(Merhaba arkadaşlar, yeni Bölümleri hızlıca bitirip sizlere paylaşmaya çalışıyorum. İyi okumalar...
Oylarınızı ve desteklerinizi bekliyorum... İsterseniz karakterlerle ilgili resimler hazırlayıp bana göndere bilirsiniz seve seve kullanırım 💖)
Bugün hafta sonunun verdiği hazla güzel bir uykudan Kalktım. Banyoya gidip Yüzümü yıkadım ve aşağı kata indim. Ev sessizdi. Sanırım annem işteydi. Üvey babamdan ayrıldıktan sonra daha da işine konsantre olmaya başlamıştı. Annem üvey babamla evliyken onun çoğu kazancını hiç çalışmayan pislik herif ve oğlu yiyordu. Ne kadar utanmaz ve ahşalık heriflerdi. Bak yine sinirlerim tepeme geldi. Bunların hepsi geride kalmıştı artık. Biz annemle hep güçlüydük bundan sonrada böyle devam edecektik. Bundan sonra kimse bize zarar veremez ve hayatımıza karışamayacaktı.
Mutfağa geçip kendime güzel bir sandiviç hazırladım. Yanında portakal suyumu da koyduktan sonra hepsini tepsiye yerleştirip salondaki koltuğa geçtim ve yemeye başladım. Ne çabuk geçmişti bir hafta. Okula yavaş yavaş alışıyordum. Arkadaşlarım ve öğretmenlerim çok iyilerdi. Beni tek garip eden Çağataydı. Çok tuhaf bir çocuktu. Sınıflarımız aynı kattaydı. Onunla aynı okulda ve aynı katta olmak sanki aynı Sınıfta olmak gibi yakın oluyordu. Bir bakıyordum ki kendimi onun yanında buluyordum. Oysaki ben Alışık değildim böyle şeylere. Ne kocaman bir arkadaş ortamına ne de bana bu kadar garip gelen bir çocukla yakın olmaya hiç ama hiç alışkın değildim. Ya da ben alışmak istemiyordum çünkü ben kendi suyumda yüzmeyi severdim. Tuğçeyle bile bu zamana kadar çok yakın olmamışken artık onunlada Aramızdaki mesafe git gide azalıyordu. Kendi ışığımın Altın'da olmak sadece bana özel olsun istiyordum. Ama bu koskoca Şehirde buna imkanı yoktu. Çünkü biliyordum ki her yerden hayatıma yeni insanlar girecekti. Bunun bir kaçışı yok muydu?
Dün ise Yoğun bir gündü. Tüm derslerin Yarısı vardı ve ben kocaman bir ödevle yükümlüydüm. Canla olan provamız ise yarım kalmıştı. Çünkü ben adapta olamıyordum. ne yaparsam yapayım kendimi bu tuhaf duygudan arındıramıyordum. neydi bu? kıskançlık mı? ciddi olamazsın. bir insan birisini neden kıskanır ki? hemde saçma bir umuda kapılıp gitmek üzere olan birisine. belkide yanlış düşünüyorumdur. aşk; peşinden koşmak değil midir? tabikide kendime söylemiyorum. Çünkü buna cesaretim yok. Cesareti olmayan bir aşk var olur mu? Pek sanmıyorum. Mesela Tuğçe;Keremle 2 ay çıktıktan sonra ayrılan ama dahala onu seven Tuğçe. Tuğçeyle pek bunları konuşmazdık ama benim Cansuyla olan kavgamdan sonra herşeyi döktü. ayrılmaların sebebi de Cansuymuş zaten. Keremle aralarını bozan pis şeytan. fenada olmadı onu dövdüğüm. Nerde kalmıştık..heh en son bana yabancı gelen şu üç harfli kelimeden bahsediyorduk. Aşk,tanımlayamadığım bu şey kızlar tarafından hep kafamda dolanıyor. bana gerek yok ben böyle iyiyim. kimi kandırıyorum hiçte iyi değilim? korktuğum bir şey üzerine iyi olabilmek mümkün mü?
Telefonumun sesiyle düşüncelerimden ayrıldım ve arayan kişiye baktım.
"Efendim anne"
"Kızım şuanda çok önemli bir toplantıya girmem gerekiyor ama dosyalardan bir tanesi evde kalmış buraya getirebilir misin?"
"Peki anne, nerede bu dosya?"
"Odamda olmalı, ben sana adresi atarım lütfen acele et"
"Tamam annecim"
Telefonu kapattıktan sonra yarım kalan kahvaltımı masaya koydum ve oturduğum koltuktan kalktım. Yukarı çıkıp annemin odasında dosyayı aramaya başladım. Dosyayı bulduğum sırada telefonuma gelen mesaja baktım. Annem iş yerinin adresini göndermişti. Bende odama geçip üzerimi değiştirdim. Altıma siyah pantolonumu, üzerime de desenli kazağımı geçirdim. Hafif makyaj yaptıktan sonra çantamı da Alıp aşağıya indim. Kumbaradan biraz para aldıktan sonra ayakkabılarımı da giyip evden çıktım. Sokaktan geçen bir taksiye bindim ve annemin Gönderdiği adresi şöföre söyledim. Bugün şehrin Havası çok güzeldi. Herşey olması gerektiği gibiydi. Sakin ve huzur verici. Pencereyi açıp bu güzel Havanın kokusunu içime çektim. Ah İstanbul sen neydin böyle?
Araba durduğunda geldiğimiz yere baktım. Kocaman bir binanın önünde durmuştuk. Şöföre Parasını ödedikten sonra arabadan indim. Binanın üstünde kocaman bir yazıyla 'Çağ-Er Holding' yazıyordu. Işıklandırılması çok güzeldi. Binanın içerisine girdiğimde dışarı görüntüsünden daha çok etkilenmiştim. Her yerden modernlik fışkırıyordu. Bina 20 kartlıydı. Tam ortaya gelecek şekilde kocaman bir avize vardı. Ben gerçekten doğru yere mi geldim? Annem işinde gayet başarılıydı ama bu kadarını beklemiyordum. Sanırım güzel bir teklif gelecekti.
Bir kadın sesi duymamla düşüncelerimden ayrıldım ve sesin geldiği yöne döndüm. Düğmelerinin ilk dördü açık Beyaz bir gömlek ve altında siyah mini eteğiyle gayet seksi genç bir bayanla karşılaşmayı beklemiyordum. Gerçi buranın sahibi bir erkekse gayet beklenilecek bir şeydi.
Kadın
"Nasıl yardımcı olabilirim hanım efendi?" diye sorduğunda bende
"Senem Yıldırım'a bir dosya verecektim, ne tarafta acaba?
"Siz nesi oluyorsunuz?" dedi beni hain gözleriyle süzerek.
"Kızıyım" dedim sesimin net çıkmasına Özen göstererek.
"10. Katta sola dönün sağdaki ilk kapı olacak" dedi sevimsiz bir şekilde. Ne kadar gıcık bir tipti. Bende imalı bir şekilde
"Teşekkür ederim" diyip asansöre yöneldim. Asansöre bindiğimde bir kaç kişi vardı. Kendi katımın düğmesine basarak beklemeye başladım. Asansör 5. Katta durunca bir kaç insan dışarı çıktı. Kapı kapandıktan bir iki dakika sonra 8. Katta durduk ve geriye kalan bir kaç insanlarda dışarı çıktı. Asansörde bir ben kalmıştım. Kapıyı kapatmak için Düğmeye bastım. Kapı tam kapanacakken bir el engel oldu ve kapı geriye doğru açıldı. Karşımdakini ise görmemle şok oldum. Bu..bu Çağatay'dı. Onun burada ne işi vardı? Üzerinde siyah bir takım elbise vardı. Onu ilk defa böyle görüyordum. O da beni fark ettiğinde yüzünde kocaman bir şaşkınlık belirtisi bekliyordum ama yoktu. Yüzündeki bütün kaslar gergindi. Bir şeye sinirlenmişti sanırım. O koyu gözleriyle beni Yavaşça süzdü sonrada asansöre bindi. Yanımda Öylece duruyordu. Sanki beni tanımıyormuş gibi, sanki beni hiç öpmemiş gibi Öylece duruyordu. Amacı neydi bunun? Ona döndüğümde bana baktığını fark ettim. Ama Yüzünden hiçbir şey anlaşılmıyordu. Okuldaki gibi değildi. Yani okulda da böyle soğuktu ama bu bakışlar daha farklıydı. Şimdi ne söyleyecektim ben?
"Sen beni mi takip ediyorsun?"
Dedim bir anda. Gerçekten bu muydu? Onunla ilgili bir Sürü soru işaretleri varken kafamda ben bunu mu söylemiştim? Hadi bakalım şimdi nasıl kalkacaktım ben bunun altından?
Gözlerini gözlerimde sabitledi. Ben birşey sormamışım gibi
"Senin burada ne işin var?"
Dedi tehditkâr bir şekilde. Ne oluyordu şimdi bu?
"Şey..ben...SANANE!"
Verdiğim tepki karşısında gözlerinde bir an şaşkınlık yakalasamda o sinirli haline tekrar büründü. Ama bu sefer o kahverengi gözleri tamamen koyulaşmıştı. Birden yakınımda olan mesafeyi kapatarak Karşımda durdu ve üstüme geldi. Ellerini iki Yanıma sabitledi. Koyu gözleri ise gözlerime bakıyordu. Çok yakınımdaydı ve ben onun derin olan erkeksi kokusunu içime çekmeden duramıyordum. ilk defa onun kokusu benim içimde birşeyleri harekete geçirmeyi başarmıştı.
Kokusu adeta beni uyuşturmuştu.
"'Ne işin var burada' dedim" diye cümlesini yenilediğinde kendime geldim. Neden bu kadar tepki gösterdiğini anlayamamıştım. Hem ona neydi ki?
"Bende 'sanane' dedim" çok sinirlenmiştim.
Başını sağ yatırarak kıtlattı tekrar bana döndüğünde Bir eli Aşağıya doğru indi. Arkamda olan eli Yüzünden her yerimi ateş basmıştı. Birden asansörün durduğunu fark ettim. Asansörü mü durdurmuştu?
"Ne yapıyorsun?" Dedim endişemi belli etmemeye çalışarak.
"Cevabımı bekliyorum" dedi. Sinirli hali biraz geçmişti. Ama ben dahala neyin Kafasında olduğunu çözmemiştim. Ve bir o kadar da yakındı bana. Bende inadımı sürdürdüm.
"Seni ilgilendirmez" dedim sakin olmaya çalışarak.
"Burası benimse gayette ilgilendirir" dedi.
Ben söylediği şeyin şokundan çıkmaya çalışırken o dahala bana beklenti dolu gözleriyle bakıyordu.
Asansörün ışıkları git gide sönmeye başladığında benim bedenim endişeden korkuya bırakıyordu kendini.
"Şu asansörü çalıştır!" Dedim.
"Hayır" dedi net bir şekilde.
Ona yalvarmayacaktım. Müzik odasındaki Olanları çabucak unuttuysa bu korkumla kendi kendime baş edecektim.
"Sen bilirsin" dedim. Benden bu kadardı. Görecekti o şimdi gününü.