Camdan Kalpler

By buketttdgny

3.1K 256 163

İnatçı, hayalperest ve geçmişi kırık parçalarla dolu bir kız... Umursamaz, asi ve geçmişi küçük bir çocuğun... More

TANITIM
1. Bölüm {Zorunlu Doğum Günü}
2. Bölüm { İlk Öpücük}
3. Bölüm {Talihsiz Karşılaşma}
4. Bölüm { Tavtık Savaşı!}
5.Bölüm{Bekle beni Antalya!}
6. Bölüm{Lan bu harita yanlış!)
8. {Tamam, gülün ulan!}
☺Yazardan Not☺
9. Bölüm {Ne ilacı bu?}
Ufacık Bir Not
10.Bölüm {Orman!}
Çoooook Önemli Bir Duyuru
11.Bölüm{2.Gün Partisi}
12.Bölüm {Has...Mayo?}
Yeni Yılınız Kutlu Olsun ^-^
TEŞEKKÜRLER
13. Bölüm {Çünkü sen farklısın... Özelsin...}
1 HAFTA ASKIYA ALINDI
14. Bölüm { Hastane }

7. Bölüm{seni havuza atarım}

117 13 6
By buketttdgny

Aslında iki gün önce paylaşacaktım yeni bölümü. ( bu yüzden neslisah_cakmak ve AZRAMUTLU78'den özür dilerim) Ama çok önemli bir sorunum var, Çağrı ve Can'a karakter bulamıyorum. Eğer aklınızda varsa lutfen yorumlara yazar mısınız? Gerçekten çok ama çok ihtiyacım var. ^_^ :'(
Multiye daha bir resim koymadım diğer bölüme kadar Çağrı ve Can'a bir karakter bulmayı umuyorum. O zaman ikisinide koyarım.

Yarım saat önce bot patlamış ve suya düşmüştük. Nehir bizi çok fazla sürüklemeden Doğa'nın çığlığı sayesinde bulmuşlardı bizi. Aksi takdirde boğulabilirdik. Şahsen ben iyi bir yüzücü olmama rağmen o düşüşle bolca su yuttuğum için nefes alamamış ve ölümle boğuşmuştum. Neyseki beni Çağrı kurtarmış ve dışarı çıkarıp derin bir nefes almamı sağlamıştı. 'Demek ki o kasları boşuna yapmamış' diye düşünmekten kendimi alamamıştım. Ve şimdi... Üzerimizde battaniye, koltukta oturuyoruz. Doğa çok korktuğu için o krizlerinden geçirmesine ramak kalmıştı. Fakat Selim hocayı ve ekibi görünce rahatladığı için krizi geçirmemişti. Yinede kendini çok iyi hissetmediği için Can ona kendi elleriyle su içiriyordu. Sanırım en çokta Doğa için korkmuştum. Yine o krizi geçirecek ve biz nehirde sürüklenirken hiçbirşey yapamayacağız diye çok korkmuştum. Benim kahramanım bugünlük Çağrı, Doğa'nın ki ise Can olmuştu. Aman, olmaz olsun öyle kahraman! Pis domuzcuk!

" Daha iyi misin Doğa?" dedi Can.

" E-evet teşekkür ederim." Deyip burukça gülümsedi. Doğa'ya dönüp 'evde bana herşeyi anlatacaksın' bakışımı attım. O da bana gülümseyerek 'anlatmazsam yaşar mıyım ki?' bakışı attı. 'tabikide hayır' bakışıyla sorusuna cevap verdim. Evet, biz bakışlarla konuşabiliyoruz. Zaten kankalık kurallarının 5. maddesi bunu gerektiriyor. Evet, bizim bir kankalık kural listemiz de var. Evet- Lan başlattırmayın evetlerinize!

Evet, sen tam bir salaksın!

Ay sen çok akıllısın!

İltifatına sadece ufacık bir tebessümle yanıt veriyorum.

Senin o tebessümüm benim neremde acaba? Ben göremiyorum ya hani?

Sus be gerizekalı! Sen ne anlarsın tebessümden! Somurtmaktan başka bildiğin var mı?

Mesela senden daha az konuşuyorum.

Ve Kumsal vurdu gol oldu! Şak şakşak! Yürü be Kumsal! Tabikide sustu benim susmak bilmeyen içsesim. Sustu!

*********

Omzumda bir el hissetmemle hışımla arkamı döndüm ve Çağrı'nın o çapkın sırıtışıyla karşılaştım.

" Seni kurtardığım için bana borçlandın. Zaten kürek çekmemizin karşılığı da olacaktı. Şimdi ikiye katlandı. Haberin olsun." Korkuyla yutkundum ama o hala bana bakıp sırıtıyordu. Birden sinirlendim ve kaşlarımı çattım.

" Ne çeşit bir manyaksın sen ya? Sapık mısın nesin belli değil zaten! Şimdi çekil şuradan!" yine aynı şekilde sırıtıp yoldan çekildi. Bende hışımla Doğa'nın yanına gittim. 'ne oldu' bakışını atınca 'yok bir şey' anlamında başımı iki yana sallayıp yapmacık bir şekilde gülümsedim. 'Peki' bakışını atıp otele giden servise yürüdük.

Otele gider gitmez kendimi yatağa attım. Bütün gün yaşadığım aksiyon bana yetmiş, yetmekle kalmamış artmıştı bile. Korkmuştum, Doğa için çok korkmuştum. Boğuluyordum, Çağrı tutmasaydı boğuluyordum. Gülmüştüm, Can yine bir şebeklik yapıp güldürmüştü bizi. Ve en sonunda da kurtulmuştuk. Cidden kurtulmuştuk. Şu an mı? Uyuyorum. Uyumaya çalışıyorum. Doğa'ya baktım. O uyuyordu. Rahat rahat. Üstümüzü örtmemiz için verilen pikeyle biraz daha savaştım ve en sonunda dayanamadım kalktım. Doğa'nın yatağında baya bir boşluk vardı. Nasıl bu kadar düzgün yattığı ise merak konusu! Yanındaki boşluğa yavaşça yattım. Uyanmamıştı neyse ki. Onun yanında çok fazla kıpraşmadım. Nasıl olduysa 5 dakika sonra gözlerim kapandı ve uyku beni kendine çekti.

*******

Bir 'küt' sesi ve popomdaki acı! Gözlerimi aralayıp nerede olduğuma baktım.

" Allah belanı versin Doğa! Hayvan gibi aşağı mı attın beni!"

" Valla gece sen benim yanıma gelmişsin. Nasıl yattıysan yatağın yüzde beşi bana kalmış ben de azıcık ittireyim seni dedim ve küt!" popomu ovalaya ovalaya kalktım. Allah'ım! Ne güzel başlamıştık güne(!) yatağımın başucundaki telefonumu elime alıp saate baktım. Yuh ya! Saat daha 8.00! Tekrar yatağa yattım ama olmuyor. Uyku muyku kalmadı insanda! Ben zaten bir kere kalkınca bir daha uyuyamam ki. Oflaya puflaya kalktım yataktan. Doğa da salonda televizyon izliyormuş. Salon dediğime bakmayın, otel apart apart yapılmış demiştim. Kapıdan içeri girince karşına salon gibi bir yer çıkıyor. Valla o salon değil derseniz anlarım ama umurumda değil. Bana göre koltuk takımı ve televizyon olan her yer salondur kardeş!

" Doğaa! Karnım aç benim hadi kahvaltıya gidelim."

" Tamam bende seni bek- Kumsal baykuşlu pijamalarınla mı geleceksin?" dedi beni süzüp. Üstüme baktım, cidden ben hangi kafayla pijamalı bir halde kahvaltıya gitmeyi düşündüm.

" Tam dur 2 dakika ya! Kafamı toparlayayım." Deyince göz devirip beni itekleye itekleye odaya soktu. Her zamanki gibi kıyafetlerimi kendisi seçti ayaklı sükse! Ben de o sırada lavaboya gidip işimi hallettim, yüzümü yıkadım. Soğuk su iyi gelmişti. Saçımı taradım ve sıradan ama güzel bir topuz yaptım. Tam çıkacakken Doğa benim için seçtiği kıyafetleri elime tutuşturdu. Onları da giyip çıktım lavabodan. Telefonumu cebime attım ve kapıyı çekip çıktık. Kilitleme gereği duymamıştık nedense. Bir yarım saat etrafta dolaştık ama hiçbir şekilde kahvaltı yerini bulamadık. En sonunda resepsiyona gidip sorduk.

" Hanımefendi, burada kahvaltı alanı yok. Müşteriler kendi yemeklerini kendileri yapıyorlar." Dedi. Başka zaman olsa bu uygulamayı hoş karşılayabilirdim ama şu an çok aç olduğum için en saçma mazeretle itiraz ettim:

" Ama bize yemeklerinizi kendiniz yapacaksınız demediler! Bizde hiçbir malzeme almadık bu nasıl yönetim!" diye bas bas bağırınca kadın da sinirlenmiş olacak ki bize " Kusura bakmayın hanımefendi, yapabileceğim bir şey yok! Her apartta zaten iki oda var. Yanınızdakilerden isteyin! Zaten size duyurulmuştu." Deyip bizi resmen kışkışladı. Sinirle odalarımıza -benim deyişimle evlerimize- döndük.

" İyi bari, ben şu yan komşularımızdan azıcık peynir, zeytin bir şey isteyeyim." Dedim.

" Ekmeği de unutma!"

********

Yan komşumuzun (!) zilini çalıp beklemeye başladım. 3. çalıştan sonra sonunda açıldı kapı. En şirin sırıtışımı takınıp tam durumumuzu anlatmak için ağzımı açmıştım ki gülümsemem yüzümde dondu kaldı. Yok artık!

" Çağrı?"

" Kumsal?"

" Çağrı?"

" Kumsal?"

" Çağrı?"

" Ne var Kumsal!" demesiyle irkildim. Ama yine de gülümsedim. Malum isteyecek kişi benim.

" Eee... şey... Çağrı?"

" Efendim Kumsal efendim!" dedi sinirle soluyup. Ama yapma böyle. İyice geriliyorum, zaten söyleyemeyeceğim.

En iyisi sen bir şey deme, git.

Bence de içses gidiyim ben. Ama ne diyeceğim. Niye geldiğimi söylemem lazım.

Kaç boşver.

Beni içsesimle konuşmamdan ayıran gözümün önünde sallanan el oldu.

" Kumsal! Kendine gel!"

" He evet, ne diyordum?"

" Niye geldiğini sormuştum sana ama sen sadece ' ee... şey..' dedin. Niye geldin artık öğrenebilir miyim?"

" Evet, ben şey için gelmiştim... Biz şeyi kendimiz hazırlayacağımızı bilmiyorduk o yüzden de şey almamışız. Bu nedenle şey hazırlayamıyoruz. Şeye gittik, o da şeyden isteyin dedi. O yüzden bende şey istemeye geldim. Bize biraz şey verebilir misiniz?"

" Söylediğin cümlenin Türkçesini rica edebilir miyim?" deyince söylediklerimin farkına vardım. Derin bir nefes aldım ve:

" Biz kahvaltımızı kendimiz hazırlayacağımızı bilmiyorduk o yüzden de kahvaltılık herhangi bir malzeme almamışız. Bu nedenle kahvaltı hazırlayamıyoruz. Resepsiyona gittik, o da 'yan komşunuzdan isteyin' dedi. O yüzden bende kahvaltılık bir şeyler istemeye geldim. Bize biraz peynir, zeytin, ekmek verir misiniz?" dedim. Aldı mı bunları bir gülme! Ama nasıl gülme nasıl gülme! Böğürüyorlar mübarek. Ah be, kim dedi sana anlat diye zaten! Kaçacaktın Kumsal kaçacaktın! Bak şimdi dillerine düştün. Sonunda Çağrı Bey (!) gülmeyi kesti de konuştu:

" Tamam yan komşum, tabi ki peynir, zeytin, ekmek veririz." Hadi babam baştan gül şimdi. Sabret Kumsal sabret. Başla saymaya 1, 2, 3, 4, 5 ,6 ,7 ,8 ,9 ,10...

" Tamam ama bir şartla..." dedi Çağrı parmağını sallaya sallaya. Birden sinirlendim.

" Bu ne ya? Her şeyiniz şart artık sizin. Ölmüş Türkiye ölmüş! Adam akıllı komşu kalmamış. Şurada insan gibi bir şey istedik değil mi?" diye bağırınca ortaya Can atladı.

" Bak, tamam. Veririz ama bizim de bir sorunumuz var. Çağrı da onu demeye çalıştı. Bizde malzeme var ama yapacak yok. O yüzden düşündük ki..."

" Biz sizin malzemelerinizle yemek yapalım, hepimizin karnı doysun. Öyle mi?" dedim lafını kesip.

" Evet, aynen öyle."

" Tamam, kabul. Ama kimde yapacağız?"

" Buyurun majesteleri, sizin mutfağınız kirlenmesin. Siz bize o şahane yemeklerinizi burada yapın." Diye yalakalık yaptı. İster istemez güldüm.

" Öf, Can, abartma! Altı üstü bir domates, salatalık doğrayacak." Dedi Çağrı göz devirerek. Tabi, böyle deyince insan ister istemez kırılıyor. Bende sinirlendim ve:

" İyi be! Ne yaparsanız yapın! Biz başkalarından isteyemiyoruz sanki! Zıkkım ye Çağrı zıkkım ye!" diye bağırıp yürümeye başladım.

Arkadan Can'ın ' aferin Çağrı, gül gibi yemekleri kaçırdın, aferin' seslerini duydum. Oh, canıma da değsin! Zıkkım yesin o domuzcuk!

Tam bizim evin zilini çalacaktım ki bir el beni belimden tuttuğu gibi kaldırdı ve omzunda aşağı doğru sarkıttı. O panikle çığlığı bastım tabi.

" Sus, sus! Sen kendin gelmezsen ben getirtirim Kumsal Hanım!"

" Ya manyak mısın sen Çağrı! Bırak beni!" deyip sırtını yumruklamaya başladım.

" Manyak değilim, sadece açım Kumsal. Ve şimdi sen Doğa'yı da çağırıp bize yemek yapmaya geleceksin!" deyince küçükçaplı bir kahkaha attım.

" Peki ya yapmazsam?"

" Seni havuza atarım."

" Yaaa! Yapamazsın ki..."

" Öyle de güzel yaparım ki..." deyip beni daha sıkı sardı ve yönünü değiştirdi. Nereye gidiyoruz? Lan yoksa...

" Ehehehe Çağrı?" dedim sesimi yumuşak bir tona alıp, 'ı'yı uzatarak. Ses soluk çıkmayınca bir kez daha seslendim ama yine bir şey demedi. Aha dur! Tanıyorum ben burayı. Sabah Doğa ile kahvaltı yerlerini ararken gördüğ- lan bura havuza gidiyor! Ve 5 saniye sonra şılap!

" Çağrı!" diye cırladım. Manyak herif ya! İnsanı kıyafetleriyle havuza atmak nedir? " Öldün oğlum sen, öldün!" ben tam havuzdan çıkarken o da atladı. Oo dayanamadı heralde beni yalnız bırakmaya, gönlü elvermemiştir. O da suya girince işim daha da kolaylaşmıştı. Sinsi sinsi sırıttım ve ona daha da yaklaştım. Ve bingo! Su savaşı!

" Kumsal 1, Çağrı 0"

" Şimdi görürsün sen sıfırı!" Ayy! Üstüme üstümegeliyor! Ne yapacağım ben içses? İçses? Aman sende en olmadık zamanlarda gelir,ihtiyacım olduğu zamanda ortadan kaybolursun zaten! Hep deliğinde kal, e mi!Çıkma bir daha, konuşma benle! İçseslikten red- lan bu çocuk hala bana geliyor! İçses n'olur yardım et, boğacak beni! Daha ölmek için çok gencim. Gluk!

Continue Reading

You'll Also Like

48.3K 5.5K 40
Gözlerimin karasına,bak kalbimin yarasına.
802K 36.6K 50
05**:Seni bırkamak benim için intiharla eş değer. Bu ihtimali kafandan sil. 05**:Sen benim yaşam kaynağımsın ve seni kazanmak için nelerden vazgeçeb...
660K 25.5K 42
Ben seni seviyorum...kardeşimden farksız o hem 5 yaş küçük...ufaklıkla ne işim olur... Dizlerimin üzerinde eğilip kapıya biraz daha yaklaştım.. -Bin...
388K 25.1K 36
dincerkoral: Talibim dincerkoral: Ödemeyi nasıl hallediyoruz? (17:47) efnn.art: Anlamadım, ne demek istiyorsunuz? (17:56) dincerkoral: Son yaptığın...
Wattpad App - Unlock exclusive features