Lütfen hikayemin son derece değerli okuyucuları. Nolursunuz kabul ediyorum çok ara verdim ama söz artık düzenli yazacağım. Hayalet okuyucu olmak nasıldır bilirim belki içinizden yorum yapmak da gelmiyor ama lütfen bir yorum bir vote. Hadi tamam yorum yapmaya üşendiniz votelamak tek tuş lütfen tek isteğim bu :) Bu arada geçen bölüme o tek vote u yapan @zeryarjin e içten teşekkürlerimi sunuyor ve bu bölümü ona ithaf ediyorum.
Msj atsam mııı atmasam mıı. Lan geldiğimden beri bunu düşünüyorum beyin dayanır mı? Ha dayanır mı siz söyleyin lütfen. Dayanmaz tabiiki benim beyin devrelerim de yandı haliyle. Şuan üç saattir yatağımın üstünde sakin sakin oturmuş bunu düşünüyorum desemde siz inanmayın çünküüü HİÇ DE SAKİN DEĞİLİM TAMAM MI ?! Ya ne duvara kafa atmadığım kaldı ne de amuda kalkmadığım ne de saçma sapan müzikler açıp salak salak dans etmediğim hayır hepsini yaptım hepsini!! Ya antrenmana gitsem olmayacak çünkü onu zaten bugün yaptım. Pes doğrusu yani. Hayır ama içimdeki sıkıntı bir türlü gitmiyor. Atmıyorum mesaj filan atmıyorum! Telefonu yatağın üstüne sakince koydum (iphone o iphone boru değil) ve kendimi dışarı attım. Belki açık hava iyi gelirdi. Ama yook hiç Elizya durabilir mi ? Hayır. İçeri girip tayt ve askılı üstten oluşan spor kıyafetlerimi giydim ve koşuya çıktım. Koşarken dinlemeyi en çok sevdiğim şarkıcı Eminem çünkü ritim tutmak daha basit. Ya o değilde Gökberk iyi çocukmuş. Hayır ama onu da bırak ben ne yapacağım ya? Adonis'den ve arkadaşlarından köle bucak kaçıyorum ama kaç kaç nereye kadar ? Eninde sonunda karşılaşmak zorundayız sonuçta aynı kulüpteyiz ve ben resmi olarak zamanımın %90 'ını kulüpte harcamak zorundayım çünkü yarışlara hazırlanıyoruz. Son xamanlarda manda yavrumu (Ada'yı) bile göremiyorum yani iş ciddi , klubün favori yüzücüleri Adonis ve benim resmen adamlar bize bel bağlıyor tamam şimdi İstanbul'un en iyi yüzme klubünde bir tek ikiniz mi varsınız diyebilirsiniz ve tabiiki hayır sadece biz yokuz ama onlardan yine de bir kol önde sayılırız ;)
Buyrun burdan yakın Adonis mi o koşan ? Ya allah kahretsin nasıl ya? Bu kadar mı şansızsın kızım Elizya of gördü de şimdi beni saklanamam mecbur durmam lazım.
-Aa Adonis sen de mi burdaydın bak hiç düşünme-
-Kızım sen gerizekalı mısın ya? Ya sen nasıl bir belasın bana biraz anlatsana ya ben seni var ya ! Ya kızım sen beni nasıl rezil edersin tüm kulübün önünde ?! Ben senin burnundan getirmeden bu olayın peşini bırakır mıyım sanıyorsun ?!
Evet arkadaşlar bunları söylerken Adonis beni hayvan gibi olan o koluyla ağacın birine yapıştırmıştı boğazımı sıkıyordu ve nefes alamıyordum. Aha dur sıkmıyormuş bu kadar yakın olduğumuz için nefesimi tutmuşum ya. Ağlasam mı gülsem mi bilemedim şimdi ben. Ya da durun önce bi nefes alayım yoksa ikisini de yapamayarak öleceğim ama bu burnumun dibinde burnundan soluyan bir Adonis varken nasıl olacak çok merak ediyorum. Derin bir nefes aldım sonunda ! Akciğerlerim bayram etti olm az mı bu ?! Ya neyse çocuk benden cevap bekliyor galiba.
- Bak Adonis ne desen haklısın yaptığım rezillikti ama sadece seni değil kendimi de rezil ettim ve bu hiçbir şekilde sana gelip de yakamdan beni ağaca yapıştırmana imkan ve olanak vermez ! Bırak len beni ! (Kabul edin Elizya yumuşayacak sandınız :D)
- Bırakmazsam ne olur ? Yine mi rezil edersin kızım seni doğdu-
Öksürerek eğildim ve kendimi çimenlerin üstüne attım. Adonis hemen eğildi.
-Elizya iyi misin sen ? Noluyor kızım kalksana daha ben sana kızacaktım! Niye öksürüyorsun hala konuşsana!
Derken sırtıma bir tane geçirdi. Adonis ben seni var ya öküz ! O nasıl vurmak ya ama ben demiştim intikamımı alacağım diye buyrun ablanızın oyunculuğunu izleyin.
- Adonis öhö öhö b-ben çok kötüyüm lütfen hastaneye gidelim !
-Tamam ya kalk başımın belası!
Ama ben kalkar mıyım hiç ? O Adonis beni kucağına alacak !
- Ya sen mal mısın? öhö öhö ya ölüyorum diyorum ne diyor?!
-Öff tamam be!
Diyip kucağına aldı. Bakın ben ne demiştiim o çocuk bu Elizya'yı kucağına alacak işte o kadar. Neyse de durun bu mal beni nereye götürüyor ?
- Neree gidiyoruz öhö öhö ya ?
- Ya bu harbi mal arabaya gidiyoruz kurbağa arabaya!
Tamam jeton şimdi düştü 8 köşeli de. Lütfen vurmayın tabiiki hastaneye yürüyerek gideceğimizi zannetmiyordum hiç olur mu öyle şey ? :)Oha yalnız oha bu çocuğunarabasını ben ilk defa görüyorum. Porsche lan bu ! Üstü açılır kapanır hem de. Allahım sana geliyorum bu ne ya bırak sen beni bırak Adonis sen beni arabanın kucağına ver Adonis kulun kölen olayım bu nedir ya?!
-Arabayla sevişmen bittiyse gidebilir miyiz?
-Aaaa ne münasebet sevişmek filan Adonisciğim hiç sana yakışıyor mu ? Hem sanki hiç görmedim abartma yani görende bir şey zannedecek altı üstü araba işte.
Elizya sen nasıl bir gerizekalısın ya ? Ya resmen Porsche'ye altı üstü araba dedi bi yürü git kızım hoşt! Sensin altı üstü araba hıh.
Buyrun işte iç sesin muhteşem dönüşü ben de ortaya çıkmadı diyordum tam seviniyordum ki geldi yine münasebetsiz ya bi git senin ismini duymak cismini de görmek istemiyorum kızım içimdeki sürtük müsün nesin ?
Ya salak bu kız ya kızım biz bir kişiyiz yani bana sürtük dersen kendime de demiş olursun bu bir. Ha ikinciside normalde senin beni duyamaman ve özellikle de görememen gerekiyor ama sen artık nasıl bir değişiksen ikisini de yapabiliyorsun maşallah yani anneni bir tebrik etmek lazım.
Aman ya bir sus sıktın.Tabiiki biz iç sesle bu tartışmaları yaparken çoktan bindik arabaya hastaneye gidiyoruz ben arada yalancıktan öksürük krizlerine giriyorum ve kesinlikle ama kesinlikle arabanın o muhteşem yumuşaklıktaki üzelim koltuklarıyla ilişkiye girmedim. Hayır canım bunu da nereden çıkardınız ?
-Elizya kalk geldik,diyen Adonis'in sözleriyle gözümü açtım. Hayır ne güzelmiş bu çocuğun sesiyle uyanmak? Al işte uyku sersemliliği hep bunlar. Ne ara uyudu bu diyenlerinize cevabım şudur ki bir Elizyananator her nereyi bulursa orda iki dakikada uyuyabilir. Anladınız mı şimdi .
- Geldik mi diyerekten arabadan indim.
Hayır aslında anlamıyorum brisi geldik dediyse gelmişizdir niye yalan söylesin ki ? Ama ağız alışkanlığı işte soruyoruz. Neyse içeri girdik kimlik filan istediler vs.vs. Tabiki ben Bület Bey'i istedim saçmalamayın foyamı sadece o biliyor. Neyse işte biz gittik Bülent Bey'in odasına giridik filan.
Bülent Bey konuşmaya başladı:
- Evet Elizya hanım şikayetiniz neydi?
Derken bana hafifçe göz kırpmıştı. E anladı adam yani çünkü iki gün önce hastaneden çıkmadan full kontrol yapmışlardı, hasta olsam o zaman anlaşılırdı.
-Ya çok kötü öksürüyorum normal değil durmayacak gibi.
- Tamam o zaman akciğerlerinizin filmini çekelim. Bu arada beyefendi burada bekleyebilir.
Adonis'i arkamızda bırakıp odadan çıktık. Bir yandan da hala vicdnımla yarışıyordum. Acaba yapmasam mı ? Çok mu ağır olur ? Zaten aramız iyi değil bu kadar çok bozmaya bir intikam yüzünden gerek var mıydı gerçekten? Gerçeği öğrennce çok kızardı ve üzülürdü. Aynı şey bana yapılsa şahsen hayatımda bir daha o kişiyle konuşmaz ve güvenemezdim. Tama bu kadar düşünce üzerine bunu yapamazdım.
-Çünkü ona değer veriyorsun.
Sen nerden çıktın allahın belası iç ses? Ha nerden çıktın? KÜçük kardeşim yoktu ama onun yerine bu mal vardı. Suçum neydi benim ya ?
-Vermiyorum
-Veriyorsun
-Vermiyorum ya !
Biraz daha üzerime giderse ağlayabilirdim ve Bülent Bey bana salakmışım gibi bakardı. Bu yüzden onu kafamın en kuytu köşelerinden birindeki kafesin içine tıktım ve Bülent Bey'e döndüm.
- Ben ona bunu yapamam Bülent Bey. Vazgeçelim. Siz de hafif bir soğuk algınlığı der geçersiniz.
-Kızım karışmam ne kadar doğru bilmiyorum ama bence doğru bir karar verdin. İnsanların kanser olduklarını öğrenince yakılarının verdikleri tepkiyi bu kadar yakından gören biri olarak söylüyorum ki böyle bir şeyi kimsenin yaşamasını istemem hele ki aptalca bir şaka üzerine.
-Bencede Bülent bey siz sadece soğuk algınığı olduğunu söyleyin.
Odaya döndüğümüzde Adonis yüzündeki hafif endişeli simayla bekliyordu. Bülent bey lindeki başka bir hastanın filmlerine bakarak şöyle dedi.
-Endişelenmeye gerek yok Elizya Hanımınki sadece hafif bir soğuk algınlığı.
Bunu söylediğinde Adonis'in yüzündeki o rahatlama ifadesini görüm ve kendi kendime dedim ki ne kadar doğru bir karar verdiğim buradan belli.Sanırım bu çocuk bana değer veriyor yoksa niye endişelensin ve sonra rahatlasın ki ? Al işte şimdi de gece uykularımı kaçıracak bir düşüne oluştu kafamda of.
Adonis Bülent Bey'e teşekkür etti ve oradan ayrıldık. Adonis o 5 dakikalık sessizliği bıçak gibi böldü :
-Ne yapmak istersin? Bugün bendensin affettim seni.
-Bilmiyorum sanırım biraz kafa dinlemek istiyorum hastanelerden hiç hoşlanmam yoruldum galiba.
-Peki o zaman şanslı günündesin. Benim kafa dinlemek istediğimde gittiğim bir yer var seni oraya götüreceğim.
Adonis'in sevgili Porsche'sine atladık ve yola çıktık. Tabiiki de Adonis kapımı açmadı çok bekleriz daha ondan böyle bir centilmenliği. Adam öküz diyorum öküz. Siz hala neler düşünüyorsunuz cık cık cık.
BU arada yaklaşık bir saattir yoldaydık ve hala gideceğimiz yere varamamıştık. Bu çocuk her kafa dinlemek istediğinde bu kadar yol gidiyorsa sandığımdan daha zengindi. Sonuçta Porsche bile olsa su yakmıyor ki bu. Gerçi su yaksa bile pahalıya gelirdi sonuçta çağımızda su bile pahalı. Buyurun Elizya farkı. Ortamda konuşma olmayınca böyle salak salak düşüncelere dalıyorum. Ama ben kendimi böyle seviyorum lütfen. Sessizlik sıkmaya başlayınca konuştum:
- Ne kadar uzak bir yermiş gideceğimiz yer.
-Evet biraz uzak ama geldik zaten.
Arabadan indik. Burası bir uçurumun kenarıydı. Aşağıda muhteşem bir manzara vardı. Deniz ayaklarımızın altında olabildiğince uzanıyordu.Çok yüksekti ama hiç de korkmamıştım. Oldum olası böyle manzaraları seven biriydim ben. Zaten düşünmek isteyince kendimi bir şekilde deniz kenarında bulurdum. Güneşin son ışıkları denizin üzerinde oynaşırken gökyüzü kıpkırmızıydı. Deniz cam gibiydi öyle ki bu kadar yukarıda olduğum halde doğru açıdan bakınca dibi gözüküyordu.
-Adonis burası çook güzel. Ne diyeceğimi bilemiyorum beni buraya getirdiğin için gerçekten çok teşek-
-Teşekkür etme kurbağa. Yanıma gel.
Yanına yürüdüm. Sözümü kestiği ve bana kurbağa dediği için hafiften kızmıştım ama belli etmedim. Sonuçta beni buraya getirmeyebilirdi de. Adonis'den beklenmeyecek bir incelik. Ama zaten hoş, bu çocuğu anlayamıyordum. Bir iyiydi bir kötü. Bir kibardı bir öküz. Tanıştığımızdan beri denge filan kalmamıştı bende. Dalgalara direnmeye çalışan bir kayık misali sallanıp duruyordum. Tam biraz daha sallarsa devrileceğim dediğim anda duruluyordu deniz. Deniz oydu. Gözlerine baktığımda şu manzaradan daha derin, daha güzel, çok daha özel kıvılcımlar görüyordum. Gözlerine baktığımda gördüklerimin yanında bu manzara bir hiçti. Beni buraya getirmese sadece göz göze kalsak şimdi olduğu gibi bana yeterdi. Ama bazen inceliği tutuyordu işte.
-Gel otur yanıma
Oturdum. Kulağıma eğildi ve dedi ki:
-Bir oyun oynayacağız. Var mısın ?