SİYAH GÖLGE (Düzenleniyor)

By lbstugba

7.6K 321 85

Onun karanlığı, seçtiği kurbanını mahvetmişti. Artık kan akıtma vaktiydi. Ve yerle bir ettiği Arya Erez. Diğe... More

GİRİŞ/Güncellendi.
BÖLÜM 1 ''ÖLÜM ''/ Güncellendi.
BÖLÜM 2 '' KURŞUN ''/Güncellendi.
BÖLÜM 3 ''DORUK YILMAZ''/Güncellendi.
BÖLÜM 4 ''MESAJ''/Güncellendi.
BÖLÜM 5 ''KEREM DEMİRCAN''
BÖLÜM 6 ''KAVGA''
BÖLÜM 7 ''NİSAN AYDIN''
BÖLÜM 8 ''SADECE BİR GECE''
BÖLÜM 9 ''DOĞUM GÜNÜ''
BÖLÜM 10 ''BENİM KUSURSUZUM''
BÖLÜM 11 ''ACİZ''
BÖLÜM 12 "TEMAS"
BÖLÜM 14 "KİRALIK KATİL"
BÖLÜM 15 "ÖPÜCÜK"
BÖLÜM 16 ''ACI''
BÖLÜM 17 ''GÖZYAŞI''
BÖLÜM 18 "ARAF"
BÖLÜM 19 "İSTANBUL"
BÖLÜM 20 "ÖFKE"
BÖLÜM 21 "BAĞIMLI"
BÖLÜM 22 "BEDEL"
BÖLÜM 23 "İLK ÖPÜCÜK"
DUYURU
BÖLÜM 24 "SİYAH GÖLGE"
BÖLÜM 25 "İNTİHAR"
BÖLÜM 26 ''İNTİKAM''
BÖLÜM 27 "KAYIP"
BÖLÜM 28 ''ZAFER''
BÖLÜM 29 ''GERÇEKLER''
BÖLÜM 30 "YOK EDİCİ"
BÖLÜM 31 "TEHLİKE"
BÖLÜM 32 "VEDA"
BÖLÜM 33 "KARANLIK"
BÖLÜM 34 "AŞIK"
BÖLÜM 35 "SİMAY"
BÖLÜM 36 "HİSSETMEK"
BÖLÜM 37
BÖLÜM 38 "OYUN"
BÖLÜM 39 ''PART 1''
BÖLÜM 39 ''PART 2''
BÖLÜM 40 "YOLUN SONU"
BÖLÜM 41 ''FİNAL''
BÖLÜM 41 FİNAL ''ÖN BÖLÜM''
KÜÇÜK BİR TEŞEKKÜR
DÜZENLEME DUYURUSU

BÖLÜM 13 ''KATİL''

148 10 0
By lbstugba

''Arya tabakları hazırla. Hadi, yoksa makarnalar bize saldırabilir.''

Küçük bedenim korkarak panikle sandalyeyi aldı ve itekleye itekleye dolapların önüne getirdi. Korkarak tabakları almak için sandalyeye çıkıp etrafa baktığım da babam makarnaları karıştırıyordu ve bana bakıp tekrardan ''Hadi minik.'' dediğin de tabakları aldım ve hızlıca masaya koydum. Babam tencereyi kulplarından tutup kaldırarak masanın üzerine koydu ve tencerenin kapağını açtı. Buharlar çıkınca babam eliyle dağıtmaya çalıştı.

''Görüyor musun minik? Çok sinirlenmişler.'' dediğin de kıkırdadım. Minik ellerimi dudaklarımdan çektikten sonra sandalyeden masanın üzerine oturarak tabağı makarnaya dolduran babama baktım.

''Baba onlar canlı değil, sürekli beni kandırıyorsun. ''

Babam bana bakıp gülümsedi ve açık saçlarımı okşadı.

''Akıllı bir miniğimsin.''

İçeri topuklu ayakkabı sesleri gelince başımı mutfağın girişine çevirdim. Annem içeri girdiğin de otoriter bakışlarını yüzümüze dikti ve yanıma gelerek kısa bir cık yaptı.

''Masanın üzerine oturmak yasak Arya. O saçlar her zaman toplu olacak, tamam mı? Şimdi git odana ve saçlarını topla.'' dediğin de masanın üzerinde ki ayaklarımı salladım ve ofladım. Sandalyeye geçtikten sonra kısa bir zıplama yaparak sandalyeyi geri yerine yerleştirdim. Bunu yapmasaydım annem yine söylenir ve yeni kurallar koyardı.

Yavaş yavaş kapıya ilerlediğim de babamın eğlenen suratı solmuştu ve tabağın önünde ki makarnaya işkence yaparak duruyordu. Annemse hiçbir şey yokmuş gibi yiyordu. Az önce babamın eğlenceli yanını annem yine boğarak öldürmüştü. Sahnesinde milyonlarca izleyiciyi güldüremeyen aktör gibi mutfaktan çekildim ve odama gittim.

Doruk artık aylardır hayatımdaydı. Onu kabullenmiştim ve tuhaf şekilde ona uyuyordum. İlk tanıdığım zamanlar kim olduğunu merak ediyordum. Üsteledikçe Doruk benden kaçıyordu, sert oluyordu. Sürekli zayıf noktalarımla beni eziyordu. Son birkaç hafta da Doruk dengemi bozmuştu. Bana dokunuyordu, ona dokunmama izin veriyordu. Benimle bazı şeyleri paylaşıyordu. Bana zarar gelince beni koruyordu. Elimi bırakmıyordu, yaralarımı sarıyordu.

Ama bir şey vardı.

Babamın açtığı yaraları kapatıyordu, iyi geliyordu.

Ben fark etmeden en derin yarayı açıyordu.

Doruk Yılmaz beni yavaş yavaş ele alıyordu.

''Artık kabullenmelisin Arya.'' dediğin de alnımda ki alnını biraz oynattırdı. Sıcak nefesi dudaklarıma değiyordu ve inatla nefesimi tutuyordum. Boğazım düğüm atılmış gibiydi, konuşacak kelime bulamıyordum.

''Artık kabullen kusursuzum.''

Onun iki eli belimdeydi ve hareket etmiyordu. İçimde ki sürtüğe göz kırparak boşta kalan bir elimi Doruk'un saçlarına getirdim. Önce bir şey yapacak mı diye durdum, bir şey olmayınca elinde ki saçım hareketlendi ve onu benimsemeye başladı. En son o düğün gecesi yüzünü okşamıştım. Şimdiyse saçlarını okşuyordum.

Kalbime tırmanan şey alayla güldü ve bir kahkaha attı. Başını kaldırıp ulaşacağı yere baktıktan sonra Doruk'un saçlarını okşamamı izledi. Yumuşaktı ve iyi geliyordu. Kızarmaya başladığım da geri çekilmek yerine elim ona iyi gelen şeyi yapmaya devam etti.

''Benimle hareket ediyorsun.''

Parmaklarım Doruk'un saçlarını tuttuktan sonra bıraktı ve yine tuttu.

''Benimle ilgileniyorsun.''

Baş parmağım onun elimi tuttuğun da yaptığı gibi küçük dokunuşlarla okşamaya başladı.

''Senin köşende. '' dediğin de belimde ki elini çekti ve sol yanıma getirerek orada tuttu.

''Senin harabendeyim.'' dediğin de oynayan elim durdu ve gözlerim açıldı.

Benim köşemde ve benim harabemde.

''Bunu sen de göreceksin.'' dedikten sonra yine gözlerimi kapadım. Bir kaç gün önce ona sinirliydim, bana ağır laflar demişti. Kanatmıştı her bir tarafımı, görmek istemiyordum. Konuşmak, görüşmek, aynı yerde bulunmak bile istemiyordum. Şimdi yine onun evindeydim, onun mutfağın da onun bedenine değen misafirdim.

İçimi bir şey kemirmeye başlamıştı artık ne olacağını neler olacağını tahmin edemiyordum, Doruk'tan bir yanım kurtulmak istiyordu. Polise gitmek ve bir an önce buralardan uzaklaşarak kaybolmak istiyordum. Diğer yanımsa aptalca sadece burada kalmak istiyordu.

Gözlerimi araladığım da Doruk yoktu, belimde ki sıcaklık hala aktif olduğu için hissetmemiştim. Aralanmış dudaklarımı kapattıktan sonra tezgâhın üzerinden atladım ve kızaran suratımla mutfaktan çıktım. Koridorda ilerleyip durduktan sonra dakikalarca kısık kısık tuttuğum nefesimi sesli şekilde verdim. Banyoya girdikten sonra kapıyı kapattım ve suyu açıp avucuma soğuk suyu doldurdum. Yüzüme çarpmamla kendime gelmem bir olmuştu. Saçlarımı geriye attıktan sonra elimin tersine su tutup boynuma getirdim ve irkilsem de oraya da yaydım.

Birkaç dakika ayna da kendime baktıktan sonra gözlerimi kırprıştırdım ve suyu kapatarak kapının koluna uzandım. Çevirdiğim de salona girdim. Nisan uzanmış televizyon izliyordu.

Doruk yoktu.

Nisanın yanına yaklaşırken ayaklarımın bıraktığı tok sesler Nisan'ın dikkatini bozdu ve bana döndü.

''Doruk neden pat diye evden gitti?'' dediğin de kaşlarım çatıldı.

''Gitti mi?''

''Evet, seslendim ama biraz sinirli gibiydi. Anlamadım tam düz bastı kapıyı sertçe vurdu gitti. Kavgamı ettiniz? Yoksa şu mesele mi?'' dediğin de evin çıkışına baktım ve onun çıkışını hayal ettim. Biraz dağılmıştı ama saçları hala kusursuzluğunu koruyordu. Uzun boylu ve kasvetli vücudu onu hiçbir zaman yıkmıyordu. Nisan'ın seslenmesiyle dalan gözlerim onun gözlerini buldu. Yavaşça koltuğa oturdum ve ellerimi ellerimle birleştirerek biraz eğildim.

''Biraz o konuyu konuştuk, ondan sanırım.'' deyip yalan attığım için elim istemsizce boynuma gitti. Kafamı kaldırıp Nisan'a baktığım da başını sola doğru salladı ve iç geçirdi. İnanmadığını bildiğim için konuyu değiştirdim.

''Bana şu olayları anlatman lazım Nisan.'' dediğim de şimdi o sıkıştı ve benim gibi boynunu kaşıdı. Ona inanmayan gözlerle baktığım da ''Aman be!'' diyerek bana yaklaştı.

''Bardaydım her zaman ki gibi takılıyordum orada ki arkadaşlarımla. Sonra bir çocuk elinde iki birayla geldi ve benimle bir gece teklif etti. Baya yakışıklıydı. İlk dans ettiğimiz de yaptığı hareketler ve dokunuşları beni mest etti. Çıktık beraber beni sahaya getirdi. Ne sahası dediğim de farklı yer olsun dedi. Saçma ama hoşuma gitti. Düşünsene orada birlikte oluyorsun. Çılgınca!'' dedikten sonra kıkırdadı.

Yüzümü buruşturarak omzuna vurduğum da düzeldi ve devam etti.

''Geldik sonra biraz öpüştük. Korundun mu dedi ben de hayır dedim doğal olarak. Cebinden bir hap çıkardı, o sırada beni yine teşvik edince aldım attım ağzıma uzandırdığın da üzerime geldi-''

''Sus, buraya katlanamam.'' dediğim de ikaz yaptığım elimi tuttu.

''Olmadı, öpüştük. Sonra zaten üzerime çok tuhaf bir yorgunluk düştü baya baya hızımı alamadım. Sonra kayboldu zaten piç. Seni aradım sonrası da bu.''

Nisan hep başına işler açardı normaldi ama vurulmuştu.

''Biri seni vurdu Nisan. Sence bu normal mi?''

''Değil. İlk Kağan sandım. Satanist olan ama beni bulması imkânsız.'' dedikten sonra önüne düşen mavi saçlarını geriye attı ve dudağını ısırdı. Daha sonra bir cık yaptı.

''Bilmiyorum Arya, bilmiyorum. Birkaç süre barlarda gözükmeyeceğim. Takılma zamanıma ara veriyorum.''

''En iyisini yaparsın Nisan Aydın. Ayrıca bu iş burada kapanmamalı. ''

''Açım biliyor musun?'' dediğin de gözlerimi devirdim ve sağlam kolunu tuttum. Mutfağa geldikten sonra servisleri hazırlamaya başladım. Ona tabağını uzattıktan sonra kendime de bir miktar alıp çaprazına yerleştim. Nisan yemeye başladığın da aklım allak bullaktı.

Doruk neredeydi ayrıca? Neden gitti ki? O normalde en ufak bir şey de gitmezdi ya da kaybolmazdı ortadan.

Dakikalarca Nisan'la yedikten sonra saate baktım beşe geliyordu ve hava kararıyordu. Nisan'la buradan sağlam çıkamazdık mecburen Doruk'u bekleyecektik. Nisan'ın o kadar ikazlarına rağmen Doruk'u aramamıştım. Geleceğini biliyordum. Tamamiyle gece olunca Nisan'a her zaman uyuduğum odama getirdim ve ilaçların etkisiyle uykuya daldı. Üzerini örttükten sonra salona çıktım ve uzandım. Uykum vardı ama uyuyamıyordum. Sinirle üzerimde ki örtüyü ittirdikten sonra doğruldum ve eve baktım. Asla yukarı kata çıkmayacaktım. Doruk ağzımın payını vermişti. Çıkmakta istemiyordum, sadece bir an önce eve gelmesini istiyordum. Tırnaklarımı yemeye başladığım da içimden bir küfür ederek dudaklarımda ki ellerimi çektim. Kapı sesi duyulduğun da kalktım ve kapıya doğru koştum. Açtığım da Doruk kapının ağzında ki anahtarla dibime kadar geldi. Onu tuttuğum da pahalı içki kokuyordu.

İçmişti.

Doruk kısa bir kahkaha attığın da gamzesi belirginleşmişti.

''Doruk bu ne hal?'' dediğim de doğruldu ve kolunu omzuma atarak beni kendine çekti. Onu yürütmeye başladığım da ayaklarını hareket ettirdi. Sarhoştu ama bilinci kaybolacak derece de değildi. Yine yıkılmıyordu.

Hole girdiğimiz de şarkı mırıldandı daha sonra merdivenlere adım attı. Beraber çıktığımız da zorlansam da sonunda geldik. Onu o gece o kızla gördüğüm kapıya yürüttüğüm de ıslık çaldı.

''Arya'mız odamı da biliyor ha? Ben yokken neler yapıyorsun evde acaba.'' dediğin de sabır dilenir gibi başımı salladım.

''O gece bana onca ağır lafı dediğin de odamda zırlıyordum. Birkaç kadın sesi duyduğum da geldim ve aralıklı kapıdan seninle o kızı gördüm.''

Doruk durdu ve bana baktı.

''Seni gerçekten üzdüm mü o gece?''

Kapıya uzanıp açtığım da ışığı açtım ve Doruk'u içeriye çekeledim. Doruk yine durdu ve omzumda ki elini bana doğru çevirdi. Ona döndüğüm de hareketsizce bakıyordu.

''Sana o kadar şey yapsam da en son üzülmeni isteyen son kişi yine ben olurum.''

Kalbimde ki şey yankı yapacak şekilde kahkaha attı ve şarkı mırıldanarak tırmanmaya devam etti. Doruk yatağa düşüp gözlerimi kapadığın da nefesimi dışarı verdim. Bugün oldukça tuhaftı sürekli Doruk Yılmaz'ın iltifat yağmurlarını tutulmuştum. Sarhoş olduğu için de saçmalıyordu.

Doruk Yılmaz hayatıma bir an da düşen depremdi ve beni yaralayarak üzüyordu.

Üzerine örtü örttükten sonra kapıyı sessizce kapadım ve soğuk koridordan ayrıldım. Merdivenlerden indikten sonra gözlerime düşen uykuya bir saniye diyerek Nisan'ın uyuduğu odaya geldim. Üzerimde ki kapşönü çıkardıktan sonra ayakkabılarımı da çıkardım. Sol tarafa geçerek yorganın altına girdim ve uykuya kollarımı açtım.

Uyandığım da cebimde ki telefon titriyordu. Uykuyu gözlerimle elimi cebime sokup çıkardıktan sonra bir elimi yumruk yapıp sol gözümü ovaladım. Ekranda Bade'yi gördükten sonra saatin erkenliğine baktım ve gözlerimi devirdim. Açtığım da Bade anında konuşmaya başladı.

''Süpersiniz siz ya. Süper. Cuma gününden beri ortalıkta yoksun. Okulun müdürü bana bir görev verdi okul için düzenlenen pikniği ben organize ettim. İki gündür sizden bir haber yoktu ve yanımda sadece Kerem vardı. Onunla beraber hazırladım. Şimdi de birazdan gideceğiz. Piknik düzenlemesine o kavga ettiğimiz kızlar bile geliyor ama siz yoksunuz. Bravo ya! Ben Nisan'ı aramasam o anlatmasa hiçbir şey bilmeyeceğim. Evine geldim dün sabah gelmediniz. Harikasınız tamam mı?'' dedikten sonra suratıma kapattı. Bade birkaç saniye de o kadar hızlı ve öfkeli konuşmuştu ki anında uykumdan ayıldım ve yanımda uyuyan Nisan'ı dürttüm. Uyandığın da ben çoktan hareketlenmiştim.

''Bade aradı, ağlıyordu resmen. Piknik mi ne düzenlemiş. Üç gün yoktuk ortalıkta. Yalnızmış. O kavga ettiğimiz kızlar bile geliyormuş. Ah, Bade sana demedi mi? Ayrıca dün sabah bizi beklemiş evde. Nasıl sinirli var ya.'' dedikten sonra diğer ayrıntıları anlattım. Nisan'a telefonundan Kerem'i arattırdıktan sonra adresi aldık ve yeterli bilgiyi de edindik.

İki günlük bir piknikti ve her şeyi Bade hazırlamıştı. Önce eve gitmemiz lazımdı, gerekli eşyaları hazırladıktan sonra da derhal orada olmamız lazımdı.

''Sen Doruk'u kaldır ben hallederim burayı.'' diyen Nisan'a başımı salladım ve merdivenlere sesli şekilde tırmandım. İçeri girdiğim de yatak da Doruk yoktu. Başımı çevirdiğim de banyodan sesler geliyordu. Doruk'a seslendiğim de su durdu ve birkaç dakika sonra belinde havlusu ile Doruk çıktı.

Vücudunun kusursuzluğu karşısın da içimde ki sürtük beni itti ve öne atılarak onu izlemeye başladı. Yerde ki zemine bakarak kafamı dağıtmaya çalıştım. Bilerek yapıyordu.

''Eve gitmemiz lazım, Bade için. Yani şey piknik var. Bırakır mısın?'' dediğim de kaslı kolunu kaldırdı ve saçlarına getirdi. Başını salladıktan sonra gözlerimi vücudundan çekerek hızlı adımlarla odadan çıktım ve az önce ki görüntüyü unutmayı umarak aşağı indim. İndiğim de Nisan salondaydı, bizi bekliyordu.

''Benim valizimde ki birkaç kıyafeti koyarız, sen de ilave edersin. İki gün zaten. Öküz Bade'nin gönlünü alalım da, geliyor mu?''

Başımı salladığım da birkaç ayak sesleri geldi. Kafamı çevirdiğim de Doruk kot bir pantolon giymişti ve üzerine beyaz bir tişört almıştı. Koyu bir ceket takmıştı, saçlarıyla da uğraşmıştı. Elinde orta boyutluk da bir çanta vardı.

O da mı geliyordu?

''Sen de mı geliyorsun?'' dediğim de Nisan kıkırdadı. Kulağıma eğilerek konuştu.

''Sevgilinden o tuhaf bakışlarını çek, o zaten senin.'' dediğin de Nisana kısa bir cimcik attım.

''Evet minik, düş önüme. Benden kurtulamazsın.'' deyip bize bakarak gülen Nisan'a göz kırptı.

Dışarı çıktığımız da hava güzeldi. Ekim ayın da ne pikniği anlamamıştım ama Bade planladığı için paşa paşa gitmemiz lazımdı. Arabaya yerleştiğimiz de Doruk uzanarak torpidodan çakmağını aldı. Uzandığı için benimle yakınlaşmıştı. Kokusu burnumu doldurunca dudaklarım kıvrıldı.

Bu kadar kusursuz olmayı nasıl beceriyordu?

Nisan erken saatte kalktığımız için gözlerini dinlendiriyordu. Piknik için hareketlendiğimiz de birkaç saat de olsa uyuyacaktım şimdilik uyumamayı tercih ederek yolu izledim. Doruk hızlı sürdüğü için yetişirdik sanırım. Cebimde ki telefon titreyince Bade sanarak hızlıca gün yüzüne çıkardım ve ekran da Demir'i gördüğüm de somurttum.

''Efendim Demir.''

''Arya, seni göremedim. Bir sorun mu var?''

Bana bakan Doruk'a kısa bir bakış atarak bilerek sırıttım.

''Yoldayız, Nisan kısa bir kaza geçirdi onunla uğraştık. İyi ama.''

''Geçmiş olsun. Bak Sarp'ın şu an iğrenç dansını izlemeye mağruz kalıyoruz. Gel kurtar bizi.'' dediğin de içten bir gülüşle sırıttım. Bu hoşuma gitmişti. Onların yanında kafamı dağıtırdım, en iyi arkadaşlarım onlardı. Kesinlikle bu piknik iyi bir şeydi.

''Geliyorum tutun onu.'' dedikten sonra telefonu kapattım ve sırıtarak cebime koydum.

Arabadan çıkıp uyuyan Nisan'ı uyandırmayı eleyerek arabada beni bekleyen Doruk'a da bir şey demeyerek girişe girdim. Kapıyı tıklattığım da kapıyı Elif abla açmıştı. Ona sarıldıktan sonra sorularını da cevaplayarak valizimi hazırlamaya koyuldum. Kışlık kıyafetler koyduktan sonra spor ayakkabı da koydum. Elif abladan saklama kabında o mükemmel yemeklerini de rica ettikten sonra telefonumu şarja koydum. Yanıma şarjı doldurulmuş iki batarya da aldıktan sonra önlemimi aldım. Üzerimdekilerden kurtulduktan sonra bir tişört giydim. İçime de salaş bir hırka aldıktan sonra taytı da bacaklarıma geçirdim. Beyaz spor ayakkabıları da ayağıma geçirdikten sonra banyoya girdim. Banyo yapmam imkânsızdı. Ama şu saçları yıkamam lazımdı. Sıcak su ile iki şampuanladıktan sonra saçlarımı yıkadım. İki dakika sonra doğruldum ve havluyla kuruttum. Tarakla taramaya başladığım da içeri Elif abla girdiğin de elinde ki kapları bir poşete koydum ve valize yerleştirdim. Teşekkür ettikten sonra valizi çekeleye çekeleye beraber çıkışa getirdik ve kapımı açtı.

''İyi eğlenceler kuzum.'' diyen Elif ablaya öpücük yolladıktan sonra valizi iki elimde girişe kadar getirdim. Doruk arabadan çıkıp elimden aldığın da gücü bitmiş kollarımı salladım. Anlamıyordum çok mu koyuyordum? Çok ağırdı. Doruk yerleştirdikten sonra arabaya yerleşerek esnedim. İçerisi sıcaktı, dışarısı da güneşliydi. Islak saçlarımın kurumasını umarak gözlerimi kapadım.

Uyandığım da Nisan beni dürtmüştü. Etrafa baktığım da Doruk çoktan valizleri götürüyordu ve topluluğa yaklaşmıştı. Nemli saçlarımı geriye attıktan sonra esneyerek kalktım. Kollarımı kaldırarak gerildiğim de ileri baktım. Büşra ve Selin'de gelmişti. Ve bize bakıyorlardı. Onu en son bu kavga da görmüştüm. Nisan'ın kolundan tutarak yürüdüğümüz de Selin'in yüzünde iz vardı.

Vay be.

Gerçekten yüzüne bir yumruk patlatmıştım.

Bade bizi görünce sesli kahkaha atarak geldi ve sarıldı.

''Duygu sömürüsü yapmak her zaman işe yarar.'' dedikten sonra gözlerimi devirdim. Nisan'a uzun kollu giydirdiğimiz için kolu gözükmüyordu ama kaldıramadığını biliyordum. Ona dikkat etmemiz lazımdı.

''Niye iki gün piknik ayarladın?'' dediğim de Bade dudaklarını araladı.

''Tayfun hoca öyle istedi. Akşama doğru çadırları kuracağız. Ve sakin olun yanımda iki çadırla geldim. Biri Nisan ve ben diğeri Doruk'la sen. Çok zekiyim değil mi?'' dediğin de yüzüme bir sıcaklık bastı.

Doruk'la beraber mi uyuyacaktım? Kafamı salladıktan sonra bir bahane bulurum edasıyla o durumu ileri iterek Doruk'u aradım. Etrafa baktığım da gölün kenarın da sigarasını içiyordu. Yanına Selin gelince gülerek onunla bir şeyler konuştu.

Yanlarına doğru yürüdüğüm de Selin bir şeyler fısıldıyordu ama Doruk onu dinlemiyordu.

Selin benim düşmanımdı ve rol de olsa sevgilime uzanıyordu, buna asla izin vermezdim. Ben bıraksam bile içimde ki sürtük bırakmazdı.

''Doruk.'' dediğim de ikisi de bana döndü. Doruk yürüyüp elini omzuma attıktan sonra dudaklarını saçlarıma dokundurdu.

''Hasta olmak mı istiyorsun sen?''

''Niye?''

Sinirle güldü ve elinde ki sigarayı yere attı.

''Saçların ıslak aptal, farkındasın değil mi?'' deyip ceketini üzerimde ki hırkaya aldı ve uzun saçlarımı ceketinin içine aldı.

''Arabaya yürü.'' dediğin de kaşlarım çatıldı.

''Araba da ne yapacağız?''

''Eğer istediğim olsaydı, onu araba da yapmazdım.'' dediğin de omzuna vurdum. Bu söylediği şey kızarmama yol açtığı için içimden kendime bir küfür ettim. Doruk elimden tutarak beni arabaların olduğu yere getirdiğin de içeri soktu.

Isıtıcıyı açmaya başladığın da biraz mayıştım.

''Biraz bekle, o ıslaklık gitsin.'' dedikten sonra arabadan çıktı ve ağaçların arasına dalarak ortadan kayboldu. Saçlarımı iyice yayıp beklediğim de uçlarımda ki koyu siyahlık çekildi ve normal bir siyahlık aldı. Aynadan baktığım da kabarıyordu. Artık kurumuştu.

Tokayı alıp güzel bir şekil yaptıktan sonra yüzüme baktım. Suratım bembeyazdı ve kireç gibiydi. Gözlerimin altın da izler vardı. Uykum hala vardı, yorgundum ve dengem düz değildi.

Isıtıcıyı kapattıktan sonra arabadan çıktım. Hava yavaş yavaş kararıyordu ve herkes çadırlarını yapmaya başlıyordu. İleriye baktığım da Doruk çoktan hazırlamıştı ve telefonla konuşuyordu, biraz sinirliydi. Edebiyat öğretmeni Tayfun hoca ise bir türlü yapamıyordu ve hayıflanıyordu. Bu komikti.

Sarp'lara doğru yürüdüğüm de Sarp kedi miyavlaması sesi çıkardı.

'' Demir çocukken kedilerden korkardı. Biliyor musun Arya?'' dediğin de Demir'e bakarak güldüm.

Yerde elinde çekiçle doğruldu ve elinde ki çekici ona doğru salladı. Geri işine koyuldu. Sarp yine miyavlayınca Demir bir küfür savurdu.

Sarı saçlarını okşadıktan sonra Sarp işini bitirdi ve yanıma geldi.

'' Nerelerdeydin Arya hazretleri, Demir sürekli başımın etini yiyor. Arya da Arya diye. '' dediğin de Demir ayağıyla Sarp'ı uyardı. Sırıttığım da Doruk'a döndüm. Hala telefonla konuşuyordu ve sinirliydi.Sarp oraya baktığımı görünce başını salladı.

''Anladım, Doruk'laydın.'' dediğin de başımı salladım. Demir pür dikkat kendini işine vermişti ve eğlenen suratı bozulmuştu. Sarp onu teselli etmek için yanına gittiğin de Doruk'un yanına gitmeyi düşündüm. Doruk elini tehdit eder şekilde sallayarak ormana yine daldı. Oldukça sinirli bir telefon görüşmesi yapıyordu.

Göle doğru yürüyüp onu izledim. Gözden kaybolduğun da Selin ve Büşra'nın kahkahaları midemi bulandırdı. Nisan ve Bade sessizce konuşarak işlerini yapıyorlardı. Nisan olanları anlatıyordu sanırım. Biraz daha ileri baktığım da Kerem sigarasını içerek yaptığı çadıra bakıyordu. Ömür ve Yağız ateş yakmış beraber oturarak resim çekiliyorlardı. Ekin ve Hazal'da Sarp'ların yanına gidiyorlardı. Adını bilmediğim diğer kişiler de kendi gruplarıyla takılıyordu.

Her şey normaldi.

Göle biraz daha yaklaşarak bizimkilerin görüş mesafesinden çıktım ve gölün sonuna uzanan yere çıktım. Aşağı baktığım da birkaç metre mesafe vardı ve göl karanlıktı.

''Çok derin bir göldür.''

Dikkatim dağıldı ve Tayfun hocaya döndüm.

''Buraya düşen çoğu kişinin cansız bedeni bulunamamış. Biliyor musun?'' dediğin de anlamayarak başımı salladım.

''Bilmiyordum.''

Elini gün yüzüne çıkardığın da bir ip vardı ve onunla oynuyordu.

Ellerimi kollarıma buluşturup yutkundum ve öylece durdum.

''Aslında ben bir Edebiyat öğretmeni değilim. Önceden öyleydim ama sonra değiştim. Nasıl biliyor musun? Birisini öldürerek.'' dediğin de ona doğru döndüm. Dediklerinden hiçbir şey anlamıyordum. Şaka yapıyor gibi hali yoktu. Siyah giyinmişti. Ellerinde siyah bir eldiven vardı ve ipi sıkı tutuyordu. Önünden geçmek için gittiğim de iki kolumu tuttu ve beni göle doğru çevirdi.

''Ölüm nedeni zaman içinde unutulur.''

Dedikten sonra ipi hiç zorluk çekmeden boynuma getirdi ve çekmeye başladı. O an hissettiğim şey dehşetti. Gözlerimin önünde babamı görünce gözlerim dolmaya başladı. Onu da iple boğarak öldürmüşlerdi. Onunla aynı duyguyu tadıyordum. Vücudum alarm içinde gibiydi, sesim boğuk çıkıyordu. Bağırmak istedikçe daha çok batıyordum.

''Yalnızca o tek sözcük kalır.''

Dediğin de yanaklarıma sinen yaşlarımı aldırmayarak panikle yere diz çöktüm. O da benimle çökmüştü ve daha sıkı çekti.

''Öldü.''

Gördüm ki hikayeye beklenen ilgi var, ben de bekletmek istemedim ve hemen yayınlamak istedim. Oy ve yorumlara ihtiyacım var ya da iyi şeylere. Şu sıralar dediğim gibi önden bölüm yazıyorum aynı zaman da tek bölümle uğraşmıyorum, sınavım var ve ona yoğunum. Ne yaparsam yapayım şu hikayeden de kopamıyorum. Burada benim ilkim Siyah Gölge.

Oldukça da değeri çok büyük. Bu yüzden çok titizlikle yazıyorum ve yazmadan önce saatlerce düşünüyorum. Çünkü önemli. Sizin gibi.

İyi okumalar Doruk Yılmaz'ın kusursuzları.

Sonra ki bölüm de görüşmek üzere.


Continue Reading

You'll Also Like

265K 14.5K 53
"Bir Anlık Yayın, Bir Ömürlük Hikaye" Asena, üniversite sınavları, ders notları ve arkadaşlarının dertleri arasında kaybolmuş kendi halinde bir genç...
483K 20.7K 37
Arkadaşınız yerine okulun sahibine mesaj attığınızı bir düşünün...
850K 38.9K 51
05**:Seni bırkamak benim için intiharla eş değer. Bu ihtimali kafandan sil. 05**:Sen benim yaşam kaynağımsın ve seni kazanmak için nelerden vazgeçeb...
1.3M 86.4K 70
(NOT: BU NOT SON ZAMANLARDA, YENİ OKUYUCULARIN YORUMLARI BAZ ALINARAK EKLENMİŞTİR, LÜTFEN OKUYUN! Ergenlik dönemimde başladığım kitap olduğu için ku...
Wattpad App - Unlock exclusive features