Akşamın en güzel saatlerinde ay gururla oturuyor bulutlardan yapılma tahtında.
Yağmurdan sonra ılık bir Nisan akşamında, otoyolun kenarlarında baharın elçiliğini yapan bin bir türden çiçeklerin kokusunu duyabilirsiniz. Farların ışıkları altında yağmur damlalarının ıslattığı koyu asfalt yol, gökyüzündeki yıldızlara özenircesine parıl parıl parlıyor üzerindeki cam kırıklarıyla.
Cam kırıklarını takip ederseniz, hız tabelasının bükülmüş olduğunu göreceksiniz hemen. Tabelaya yanıp sönen farların yansıması düşünce, etrafa bakınıp ışığın kaynağını arayacaksınız büyük ihtimalle. Hemen solunuza bakarsanız görebilirsiniz, ters dönmüş arabayı. Tekerleklerinin hâlâ dönmekte olduğunu fark edebilirsiniz. Tedirgin bir iki adımla yaklaştıktan sonra biçimsiz arabadan yükselen melodiyi duyabilirsiniz.
Belki tanıdık gelir.
Erik Satie... Gnossienne No.1
Bir bahar akşamına yakışacak en naif melodi...
Omzunuza çarpan birisi arabaya doğru hızla yaklaşırken "Aman Tanrım!" diye bağıracak. Öyle şokta ki telefonunu çıkarıp ambulansı aramak istese de parmaklarının titreyişinden zor becerecek üç numarayı tuşlamayı. Hava yastıklarının ardında baygın bir şekilde duran adamın boynuna götürecek titreyen ellerini. Nabzı alınca derin bir nefes verecek, aynı sırada acil çağrısını yanıtlayan soğukkanlı bir sese sahip olan kadına anlatmaya başlayacak durumu.
Görmeyecek beni...
Sağ tarafı neredeyse tamamen ezilen arabada sıkışan bedeni siz görebiliyor musunuz?
Belki üzerimdeki beyaz elbiseden tanırsınız. Kanla ve yolun pisliğiyle eskisi kadar beyaz olmasa da duvağımdan ayırabilirsiniz beni. Çiçek buketim metrelerce uzakta, yolun unutulan bir kısmına fırlamış olmalı...
İlk tanışmamızın böyle olmasını istemezdim.
Fakat bizim hikâyemiz böyle başlıyor...
@1kimse Merak ettiğin hikâye, buyur!