inan böyle olmasını istemezdim."
" herkes bir şeyler yaşadı, herkes bir şeyler ile yüzleşti. "
Cemal, Faruk ve kemal o akşam evden ayrılırlarken, artık nasıl bir gerçekliğin içinde olduklarını ve onları nelerin beklediğini düşünüyorlardı. Dışarı çıktıklarında Faruk cemale döndü.
" yaseminin yanında sormak istemedim cemal... Kemale kaostan bahsetmişsin... Bu nerden çıktı."
Cemal Faruk'a baktı. Yüzü endişeliydi.
" haklısın yaseminin yanında bende söylemek istemedim... Bence boşuna ümitleniyor... Hatta sizde"
" bunu da nereden çıkardın sen cemal... "
" hiçbir şey eskisi gibi olmayacak Faruk... Bunu aslında ikinizde biliyorsunuz... kaos çoktan başladı"
16 EYLÜL 2015
02.25
İSTANBUL – CİHANGİR
Yasemin hava alanında etrafına bakındı. Gişedeki fötr şapkalı adama yaklaştı eline adamın omzuna götürdü. Tam dokunacaktı ki birden yataktan fırladı. Ter içindeydi. Saate baktı. Gece, İkiyi yirmi beş geçiyordu. Elleriyle yüzünü ovuşturdu. Yataktan kalkıp üstüne bir hırka aldı. İçindeki atamer özlemi gittikçe artıyordu. Salona geçip koltuğa oturdu. Aklında bin bir düşünceler vardı. Sanki içi içini yiyordu. Tekrar kalktı yatak odasına geçip gar dolabı açtı. Gar dolabın içinde yerde duran çantayı alıp tekrar salona geçip oturdu. Çantayı açıp içinden heykeli çıkardı. Heykeli iki eliyle tuttu.
" bir yerlerde başka bir atamer var mıdır" diye yüksek sesle konuştu. Birden her yer bulanıklaşmaya başladı. Sonra her yer karanlık oldu. Boşluktaydı. Nefes alışları sıklaşmaya kalbi hızla atmaya başladı. Uğultu kulaklarında sanki beynini parçalıyordu dayanamadı kendinden geçti.
Gözlerini açtığında havaalanındaydı. Bekleme sandalyelerin birinde oturuyordu. Elinde heykel vardı. "gene mi rüya görüyorum " diye aklından geçirdi. Ayağa kalktı. Her şey o kadar gerçekti ki. İngilizce ve bilmediği yabancı bir dilde anonslar yapılıyor insanlar bir oraya bir buraya koşuşturuyorlardı. Rüya olmayacak kadar gerçekti. Sağa sola bakındı. Birçok yere gitmiş birçok havaalanında bulunmuştu. Burası hiç tanıdık gelmiyordu. İlerde gişede duran bir adam dikkatini çekti. Arkası dönük adam lacivert takım elbise giymiş başında da fötr şapka vardı. Hızlı adımlarla adama yaklaştı. Heykeli bir elinle tutup diğer elini adamın omzuna götürdü. Heyecandan sanki kalbi yerinden çıkacaktı. Eliyle adamın omzuna dokundu. Adam arkasını döndü. Yasemin adama baktı. Gözleri irileşti, nutku tutuldu.
" atamer" diyebildi sadece
" pardon kim dediniz..."
Yasemin tıpatıp atamere benzeyen adama bakıyor bir şey diyemiyordu. Karşısındaki adamda yaseminin tavrına şaşırmıştı.
" birine mi benzettiniz beni"
Yasemin kendini toparladı.
" efendim... Ha evet pardon birine benzettim... Bir tanıdığıma o da şapka takardı"
" ilginç... Buralımı arkadaşınız"
" yo hayır kendisi Amerika'da yaşıyordu"
" bu daha ilginç oldu... Türkçe konuşuyorsunuz... Türk müsünüz"?
Yasemin bakışlarını adamdan çekemiyordu.
" evet... Ya pardon gerçekten de o kadar çok benziyorsunuz ki"
" insanlar çift yaratılmıştır derler... Ben Mustafa... Mustafa Ekâbir"
Mustafa elini uzattı. Yasemin de tokalaşmak için elini uzattı. Elleri birbirlerine değdiğinde her ikisi de farklı bir enerji geçtiğini hissedebiliyor ama bir anlam veremiyorlardı. Elleri beş saniye öyle kaldı.
" elimi artık alsam" dedi Mustafa
" a evet pardon..."
Yasemin elini Mustafa'nın elinden çekti.
" bu atamer sizin için önemli biri galiba"
Yasemin başını öne eğdi.
" kaybettiğim biri... Benim için önemliydi"
" üzüldüm... Siz nereye gidiyorsunuz"
Yasemin Mustafa'ya baktı.
" ben bir arkadaşımı geçirmeye gelmiştim. Sizi öyle görünce. Aslında inanın böyle biri değilimdir"
" nasıl biri yani"
" yani öyle tanımadığım birine yaklaşıp konuşamam. Nasıl oldu bende anlayamadım, üzgünüm neyse seze iyi günler tanıştığıma memnun oldum"
" bende ismini bilmediğim bayan"
Yasemin tebessüm edip arkasını döndü. Tam uzaklaşacaktı ki Mustafa seslendi.
" pardon bakarımsınız"
Yasemin dönüp Mustafa'ya baktı.
" ismini bilmediğim bayan vaktiniz varsa bir şeyler içer miyiz? Yanlış anlamayın öyle biri değilimdir. Nasıl olduysa birden içimden geldi."
Yasemin güldü. Mustafa da gülüyordu.
" ben yasemin çakır. "
Yasemin saatine baktı. Heykel ile nereye hangi zamana geldiğini bilmiyordu. Ama bildiği tek şey tam bir saati vardı ve yirmi dakikası geçmişti.
" saatinize bakıyorsunuz aceleniz varsa"
" yooo... Tabii ki olabilir"
Havaalanı içerisinde yakın bir cafe'ye gidip oturdular.
" eeee ne işle uğraşıyorsun yasemin çakır"
" lütfen sadece yasemin. Ben Amerika'da fizik profesörüyüm. Ya siz"
" bende tarih profesörüyüm... Bu gerçekten de ilginç olmaya başladı. atamer eşiniz miydi?"
" bu konuyu konuşmasak. Nereye gidiyorsunuz"
" ben Çin'e gidiyorum. Bir görüşmem vardı."
Yasemin nerede olduğunu öğrenmek için
" nerden gidiyorsunuz" diye sordu.
Mustafa yaseminin sorusa şaşkın baktı.
" buradan Çin'e gidiyorum nasıl yani"
" tabi ya buradan bende ki kafaya bakın. Şey pardon günlerden ne "
" Çarşamba"
" yani tarih ne... Garip gelecek ama"
" siz fizikçiler tuhafsınız valla. Tarihçiyim diye hep aynı espri değil mi... 5 Mart... 5 Mart 2014"
Yasemin gülümsedi. Mustafa yaseminin elinde tuttuğu heykele baktı.
" bu çok ilginç bir heykel bakabiliriyim"
"tabi ki" diyerek heykeli Mustafa'ya verdi. Mustafa heykele baktı.
" üstündeki yazılar ve figürler... Bu nereden geçti elinize"
" alabilir miyim heykeli"
" tabi buyurun çok değerli bir şeye benziyor"
Yasemin Mustafa'nın sorusuna bir cevap vermesi gerektiğini düşündü. O an aklına gelen ilk şeyi söyledi.
" arkadaşım olan, tarif profesörü verdi."
" tanır mıyım ismi ne"
" bilmem, Türkiye'den, ismi Faruk Gezgin"
Yasemin saatine baktı. Dakikalar ilerliyordu.
" ben müsaade istesem"
" tabi ki sizi bir daha nasıl görebilirim"
" kısmet Mustafa... Kendine iyi bak"
" sende yasemin"
Yasemin masadan kalkıp arkasına bile bakmadan uzaklaştı. En yakın bayanlar tuvaletine gidip bir bölüme geçti. Saatine bir daha baktı ve birden gene bulanıklaşmaya başladı sonrası zifiri karanlık. Gözlerini açtığında evin salonundaydı. Kendisini halsiz hissediyordu. Elini burnuna götürdü. Burnu kanıyordu. Duvardaki saate baktı bir dakika bile geçmemişti. Elindeki heykele bakıp tek söyleyebildiği şey ise
" bu... Bu nasıl olabildi. Ve kimdi o adam "
25 EYLÜL 2015
14.25
MISIR – KAHİRE
Kahire havaalanında elinde büyük bir kartona Faruk gezgin yazılı bir adam, çıkış bölümünde çıkan yolculara bakıyordu.
" selam ben Faruk gezgin" dedi Faruk adamın yanına gelerek. Kemal, Cemal ve yasemin de yaklaştılar adamın yanına.
" hoş geldiniz. Ben hasan. Sizi karşılamak için Profesör Ahmet Nasri tarafından gönderildim"
" Türkçeyi güzel konuşuyorsun evlat"
" evet efendim. Üniversitede öğrenciyim. Türkçe dersi de alıyorum. Lütfen beni takip edin minibüs dışarıda bekliyor "
Önden hasan giderken Faruk, cemal, kemal ve yasemin takip ediyorlardı hasanı.
" direk Ahmet beye mi gideceğiz" diye sordu Faruk.
" hayır, efendim sizi otelinize götüreceğim. Odalarınız ayarlandı. Akşam dokuzda sizi almaya geleceğim. Hocam Ahmet Nasri sizi evinde konuk edecek"
Havaalanının dışında bekleyen arabaya binip otele gittiler. Özel lüks bir minibüstü. İçinde buzdolabı ve küçük televizyonu vardı. Otele girdiklerinde kemal şaşkın etrafına bakıyordu.
" Conrad Kahire otel... Gerçekten de hiçbir masraftan kaçınmamış adam"
Hasan resepsiyonun yanına gidip işlemleri yaptırıp tekrar yanlarına geldi.
" odalarınız... Size yardımcı olacaklar... Umarım rahat edersiniz. Akşam dokuzda görüşmek üzere."
Hasan yanlarından ayrıldıktan sonra herkes odalarına dinlenmeye çekildi.
Akşam yemeği için otelin restaurantın da buluştuklarında saat yedi olmuştu. Kemal hala tedirgindi.
" Faruk hala içimde tuhaf bir his var"
Kendilerine ayrılan masaya oturdular.
" o içindeki sese söyle artık çok geç"
" kemal abi, Faruk abi doğru söylüyor. Keyfini çıkar."
Cemal de kemale hak vermiyor değildi.
" ya bu adam sizi tanıyor. Hiç mi korkmuyorsunuz. Mısırdayız. Darbe oldu ve Türkler konusunda fikirleri malum. Hem benim ne işim vardı getirdiniz buraya"
" cemal artık bu konuda beraberiz." Dedi Faruk sonra yasemine dönerek " heykeli getirmek doğru bir fikir değildi be kızım. "
" abi yanımdan ayırmak istemiyorum. Tuhaf olan ne biliyor musun"?
" ne evlat"
" sanki heykel kendini saklıyor. Ne havaalanında ne pasaport kontrolde kimse çantayı merak etmedi. Sanki kimse çantayı görmüyor gibi"
Kemal gülümsedi.
" yasemin bumu tuhaf gelecek. İnan artık hiçbir şey tuhaf gelmiyor bana"
" hadi ama yemeğin keyfini çıkarın. Tatil gibi düşünün en azından ben öyle düşünüyorum. Uzun zamandır tatil yapmamıştım"
Yasemin Faruk'un bu sözüne acı bir tebessüm etti.
" bir zamanlar da böyle bir söz etmişti biri bana. Tatil yasemin... Bak tatil yapıyoruz yasemin"
" ya haklısın... Bak cemal bir gün oturuyoruz cihangirdeki evde... atamer karatahtanın önüne geçti ve..."
Eski ve aynı zamanda onlar için yeni, aslında bildikleri ama tekrar, tekrar dinlemeyi sevdikleri hatıraları birbirlerine anlatmaya başladılar. Anlattıkları anılar aslında dündü. Aynı zamanda bugündü.
Saatler ilerlemiş saat dokuza gelmişti. Masaya garson yaklaştı.
" Faruk Bey"
" evet"
" hasan bey lobide sizi bekliyormuş efendim"
" teşekkür ederim bizde iniyoruz"
Lobiye indiklerinde hasan onları karşıladı.
" minibüs dışarıda efendim. Yasemin hanım çantanız ağırsa lütfen verin ben taşıyayım"
" teşekkür ederim ben taşırım "
Arabaya binip yola koyuldular.
Kemal Faruk'un kulağına eğilip
" bizi kesseler kimse duymaz valla"
" hadi kemal ya adam otele neden para harcasın. İstese çoktan yapardı. Ama sen merak etme devam edersen seni ben öldüreceğim kesin"
Araba kırk dakika yol aldıktan sonra iki katlı büyük bir evin önüne gelip park etti. Önünde büyük bir bahçesi vardı. Arabadan inip evin kapısına geldiklerinde kapıyı Ahmet Nasri açtı.
" hoş geldiniz dostlarım. Vatanıma ve evime şeref verdiniz. Lütfen buyurun içeri girin" Hasana bakarak."teşekkür ederim hasan. Misafirlerimiz otele dönecekleri zaman çağıracağım seni"
" tamam efendim"
Ahmet Nasri eşliğinde evin salonuna geçtiler. Ev antika eşyalar ile süslenmiş tarih kokan bir evdi.
" eşiniz Ahmet Bey"
" ben yalnız yaşıyorum Faruk. Eğer evdeki yardımcı bayanı saymazsak yani. İsminle hitap etmemin mazuru yoktur herhalde"
" yooo lütfen "
" ben hiç evlenmedim. Lütfen oturun rahatınıza bakın. Umarım rahat bir yolculuk etmişsinizdir. Otelinizden memnun kaldınız mı? Rahat dinlenebildiniz mi"?
" evet, Ahmet Nasri. Gayet rahat ettik"
Büyük salonda bir üçlü, bir ikili ve iki tane tekli deri koltuk vardı. Koltuklara oturdular.
" sizi evimde de misafir edebilirdim ama otelde daha rahat edebileceğinizi düşündüm. Ne ikram edeyim size Türk kahvesi ya da çay. Yanımda çalışan yardımcım inanın çok güzel kahve yapar"
Dördü birbirlerine bakıp kararı Faruk'a bıraktılar.
" kahve olsun "
" hemen... Ayşe kızım..."
İçeri orta yaşlarda başı örtülü bir bayan girdi.
" buyurun Ahmet hocam"
" bize Türk kahvesi yap kızım"
" tamam efendim"
Ahmet Nasri de bir koltuğa oturdu. Ahmet Nasri gözlerini yaseminden ayıramıyordu. Yasemin de bunu sezinlemiş biraz da rahatsız olmuştu.
" sizi neden buraya davet ettiğimi merak ediyorsunuzdur"
Yasemin söze girdi.
" Evet ve bizi nerden tanıdığınızı da merak ediyoruz Ahmet Nasri Bey"
" lütfen yasemin... Bey gibi hitapları kaldıralım. İnanın sizin meraklarınız kadar benim de meraklarım var ve sizden de az da değiller."
" Faruk'un size yolladığı dil hakkında çağırdınız herhalde. Ama neden resmi bir kanaldan değil de böyle gayri resmi bir görüşme yapıyoruz inanın benim en çok merak ettiğim konu bu " dedi kemal.
İçeriye Ayşe kahveler ile gelip kahveleri tek, tek ikram ettikten sonra odadan çıktı.
" önce kahvelerimizi içelim. Sizde ne derler bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır diye... Senin soruna gelince kemal... Evet, bana gönderdiğiniz daha doğrusu üniversiteme gönderdiğiniz dil hakkında ve... Yasemin'in yanından hiç ayırmadığı hatta büyük bir ihtimalle bir eliyle tuttuğu çantanın içinde olduğunu varsaydığım heykel hakkında"
" sana heykeli getirmeyelim demiştim dimi yasemin" dedi cemal endişeli
" lütfen... Lütfen rahat olun ne heykel nede işlevi umurumda. Heykel sahibi olmadan hiçbir işe yaramaz. Bunu muhakkak sizde biliyorsunuzdur değil mi dostlarım"
Dördü birbirlerine baktılar. Faruk;
" bizim hakkımızda bildikleriniz harika. Umarım bu tek taraflı olmaz Ahmet Nasri"
" aslında siz nasıl bunları bildiğimi merak ediyorsanız benim de merak ettiğim konular var. Sizde benim cevabını istediğim sorular, bende de umarım sorularınıza verebileceğim cevaplar var. Nerden başlayalım istersiniz, dil konusundan mı, ama heykel de yazdığı için heykelden başlasak daha doğru olur"
" lütfen sizi dinliyoruz"
" o zaman önce rivayetlerden başlamak lazım. Sonrada efsanelere geliriz... Hikâye şudur ki. Selçuklu zamanında Selçuk Bey de bir heykel vardır. Atalarından gelmiş ata mirası bir heykel. Öyle ki heykeldeki çift başlı kartal figürü Selçukluların amblemi olmuştur. Heykelin özellikleri olduğu söylenir. Mistik, bir özellik... Kim bu heykele sahip olur geçmişe hükmeder... Tabi bu bir rivayet... Değil mi Faruk Bey"
" lütfen devam edin. Can kulağıyla sizi diniyorum"
" sonra Selçuklular dağılır ikiye bölünür aynı bir gövdede olan iki başlı kartal gibi... Heykelin peşinde olanlar da vardır. Kabala ile uğraşan Suriye'de yaşayan marad topluluğu gibi. Marad Yahudi bir topluluktur. Heykele sahip olmak için yapmayacakları şey yoktur. Selçuklular dağılır heykel kaybolur, Marad'lar heykeli aramaktan vazgeçmezler. Yıllar, yıllar geçer Osmanlı kurulur. Başta yavuz sultan selim vardır. Sarayda Yahudiler söz sahibi olmaya başlamışlardır. Kendisi marad sülalesinden gelen Josef hamon heykelin mısırda olduğunu düşünmektedir. Ve mısıra sefer olunması için sultan ikna edilir. Heykel mısırdan kaçırılması için bir ortak da ayarlanır. İsmi Mehmet paşadır. Mehmet paşa mısırdan heykeli alacak ve Marad'lara getirecektir."
" bu kadar kesin bir bilgiye sahip olarak anlatmanız beni etkiledi Ahmet Nasri" dedi Faruk.
" lütfen dinleyin... Mehmet paşa heykeli alır ve yola çıkar. Osmanlıya ihanet etmiş olarak. Kendisi Osmanlıya ihanet ettiği gibi anlaştığı Marad'lar da ona ihanet etmişlerdir ve pusu kurarlar. Mehmet paşa nasıl olduğu ilginç bir konu pusudan kurtulur ve Marad'ların yanına gelir. Kendisine ihanet edenin marad olduğunu bilmeden. Bunu canıyla öder. Marad Mehmet paşayı öldürür"
Yasemin hikâyeden biraz sıkılmış söze girdi.
" bu hikâye nereye varacak bilmiyorum ama bence konumuza dönsek daha iyi olmaz mı Ahmet Nasri"
" zaten konumuzda burada başlıyor yasemin. Heykel maradın eline geçmiş Mehmet paşa ölmüş dür. Heykeli bir türlü kullanamazlar. Heykel hiçbir işe yaramıyordur. Sonra marad Mehmet paşanın heykeli kullanarak pusudan kurtulup dört gün önceye dönüp kendisinin yanına geldiğini anlar. Heykel bir kilit ve Mehmet paşa anahtardır. Kaderin cilvesi o ki Mehmet paşa Selçuk beyin soyundan gelip aslında ona ait olan heykeli çalmaya giden bir adamdır. Yapılacak tek şey vardır. Heykel Mehmet paşa ile çalışıyorsa onun soyundan gelen biri ile de çalışabilir. Bir gece ansızın Mehmet paşanın evi basılır daha önce öldürdükleri Mehmet paşayı kanlı canlı orda görüp tekrar öldürürler... Umarım bunu sen iyi anlamışsındır cemal..."
Cemal şaşkın bir ifade ile Ahmet Nasri'yi dinliyordu.
" Mehmet paşanın erkek çocuğunu kaçırırlar. İhanet sadece marad ve Mehmet paşa için değildir. Marad'larda Josef hamon tarafından ihanete uğrarlar, Osmanlı askerleri heykeli ve çocuğu İstanbul'a getirirler. Heykel damgalanır ve hazineye kaldırılır... Çocuk ise Yahudi zannedilip Josef hamon tarafından tam bir Yahudi olarak yetiştirilir. Ondan sonrası ise tuhaf, ne şekilde ve kim tarafından bilinmez heykel büyümüş olan çocuğun eline geçer ve babadan oğla el değiştirir. En son da Yahudi sanılan murat'ın babası hayım gibi. Bu nasıl bir kaderdir. Sanki her şey planlanmış gibi değimli dostlarım"
Odada sessizlik oldu. Herkes şaşkın hikâyenin murat'a nasıl bağlandığını idrak etmeye çalışıyorlardı.
" yani murat aslında marad değil. Mehmet paşanın soyundan geliyor" dedi cemal. " siz bunları nasıl biliyorsunuz. O kadar kesin anlatıyorsunuz ki"
" cemal bu hikâyeyi her marad bilir. Aslında size bir konuda eksik bilgi verdim. Ama eğer tam doğrusunu söyleseydim gelmeyeceğinizi biliyordum. Benim adım Ahmet Nasri marad."
Odada buz gibi soğuk bir hava esti. Kemal;
" o yüzden bütün bunları biliyordunuz ve bizi, murat'ı takip ettiğiniz için buldunuz"
" öncelikle dostlarım iki konuyu açıklık getirmem lazım. Evet, ben bir maradım ama müsterih olun onlarla hiçbir ilişkim yok. Hatta yıllarca onlardan saklandım. Burada kimse marad ismini sevmez ve kimse benim bir marad olduğumu bilmiyor. Yani size marad olduğumu söyleyerek kendimi tehlikeye attım. Size güvenebileceğimi hissediyorum. Umarım da yanılmam. İkinci konu ise sizi ben bulmadım, beni siz buldunuz. Ve inanın özellikle saklanarak gecen bunca yıldan sonra beni nasıl bulduğunu merak ediyorum."
" kimden bahsediyorsunuz Ahmet Nasri, lütfen açık olun" diye sordu Faruk.
Ahmet Nasri tek bir kişiye bakıyordu.
" beni nasıl buldun. O heykeli göstermendeki sebep neydi. İşte benim de cevabını aradığım soru bu. Bana söyler misin lütfen... Beni nasıl buldun yasemin... Ya da istersen şöyle de sorabilirim... Benden ne istiyorsun yasemin"
Herkes yasemine bakıyordu. Yasemin de şaşkın onlara.
05 Mart 2014
17,50
MALEZYA – KUALA LUMPUR
Oteldeki odasına geldiğinde bugün yaşadıklarıyla ilgili yüzünde hala bir tebessüm ve aklında sorular vardı. Ceketini çıkarıp yatağa attı. Dizüstü bilgisayarını açtı.
Bir iki dakika bekledikten sonra ekranda görüntülü birisine bağlandı.
" hocam... Nasılsınız"
Ekrandaki adam tebessüm etti.
" iyiyim Mustafa... Vardın mı Çin'e "
" maalesef hocam... Uçağı kaçırdım"
" nasıl yani... E sen havaalanındaydın, ne oldu"
Mustafa ekâbir gülümsedi.
" kötü bir şey yok... Bugün ilginç bir şey oldu."
" hayrola"
" biletimi check-in edip bavulumu bagaja vermiştim. Bir bayan yaklaştı."
" bayan mı? Kimmiş"
" bilmiyorum... İsmi yasemin çakır... Beni birisine benzetmiş... Çok benziyormuşum... atamer mi ne... Ama ilginç olan bir şey var hocam..."
" meraklandım doğrusu... Neymiş o ilginç olan"
" elinde bir heykel vardı. Üstünde de figürler ve yazılar"
Ekrandaki adam meraklanmıştı.
" nasıl bir heykel figürler nasıldı"
" hatırladığım kadarıyla bir çift başlı kartal, bir göz tam hatırlamıyorum... Asıl benim dikkatimi çeken o yazıydı."
" nasıl bir yazı Mustafa"
" hocam inanmayacaksın ama Çin'deki bulunan yazılar ile aynı işaretleri taşıyor... "
" heykeli nasıl bulmuş Mustafa"
" Türkiye'den bir tarih profesörü vermiş. İsmi Faruk gezgin. Benim için bir araştırsana "
" tamam Mustafa... Bir bakarım. Bu benim biraz canımı sıktı. Tesadüfen bir bayan seni birisine benzetip yaklaşıyor ve elinde bir heykel. Kim elinde bir heykel ile dolaşır, hem de havaalanında. Ve figürler ile yazı..."
" benim de kafama takıldı. Onunla biraz sohbet ettik. Böylece uçağı kaçırdım"
" şimdi ne yapacaksın. Geciktin de "
" üç gün sonrasına bir uçak daha var. Biletim yanmayacak. Malezya havayollarına ait bir uçak. Bileti Çin southern havayollarından almıştım. Onun adına yolcu taşıyor. Tek orda yer bulabildim. Gece oniki buçukta kalkıyor. Sabah dokuz gibi Çin'de olurum hocam"
" tamam, Mustafa gene görüşürüz"
Ekrandaki adam tam bağlantıyı kesecekteki Mustafa ekâbir seslendi,
" ha Ahmet Nasri hocam senden bir şey daha isleyecektim"
" neymiş o Mustafa"
" yasemin çakırı da bir araştır. Bekar mıymış bir öğren"
Ahmet Nasri gülümsedi.
" ben neyi düşünüyorum senin aklında ne var. Şu gamsızlığın ve ukalalığın ne zaman düzelecek Allah bilir. Hadi görüşürüz gene... Kapatıyorum... Ve Mustafa lütfen dikkatli ol"
" tamam hocam"
25 EYLÜL 2015
22,15
MISIR – KAHİRE
" kimden bahsediyorsunuz Ahmet Nasri, lütfen açık olun" diye sordu Faruk.
Ahmet Nasri tek bir kişiye bakıyordu.
" beni nasıl buldun. O heykeli göstermendeki sebep neydi. İşte benim de cevabını aradığım soru bu. Bana söyler misin lütfen... Beni nasıl buldun yasemin... Ya da istersen şöyle de sorabilirim... Benden ne istiyorsun yasemin"
Herkes yasemine bakıyordu. Yasemin de şaşkın onlara.
" bunu da nereden çıkardınız. Ben sizi hayatımda ilk defa görüyorum Ahmet Nasri"
Ahmet Nasri yaseminin yüzündeki şaşkınlığı ve samimiyetini anlamıştı.
" peki, o zaman... Şu hikâyenin diğer tarafındaki devamını bir anlatayım... Belki yasemin o zaman bana bir açıklama yapabilirsin"
Faruk, cemal ve kemal Ahmet Nasri ile yasemin arasında nasıl bir bağlantı olduğunu merak ediyordu. Ahmet Nasri anlatmasına devam etti.
" Marad'lar Mehmet paşanın evini basmış ve çocuğunu kaçırmışlardır. Ama atladıkları bir şey vardır. Onlar için heykel bir erkek tarafından çalışabilir. O yüzden Mehmet paşanın erkek çocuğunu almışlar kız çocuğunu orda bırakmışlar. Bu vahşet karşısında benim büyük, büyük, babam isyan eder ve onlarla gelmeyeceğini söyler. Kız çocuğunu alır ve mısırda yaşamaya başlar. Beklide günahlarını böyle temizleyeceğini düşünmüştür."
Faruk sordu.
" nasıl yani Mehmet paşanın iki çocuğu mu var"
" evet, bir erkek ve bir kız... Birbirlerinden ayrı biri Yahudi olarak biri de Arap olarak büyütülür... Kız çocuk büyür evlenir onun da kızı olur, oda büyür evlenir ve onun da bir kızı olur... Bu böyle devam eder... Ta ki o kızlardan birinin bir erkek çocuğu oluncaya kadar..."
Kemal;
" bu hikâye nereye bağlanacak Ahmet Nasri"
Ahmet Nasri kalkıp vitrinin çekmecesinden bir fotoğraf çıkarıp yasemine yaklaştı.
" bu fotoğraftaki adamı tanıyor musun yasemin"
Yasemin fotoğrafa bakar bakmaz gözlerine inanamadı. Faruk, cemal ve kemal de fotoğrafa bakınca şaşkınlıklarını gizleyemediler. Yasemin boğazı düğümlenmiş şekilde
" bu atamerin fotoğrafı" diyebildi.
" atamer... O gün de öyle demişsin yasemin... Bu kişi Mustafa ekâbir... Kendisi tarih profesörü... Ve Mehmet paşanın kız çocuğunun soyundan gelen ilk erkek çocuk... O gün havaalanında elinde heykel ile onunla konuşmuşsun. Neden ve nasıl oldu..."
Yasemin ne diyeceğini bilemiyordu. Faruk, kemal ve cemal de bir açıklama bekliyorlardı.
" benim Amerika'dan geldiğim gün... Hani hep beraber konuşmuştuk"
" evet" dedi cemal
" o akşam uyku tutmadı. atamerin bir başka gerçeklik içinde yaşabileceğini düşünüyordum... Heykeli elime aldım ve birden kendimi bir havaalanında buldum..."
" sen heykeli kullanıp geçmişe mi gittin bu nasıl olabilir. Yazıda da vardı. Heykel sadece aynı soydan olanlar kullanır... Sen nasıl yapabildin ve o havaalanına neden gittin..." diye sordu Faruk.
Ahmet Nasri yerine oturdu. Ahmet Nasri;
" atamer murat'ın çocuğumuydu"
Yasemin;
" evet... Murat annesiyle Almanya'da tanışıyorlar. Kısa süren bir ilişkileri oluyor. Kadın atamere hamileyken Murat kadını bırakıyor ve Türkiye'ye dönüyor. Atamer babasının murat olduğunu hiç bilmedi."
" yasemin hamile misin"?
" efendim Ahmet Nasri, anlayamadım"
" bence anladın... atamerden hamile misin"?
" evet"
" buda heykeli nasıl kullandığını açıklıyor... Müthiş bir şey... Karnındaki çocuk yasemin... Heykel ile bağını kuran karnındaki çocuk"
" bu olabilir mi kemal" diye sordu Faruk
" bilmiyorum Faruk... Ama mantıklı geliyor... Açıklayabileceğimiz tek tez bu"
Faruk, kemal ve cemal kendi aralarında bunun nasıl olabileceğini bilimsel izahlarda bulunurken Ahmet Nasri tekrar kalkıp aynı çekmeceden bir fotoğraf aldı.
" bu fotoğraftaki kadını tanıyor musun"?
Kemal ile cemal tanıyamamışlardı ama yaseminde, Faruk'ta kadını bir görüşte tanımışlardı.
" bu kadın Atamer'in annesi. Afet deniz" dedi yasemin
Faruk;
" bu kadın afet... Ama bu fotoğrafın sizde ne işi var"
Şimdiye kadar sakinliğini koruyan Ahmet Nasri'nin yüzü değişti. Üzgün bir ifade vardı. Tekrar koltuğuna oturdu.
" fotoğraftaki kadın afet Bahr... "
" Bahr... Arapça... Anlamı deniz " diyerek araya girdi Faruk.
" evet... Türkçe anlamı deniz... Afet Bahr, Mehmet paşanın kızının soyundan gelir..."
" hadi oradan artık... Yok, böyle bir şey ya" diyerek Faruk şaşkınlığına noktayı koydu.
" bu akşam nasıl bir gece ya... Artık gerçekten de kalbim kaldıramayacak diye korkmaya başladım" dedi kemal. Ahmet Nasri devam etti.
" afet Bahr ile beraber büyüdük. Çok güzel bir kadındı. O buraları pek sevmezdi. Batı hayranlığı vardı. Hep kaçıp gideceğini söylerdi... Almanya'ya onun rüyasıydı. Bazen sorardım neden Almanya diye... Bilmem sanki ruhum orda dedi... Ama hiç gitmedi. Mustafa ekâbir afetin oğlu... Aslında atameri ile sadece bedenleri tıpatıp benzemiyor galiba... Kaderleri de benziyor... Mustafa da babasını hiç tanıyamadı. O hep öldüğünü bildi... Nasıl babasının ben olduğunu söyleyebilirdim ki"
Yasemin;
" Mustafa ekâbir sizin çocuğunuz yani... Ama soyadı"
Ahmet Nasri;
" afeti çok sevdim oda beni çok sevdi. Ama evlenemezdim... Benden ve bu aptal heykelden dolayı hep gelecekleri korkusuyla yaşadım... Afeti ve Mustafa'yı tehlikeye atamazdım. O yüzden de formalite bir evlilik yapıp adamı öldü gösterdik... Böylece hem afetin ismi temiz kalacak hem de her ikisini de koruyabilecektim"
Kemal Ahmet Nasri'nin yüzündeki üzüntülü haline baktı.
" bir dakika... Afet aslında Almanya' ya gitti... Murat ile tanıştı ve ondan bir çocuğu oldu... atamer... Sonra atamer geçmişe gidip tüm gerçekliği değiştirdi... Murat hiç Almanya'ya gitmedi... Afet de Almanya'ya gitmedi... Ve sizden bir çocuğu oldu... Mustafa... Yani aslında değişen sadece yer ve kişiler oldu... atamer Mustafa olarak doğdu"
Yaseminin gözleri nemlenmişti.
" atamer yaşıyor... Ben demiştim ama değimli "
Faruk, cemal ve kemalde yüzleri gülüyordu.
" nerde şimdi atamer... Yani Mustafa'yı nasıl görebilirim" dedi yasemin
Ahmet Nasri'nin yüzündeki üzüntü hala gitmemişti.
" senle görüştüğü gün internet den görüşmüştük. Yüzü gülüyordu. Onu hiç bu kadar mutlu görmemiştim. Senden çok etkilenmişti yasemin"
Yasemin duraksadı.
" neden geçmiş zamanlı konuşuyorsunuz Ahmet Nasri"
" yasemin Mustafa bir yıldır kayıp... Ne ölüsü ne dirisi var"
" nasıl yani... Ne demek kayıp"
" o gün seninle görüştüğünde uçağı kaçırmıştı... Üç gün sonrasına yani 8 Mart 2014 de Malezya uçağıyla Çin'e gidiyordu."
" bu uçak o uçak değil dimi Ahmet" dedi Faruk
" yok, canım o uçak değildir herhalde" diye tas dikledi kemal.
" beyler hangi uçaktan bahsediyorsunuz" diye sesi bir ton yüksek çıkıştı yasemin. Ahmet Nasri;
" 8 Mart 2014 de Malezya havayollarına ait uçak, Malezya'dan gece 00,41 de havalandı... Gece saat 02.25 den itibaren uçak kayıp olduğu rapor edildi. Ogün bugündür uçak bulanamıyor. Uzayının ötesini gören teleskoplar, gökyüzünden insanın elindeki kâğıdın fotoğrafını çeken uydular hala uçağın nerde olduğunu bulamadılar. Uçağın Bir parçası bile yok... Mustafa o uçağın içindeydi yasemin"