MEFTUN

By smoke_happyhappy

1.6K 720 135

Hem öldürmek isterken, hemde yaşatmak istenir miydi? Yaşadıkları ölüm ve yaşam senfonisine 'AŞK' dahil olursa... More

1.BÖLÜM - YABANCI ŞEHİR
2.BÖLÜM - YENİ HAYAT
3.BÖLÜM - KAYBOLMUŞ RUHLAR
4. BÖLÜM - OKYANUS
5.BÖLÜM - TEHLİKE
6.BÖLÜM - ÇARESİZLİK
7. BÖLÜM - EZEL
9. BÖLÜM - KAN KOKUSU
10.BÖLÜM - SARIŞIN

8.BÖLÜM - TUTSAK

66 29 1
By smoke_happyhappy


Bölüm Şarkısı: Hurts - Mercy

Kalem mürekkebi oldukça kalemdi. Sözler anlam taşıdıkça sözdü. Müzik iyi hissettirdikçe müzikti. Yeminler yerine getirildikçe yemindi. İnsanlarda sevildikçe insandı. Her ne kadar doyumsuz ve gaddar varlıklar olsakta, değer verip sevdikçe insanlığı öğrenmiştik.

Aklımızda seyir eden fesatlığa ve kötülüğe rağmen yeri geldiğinde dayanışma içinde olup birbirimizin engellerini aştığımızda oldu, birbirimizin yolunu açtığımızda. Ancak dediğim gibi; insan her zaman doyumsuzdu. Her an daha iyisini ister, elindekiyle yetinmezdi.

İnsanlar nankördü. Yaratılışlarında kibir ve kin vardı. Marka, kıdem, para yarışları içlerindeki insancıl yönü köreltmişti. Şuan ise insan olmaktan başka her türlü şeyi yapıyorlardı. İnsanlık yoktu artık; kendi kendini karanlıkta bırakmaya çalışan bir avuç tutsak vardı...

Fazlasıyla tutsaktık aslında. Kendi içimizde, kendi zihnimizde, kendi kalbimizde... Bazende bir kitapta tutsak kalırdık. Belki kitabın sayfalarında, belki de kim bilir kitabın sonunda, o bembeyaz sayfada. İnsanlar kötü, onlar merhametsiz. Dünyayı çekilmez yapan bizdik. Kesinlikle bizdik.

İnsanların sevilecek bir yönü kalmamıştı aslında. Bazı şeylere ne kadar kör olsakta, hayatın içindeki kötülükler bariz bir şekilde ortadaydı.

Tutsaklığı yaşayan varlıklardık. Karanlık hayatın başrol oyuncusu bendim. Herkesin hikâyesi de farklıydı, tıpkı tutsaklığın hükmettiği ruhlar gibi...

Edebiyat öğretmeni elindeki kalemi bırakıp alkışlamaya başladığında tatmin olmuştum. Beğenmek zorundaydı. Çünkü bütün gece oturup bir kompozisyon konusu aramıştım. Bununla kalmayıp cümlelerle konuyu kağıda dökmüştüm.
"Tebrikler Irmak. Gerçekten çok iyi bir kompozisyon."
"Teşekkür ederim hocam."
"Bu kompozisyonu çıktı olarak al ve yarın bana getir."
"Peki."
"Serbestsiniz çocuklar." Daha birinci dönemi yarılamamıştık ve dersin bitmesine daha yirmi dakika varken serbest bırakmakta neyin nesiydi? Bütün gece kompozisyon yazmakla uğraştığım için fena halde uykum vardı ve gözlerim altındaki morluklar 'ben burdayım' diyordu. Başımı sıraya koyup gözlerimi kapattım. Sıra konforlu olmadığı için uyumama yardımcı olmuyordu. Uykusuz olunca acayip sinirli bir ruh halim vardı. Sinirle başımı kaldırdım ve Deniz'e döndüm.
"Tuvalete gidiyorum gelecek misin?!"
"Irmak kulağım sağır oldu. Niye bağırıyorsun be?" Dudağımı ısırıp etrafıma bakındım. Sınıftakilerin dikkati bendeydi.
"Geliyor musun?"
"Hayır, sen git." Bozulmuştu işte. Yavaş adımlarla tuvalete doğru yürümeye başladım. Gerçekten de uyku herşeydi. Bana kalsa bulduğum yere kıvrılıp uyurdum. Ama bu okulda pek mümkün olmuyordu. Suyu yüzüme çarptığımda istemeden de olsa ürperdim.
"Artık tuvaletlerde karşılaşmayı kesmeliyiz."
"Artık kızlar tuvaletine girmeyi kesmelisin." Eğer bir daha kızlar tuvaletinde görürsem farklı anlamlar yüklemeye başlayacaktım.
"Tek başına tuvaletlere girmeye kalkışan sensin."
"Niye normalde on kişiyle mi gidilir tuvalete?"
"Bilmem. Belki de sen öyle yapsan iyi olur."
"Senin saçmalıklarını dinlemek zorunda değilim. Beni rahatsız etmeyi bırak." diyerek çıkışa doğru yöneldim. Ama kolumun sımsıkı tutulmasıyla olduğum yerde kaldım.
"Demek seni rahatsız ediyorum öyle mi?"
"Evet rahatsız ediyorsun ve bu benim canımı iyice sıkmaya başladı."
"Demek ki amacıma ulaşıyorum." Amacın ne bilmiyorum ama biraz daha kolumu sıkmaya devam edersen koparacaksın.
"Bırak kolumu!"
"Bırakmıyorum."
"Bana bak benim sabrımı zorlama! Yeter!" kahkahası boş lavaboda yankılanırken ben değişken ruh haline şaşırmakla meşguldüm.
"Kızıl gerçekten çok komik oluyorsun."
"Ben burada gülünecek bir şey olduğunu sanmıyorum." kaşlarını kaldırıp gözlerimin içine baktı. İşte kendimi aciz hissettiğim anlardan birisiydi. Savunmasız ve güçsüz olduğumu mavilikleriyle yüzüme vuruyordu. Her geçen saniyede zihnim biraz daha benliğini kaybediyor ve kendini bilinmezliğe sürüklüyordu.

Maviliklere doğru dalarken sanki dünya durmuş, zaman boşa akıyordu. Bakışlarının altında ezildiğim her saniyeye karşı güçlükle durmaya çalışıyordum. Maviliği sadece öfkesini belli etmiyordu. Aynı zamanda içinde bulunduğum durumun kötülüğünü anlatıyordu. Küçümseyici bakışlarını gözlerimden ayırmadan konuştu.

"Çaresizlik insana herşeyi yaptırır. Ama senin akıllı bir kız olduğunu umarak çaresizliğini saklayacağını düşünüyorum. Çünkü inan bana bende içimdeki merhameti gün yüzüne çıkarmayacağım." Her kelimesine teker teker öfkesini dökmüştü. İğrenerek seslendirdiği bu cümleler; beynimin 'korku' diye adlandırdığı dürtüsünü uyandırmaya yetiyordu.

"Merak etme Sipahi. Şimdiye kadar merhamet kavramının sahiciliğini hiç hissetmedim. Bu vakitten sonrada hissedeceğimi sanmıyorum." ses tonumun soğuk çıkmasına özen göstererek, meydan okudum. Ancak neye meydan okuduğum hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ölüme? Acıya? Öfkeyle dolup taşmış bir okyanusa? Şuan uçurumun kenarındaydım. Ne oradan atlayabiliyordum, ne uzaklaşabiliyordum. Kötülüğün tiksindirici kokusu burnuma dolarken, henüz olacakları kestirecek durumda değildim. Ruhumda uyanan şüpheci hisler hiçte yardımcı olmuyordu.

Beynim jöle kıvamındaydı. Uyanık olmamama rağmen iliklerime kadar hissediyordum bunu. Görüş açımda hiçbir şey yoktu. Sadece beyaz... Sonra sislerin ardından bir gölge belirdi. Bu... Bu gölge, neredeyse aylardır hasret kaldığım, yokluğuna karıştığım bir insandı. Annem... Yavaş adımlarla bana doğru gelmeye başladı. Cesaret edip konuşmaya çalıştım.

"Anne?"
"Güzel kızım?"
"Anne sen misin?" Biraz daha yaklaştı. Artık yüzünü seçebiliyordum. Açık kahverengi saçlar, ela gözleri, kusursuz yüz hatlarıyla annem.
"Benim kızım, annen."
"Anne seni çok özledim."
"Bende seni özledim anneciğim." Ayaklarımı hareket ettirip koşmaya başladım. Ne kadar hızlansam da, yine aynı yerimde sayıyordum. Ya da annem benden uzaklaşıyordu.
"Anne gitme, bekle bende geliyorum."
"Güzel kızım benim. Korkma tamam mı?"
"Neden korkacakmışım ki? Sen buradasın."
"Ben her zaman seninleyim Irmak. Sakın kimsenin seni üzmesine izin verme. Söz verdiğin gibi. Hatırladın mı?"
"Hatırladım. Hatırlamaz olur muyum hiç? Ama yine de korkuyorum bu aralar."
"O çocuk, ondan uzak dur. Sana zarar verecek." Dedikten sonra yavaşça bedeni, o güzel yüzü kaybolmaya başladı.
"Anne! Dur! Yalvarıyorum dur!" Diye arkasından bağırırken, üçüncü bir ses dahil oldu bilinç altıma.

"Irmak, kendine gel! Uyan!" Sertçe sarsılırken, gözlerimi araladım. Deniz'in gözleri korkuyla aralanmıştı. Benim gözlerimi açtığımı görünce, nefesini sesli bir şekilde dışarıya verdi. Yavaş hareketlerle yatağın yanına çöktü ve saçlarını karıştırdı.

Ellerimi şakaklarıma götürdüm. Terden saçlarım alnıma yapışmıştı. Uzun zamandır kâbus görmüyordum.

"Eski günlerini mi özledin? Yine kim bilir ne düşündün de kâbus gördün." Deniz'in sesi duyuldu.
"Hiçbir şey düşünmedim." Diye konuştum suçluluk duygusuyla.
"Bak Irmak, ne zamandır bu şekilde bağırdığını duymadım. Hele dağılmış bir şekilde uyanman... Anlıyor musun? Yine mi başlıyor bu? Bak bana doğruyu söyle Irmak. Yine ba-"
"Ne saçmalıyorsun sen?! Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Saçmasapan konuşmayı kes artık aptal! Nasıl böyle bir şey düşünürsün." Ben bile sesimin böyle çıkmasına şaşırmıştım doğrusu.
"Tamam, sakin ol."
"Sakin falan olamam. Kalbini kırmadan git çabuk!" Dediğimde sessiz kalarak odadan çıktı.

Hayır, eski günler gelmedi. Yeniden yaşayamam o anları. Olmaz!

İçimde patlamayı bekleyen volkan küllerini çoktan gökyüzüne dağıtmaya başlamıştı. Grimsi düşüncelerim her bir hücremde ayaklanırken herşeyden habersiz olmam hayatın gerçekliğini vurguluyordu.

Nefes aldığım her vakit insanlar beni yanıltmaya çalışmışlardı. Doğruları yanlışa çevirmemde ayak diretmiş, fakat her seferinde olumsuz yanıt almışlardı. Ancak bu kez neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırt edemiyordum. Ya okyanusun hüzünlü ve tehlikeli maviliklerinde boğulacaktım. Ya da kanatlarımı çırpıp o maviliklere uğramadan uzaklaşaçaktım...

Uykusuz gecelerime dert edindim onun kelamlarını. Kelimeleri yaşam ve ölümüme dokunuyordu sanki. Dedim ya tutsaklık berbattı. Kendi içimde kaybolduğum yetmezmiş gibi bir de, bunlar baş göstermişti.

Kötülük kokuyordu mavi. Her tonuna hayran kaldığım maviden, şimdi eser yoktu. Günahsız maviler yoluma taş koymuştu.

Kıyamet yakındı benim için. Fırtına öncesi sessizlik ürpertiyordu. Ne dersem diyeyim, bu sessizlik zihnimde çığlığa dönüşecekti.

Herkes kendi içinde kıyametini yaşar. Benim kıyametim, gözyaşımı özgürlüğüne kavuşturduğum zaman olacaktı...

Ne yaparsan yap hayat. Umrumda değil. Sadece biraz daha izin ver yaşamama. Biraz daha müsade et bana. Umudum olması için. Belki, belki biraz daha neden verebilirsin bana. Biraz daha günah kazanmama aracı ol.

Bedenimdeki sevapları, ruhumdaki günahlarımla birleştirdim. Sonrası malûm. Sonrası hep günah arzular...

- BÖLÜM SONU  -

Arkadaşlar, size önereceğim bir kitap var. Çok yakın arkadaşım yeni bir kitap daha yayınladı. Adı 'INVISUS' . İlginizi çekeceğini umuyorum. İyi akşamlar...

Continue Reading

You'll Also Like

233K 14.1K 32
Kayıp balık: Vaktini böyle almak istemiyorum. Tuğrul: Ben vaktimi almanı istiyorum. ~ •Okul birincisi olan bir kız ve okula yeni gelip kızın birincil...
31.6K 284 11
Günlük hayatın akışını ve büyük sırları bir arada yürütmek mümkün mü? Aşk bütün sırları kaldırabilir mi? Kurallarını sen koymazsan, başkası koyar. ...
384K 23.1K 39
İtalya'ya dil geliştirmek ve ünlü moda tasarım şirketiyle çalışmak için giden İzge, havaalanında talihsiz bir olay yaşar. Tüm gerekli evraklarının ol...
398K 20.4K 51
17 yıllık hayatının yalan olduğunu öğrenen Mehir kendini tanımadığı bir çok yüzün içinde bulur. Geçmişi hiç iyi olmadığı gibi yeni ailesinde abileri...
Wattpad App - Unlock exclusive features