Solumdaki Devrim [Tamamlandı]

By Mrs-Alex

383K 25K 5.4K

Bir rüya gördüm, baba. Bir tarafı uçurum diğer tarafı sen. Nereye gideceğime karar vermek çok zor geldi. Ka... More

01 - "Yara"
02 - "Cehennem"
03 - "Masal"
04 - "Mesafe"
05 - "Bela"
06 - "Hiç"
07 - "Korku"
08 - "Kriz"
09 - "İtiraf"
10 - "Kaçak"
11 - "Günah"
12 - "Grev"
13 - "Korku"
14 - "Lunapark"
16 - "Cumartesi"
17 - "Kilit"
18 - "Deniz"
19 - "Karanlık"
20 - "Kaşağı"
21 - "Tutsak"
22 - "Kaktüs"
23 - "İmza"
24 - "Devrim"
25 - "Yetim"
26 - "Sonsuz"
"Camdan Kavanoz"
27 - "Nefes"
28 - "Ağrı"
29 - "Cennet"
30 - "Asla"
31 - "Meyus"
32 - "Denge"
33 - "Çöl Kuşu"
34 - "Nefret"
35 - "Karmaşa"
36 - "Melek"
37 - "Sergüzeşt"
38 - "Ayna"
39 - "Çöl"
40 - "Sonbahar"
41 - "Gökyüzü"
42 - "Vals"
43 - "Mahkum"
44 - "Kızılcık"
45 - "Kadın"
46 - "Mektup"
47 - "Mektup"
Solumdaki Devrim "Tanıtım"
48 - "Solumdaki Devrim"
49 - "Mektup"
50 - "Memleketim"
51 - "Hürriyet"
52 - "Dolambaç"
53 - "Değişim"
54 - "Yol"
55 - "Yakarış"
56 - "Mektup"
6 Mayıs 1972
57 - "Zafer"
58 - "Yıldız"
59 - "Ağustos"
60 - "Çiçek"
61 - "Ah"
62 - "Sevgi"
63 - "Gitme"
64 - "Güz"
65 - "Çizgi"
66 - "Mektup"
67 - "Umut"
68 - "Mektup"
69 - "Ölüm"
70 - "Mektup"
71 - "Gökkuşağı"
72 - "Final"
Özel - "01"
Özel - "02"
Özel - "Masal Şarkısı"
Özel - "03"
Özel - "04"
Özel - "05"
Özel - "06"
Özel - "07"
Özel - "08"
Özel - "09"
TEŞEKKÜRLER
Özel - "10"
Solumdaki Devrim Kitap Oluyor

15 - "Sevgili"

5.8K 369 32
By Mrs-Alex

"Tanıdıkça sever miydim, tanımadan sevdiğim bu adamı.. "


Gün ışığının rahatsız edici taraflarını gördükçe, karanlık her bir zerresi ile daha cazip geliyordu. Yine de bu benim sabahın erken saatlerinde kalkmama engel olamadı. Tüm gece ders çalışmamın en güzel tarafı sabaha kadar yanan soba olmuştu. Sıcacık odada yorganın da sıcaklığı ile daha da mayışıyordum. Kalkmak bir eziyet gibi geliyordu.

Homurdanarak yorganı ayağımla ittirdim. Ağrılarım ve morluklarım daha iyi haldeydi. Ama hala aynanın üzerindeki örtüyü kaldırmamıştım. Çıplak ayaklarımı sürüyerek odadan çıktım. Evin içinde derin bir sessizlik vardı. En ağır halimle banyoya doğru yürüdüm. Şansıma banyodaki soba da yanıyordu. Sıcacık bir duş almadan evden çıkmaya niyetim yoktu.

Banyodaki aynaya bir kere bile bakmadan hızla duşumu aldım. Odaya geçerken babamı, salonda bir elinde kahvesi ve gazetesiyle tekli koltukta otururken buldum. Saate bakılırsa büyük ihtimalle annem de şuan okuldaydı.

Üzerime koyu yeşil bir pantolon ile krem rengi bir kazak giyip mutfağa geçtim. Sınav haftası dokunulmazlığı ile sabah kahvaltı saatlerine yetişme zorunluluğum kalkmıştı. Bir ekmeğin arasına domates ve peynir koyup hala sıcak olan çaydan bir bardak alarak salona geçtim.

Babamın neşeli bir sesle "Günaydın," demesi günü tam olarak başlattı.

En az onun kadar neşeli bir tonla "Günaydın," diyerek karşılık verdim.

Üçlü koltuğa bağdaş kurarak oturduğumda babam elindeki gazeteyi kenara bıraktı. "Sınavlar nasıl geçiyor?" diye sordu. Sesindeki sert tonu bana kötü deme hakkını pek tanımıyor gibiydi.

Sınavlarım artık iyi geçmek zorundaydı. Alttan aldığım dersler benden çok babamın sinirini bozuyordu. Tüm hoş görüsüne rağmen Kemal Tekin'in asla çiğnenmeyecek kuralları vardı. "Güzel," dedim. Kısa ve net cevabıma başını sallamakla yetindi. Bu bir nevi bana uyarıydı.

Karnımı doyurduktan sonra çantamı ve montumu alarak evden çıktım. Durağa gidene kadar esen rüzgar sayesinde topladığım saçlarım dağıldı. Montun şapkasını kafama geçirip gelen minibüse bindim. Dalgın bir halde camdan yolları izlerken okul durağına geldiğimi fark ederek indim. Bahçeye girdiğimde gözlerim Ali'yi aramaya başlamıştı. İki gündür onu göremiyordum. Üstelik sınavlara da girmiyordu.

Binaya girdikten sonra ilk olarak kantine geçtim. Bir bardak çay alırken "Çok bencilsin. İkinci çay nerede?" diye eğlenceli bir sesle konuşan Ali Bozok tam arkamdaydı.

Ben hızla ona doğru döndüğümde o da kantinciden ikinci çayı alıp parayı bıraktı. "Neredesin sen?" Sesim anlamsız bir şekilde sert bir tonda çıkmıştı. Bunun için kendime kızsam da Ali çarpık bir gülümseme ile "Buradayım," dediğinde tüm kızgınlığım eriyip kayboldu.

Elindeki iki çayı gösterip "Gel," dedikten sonra arkasını dönüp yürümeye başladı. Üzerinde koyu yeşil montu, altında siyah bir pantolon vardı. Botlarının çamurlar içinde olması dikkatimi çekti. Ortalarda olmadığı zamanlarda ne yaptığını merak etsem de iç sesimi susturup peşinden gittim.

Arkadaşlarının olduğu masaya oturduğunda ben de yanındaki sandalyeye oturdum. Canan'ın gülen yüzü beni gördüğünde buz gibi bir ifadeye dönüştü. Dikkatimi Nevzat ile konuşan Ali'ye verip Canan'dan çektim. Gireceğimiz sınav üzerine yaptıkları eğlenceli kopya yöntemlerini gülümseyerek dinliyordum. Ali bugün farklıydı. Benim ciddi ve sert adamım gitmişti. En azından bugün daha çok gülümsüyordu.

Ben Ali'yi izlemeye dalmışken yanı başımıza gelen Selim, önce Ali'ye selam verdi. Sonrasında bana dönerek "Nasıl oldun Asel?" diye sordu.

Sesindeki samimiyet içimi ısıtıyordu. "Daha iyiyim," diyerek gülümsedim. Bir anda masaya çöken gerginliği oluşan sessizlikten anlayabiliyordum. Ali Bozok onu benimsemiş ama arkadaşları hala Selim'den hoşlanmıyordu.

Ali kimseyi umursamadan Selim'e "Gel buyur kardeşim," diyerek benim yanımdaki boş sandalyeyi gösterdiğinde ona sıkıca sarılıp sevmek istedim. Benim güzel Ali'm, güzellikler karşısında ön yargılarını yıkmayı başarıyordu. Canan'dan çıkan homurtuları duymazdan geldim. Açıkçası iki grubun arasındaki anlaşmazlık ile ilgilenmiyordum. Selim tereddüt ederek bana baktığında "Gel hadi," diyerek boş sandalyeyi gösterdim. Selim daha fazla naz yapmadan Ali'nin gösterdiği yere oturdu.

Masadakilere hafifçe arkamı dönerek Selim'e karşı oturduğum sırada Nevzat ayaklandı. İfadesiz yüzüne baktığımda göz göze geldik. Selim'e tepki olarak masadan gideceğini düşündüğüm sırada bana gülümseyerek baktı. "Çay alıyorum hepimize," dediğin de Ali'nin yüzündeki şaşkın ifade görülmeye değerdi. Selim ile Ali'nin arasındaki durumu kabul etmesi benim için tarifi olmayan güzel bir duyguydu.

Ali "Bize alma," diyerek ikimizin henüz bitmeyen çaylarını gösterdiğinde bardağı dudaklarıma kapatıp kalan tüm çayı hızla bitirdim.

Nevzat ne yaptığımı anlayıp güldüğü sırada "Benim çayım bitti," dedim. Ağzımın içi yanıyordu. "Bana da çay al." Bu hareketim Ali ve Selim'i de güldürmüştü. Masadaki gerginliği ve Nevzat'ın çay hevesini söndürmemek için bunu yapmıştım.

Nevzat çay almaya gitmeden önce "Sanırım boğaz konusunda bana rakip bir yenge geliyor," dediğinde elimi yumruk yapıp kaldırdım ama yetişemeden uzaklaştı.

Nevzat çayları getirdiğinde Selim ve Ali gireceğimiz sınav hakkın konuşuyorlardı. İkisi de siyasete girmeden sadece ders konuşarak uzun bir muhabbet etmişti. Arada onlara bir iki kelimelik cümleler kurup geriye çekilip, onların yeni arkadaşlığını izledim. Selim'in kurtarışı ile Ali de ona karşı minnet duygusu oluşmuştu. Ama minnetin zorunluluğundan çok Selim çoktan Ali'nin yüreğinde sıkı dostlar listesine girmiş gibi duruyordu. Ali'nin onu benimsediği davranışlarından belliydi.

Selim kolundaki saate bakıp ayaklandı. "Sınavdan önce ödev teslimi yapmam gerek. Sonra görüşürüz," diyerek bir elini omzuma yerleştirdi. Omzumdaki eli ile sıkıca bir tutuş yapıp gülümsedi ve hızla bizden uzaklaştı.

Selim'in gidişi ile masaya doğru döndüğümde Canan yeşil gözleriyle beni öldürmek ister gibi duruyordu. "Ali artık ülkücülerle arkadaşlık mı ediyorsun?" Sorusunu Ali'ye soruyor ama bana bakıyordu. Bu saçma tavrı üzerine kollarımı göğsümde birleştirip geriye doğru yaslandım.

"Ne zamandan beri bana hesap sorabiliyorsun Canan?" Ali'nin masanın üzerine eğilip Canan'a doğru neredeyse tıslaması beni gülümsetti. Ve gülümsememi Canan gördü. Bu durumdan mutlu olmak bana göre değildi. Ama Canan'a karşı hissettiğim sinir beni bu hale getiriyordu.

Canan, sandalyesinde rahatsızca kıpırdandı. "Sadece değişme diyorum Ali."

Ali bu cümlesi üzerine geriye doğru çekilip sadece öfkeli gözlerle Canan'a bakmakla yetindi. Ali'den önce "Ne gibi bir değişimden bahsediyorsun?" diye sorarak Canan'a baktım. Masadakilerin Canan'ın arkadaşı olması gerçekten umurumda değildi. Zaten yaptığım bir şey yoktu. Sesim sakin ve anlaşılır çıkmıştı. Oysa öfke nöbetinin eşiğinde gibi hissediyordum.

Ukala bir bakışla beni süzen Canan "Sen hangi vasıfla konuya dahil oluyorsun?" diye sorduktan sonra yapmacık bir kahkaha attı. Bu cümlesi ile öfkem artmamış aksine sönmüştü.

Başımı iki yana sallayarak bağlı olan kollarımı açtım. Ali'nin elini tutarak ellerimizi masanın üzerine koydum. "Ali'nin sevgilisi olarak konuya müdahale ediyorum. Sevgilim bir değişim içindeyse bilmek isterim," dedim. Ali'nin yüzünde ilk defa gördüğüm bir gülümseme belirdi. Gülümsemeden ziyade zafer dansı gibiydi. Bu hareketimi belli ki sevmişti.

Canan'ın bakışları Ali'ye döndü. İnkar etmesini bekliyor gibi bir hali vardı. Ali ise neşeli bir sesle "Kesinlikle sevgilisi olduğumu söyleyebilirim," dedi. Ali'nin bu hali Nevzat'ın sırıtarak gülümsemesine sebep olmuştu.

Nevzat eğlencesinin tadını çıkarır gibi sırıtmasını genişleterek "Ben şahidim," diye elini kaldırdığında yan tarafımda oturan ve adını hatırlayamadığım sarışın minyon kız, kıkırdamasını tutamadı. Canan, sinirden kıpkırmızı kesilirken içimde yeşeren keyif tohumları artıyordu.

Canan kısmen tükürürcesine "Devrim aşkı yalan oldu yani Bozok," dediğinde bakışları tam da benim üzerimdeydi. Ali'yi düşüncelerinden vurmasına sinirlenmiştim. Elini tutan elimi sıkmasına bakılırsa Ali de sinirlenmişti.

"Canan." Ali, yanında Nevzat'ın yaktığı sigarayı onun ellerinden alıp, sigaradan derin bir nefes çekti. Sakinleşmeye çalışıyordu. Sıkıca elimi tutan elini gevşetmişti. "Aşk'ın devrimini görene kadar dillendirdiğim ve uğruna savaştığım devrim aşkının ne kadar sığ olduğunu anladım. Şimdi diyebiliyorum ki; sevmeyi bilmeyen adamlar devrim yapamaz." Kelimeler pürüzsüz bir şekilde dudaklarından akıp gitmişti. Cümlesindeki aşk kelimesine mi takılmalıydım yoksa sevme kelimesine mi karar veremedim. Ruhumu yine en güzel alemlerde gezintiye çıkaran Ali Bozok, söyledikleri yetmezmiş gibi elindeki sigarayı dudaklarıma yakınlaştırdı. Sigaranın zehirli dumanını içime çektiğim sırada kendi dudaklarının arasına aldı ve derin bir nefesle dumanı soludu.

Sigarayı küllükte söndürdüğünde karşısında duran Canan tuzla buz olmuştu. İtiraf etmek gerekirse, bu verdiği cevapla ben de tuzla buz olmuştum.

Ali beni de hafifçe çekerek ayağa kalktığında sorgusuz bir şekilde çantamı alarak onunla el ele masadan uzaklaştım. Ben Canan hakkında kritik yapacağımızı düşünürken "Sınav zamanı," diye mırıldandı. O söyleyene kadar sınav saatinin geldiğini fark etmemiştim.

El ele sınav salonuna girdik. Selim, çoktan yerini almıştı. Bakışları önce bizim üzerimizde dolaştı sonra ellerimize indi ve yüzünde bir gülümseme ile bana bakıp göz kırptı. Bu tepkisine gülümseyerek karşılık verdikten sonra yerime geçtim. Ali tam yanıma oturduğunda, Nevzat da onun yanına oturdu.

Kâğıtlar önümüze geldiğinde, soru cevaplamaya başlamıştım ki yanımda kısık sesle "Yaz hadi," diyen Ali'nin sesini duydum. Başımı onlara çevirdiğimde, Nevzat ve Ali'yi neredeyse kafaları bütünleşmiş bir halde buldum. Kafa kafaya vermiş halleri dışarıdan oldukça komik duruyordu ama şuan bulunduğum yer eğlenceye açık bir ortam değildi.

Uyarmayı düşündüğüm sırada hocanın bize doğru gelmesiyle dikkatimi önümde duran kâğıda vermeye çalıştım. Tabi hocanın tekrar uzaklaşması ile Ali ve Nevzat'ın kısık sesli olan ama benim kulağımın dibine olan konuşmaları beni artık germeye başlamıştı.

Sinirle Ali'ye döndüğüm de beni yanlış anlayarak "Hangi soru?" diye sordu. Kopya çekerken bile bu kadar sakin ve normal duran bir adam görmemiştim. Sanki yasak bir şey yapmıyordu da çok doğal bir durum içindeydi.

Sinirle gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım. "Sohbetiniz o kadar koyu ki çay veya kahve getireyim mi diye soracaktım," dedim.

Sesimin sinirli tonu Ali'yi eğlendirmişti. Tekrar kısık bir sesle "Varsa yapamadığın yardım edeyim," dediğinde cümlesini bitirmeden "Beni pis tezgâhınıza ortak etmeyin. Sadece biraz daha sessiz kopya çeki," diyerek tekrar kâğıdıma odaklandım.

Benden önce ikisinin çıkmasıyla sessizliğe kavuşmuştum. Hızlıca yapıp çıktığımda Ali koridorun duvarına sırtını yaslamış bir halde duruyordu. Sinirli adımlarımla yanına gidip tam karşısında durdum. "Aptal mısınız siz?" diye sordum. Sesim koridorda inleyince kendimi kötü hissettim ama çok sinirlenmiştim. Sınav başladığı andan itibaren Nevzat ile o kadar çok konuşmuşlardı ki o an kalkıp onları tokatlamak istemiştim.

Ali masum bir bakışla ellerini belime koyup beni kendine çekti. "Nevzat aptal olabilir ama ben değilim."

Ellerimi göğsüne koyup geri çekilmek istediğimde belimdeki elleri benim çekilmeme fırsat vermedi. "Aptal değilsin ama kopya çekiyorsun," dedim. Benim sinirimin aksine o karşımda eğleniyordu. Yüzüne yine o şahane gülümsemesini yerleştirmişti.

"Ben kopya veririm ama kopya almam çünkü gerek duymam." Eğilerek burnumun üzerinden öptü ve geri çekildi. O öptü ve ben yine bittim. Boğazım kurumuştu. Nefes almak ile almamak arasında gidip geliyordum. "Ve küçük hanım, zekâmın küçümsenmesinden hoşlanmam." Bu cümleyi aylar önce bana söylediği o anı hatırlayarak gülümsedim.

Hızla ondan uzaklaşıp yürümeye başladım. Yürürken bir taraftan "Zekamın küçümsenmesinden hoşlanmam," diyerek onu taklit ediyordum ki, kendimi anlamadığım bir şekilde Ali'nin omuzlarından sarkan bir şekilde buldum. "Ali, ne yapıyorsun!" Sesimle yine koridoru inletirken aynı zamanda etrafta birilerini olup olmamasını kontrol ediyordum.

"Sen benim taklidimi mi yapıyorsun?" derken sesinden bu durumla eğlendiğini anlayabiliyordum. Sıkıca tuttuğu bacaklarımı hareket ettirmeye çalışınca iyice sıkıca tuttu. Salih amcamın hoca olduğu okulun koridorunda Ali'nin omuzlarında ilerliyordum.

"Bırak beni," diye tısladığımda "Üzgün olduğunu görmeden bırakmam," diye cevap verdi.

Homurdanarak "Senin taklidini yaptığım için çok üzgünüm," diye mırıldandım.

Bir anda beni yere indirdiğinde "Yalan söylersen ne yapıyorduk?" diye sormasıyla arkamı dönerek hızlı adımlarla hatta neredeyse koşarak binanın kapısına doğru gitmeye başladım.

Ayak seslerine bakılırsa Ali de koşar adım arkamdan geliyordu. Burada beni öpmesine izin veremezdim. Her an amcamın bir yerden çıkacağı bir yerde olmazdı. Bahçe kapısından da çıktığımda Ali'nin ayak sesleri hızlanmıştı. Ona bakmak için başımı çevirdiğimde gerçekten koştuğunu gördüm. Ve bende koşmaya başladım.

Dakikalarca süren kaçışımın sonunda artık attığım kahkahalar yüzünden koşamaz olmuştum. Ali Bozok, beni kovalıyordu. Ara sokaklardan birinin duvarına bir elimle tutunurken nefes nefese kalmıştım. Ali yanıma geldiğinde o da benim gibi nefes nefese kalmıştı.

Benim yüzüme bakarak kahkaha attığında kaşlarımı çatarak doğruldum. "Ne var yüzümde?" diye sordum.

Sorum üzerine bir kahkaha daha atıp doğruldu. Burnumu iki parmağının arasına sıkıştırdı. "Bahçeden erik çalıp kaçan afacan çocuklara benziyorsun," dedi. Güldü hafifçe ama bu farklı bir gülüştü. Farklı bir anlamı olan bir gülüştü. Mutluluğu yeni bulmuş bir adamın gülüşüydü.

"Yakalayamadın diye çirkeflik yapma," dedim. Gülümseyerek beni kolunun altına çekti.

"Yakalamak istemedim," dedi.

Beni kaçacakmışım gibi iyice tek koluyla sarmalarken. "Yalan söylüyorsun," diye itiraz ettiğimde benden çok o afacan bir çocuğa benziyordu.

"Yalan söylersem, beni öper misin Asel?" diye sorarken mutluluğu sesine de yansımıştı.

"Seni öpmek için yalanlara ihtiyacım yok, Ali," dedikten sonra parmak uçlarımda yükseldim. Dudaklarına hafif bir öpücük bıraktım. Geri çekildiğimde yüzünde tatlı bir masumluk vardı.

"Söylesene sevgilim, seninle aşka gelmemin mantıklı bir açıklaması var mıdır?"

"Ah Ali, sen benimle aşka geliyorsun ya, ben seninle aşka koşuyorum."

Eğildi. Dudakları ile dudaklarımı kendine mühürledi. Ruhumu dudaklarına teslim ettim. Naif öpüşü, tutkuyla yoğrulmaya başladığında sıkıca omuzlarına tutundum. Ruhum hızla gökyüzünün kapalı bulutları arasına doğru yükseliyordu. Elleri montumun üzerinden belimi sıkıca kavradığında dokunduğu her nokta yanıyordu. Ben yanıyordum. Dudaklarını, dudaklarımdan hafifçe çekerken "Ölüyorum," diye fısıldadı.

Omuzlarını sıkıca kavrayan elimle ensesinden tutup dudaklarını tekrar kendi dudaklarımla buluşturdum. Hafifçe geriye çekildiğimde ruhumda hızla yeryüzüne doğru düşüşe geçmişti. "Sen ölüyorsun, ben ise yaşıyorum," dedim. "Ve her geçen dakika yaşamaya daha hevesli hale geliyorum."

Gözlerini kapattı. Kirpikleri gözlerime şölen sunarken bir anda beni bu zevkten mahrum edercesine tekrar gözlerini açtı. "Ben çok insanı kaybettim. Ama seni kaybetmekten korktuğum gibi hiçbirini kaybetmekten korkmamışım. Şimdi seninle korkunun en koyu tonunu yaşıyorum Asel."

Kendi korkularından bahsediyordu. Oysa benim dillendirilmeyen korkularım etrafımda kara bulut gibi dolaşıyordu. "Ali Bozok korkmaz ki."

"Ali Bozok, Asel Tekin'i kaybetmekten korkuyor." Bilmiyordu. Ondan daha çok korktuğumu bilmiyordu. Bir gün gitmek isterse diye korkuyordum. Gitmek isterse kal diyememekten korkuyordum. Bir gün ona Ali diyemeyecek olmaktan korkuyordum. Ama o bunları bilmeyecekti. Benim sonsuza kadar süren aşklara inanmayan kız çocuğu olmadığımı bilmeyecekti. Onun bende bulduğu huzuru bozmayacaktım.

"Bir gün gidersen," dedi sanki içimden geçenleri okumuştu.

O devamını getirmeden araya girerek "Gitmem," dedim. "Ama sen gitmek istersen Ali, kal demem." Kal diyemezdim.

"Vazgeçersin yani benden?" Sorusu canını yakıyor gibiydi. Gözlerindeki huzur silinmişti. Beni yanlış anlamasına buruk bir gülümseme ile karşılık verdim.

"Gitmek istersen, kal demem," dedim. " Ama vazgeçmem seni sevmekten." Aramızda sevgi sözcükleri ilk defa bu kadar net kuruluyordu. İlk defa bugün doya doya ona aşık olduğumu kabulleniyordum. Onun nefesinde bulduğum aşkı inkar edemeyecek hale gelmiştim.

Biz bakışmaya devam ederken "Abi şeker alır mısınız?" diyen küçük çocuğun sesi ile aramızdaki kırgın havada son bulmuştu.

Ali, benden hafifçe uzaklaşarak cılız esmer çocuğa baktı. Kolunda tuttuğu hasır sepetin içinde şekerler vardı. Ali çocuğa yaklaşıp iki eliyle kafasındaki örgü kırmızı şapkayı düzeltti. Açıkta kalıp kızaran kulaklarını sıkıca kapatıp sepetten bir şekeri aldı ve parayı sepetin içine bıraktı. Çocuğun sevimli haline gülümsemeden duramadım.

"Teşekkür ederim," dedikten sonra koşarak yanımızdan uzaklaştı. Ali bir süre onun arkasından baktıktan sonra bana aldığı kırmızı kalpli şekeri uzattı. Şaşırsam da uzanıp aldım. Poşetini çıkarıp sol elime aldım. Boşta kalan elimle Ali'nin elini tuttum ve yürümeye başladık.

Kısa bir sessizliğin ardından "Nevzat seni çok sevdi," dediğinde ağzımdaki şekerle ona dönüp "Canan beni hiç sevmedi," diye cevap verdim.

Yüzüme doğru eğildi ve dudağımın kenarına bulaşan şekeri dudaklarıyla temizleyip geri çekildiğinde bir elimde şeker aptal bir ifadeyle ona bakıyordum. "Canan kimseyi sevmez."

Gözlerimi devirerek "Ama seni seviyor," dedim.

Ve o an bunu söylediğim için pişman oldum. Tek kaşını kaldırıp "Sen kıskandın mı?" diye sorarken sesinde garip bir tını vardı.

Şekerin bir tarafını dişlerimle ısırıp, omuz silktim. "Ne alakası var?" Bu kıskançlık değildi. Ya da kıskançlıktı.

"Sen baya beni kıskandın," derken yüzüne büyük bir gülümseme vardı.

Kıskançlık mevzusunun uzamasından sıkılarak "Hayır," dedim.

Ali işaret parmağı ve başparmağını yakınlaştırıp "Biraz bile kıskanmadın mı?" diye sorduğunda yine umursamaz bir ifadeyle "Belki biraz," dedim.

"Ne kadar biraz?" Beni sinirlendirmekten zevk aldığı yüzünün aldığı şekilden belliydi.

Onun gibi işaret parmağım ve başparmağımı neredeyse birleştirecek kadar tutup "Bu kadar," dedim.

Beni yakıp kavuran bir kahkaha atıp "Yalan söylüyorsun," dedi.

Derin bir nefes alıp elimdeki şekeri eline tutuşturup uzaklaştım. Kollarımı iki yanıma açarak "Bak işte bu kadar kıskanıyorum. Hatta biliyor musun bu bile az gelir," dedim. "Sen benimsin Ali Bozok ve ben senin her bir zerreni kıskanıyorum. Canan ya da başka birinin sana bakmasını bile kıskanıyorum. İnsanların ölümüne delice karşı olan ben var ya sana aşkla bakan her kızı öldürebilirim." İşte olmuştu. Yanımızdan geçen insanlara aldırış etmeden bir sokağın ortasına bağıra çağıra kalbimin dilini ona tercüme etmiştim. Bu hallere bana tanıdık değildi. Benim aşktan anladığım annem ile babamın birbirine olan aşkıydı ve benim babama olan sonsuz aşkımdan ibaretti. Oysa şimdi karşımda duran ömrüne ömrümü katacağım bu adama deli gibi âşıktım.

Elindeki şekerden keyifle bir ısırık alıp bana yaklaştı. Dudaklarını dudaklarıma yakınlaştırdığında aralanan dudaklarımın arasına şeker parçasını bıraktı. "Asla benim seni kıskandığım kadar, beni kıskanamazsın," diyerek geriye çekilip beni sıkıca sararak göğsüne çekti. Ağzımın içinde hafifçe eriyen şekerin tadı sanki Ali'ye özel bir tat almıştı. Elindeki şekeri kenara fırlatıp iki koluyla beni içine sokacakmış gibi sarıldı. Ben de kollarımı sıkıca beline doladım.

"Dilin biraz daha açılmasaydı, çilingir getirmeyi düşünüyordum," derken güldüğünü görmeden hissedebiliyordum. Bilmiyordu ki, asıl çilingir kendisiydi ve ilk işi benim kalbimin kilidini açmak olmuştu.

"Tanımadığım birine dilim çözülmeye razı gelmedi," dedim ve devam ettim. "Aslında seni hala tanımıyorum ama dilim de kalbim de biraz daha suskun kalmaya dayanamadı," diyerek belindeki kollarımı sıkılaştırıp iyice ona sokuldum.

"Beni tanıdıkça sevmezsen Asel?" Sesi tarif edilemez bir burukluk içindeydi. Onun bu cümlesi ile kalbime garip bir sızı saplandı. Tanıdıkça sever miydim, tanımadan sevdiğim bu adamı..

Continue Reading

You'll Also Like

1.8M 100K 58
Halısahada oyuncu eksik olması üzerine abisi tarafından halısaha grubuna alınan Duygu, beklemediği dostluklar ve aşkla karşı karşıya kalacağından hab...
47K 2.6K 34
Laura Gercak ailem (Karanlik aşk) kitabinda hem Gercek ailme konulu sonlara dogru ise mafya kocamiz da gelecek buna göre okuyun. Kesit. Hiç durmadan...
27.3K 2.4K 19
Ailesinin onu umursamayıp, onun adına aldığı kararlardan rahatsız olan Beliz Su artık dayanamayıp evi terk etmesiyle başlar. Geldiği Nazlı Mahallesin...
35.7K 846 29
Ecrin ve Alina aynı evi paylaşan üniversite öğrencileridir. Alina'nın ailesinin yaşadığı maddi zorluklardan ötürü evin kirasını ödeyememesi sonrası e...
Wattpad App - Unlock exclusive features