(Y/N) Bütüüüün yorumlar için çooooook teşekkür ederim. Daha çok yorum yaparsanız çok mutlu olurum *-*-* Ben hala 8. bölümü yazıyorum. Bu aralar durgunluk geldi yazamıyor gibiyim. Düşüncelerinizi önerilerinizi paylaşırsanız çok sevinirimm *-*-*-*
Medyada SeSooKai üçlüsü var acaba üçlümü olsa :D
Beni SeSoo'yu ve Fic'imi seviiiin *-*-*
6. Bölüm
-Ertesi gün cumartesi Oh Sehun-
Yarı baygın uykusundan Sehun'u uyandıran kuş sesleri olmuştu. Ne kadar da sevimli değil mi? Ama lanet olsun ki değildi. Çünkü kapalı penceresini bile aşarak kulağına doluşan kuş sesleri lanet kargaların sesleriydi. Kabus gibi. Sanki yeterince zor bir gece geçirmemiş gibi bir de evinin önündeki ağaca tünemiş sikik kargalar kulaklarını sağır etmeye çalışırcasına bağırıyorlardı. Resmen sürüklenerek yataktan kaldırdı taşımakta zorlandığı bedenini. Pencerenin önüne gidip açtı. Sanki inatlaşır gibi kargalara doğru keskin bir çığlık kopardı. Evet kargalardan artık eser yoktu ama bütün sokak delirmiş gibi Sehun'a bakıyordu.
"Ne var lan! Sanki şehrin göbeğinde karga olması normalmiş de benim buna sinirlenmem anormalmiş gibi ne bakıyosunuz?"
Küfrederek pencereyi kapattı. Saçlarını karıştırarak banyoya yöneldi. Bugün hafta sonuydu ve Sehun'un ne yapacağı ile ilgili tek bir planı vardı. Bütün gün evde pineklemek. Banyoda aynaya bakarken yine o baykuş gözlü çocuk takılmıştı aklına. Kara olanla gerçekten sevgili gibiydiler. Şimdi birde bütün okul onları sevgili sanıyordu.
"Hah! Ne dram ama!"
Seslice düşünürken suyu açıp küveti doldurmaya başladı.
"Bir kere ikisi birbirine hiçbir açıdan uymuyor bile. Baykuş çocuk beyaz. Benim gibi diğeri ise kömür gibi."
Suya girerek duş jelini boca edip köpürttü.
"Hem baykuş onu gördüğünde sinirleniyor. Belki de sapığın teki. Belki de Kyungsoo'ya türlü işkenceler yapıyor birlikte olmaları için."
Sehun bir şey keşfetmiş gibi sağ elini kaldırıp işaret parmağını salladı. Sonra duraksayıp elini suya vurdu.
"Ah kimi kandırıyorum ki o çocukta kendini kullandırtacak göz var mı?"
Tamam biraz korunmaya muhtaç gibi. Yani Sehun'a göre öyle. Ama yine de o ikisinin arasında garip bir ilişki var gibi. Üstelik Kyungsoo'da gördüğü dövmenin aynısından onda da var.
"Eiyy çift eşyası gibi çift dövmesi mi? Bu iğrenç."
Sehun sesli bir küfürle kendini suyun içerisine bıraktı. Bir dakika kadar suyun içinde kalıp nefes nefese dışarı çıktı. Kaç saat öyle suyun içinde kendi kendine konuştu bilmiyordu ama çıktığında midesi çoktan ben açım diye bağırmayı bırakmış kendi kendini yemeye başlamıştı. Beline sardığı havluyla mutfağa gitti. Dolabı açtığında beklediği manzara buydu ama umut ettiği manzara kesinlikle bu değildi. Sadece küçük bir şişe çilekli süt vardı ve tanrı bilir ne zamandan beri ordaydı. Giyinip midesinin isyanına son verecek bir şeyler almaya karar verdi. Kurulandıktan sonra altında düz bir kot ve üstüne beyaz bir tişört geçirdi, başına siyah kepini ters takıp üzerine siyah bir hırka aldı. Anahtarları da alıp evden çıkığında aklında hala baykuş gözlü çocuk vardı. Market yakın olmasına rağmen arabaya binmiş dalgınlıkla sürmeye başlamıştı. Fazlaca uzaklaştığını fark edince başını kaldırıp etrafa bakındı. Gözlerini kocaman açtı.
"Siktir. Ben buraya ne zaman geldim?"
Arabayı hiçte kibar olmayan bir biçimde durdurduğunda arkasındaki arabada büyük bir gürültüyle ona çarpmıştı. Çarpmanın etkisiyle çokta şiddetli olmayan bir şekilde başını direksiyona vurdu. Milyonuncu kez kendine küfrederken bir bu eksikti diye geçirdi içinden. Kaza yapmıştı. Üstelik Kyungsoo'nun kapısının önündeydi. Başının gerçekten belada olduğunu düşündü. Üstelik kırklı yaşlarda yaşına göre oldukça abartılı mini etekli, ayağındaki on santim topuğuna rağmen boyu 1.60 ı geçmeyen kaçık bi kadın camını yumrukluyordu. Emniyet kemerinden kurtulup bir eli başında arabadan indiğinde kesinlikle gerçek anlamda sıçtığını düşündü. Kadın susmaksızın bağırıyordu ve şimdiden etraflarındaki meraklı bakışlar çoğalmıştı. Ama Sehun asıl sıçtığının farkına, Jongin'le dışarı çıkan ve gürültüyü duyunca yanına gelen Kyungsoo'yu gördüğünde varacaktı. Kyungsoo arabadan sendeleyerek inen ve çoktan morarmış başını tutan Sehun'u görür görmez tanımış ve hemen yanına gelmişti. Sehun'sa şaşkınlıkta yeni bir boyuta atlamış uzaylı görmüş gibi kısa olana bakıyordu. Kalp şeklindeki dudakların oynadığını gördü. Ses gezegenlerce öteden geliyormuş gibiydi.
"Sehun iyi misin? Yaralandın mı?"
Diğer yandan yaşlı kaçık hala ses tellerini sonuna kadar zorlayarak bağırıyordu. Jongin ona döndü ve en baş döndürücü gülümsemelerinden birini sunarak elini uzattı.
"Sizinle benim ilgilenmemi ister misiniz küçük hanım?"
Sehun kusmak istedi. Gerçekten kusmak istedi çünkü kadın yüz seksen derece dönmüş, göz süzüp kompliman yaparak Jongin'e sulanıyordu. Jongin kendisine uzanan eli tutarak kadını uzaklaştırdığında Sehun'un bakışları kocaman gözlerle buluştu. Tam olarak o anda oldu olan. Kyungsoo'nun silueti gözlerinin önünden yavaşça silinirken 'Hey dur gitme nereye gidiyorsun' demek istedi Sehun. Ama zaten Kyungsoo'nun bir yere gittiği yoktu. Sehun'un tek eli tutunacak yer arar gibi havaya kalktığında Kyungsoo aceleyle kavradı sarışının süt beyazı elini.
"Sehun iyi misin? Bir şey söyle cevap ver."
Gözleri kayarak kapandığında bir sonraki adımı tahmin etmiş gibi kolunu beline doladı ve yerle buluşmadan önce kollarına aldı uzun olanı. Sehun için etraftaki herşey anlamını yitirdiğinde kısa olmasına rağmen taşımakta hiçte zorluk çekmeden kucakladığı çocukla beraber evine doğru yol almıştı. Jongin geride kalan işlerle ilgilenip kadını sakinleştirmiş. Arabalar çekiciyle gitmeleri gereken yerlere giderken kadını da taksiye bindirip göndermişti.
Sehun gözlerini aralayarak nerde olduğunu idrak etmeye çalıştı. Zihnine dolan son hatıralara bakılırsa olduğunu sandığı yerler ile ilgili birkaç fikri vardı. Ancak bunların hiç birinde burnunun dibinde ona endişeyle bakan bir Kyungsoo yoktu. Gözleri tamamen açıldığında göz göze geldiler. Birkaç saniyelik şaşkınlığın ardından Sehun hızla doğrulmaya çalışmış, ancak bu hareketi alnına buz koymaya çalışan Kyungsoo'nun burnuna kafa atmasıyla sonuçlanmıştı. Kyungsoo acıyla küfür ederken Sehun'un tekrar yatmasını sağladı.
"Derdin ne senin burnumu mu kırmaya çalışıyorsun?"
Sehun dilini yutmuş gibi Kyungsoo'ya bakıyordu.
"Ayıldı sanırım. Doktora götürelim mi Kyung?"
Sehun sesin geldiği yöne çevirdi bakışlarını. Bu da kimdi şimdi. Hemen başucunda Kris tek kaşını kaldırmış ona bakıyordu.
"Hey iyi misin ufaklık?"
Sehun kaşlarını çattı. O ufaklık falan değildi. Lanet, boyum bile uzun diye düşündü ama hala ağzını açıp tek kelime etmemişti. Kyungsoo buzu alnındaki morluğa değdirdiğinde titredi. Bakışları yeniden Kyungsoo'yu bulurken başını hafifçe sallayarak cevap verdi.
"İyi görünüyor hyung. Bir şeyler yediğine emin olduktan sonra ilaç veririm."
Kris başıyla onayladı.
"Benim çıkmam lazım Kyung gece gelmeyebilirim."
Hyung, Kyung Sehun bu iri yarı adamın Kyungsoo'nun hyung'u olduğunu düşündü.
O Krisi incelerken kapı açıldı ve esmer olan içeriye girdi. Sehun bedeninin gerildiğini hissetti. Jongin rahat bir tavırla yanlarına gelip elini Kyungsoo'nun omzuna koydu.
"Araba 2 güne hal olacakmış Kyungie."
Sehun gözlerini kıstı. Kyungsoo başıyla onaylayarak ayağa kalktı.
"Sehun sen yat ben sana yiyecek bir şeyler hazırlayayım. Jongin sende Sehun'u dikizlemeyi bırak ta benimle gel."
Mutfağa yöneldiğinde Jongin'de peşinden gitti. Sehun şimdi salonda ki büyük kanepede yalnızdı. Gözlerini etrafta gezdirirken tablolara takıldı bakışları. Yakından bakma dürtüsünü bastıramadığında yavaşça doğruldu. Hala biraz başı dönüyordu. Ama bunun sebebi başını çarpmış olması mı, yoksa burnundan silinmeyen bütün eve yayılmış Kyungsoo'nun tatlı çiçek kokusu mu emin değildi. Evin duvarlarına son derece uyumlu bir şekilde yayılmış tabloları inceledi. Bir öğrenci evi olamayacak kadar temiz ve düzenliydi. Merdivenin hemen yanında raflara sırayla dizilmiş fotoğraflar vardı. Birçoğunda esmer olanda vardı. Resimleri incelerken yüzünü buruşturdu. Ne kadar süredir birliktelerdi merak etti.
"Kalkmışsın?"
Sehun sıçradı. Kısa olan gülümsedi elindeki tepsiyle beraber kanepeye oturdu. Jongin gölgesi gibi peşinde dolanıyordu. Bu sarışını rahatsız etmişti.
"Gel çorba pişirdim et suyuyla."
Sehun resimlere arkasını döndü ve diğerlerinin yanına doğru yürüdü.
"T-teşekkür e-ederim"
Siktir kekelemiş miydi? Kyungsoo gülümsemesini genişletirken tepsiyi hemen yanına bıraktı.
"Kötü hissediyorsan söyle doktora gidelim."
Sehun yavaşça başını iki yana sallayarak kucağındaki tepsiye baktı. İlkti... Bu birisinin Sehun için ilk yemek yapışıydı. Titreyen elleriyle kaşığı kavramaya çalıştı. Başarısızlıkla sonuçlanan ilk denemenin ardından ellerini kaplayan başka bir el kaşığı ondan alıp çorbaya daldırdı ve kaşıkla dudaklarını dürttü. Kyungsoo dışında iki çocukta bu hareketine gözlerini irice açarak tepki vermişlerdi. Sehun gözlerini Kyungsıı'nunkilerden ayırmadan yavaş yavaş çorbasını içti. Jongin seslice nefes verdiğinde Kyungsoo onu görmezden gelmeyi seçmişti. Yemek bittiğinde Jongin huysuzca homurdandı.
"Bende acıktım bana da yemek yedir Kyungie!"
Kyungsoo gözlerini devirdi.
"Neden gidip biraz et almıyorsun? Evde hiç kalmamış ve canım et yemek istedi."
Neredeyse sevimli bir ifadeyle söylediğinde Jongin bütün sinirinin geçtiğini hissetti, diğer taraftan Sehun ise bütün kaslarının kasıldığını. Jongin sırıtıp ayağa kalktı Kyungsoo'nun yanağına sesli bir öpücük bırakarak küçük olanın küfrünü duymadan önce hızlıca evden çıktı. Kyungsoo derin bir nefes aldı.
"Uyumak ister misin?"
"H-hayır uykum yok."
Yine kekelediği için ceza olarak kendi bacağını çimdikledi Sehun.
"Uzun zamandır birliktesiniz galiba."
Sehun yeniden konuştuğunda Kyungsoo ona baktı.
" İki ya da üç yıl. Bir yerden sonra saymayı bırakıyorsun."
Kyungsoo gülerken Sehun bundan pek hoşlanmışa benzemiyordu.
"Uzun zaman olmuş evlenmeyi falan düşünüyor musunuz?"
Baykuş gözleri önce daha çok açıldı, peşinden gelen kahkahalar yüzündense şimdi tamamen kapanmıştı.
"Ben, Jongin, evlenmek"
Kahkahalar atarken zorlukla konuşmaya çalışıyordu. Sehun kaşlarını çattı. Bu kadar komik bir şey söylediğini sanmıyordu.
"Sevgili değil misiniz? Ah yoksa sadece kullanıyor musun?"
"Tanrım! Sehun bunu söylediğine inanamıyorum. Jonginle ben sadece arkadaşız. Ve kullanmakla ilgili söylediğin şey de neyin nesi?"
Kahkahalarını durdurmaya çalıştı. Sehun daha çok sinirlenmişti. Dudaklarını aralayarak konuşmaya başladığında çakan şimşeğin ışığıyla bütün odanın aydınlanması cümlesini çığlığa çevirmişti. Aceleyle kulaklarını kapatırken bir anda koltukta iki büklüm kıvrıldı. 'şimdi olmaz, şuanda olmaz hayır siktiğim şimşek te nerde çıktı biranda' korkudan sesi çıkmazken içinden bildiği küfür koleksiyonunu gözden geçiriyordu. Kyungsoo ne olduğunu anlayamadı önce. İçgüdüsel olarak diğer yanına oturdu ve kollarını korkudan top halini almış bedene sardı.
"Shh tamam geçti. Sakinleş bir şey yok sadece şimşek çaktı."
Cümlesini tamamlayamadan gökyüzü ikiye ayrılıyormuşçasına yankılanan gök gürültüsü oda da yankılanınca, Sehun'un ince dudaklarının arasından tiz bir çığlık yükseldi yeniden. Yağmur tüm şiddetiyle camları dövüyordu ve bu Sehun için hiçte sırası olmayan şeylerin başlangıç gibiydi. Korku ve titreme bütün vücudunu sarsarken oradan kaçmak istedi. Bedenini ayağa kaldıracak gücü bir türlü bulamıyordu ama gitmeliydi. Geldiğini hissettiği muhtaçlık damarlarını yakarak hızla ilerlerken ona burada yakalanmak istemiyordu. Siktiğim bir günde insan daha fazla ne kadar rezil olabilirdi ki? Kollarında ki beden titreyerek hırıltılar çıkartmaya başladığında Kyungsoo daha sıkı sarıldı. Başta bunun korkudan olduğunu sanmıştı. Bir nevi fobi krizi gibi bir şey... Ama çocuk sarsılarak titrerken Kyunsoo'ya bu hal tanıdık geldi. Tepsiyi kaldırıp Sehun'u yatırarak sakinleştirmeye çalıştı. Ama Sehun'un tek yapabildiği odaksız bakışlarıyla titremek ve kendi kollarına sarılmaktan ibaretti. Kyungsoo hızlıca hırkasını çıkartırken aklındaki şey olmamasını umut ediyordu. Düşündü daha önce hiç onu kısa kollu bir şeylerle görmemişti. Hırka yerle buluştuğunda Sehun'un kollundaki morluk ortaya çıkmıştı. Kyungsoo bunun anlamını biliyordu. Sinirden kızarmaya başladığını hissetti.
"Siktir Sehun bu boka nasıl battın sen!"
Sehun'dan cevap beklemiyordu. Uzun olan şuan sadece bir türlü sabit tutamadığı eliyle kolundaki izleri kapatmaya çalışıyordu. Karşısında telaşla koşturan çocuğa odaklanmaya çalıştı ama pek başarılı olduğu söylenemezdi. Boğazından yükselen hırıltılar ona bile yabancıyken baykuş gözlüyü korkutmaktan çok endişelendirdiğini hissetti. Elinin altındaki kolu zonkluyordu. Sarsılması bir türlü durmazken Kyungsoo'nun gözlerinin önünden kaybolduğunu fark etti. Kyungsoo telaşla ne yapacağını düşünmeye çalıştı. Ayağa fırlamış ileri geri gidip duruyordu. İhtiyacı olan şeyi veremezdi Kyungsoo evinde uyuşturucu taşımıyordu. Kendisine güvenmediği için tabiki... Ne yapacağı aklına geldiğinde kendisine küfrederek odasına koştu. Ortalığın dağılmasını önemseyecek haldeydi. Hızlıca çekmeceleri açarken bir süredir kullanma gereği duymadığı kutuyu buldu. Yeniden koşar adımlarla merdivenlerden ikişer ikişer atlayarak koltukta titreyen çocuğun yanına geldi. Tek kelime etmeden kutudan aldığı bir ilacı zorlukla açtığı ağzına bıraktı. Otoriter bir bakışla gözlerine baktı.
"Em onu."
Ne Kyungsoo başka bir açıklama yapabilecek haldeydi, ne de Sehun dinleyip idrak edebilecek kadar duru bir zihne sahipti. Sadece söyleneni yaptı. Dilinin üzerindeki minik beyaz hap dağılırken acımsı ilaç tadı yüzünü buruşturmasına sebep olmuştu. Tamamen yuttuğunda Kyungsoo bir battaniyeyle üzerini örtüyor ve başının altındaki yastığını düzeltiyordu. Neden diye düşündü Sehun. Bu yer cücesi baykuş gözlü şey neden ona yardım ediyordu ki? İlaç damarlarında yayılmaya başladığında titremesi durmuştu. Ama göz kapakları ona itaat etmeyi ret edercesine ağırlaşarak kapanmaya uğraşıyordu. Sehun son kez açık tutmak için onlarla savaşırken son gördüğü üzerine eğilen bir baykuştu. Başının üzerinde hissettiği birkaç saniyelik baskı Sehun'un kalbine daha önce hiç kimseden hissetmediği ve hiç kimseye karşı beslemediği o duyguyu işledi.
Şefkat...