Merhaba arkadaşlar. Bu kitabı yeni yazmaya başladığım için hala olaylar kafamda değişiyor. İlk bölüm biraz kısa oldu, farkındayım. Fakat her şeyin damak tadında bitmesinden yanayım. Her şeyi 1. bölüme sıkıştırmak istemedim. Bölümlerin güzel ve meraklandırıcı bitmesini istiyorum. Okuduktan sonra düşüncelerinizi benimle paylaşırsanız mutlu olurum. Her şeye rağmen teşekkür ederim, seviliyorsunuz...:*
İnsanlar belirli bir zamandan sonra kendilerini tutamaz ve patlarlar. Düşünceleri, hareketlerinden bağımsız hareket ettiği için sonrasında pişmanlık duygusuna kapılırlar.
İşte ben de aynen böyleyim. Yaşadıklarımı insanlara patlayarak unutmaya çalışanım. Tek fark ; ben yaptığım hiçbir şeyden pişman olmam.
Pişmanlık zayıflıktır benim için, gereksiz ve telafi edilmesi neredeyse imkansız. Pişman olmak insana hiçbir şey katmaz. Şu ana kadar yaptığım bazı hatalardan pişman olmadım . Deneyimim olarak gördüm. Deneyimler insanı her geçen gün daha da olgunlaştırır düşüncesi temel kurallarım arasındadır.
Daha fazla konuya girmeden size kendimi tanıtayım.
Ben Arya. Arya Aydan. 19 yaşında , hiç arkadaşı olmadan , ölürken yaşan kız. Ailem ben 14 yaşındayken gözümün önünde öldürüldü. Bu yüzden psikolojim tahmin edebileceğinizden daha berbat bir şekilde. Size kendim hakkında bir tek dış görünüşümden bahsedebilirim. Kişilik olarak ben de bilmiyorum nasıl biri olduğumu. Dıştan davranışlarımın nasıl izler bıraktığını biliyorum bir tek. 'Asi, bu ne biçim bir kız, terbiye bilmez misin, anan baban yok mu, saygısız...' vb. Bir çok söz duymuştum. Belki de haklılardı.
Dış görünüşüme gelirsek fiziğim iyiydi. Karamel-sarı saçlarım kahverengi gözlerim vardı. Çok da dikkat çeken güzelliğim olmasa da yine de iyiydim bence.
Üniversiteye geçince okulu bıraktım. Okan bana evde eğitim veriyordu.
Okan'a gelmişken. Okan Sayer. Hayatımı önce düzene sokup sonra boka çeviren adam.
Küçükken ailem gözümün önünde öldürüldüğünde Okan kurtarmıştı beni. Ölme sırası bana geldiğinde o tutundurmuştu beni hayata.
Önceden Ankara da mutlu yasarken bu olaydan sonra Okan beni İzmir'e getirmişti. Aslında gerçek ismim Azra. Azra Gün. Fakat Okan ismimi ve soy ismimi değiştirerek bana yepyeni bir hayat vermişti.
Onun da ailesi olmadığı için bende aramıştı o sevgi denen şeyi.
Okan'a olan borcumu nasıl mı ödüyorum? Ona ortaklık yaparak.
Okan hep onun canını yakanlardan intikam alan bir insandı. Birlikte önce onun ailesinin ölümünde sorumlu olan herkesi, sonra benim ailemin ölümünden sorumlu olan herkesi mahvetmiştik. Bu durumu pek sevdiğim söylenemezdi. Yalvaran bakışlar, ağlayan bebekler, karısını korumak için öne atılan erkekler... ama bunu yapmak zorundaydım. Çünkü Okan'a 1 candan daha fazla şey borçluydum.
Hayatım o kadar boktandı ki... Hayatım baştan sona bir yalandı. Tek gerçek ; 14 yaşında abisinin , kız kardeşinin, annesinin ve babasının öldüğüne şahit olup ona kurtaran kişiye intikam oyunlarında ortaklık yaptığımdı.
Küçük yaşımda bir çok olayla başa çıkmam kişiliğimin yaşıtlarıma göre biraz daha sert olmasını sağlamıştı. Duygum yoktu sanki. Göz yaşım son 5 yıldır hiç akmamıştı. Belki de birikiyordur. Kim bilir...
Şimdiki evimiz çarşıya uzak 2 katlı Bahçeli bir evdi. Okan'a köpek alalım diye yalvarmıştım ama o uğraşamayacağını söyleyip geçiştirmişti.
Odam sade ve büyüktü. Tam istediğim gibiydi. Genelde canım sıkılınca internetten yabancı dizi izliyordum. Okan da sürekli çalışma odasında oluyordu. Ama ev hiç sessiz olmazdı. Sürekli eve Okan'ı görmek için birileri gelir ve sesleri bütün evde yankılanırdı.
Ama 2 saattir Okan çalışma odasındaydı ve hiçbir ses gelmemişti.
Merakıma yenilerek oturduğum yatağımdan kalkıp odadan çıktım. Merdivenleri inmeye başladığımda endişem daha da arttı. Okan sert ve güçlüydü ama bu ona bir zarar gelemeyeceği anlamına gelmezdi. Ve eğer ona bir şey olursa 2.kez mahvolurdum.
Adımlarımı hızlandırıp koşar adımlarla merdivenleri indikten sonra kapının sağ tarafındaki Okan'ın odasına geldim. Kapıyı çalma zahmeti göstermeden içeri daldığımda koltukta oturup bana 'Ne yapıyorsun?' Bakışları yollayan Okan'ı gördüm. Tuttuğum nefesimi dışarı verdiğimde konuştu.
"Hala bir açıklama bekliyorum Arya." Sesi sakindi ama sinirlendiğini anlamıştım. Okan'ın nefret ettiği şeylerden 2'sini yapmıştım. O çalışırken onu rahatsız etmiş ve kapıyı bile çalmamıştım.
"Ben... 2 saattir senden bir ses gelmeyince-"
"Korktun." Diyerek sözümü tamamladı. Elindeki mavi dosyaları masaya atıp oturduğu koltuktan kalkınca uzun boyunu ve siyah saçlarını açığa çıkaran gri takımı ilgimi çekmişti. Normalde gri rengini çok yaşlı işi bulurdum ama ona gerçekten çok yakışıyordu.
"Yeni bir iş çıktı. "
"Bu sefer kim? "
"Ailelerimizin ölümüyle alakası olmayan biri." Omuz silkerek cevap verdim.
"O zaman ben yokum. Kendin hallet." Dediğimde aramızdaki mesafeyi 1 cm' e düşürüp kulağıma yaklaştı.
"Hala bana 1 candan daha fazlasını borçlusun. Ne çabuk unuttun Azra." Dediğinde gözlerimin fal taşı gibi açıldığından emindim. İsmimi duymayalı uzun zaman olduğundan mı yoksa bana zorla bir şeyler yaptırdığından mı bu kadar sinirlenmiştim bilmiyorum.
"Ne zaman bitecek bunlar ha ! Ne zaman normal insanlar gibi yaşayacağız? " Çok bağırdığımı biliyordum fakat gerçekten dayanamaz duruma gelmiştim.
Aramızdaki mesafeyi açarak bana baktı ve o da bağırarak konuştu.
"Bitmeyecek Arya bitmeyecek! Bizim hayatımız bu. Normal insanlar gibi istesek de olamayız. Küçükken yaşadıklarını unuttun mu? " derin bir nefes aldı ve devam etti.
"Bize bu hayatı sunanların ağzına sıçıyoruz fena mı?" Diyerek gülmeye başladığında ona iğrenerek baktım.
"Delisin."
"Delirttiler kızım. Şu halimize bak. Ne sen yemek yapmayı biliyorsun ne ben araba kullanmayı. Niye? Çünkü bize bunları öğretecek ailelerimiz öldü. " haklıydı. O hep haklıydı.
Bu yüzden her zamanki gibi yine sustum.
"Ben gerçekten sıkıldım Okan. Yaşıtlarım gibi eğlenip gezemiyorum. "
"Ben varım. "
"Benden 5 yaş büyüksün." Kafasını onaylar biçimde sallayıp tekrar koltuğuna oturdu.
" Aslında sana çok iyi arkadaşlık edebilecek 3 kişi var." Dediğinde istemsizce kurduğu cümle dikkatimi çektiği için başımı kaldırıp yüzüne baktım.
"Kimmiş onlar?"
"Bu akşam yemeğe davet ettim."
"İyi de benim şu ana kad-"
"Merak etme Arya. Seni sevecekler. "
"Sen nereden tanıyorsun?" Sorularım art arda durmak bilmiyordu. Bunun sebebi ise heyecanlanmamdı. Şu ana kadar hiç arkadaşım olmamıştı. Ne yapmam konusunda en ufak bir fikrim bile yoktu. Ne yaparsam kendimi sevdirebilirdim bilmiyorum.
Ben kafamdaki düşüncelerle uğraşırken Okan beni süzüyordu.
"Merak etme. Seni sevecekler. Kendin gibi davran. " sözlerinde beni rahatlatmaya çalışan bir ton vardı . Ama başarısız olmuştu.
Bir dakika !
"Ne giyeceğim ben ?!" Dediğimde sertleşmiş suratı yumuşayıp gülmeye başladı.
"Sadece 3 dolabın kıyafet 2 dolabın ayakkabı 2 dolabın çanta ve 1 dolabında gözlük var. Dert etmeni saçma bulabilir miyim?"
"Yaa dalga geçme!" Diyerek odadan çıkıp merdivenlere yöneldim.
Arkadaş. Ne güzel bir kelime öyle.
Küçükken hep bir arkadaşım olsun istemiştim ama kimseye yaklaşamıyordum. Çok utangaçtım önceden. Bu nedenle insanlarla konuşamaz onlar benimle konuştuklarında kızarırdım.
Bu özelliğimi ailemin öldüğü gün kaybettim. O günden sonra da utangaç yerine soğuk kanlı olmuştum. Sonuç olarak yine arkadaşsızdım.
Mesela ben hayatımda kimseye derdimi anlatıp içimi dökemedim. Hiç alışveriş merkezine gidip gecelere kadar alışveriş yapabileceğim biri olmadı hayatımda. Hep özenmiştim bunlara ama Okan'ın bana dediği tek şey 'Sen asla öyle insanlar gibi olamayacaksın.' Olmuştu.
Bunu diyen insan şimdi kendi isteğiyle bana arkadaş bulmuştu. Dengesizlikte lisans falan mı yaptı acaba diye düşünmedim değil.
Odama girip 1. Dolabı açtım. Burada sadece elbise vardı. Aslında elbise giysem fena olmazdı ama biraz abartı olabilir diye düşünerek 2.dolabı açtım.
Bu dolapta sadece şort ve pantolonlar vardı. Şort giyersem acaba hakkımda ne düşünürler diye kafa yormayı bırakıp pantolonlara yöneldim. Yırtık kot pantolonumu yatağa koyarak 3.dolabı açtım. Onun üzerine uygun olacak siyah kolları omuzlarımdan aşağı sarkan güzel bir üst alarak onu da yatağa koydum. Ayakkabı dolabından da siyah topuklularımı alarak dolabı kapattım.
Saçlarıma fön çekip gözlerime kalem çektim. Biraz da rimel kullanarak göz makyajımı bitirip dudağıma geçtim. Hafif parlatıcı sürdükten sonra kıyafetlerimi de üzerime geçirip boy aynasının karşısına geçtim. Uzun zamandır giyinmeme bu kadar özen göstermiyordum. Bazen Okan'la çarşıya çıktığımızda özen gösterirdim ama bu ilkti.
Ellerimi Saçlarıma daldırıp Düzelttikten sonra odadan çıktım. Mutfağa girecekken tam o sırada Okan da odasından çıktı. Beni görmesiyle ağzının beş karış açılması bir oldu. Kahkahamı içimde tutup ellerimi belime yerleştirdim.
"Nasıl olmuşum? " Sorumu biraz geç fark ettiğinde açtığı ağzını kapatıp omuz silkti.
"İyi... İyi görünüyorsun. Güzel. "
"Tamam Okan. Bu görüntüme kapıldığını bu kadar belli etmene gerek yok." Diyerek dalga geçip mutfağa girdim. Dolabı açtığımda neredeyse hiçbir şey yoktu. Biraz Mozaik pastadan dilimler kalmıştı. Yapacak bir şey olmadığı için çatal alıp son kalan dilimleri de yedim.
Bulaşıkları tezgaha bıraktım. Nasıl olsa günde 1 kez eve Gülnaz Abla uğrayıp evin işlerini hallediyor ve sonra gidiyordu.
Mutfaktan çıkıp oturma odasına geçtim ve her zamanki tekli koltuğuma oturdum.
İçimdeki heyecan terlememe sebep oluyordu. Kendimi sakinleştirmeye çalışsam bile en fazla terlemem geçiyor onun yerine bacaklarım titriyordu.
Biliyorum dıştan bu tepkilerim saçma görünebilir ama onlarla iyi anlaşmak istiyorum. Beni sevsinler istiyorum ama bunun nasıl mümkün olabileceği konusunda en ufak bir fikrim bile yoktu.
Aslında Okan haklıydı. Bu kadar heyecan yapmam bir işe yaramayacaktı. Yapmam gereken tek şey kendim gibi olmaktı.
Mesela kendimi tanıtırdım önce.
'Merhaba. Ben Arya Aydan. 14 yaşımda ailem gözümün önünde öldürüldü. O olayda beni kurtaran ise Okan oldu. Ona olan borcumu da onun intikam oyunlarına ortaklık ederek ödüyorum. ' Mu desem? Muhtemelen bir kaşık yemek bile yemeden kalkıp giderlerdi. Bu yüzden kafamı sağa sola sallayarak düşüncelerimi yok etmeye çalıştım.
Sağ elimdeki ojeyi sol elimle Kazımaya başladığımda kulağıma bir ses geldi. Zil sesi. Kalp atışlarım daha da hızlanırken çoktan yerimden kalkmıştım. Kapıya doğru adım atacakken Okan'ın gelmesiyle olduğum yerde durdum.
"Gülümse. " Bu kapıyı açmadan önce söylediği son kelimeydi.
Kapıyı açtığında içeri bahsettiği 3 kişi girdi. İlk giren uzun boylu sarışın bir erkekti. Etrafı incelerken gözleri beni bulduğunda kendimi toparlayıp gülümsedim. Onun arkasından bir kız girmişti. Kahverengi saçları ve kahverengi gözleri vardı. Biraz değişik gelmişti gözüme ama hatırlanmaya değer bir güzelliği vardı. Beni görünce yüz ifadesi çok tatlı bir hal aldı ve gülümseyerek el salladı. Bu içtenliği ve samimiyeti hoşuma gitmişti. En son giren ise kumral gözleri renkli bir çocuktu. Elindeki cips paketiyle etrafı süzerken beni görünce ağzı açık kaldı. Baştan aşağı süzdükten sonra gözleri belimde takılı kaldı.
"Hatun iyiymiş." Diyerek elindeki cipsi de ağzına attığında Okan'ın ona attığı sert bakışları görebiliyordum.
"Bu Yiğit." Diyerek ilk içeri giren çocuğu gösterdi. Ardından parmağını kızın hizasına getirip tekrar konuştu.
"Bu Eylül ve bu da..." Diyerek elini cips yiyen çocuğa yönelterek konuştu.
"Fikret." Dediğinde içimde Tuttuğum Kahkahamı saldığımda Fikret dışında hepsi gülüyordu.
"Onur. İsmim Onur."
"Gerçek ismi Fikret ama o değiştirdi." Dediğinde Onur(Fikret)'un ona attığı bakışlar daha da gülmemi sağlamıştı.
"Ben Arya. Tanıştığımıza memnun oldum." Diyerek yanlarına daha da yaklaştım.
"Tanışma faslı bittiğine göre masaya geçelim mi ? Acıktım da ." Bunu söyleyen Onur'du. Yeni tanışmamıza rağmen çok eğlenceli biri olduğunu anlamıştım.
Ben de acıktığım için Onur'du yorumunu onaylayıp masaya doğru yürümeye başladım.
Okan en başta ben onun çaprazında benim karşımda Onur, yanımda Eylül ve Eylül 'ün karşısında da Yiğit vardı.
Okan yemekleri masaya koyup yerine tekrar geçtiğinde masadaki sessizlik dalgasını bozan Onur oldu.
''Hacı yemekler çok iyi.'' Boğazın kadar az konuş Onur.
''O hep böyledir. Asıl merak ettiğimiz bu kadar şeyi yese bile nasıl kilo almaması?'' Bunu söyleyen Eylül'dü ve haklıydı da. Onur gerçekten çok yiyordu ama inceydi. Masaya oturduğundan beri 3 tabak makarna , 4 tabak menemen ve 2 tabak köfte yemişti. Ve hepimiz onu izlemiştik. Dünyayı bile yer bu gidişle.
''Eee Arya sen hangi okulda okuyorsun?'' Kafamı bana bu soruyu sorup göt gibi ortada kalmama neden olan Yiğit'e çevirdim.
''Ben-'' Sözümü yarıda kesen ise Okan olmuştu.
''Yurt dışında okudu . '' diyerek gayet sakin bir tavırla geçiştirmişti. Hepsinin surat ifadesinde yemi yutmuş bir ifade vardı. Eylül dışında. Onun bakışları Okan ve benim aramda gidip geliyordu. Sanırım dediğimiz şeye inanmamıştı. Kafamı Okan'a çevirip endişeli bakışlar attım. O da bunu fark etmişti. Ama bana bakmadan yemeğini yemeye devam etti.
''Ee Arya ne zaman buluşalım?'' Sorusuyla beni oldukça şaşırtan Eylül'e baktığımda çok içtenlikle gülümsüyordu. Ben de gülümsemesine karşılık verdim.
''İstediğin zaman.''
''Önümüzdeki pazartesi uygun mu?''
''Neden olmasın?'' diyerek tabağımdaki köfteleri bitirdim.
2 saat boyunca sohbet etmiştik. Yiğit genelde yaptığı motor kazalarını anlatıp Eylül'e sataşıyordu. Eylül de sürekli yeni aldığı kıyafetleri anlatıyordu. Onur'a gelirsek o yemek yerken sürekli yemeklerden bahsediyordu. Eylül de onu susturmak için 'Fiko ' diyince Onur masum kedi gibi yemeğini yemeye devam ediyordu. Sanırım önceki isminden gerçekten de nefret ediyordu. Ee çok da beğenilesi bir tarafı da yoktu.
''İsmimi Fikret koyanların yediği yemekten solucan çıksın.'' dediğinde kahkaha atmasam da gülmüştüm.
Gerçekten şimdi o heyecanlandığım zamanları hatırlayınca kendimden iğrenmiştim. Bu kadar da heyecanlanacak bir durum olmadığını anladım. Onlar gerçekten çok samimi ve tatlılardı. Bu durumda Okan'a gerçekten teşekkür etmek istesem de vazgeçtim. Bunları zaten hak ediyordum. Okan'ın bunu yapması bir iyilik değildi, bu zaten gerekli bir şeydi. Yoksa evde çürüyüp gidecektim. 1 ev dolusu param olsa bile, mutluluk olmayınca insan yaşarken ölüyordu. Bunu en iyi örneği bendim.
Önceden ağabeyimle her pazar yürüyüş yapardık. Ben ne zaman nereye gitmek istesem beni götürürdü. Alışverişe gidelim dese de ben istemezdim. Çünkü o zamanlar durumumuz hiç iyi değildi. Babamın çalıştığı şirket kapanınca babam iş bulamadı. Annem her hafta ev temizliğine giderdi. Ağabeyim de part-time bir işte çalışıyordu. Ama nereden baksak eve ayda 500 TL giriyordu. Bununla da evin ihtiyaçlarını ve karnımızı doyurabiliyorduk. Bazen kız kardeşim, Elif, bir şey almak isteyince gitarımı alıp sokaklarda çalar ve oradan gelen 3-5 kuruşla onun istediklerini almaya çalışırdım. Henüz yaşı küçük olduğu için üzülmesine dayanamazdım. Çünkü o hiç yaşıtları gibi doya doya oynayamazdı. Okulda oyuncak günü yapacaklarını söylediği zaman gecelere kadar gitar çaldığım olmuştu. Keşke daha iyi bir hayatı olsaydı diye her gece ağladığımda gizlice beni kapının arkasından izlediğini bile fark ediyordum.
Şimdiki yaşantım ise gerçekten çok farklıydı. Alışmam uzun sürmüştü.Bu hayatım gerçekten çok güzeldi. Ama ailem olmayınca bir hiçti.
Mesela önceden ne kadar durumumuz kötü olsa da bir mutluluğumuz vardı. Her pazar film günü yapardık. Annem iş dönüşünde biraz çikolata alırdı. Ağabeyim de film getirirdi. Televizyona takar ve izlerdik. Komik olmasa da bir şekilde gülüyorduk. Bunu ağabeyimin soğuk esprilerine de borçluyduk diyebilirim.
Okan gerçekten ailemin yokluğunu hissetmemem için çok çabalamıştı, bunun farkındaydım . Fakat yaptığı her şey başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Her gece kabus gördüm. Her gece terler içinde uyandım. Her gece daha da istedim onları yanımda. Ve yine tek uyudum. Ailemden geriye kalan bir kaç parça eşyayı da bir odada saklıyordum. Canım istediği zaman o odaya girip öylece bakıp anılarımızı düşünüyordum. Düşündükçe göz yaşlarım akarken gülümsüyordum.
Annemin geçirdiği o zorluklar, babamın gittikçe ölüme yaklaştığını belli eden hastalıkları, Elif'in arkadaşları gibi olamadığı için üzüldüğü zamanlar, ağabeyimin bize bakabilmek aynı zamanda da ders çalışıp okulunu bitirebilmek için verdiği çabalar her gözümün önüne geldiğinde içim bir kez daha sızlıyordu. Ve onları benim elimden alanlardan bir kez daha nefret ediyordum. Onlar bunu hak etmemişlerdi. Ve neden hala öldürüldüklerini bile bilmiyordum. Okan zamanı gelince öğreneceğimi söylemişti. Israr etmeden konuyu kapatmıştım. Merakım büyüktü ama onun sinirli hali de korkunçtu.
Onun sert gözlerini üzerimde hissettiğimde ben de bakışlarımı ona çevirdim. Siyah gözleri bir şey anlatmaya çalışıyordu ama anlamaya çalışmadan bakışlarımı tekrar masaya çevirdim.
''Biz kalkalım.'' diyerek elleriyle masadan destek alarak kalkan Yiğit'e baktığımda aynı şeyi Eylül ve Onur da yaparak hepsi ayaklanmıştı. Açıkçası içim dolmuştu. Tekrar ailemi düşünmem ağlamak istememe sebep olmuştu. Bu yüzden gitmeyin demedim.
Okan'la onlara kapıya kadar eşlik edip gönderdikten sonra sessizlik oldu aramızda. Arkamı dönüp odama çıkacağım sırada sakin bir ses tonuyla konuştu.
''Arya sen iyi misin?'' Ona dönmeden omzumun üzerinden hafifçe bakarak cevap verdim.
''Biraz yalnız kalmak istiyorum.'' diyerek odama çıktım ve kapıyı kilitledim. Hızlı bir şekilde üzerimi değiştirip makyajımı temizledikten sonra yatağımın içine girdim.
Okan gökyüzünü izlemeyi sevdiğimi bildiği için yatağımın üzerindeki tavan kısmını camdan yaptırmıştı. Bu da yatarken rahatlıkla gökyüzünü izleyip huzur bulmamı sağlıyordu. Bu da bir diğer iyiliğiydi bana.
Gökyüzünü izlemek beni mutlu ediyordu. Önceki evimizde ağabeyimle odalarımız yan yana olduğu için pencereye çıktığımızda birbirimizi görebiliyorduk. Her gece uyumadan önce birlikte gökyüzünü izler, sohbet ederdik. Şimdi gökyüzünü tek başıma izlemek acıtıyordu canımı.
Ailemi benden alanlardan gerçekten güzel intikam almıştık. Önce işkence, sonra ölüm... Onlarla saatler boyu yaptığımız onca şeye rağmen hala tam istediğimi alamamıştım. Daha fazlasını yapamazdık. Ama ailemin ölümünün intikamı bu kadar da çabuk bitmemeliydi. Elimde olsa kim bilir neler yapardım fakat ölüleri bir işime yaramazdı.
Düşüncelerimi kafamdan atıp uyumaya çalıştığımda çok geçmeden gözyaşlarımın yastığımı ıslatmasını umursamadan kendimi tamamen uykuya teslim ettim.
***
''Kalkma zamanı geldi uykucu!''
''Uykucu senin anan be!'' Diyerek isyan ettiğimde üzerimdeki örtüyü tamamen çektim.
''Bugün iş zamanı. '' Doğru. İşimize dönmezsek kovuluruz(!).
''Yine mi aptal intikam oyunların?'' Hala gözlerim açık değildi ama sayesinde uykum da kaçmıştı.
''Bu görevde başrol sensin.''
''Lan ben daha kendi hayatımın başrolü değilim senin oyunlarının nasıl olacağım?'' dediğimde bir çift elin örtüyü üzerimden çekmesiyle refleks olarak gözlerimi de açmıştım.
''O zaman ilk başrol olacağın bu oyuna hoş geldin. '' diyerek odadan çıktı. Oyunmuş. Hah!
Söylenerek yataktan kalkıp banyoya girdim . Kendime çeki düzen vermem 1 saat sürmüştü. 1 saatin sonunda odadan çıkabildiğimde derin bir nefes aldım. Bakalım bu seferki intikam oyunumuzda neler yapacağız?
Mutfağa girmemle karşımda çok güzel bir kahvaltı gördüm.
''Dolapta bir şey yoktu?''
''Gülnaz almış.'' diyerek çoktan kahvaltıya başlamış olan Okanla birbirimizi süzmüştük. O takım elbise giymişti. Onunla kendimi kıyaslayınca ben daha sportif giyinmiştim.
''Otursana.'' dediğinde karşısına oturup çatalı alarak peynir yemeye başladım.
''Koca sofrada sadece peynir yediğine inanamıyorum.'' Tabi inanamaz. Önceki yaşamımda böyle sofralar olmadığı için sadece peynir yerdik. Alışmıştım. Bu yüzden peynirden başka bir şey yiyemezdim.
Çayımdan bir yudum aldıktan sonra çatalımı tekrar peynire batırdım.
''Anlat bakalım . Ne yapacağız?'' Elimdeki çatalı ağzıma götürdükten sonra bakışlarımı ona çevirdim.
''Biz yapmayacağız. Sen yapacaksın. Yani şimdilik. Ben finalde ortaya çıkacağım.''
''Kitap mı yazıyoruz Okan ya?'' Sorumu gereksiz bulduğu için cevap vermemişti. Ben de ona aldırış etmeden kahvaltımı yapmaya devam ettim.
''Birini kendine bağlamanı istiyorum.'' Her zaman istediği şey.
''Kolay iş.''
''Kolay iş değil.'' Başımı kaldırıp ona baktım.
''Birini daha önce de etkiledim. Kendime bağladım. Neresi zor?''
''O öyle biri değil.'' Yüzündeki ifadeden ne düşündüğünü anlayamıyordum. Onun ne düşündüğünü
hiçbir zaman anlayamıyordum.
''Açık konuşacak mısın?'' dediğimde çatalı masaya bıraktı. Gerçi çıkan sese göre bıraktı demek hafif kalırdı.
''Onu etkilemek kolay. Tanıştığınız gece yatağa girersin. Bu onun için ilk olmaz . Her gece farklı bir kadınla. Senden istediğim onu kendine bağlaman. Tek gecelik değil bir ömürlük bir ilişkiniz olsun. Tabi o böyle düşünecek. Sen ona aşık olmayacaksın.'' Bir bok anladıysam...
''Bunu niye yapıyoruz? ''
''Çünkü hakkında öğrenmemiz gerekenler var ve şu ana kadar kimseye anlatmadı. '' Şimdi anlamıştım. O kişinin değer verdiği biri haline gelirsem bana hakkında her şeyi söylerdi ve böylece Okan'ın intikamı da kolaylaşırdı.
''Yalnız bir sorun var Arya.''
''Sorunlara alışığım Sayer.''
''Bak Arya. Şu ana kadar onun birlikte olduğu bütün kadınlar ona aşık. Hala peşinden koşanlar var. Senden istediğim-''
''Ona aşık olmamam. Ne zaman bitecek bu oyun.''
''Hakkında ihtiyacımız olan her şeye ulaştığımızda.'' dediğinde en uzun oyunumuza başlamadan önceki son günümün tadını çıkarmaya başlamıştım.
Kahvaltıyı bitirdikten sonra Okan'la birlikte televizyona film takıp izlemeye başladık. Tabi belirli bir zamandan sonra sıkılmıştım. Aslında konusu güzeldi ama aklım sürekli Okan'ın benden istediği şeyde takılıp kalmıştı. Korkmuyordum ama endişeliydim. Ona aşık olmaktan. Ama ben istemediğim sürece aşık olamazdım . Evet evet. Aynen öyle.
''Ben de sıkıldım. Hadi kapatalım.'' diyerek kumandayı eline alıp filmi kapattığında gülümsedim.
''O da okuyor mu?'' Kimden bahsettiğimi anlamıştı.
''Hayır. Okulu bırakmış senin gibi. Bir barın sahibi . Oradan gelen parayla geçiniyor.'' dediğinde başımı onaylar şekilde salladım.
''O kötü biri mi?'' dediğimde bana iyice yaklaşıp suratımı ellerinin arasına aldı. Teninin sıcaklığını hissettiğimde gözlerine odaklandım.
''Ne zaman iyilere zarar verdiğimi gördün?'' Haklıydı. Yine. Ve ben YİNE sustum.
Arkama yaslanıp derin bir nefes alırken Okan yanımdan kalktı ve çalışma odasına gitti. Daha sonra tekrar yanıma geldiğinde elinde bir kart vardı.
''Ehliyet almışsın!'' diyerek ayağa fırladığımda o da gülümsedi. Onun için iyi olan bir şey benim için de iyiydi.
''Şükür.'' diyerek boynuna atladığımda o da ellerini belime dolayarak sarılmama karşılık vermişti.
''Ee bir gezdirirsin artık.''
''Tabi güzelim atla da gezelim.'' dediğinde ona imrenerek baktım.
''Seni pis kro.'' dediğimde pis pis sırıtıyordu.
Evin anahtarını alıp evden çıktığımızda arabamız her zamanki yerinde duruyordu.
''Ehliyetimi aldığım için şoför Selim Amca'yı işten çıkardım.'' Bi dakika . Ne?
''İyi de o zor geçini-''
''Merak etme yeni bir iş de buldum ona göre.'' dediğinde derin bir nefes aldım. Okan gerçekten iyi biriydi. Canım ya.
Arabanın ön koltuğuna geçerek kemerimi taktım. Okan da biner binmez arabayı çalıştırdı ve evden uzaklaştık.
''Nereye gitmek istersin?'' Biraz düşündükten sonra cevap verdim.
''Sahilde dolaşalım?''
''Olur.'' diyerek direksiyonu sahil yoluna doğru kıvırdığında Okan'a doğru kaydığım için kolundan destek alıyordum.
''Dönmelerde sertsin.''
''Trafiğe ilk çıkışım olduğunu göz önünde bulundurursak çok bile iyiyim.''
''Ego yığını.'' diyerek söylendiğimde o trafiğe odaklandığı için cevap vermedi. Yoksa kesin bir cevap verirdi. Çünkü o Okan Sayer'di. Muhteşem erkek.
10 dakika sonra araba durduğunda sahile geldiğimizi anlamıştım.
Arabadan inmeden Okan'a baktım.
"Takım elbiseyle yürümeyi düşünmüyorsun değil mi?" Dediğimde elini alnında götürerek 'Ben onu hepten unuttum' diye yakınmaya başladı. Tabi zeki bende çareler tükenmedi.
"Sen bekle burda ben dondurma alıp geleyim." Dedikten sonra onun da onaylamasıyla arabadan indim.
Sahile indiğimde etraf çok kalabalıktı. El ele yürüyen çiftler, ağlayan bebekler, kız kıza yürüyüşe çıkanlar, kaykayla şov yapan ergenler... Hepsinin arasında güçlükle ilerlemeye çalışıp önüme gelen ilk dondurmacıda durdum.
"2 tane Muzlu. " dedikten sonra birinin omzuma dokunmasıyla kafamı çevirdim.
Tanımadığım bir yüz vardı karşımda.
"Sıramı kapmışsın." Sinirlenme Arya , sakin ol.
"Sıranı kaptırmışsın."
"Bir Özür dilesen?"
"Özürümü beklemesen?" Dedikten sonra Dondurmaları aldığım gibi hızla yürümeye başladım. Böyle gereksiz insanlar noye yaşıyordu ki?
"Heyy sen! Paranın üstünü al!" Yine aynı sesin bana bağırmasıyla adım atmakta olan ayağımı yere serçe vurup dişlerimi sıkarak konuştum.
"Parami ver ve def ol!"
"Biraz kibar ol be kızım. "
"Peki. Istedigin Kibarlık olsun. Paramı verip def olur musun lütfen? " Yapmacık bir gülümsemeyle paramı alıp bir şey demesine izin vermeden yürümeye başladım.
Onu orda göt gibi bıraktığım için yüzümde zafer tebessümü belirmişti.
"Ne gülüyorsun kızım?" Arabanın kapısına yaslanıp beni süzen Okan'ın bana dediği şeyle kendimi toparlayip dondurmayı uzattım.
"Hiç. Uzun zamandır dondurma yemediğim için mutlu oldum." Arabaya tekrar bindiğimizde hava kararmak üzereydi.
Eve gidene kadar pek konuşmamıştık. Okan aklına geldikçe yeni planımızda nasıl davranmam gerektiğini söylüyordu. Ben de anladım biçiminde başımı sallıyordum.
Heyecanlı mıydım ? Hayır. Çünkü bunun gibi bir çok insanı kandırdım. Bununla da işim uzun sürmezdi.
Dondurmayı bitirdikten sonra elimi peçeteyle silerek temizledim.
"Okan."
"Hı?" Yap hadi Arya. Sor hadi.
"Ailem neden öldürüldü? " Soruma cevap verecekken tekrar konuştum.
"Bak biliyorum. Yine her zamanki gibi zamanı gelince öğreneceksin diyeceksin ama bilmek en çok benim hakkım. Bence zamanı geldi geçiyor bile."
"Buna ben karar veririm Arya. Bilmek hakkın. Bu yüzden doğru zamanı beklemen gerek." Lanet olası. Ne zamanı gerçekten merak ediyorum. Saçmalık. Şimdi söylese ölür sanki. Böyle insanları gerçekten anlamıyorum.
Konuyu kapatıp kafamı cama dayayarak etrafi izlemeye başladım. Güneş yavaş yavaş batarken öyle güzel olmuştu ki hava.
Güneşin batışını izleyenler şanssız olur demişti anneannem. Izliyorum lan . Daha ne kadar şanssız olabilirdim ki sonuçta.
Sanki dünyadaki herkes şanslıymış da ben çöpmüsüm gibi hissediyordum. Halimden yakınıyordum. Ama benden beterleri de vardı. Hiç anne baba yüzü görmeden büyüyen çocuklar, annesi babası tarafından zorla çalıştırılip okutulmayanlar, ya da ölümcül hastalığı olanlar... Onların durumları aklıma geldikçe halime yakınmayi bırakıp olduğum durumu değerlendirmeye çalışıyordum.
Evet , annem babam abim ve kardeşim öldüğü için hayatım değişti. Ama hala ölmedim. Hala nefes alıp sağlıklı bir şekilde yaşayabiliyorum. Ve bunları Okan'a borçluyum. Borcumu nasıl ödemem gerekirse öyle ödeyeceğim. En azından bunu yapabilmeliyim.
***
"Kalkma vakti uykucu!"
"Uykucu senin anan!" Diyerek örtüyü başıma kadar çekip uyumaya çalıştım.
"Yeter lan her sabah aynı fasıl. Kalk da uğraştırma beni hem bugün yeni oyuncağınla tanışacaksın." Dediğinde örtüyü açıp uykulu şişmiş gözlerimle ona baktım.
"Oyuncak diyince aklıma geldi de. Senden istediğim magazin dergisini niye almamıştın?"
"Sevdiğin ünlünün ölüm haberini görme diye." Duyduklarım şaka falan mıydı?
Yataktan sıçrayarak ellerimle boğazını sıkmaya başladım.
"Kimdi lan o? Söyle." Ellerimden kurtulup biraz öksürdükten sona konuşmayı akıl etmişti.
"Yok öyle bir şey. Kalk diye demiştim. " dudağınin kenarı hafifce yukarı kıvrıldı.
"İşe de yaradı."
"Adi."diyerek dizimle karnına tekme attığımda bu hareketimi beklemediği için afallamıştı.
"Lanet olsun sana şu hareketleri öğrettiğim güne." Dediğinde onun az önceki sinsi gülüşünü yüzüme yerleştirdim.
"İşe de yaradı." Dediğimde omuzlarımdan tutup beni banyoya ittirdi.
"Hazırlan hadi."
"Şu oyuncağın ismi neydi?"
"Bartu. Bartu Erez."
"Ne lan öyle Bartu Melez gibi?" Son dalgamı da geçip banyoya girdim. Aynaya bakma cesaretini kendimde bulamadığım için elimi yüzümü iyice yıkayıp saçlarımı topuz yaptım. Banyodan çıkıp dolabıma yöneldim.
Yeni oyunum için kendimi değiştirmeye çalışmadım. Her zamanki ben gibi giyindim.
Siyah dar paça pantolonumu üzerine de krem rengi kazağımı geçirip altıma krem kısa botlarımı giydim ve saçlarımı saldım.
Dalgalı saçlarımla uyumlu olsun diye de biraz eyeliener çektim gözlerime. Biraz da parlatıcı sürdükten sonra telefonumu alıp odadan çıktım.
Okan oturma odasında beni bekliyordu. Beni görünce ayağa kalkıp uzun bir süre süzdükten sonra kapıya yöneldi.
"Nereye gideceğiz?"
"Bara. "
"Orada olduğunu nereden biliyorsun?"
"Takip etmeleri için adam tutmuştum." Diyerek kapıyı açtığında yanından geçip dışarıya çıktım. Arabanın kapısını açarak ön koltuğa oturdum ve kemerimi taktım.
Yol boyunca Okanla hiç konuşmadık. Gece geç yattığı için uykusuz olduğunu söylemişti.
Beni bara bıraktıktan sonra eve gidip uyuyacağı için bu işte tek başıma kalmıştım.
Araba yavaşlayınca camdan dışarı baktım.
Uzun bir sokaktaydık. Her yerde bar tabelaları vardı. Okan arabayı durdurduğunda yutkundum. Korkudan değil, endişeden.
"Burası hiç tekin değil. "
"Nasıl bir yer bekliyordun Arya'cım. Mesela alışveriş merkezinin içinde bar olsa olur muydu?"
"Geç dalganı geç. Ya başıma bir şey gelirse."
"Lan ben o kadar dövüş taktiğini duvara mı öğrettim?" Sorusuna yanıt verip tartışmayı uzatmadan arabanın kapağını açtım. Tam çıkacakken Okan'ın ellerinin bileğimi kavramasıyla başımı ona çevirdim.
"Sakın onu sinirlendirme. Yoksa bırak onun değer verdiği kişi olmayı yanına 1 cm bile yaklaşamazsın." Son uyarısı dikkatimi çekmişti. Nasıl bir insandı bu? İnsanların korktuğu biri olsa gerek ki Okan bana bu uyarıları yapıyor. Görelim bakalım şu Bartu Erez'i.